SEVGİLİ GÜNLÜK…
Bayadır seninle dertleşmiyorduk o yüzden bu sefer nasıl bir giriş yapmam, hangi konulardan bahsetmem gerektiğini bilmiyorum. Bu gün biraz aşktan bahsetmek isterim ama öncesinde son yaşanmışlıkları da kısaca bir özetlemekten zarar gelmez diye düşünüyorum.
En son epilepsi hastalığımdan bahsetmiştik, o konuda bir gelişme yok hatta kötüleşmeye başladı diyebiliriz. Nöbet geçirme şekillerim ve sıklıkları arttı ne yazık ki, doktor ilacın gramını arttırmamız gerektiğini söyledi ve emin olmak için birkaç test aşamasındayız. İstanbul’a veya İzmir’e taşınabilsek veya her gerektiği zaman rahatça gidebilsek bu konuda belki biraz gelişme yaşayabilirdik ama maalesef…
Bir keresinde BABA başlıklı bir sayfa yazmıştım, o sayfaya bir bölüm daha ekleyecektim çünkü babamla aramızın belki de en çok açıldığı döneme girmiştik. O satırlarda babamı savunduğum kısımlarda olmuştu ama ondan sonra ekleyeceklerimde olmamıştı ve bu durum her zaman ki gibi fazla uzun sürmedi.
Beni sevdiğini, değer verdiğini sık sık söylüyordu ama annem aldatıp gittiği için beni sürekli annemle kıyaslayıp belki de ona etmek isteyip edemediği hakaretlerini bana savurduğu zamanlar hep olmuştu ama son zamanlarda bu durum arttığı için savunmakta biraz zorlanmaya başlamış olabilirim ama benim her şeye rağmen babama olan düşkünlüğüm ayrıydı ve o yüzden uzun sürmedi galiba. Bu hakaretlerin yanında başka şeylerde vardı tabi ama onları yazdığım sayfada az çok anlattım zaten.
Neden bilmem ama ortanca kardeşim ise son zamanlarda bana karşı içinde bir kin besliyor gibi. Her zaman kavga ederdik ama şu sıralar durduk yere kendi halimde otururken bile sataşıyor, sinirlenip hakaretler falan ediyor ve hiçbir zaman hiçbir şeyden memnun kalmıyor. Normalde kavgalarımız bu kadar büyükte değildi ama en ufak şeyler bile en büyük kavgalara dönüşmeye başladı, günün sonunda barışırdık da ama öyle bir şey de olmuyor artık.
Her neyse son günleri böylece özetlemiş olduk şimdi bu gün ki konumuza geçebiliriz. Biliyorsun ki sevgili günlük benim yazar olma gibi bir hayalim var ve son zamanlarda yazmaya ne kadar fırsat bulamasam da özellikle biri olmak üzere yazdığım kitaplardaki karakterlere kendimden mutlaka bir veya daha fazla özellik eklerim ve o karaktere aşk hakkında ki düşüncelerimi eklemiştim. “Aşkta plan olmaz.” Demiştim. Cidden de öyleydi.
Benimde onun gibi aşka karşı farklı bir merakım vardı, nasıl bir şey olduğunu, nasıl hissettirdiğini, o midede uçuşan kelebeklerin kanatlarından kaynaklı hafif gıdıklanmayı, kalpte açan çiçeklerin uyandırdığı bahar mevsiminin huzurunu merak etmiştim.
Ve bir seneden fazla oldu sevgili günlük onu bulalı. Şimdiye kadar aşk hayatında yaptığım hataların gözümün önünde canlanması ve utanmama sebep oluyordu ama bu hataları yaşamasaydım yine böyle olur muyduk bilemiyorum da.
Bu hataları yaptığım dönemlerde azda olsa kriterlerim vardı hemen hemen her kız gibi benden uzun olmasını tercih ederdim ama şuan aşık olduğum kişi benden kısa ve çok minnoş. Asla aşılmaz dediğim bir diğer kriter ise benden küçük olmasıydı ve aşılmadı da yaş olarak benden büyük.
Kuzenim ile sohbet ederken öyle şakasına açılmış bir konuydu ve ben ciddiye almış “Bilmiyorum.” Falan diye geçiştirmiştim. Kuzenim ise “Huyu suyu çok iyi.” Falan diye övmüştü. Kaynı oluyordu ve bu durum ciddiye bindiği için kuzenim ile elti olma yoluna doğru ilerliyoruz. Fotoğrafını gösterdi bir yorum yapmadım, yaşa takılmıştım biraz. Evet benden büyük olmasını istiyordum ama o an için 6 yaş fazla gelmişti. Bacağının birisinin protez olduğunu bildirmişti sanki ben böyle şeyleri kafaya takarmışım gibi benim hastalığım bu durumdan beterdi asıl ona sormak lazımdı bu durumun rahatsız edip etmeyeceğini ama onun içinde sorun yoktu.
Aşktan uzaklaşmaya başladığım bir dönemdi ama doğru kişiyi kaybetme korkusu da vardı bende ve iyi ki de bu korku vardı. Cidden kuzenimin övdüğü kadar var mı diye merak ettim ve tamam dedim. Konuşmaya başladığımız an bile aniden pozitif bir enerji almıştım. Sohbetimiz boyunca daha önce hiç rastlamadığım kadar kibardı ve bu sohbeti direk ileriye taşımak yerine cidden sadece beni tanımak için uğraşmıştı.
Sevdiğim ve sevmediğim şeyleri soruyordu, ben biraz utangaç olduğumdan hep sessiz kalıyordum ama bu durum onu rahatsız etmemişti ve yeni konular açıp sohbeti ilerletmeyi başarıyordu. Sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler neredeyse tamamen aynıydı, onun benden en büyük farkları sadece ben çabuk sinirlenirdim fakat dışarı çok yansıtmazdım ama o çok sakindi, ben uyum sağlamakta aşırı zorlanırdım ama o neredeyse her sohbete, konuya, ortama uyum sağlardı. Uyum sağlamak istemediği ortamlar hariç. Ben her şeyi çok kafaya takar aşırı detaylı düşünüp strese girerdim ama o çoğunlukla sakindi ve beni de sakinleştiriyordu.
Tanışmamızın ardından çok uzun bir zaman dilimi geçmemişti aslında sadece iki gün ve ben üniversite sınavına girecektim ve sınav çıkışı buluşmaya karar verdik.
Daha tanışmanın başında hissettiğim o pozitif enerji buluşmamızda iki katına çoktan çıkmıştı bile. Benden bir iki santim kısa boyu ve hafif kilolu görünümü bir insanı nasıl bu kadar sevimli gösterebilirdi ki, benim gözümde fazlasıyla sevimli görünmüştü, öyleydi de.
Ben bir insanla göz göze gelmekten fazlasıyla çekinirdim, huzursuz olurdum ama gözleri o kadar güzeldi ki onun gözlerine bakarken huzursuz olduğum için değil tatlı bir utangaçlık yaşadığım için kaçırıyordum ama ilerleyen zamanlarda bu duruma alıştığım için uzun uzun bakabiliyordum artık.
Ona göz rengini sorsanız kahverengi der ama değil, kehribar renginin yoğun olduğu, göz bebeğinin biraz altında nokta nokta yeşillikleri ,yine göz bebeğinin alt kısımlarında ama en altlarda maviliklerin bulunduğu, özellikle güneşte ışıl ışıl parlayan ela renginde ki gözlerinin uzun kirpikleri, masum bakışları ile güzelliği derinleşiyordu.
Peki bu bakışlar ne kadar mı masumdu? Şöyle özetleyeyim, biz kadınlarda gerekli veya gereksiz trip atma geni oldukça yaygın bunu biliyoruz, bu bende o kadar geçerli değil ama içimde yoğun bir trip atma isteği uyanmıyor da değil tabi. Trip atmamı gerektirecek bir şeyde yapmıyor. Bir keresinde kendimi tutamadım biraz trip atim diye şakacıktan rast gele bir konu seçtim ve daha trip atmak için sadece giriş yaptığımda öyle bir baktı ki şakacıktan da olsa devamını getiremedim. Öyle masum bakıyordu, şakacıktan da olsa bir trip atmaya cesaret edemeyeceğim kadar…
Benim aksime bitmek bilmeyen masum gülüşünün güzelliğini tarif etmenin bir yolu var mı bilemiyorum. Şu da var ki sakaldan da nefret ederdim ben yüzüme değmesini asla sevmezdim ama bu durum onda yine tam tersi oluyordu, sakalları yanağıma değdikçe ayrı bir huzurlu oluyordum, mayışıyor, uykum bile geliyordu ve yanağını, yanağımdan uzaklaştırdığında hafif bir yanma hissediyordum sadece ama uzaklaştırmadığı sürece o yanma hissi asla olmuyordu.
En mükemmel ilişkilerde bile ufak çaplı kavga veya tartışma olurdu ama ben o sinirli yapıma rağmen kimseyle tartışmaya bile girebilen biri değildim bir çok kişiye de bu yüzden kendimi ezdirmiş ligim bile olmuştu ama onunla şu bir sene içinde zaten hiç tartışmış lığımız da olmamıştı, pek sorun yaşadığımızda olmadı ama olduğu o nadir anlarda da sakince konuşup dakikalar içinde halletmiştik.
Güvenimi ise ayrı bir kazanmıştı, ben normalde temastan çekinen biriydim ve sevgililik aşamalarında bu konuda koyduğum kendimce bir sınırlarım vardı ve bu sınırlara hiçbir erkeğin saygısı olmamıştı, onun dışında. Beni öpmeye çalıştığında direk yanağımı çeviren biriydim ben ama onda bu durum geçerli değildi çünkü biliyorum ki benim sınırlarıma saygısı vardı ve benim rahatsız olacağım bir şeyi yapmazdı, yapmadı da.
Şuan bir kızımız var ismi Amanda, kızımız derken bir tavşandan bahsediyorum tabi. Kuzenim doğum günümde hediye etmişti. Kuzenim ne kadar hediye olarak alsa da şakacıktan “Büyüse de, yesek artık.” Diye dalga geçiyordu ve dediğim gibi uyum sağlayan biri olduğu için oda şakacıktan eşlik ediyordu ama Amanda’dan çok kuzenimin değil de kardeşinin aldığı tavşana yapıyordu bu şakayı ama bir kere Amanda içinde yapmıştı ilk tribimi o zaman atmıştım. “Kızımız için nasıl böyle konuşursun?” dediğimde bakışları değişmişti ama şu şekilde değişmişti, kızımız olarak bahsetmem hoşuna gitmişti ve o şakaya eşlik etmedi bir daha hatta cidden kızımız gibi davranmaya başladı diyebilirim.
Ben yurda gittiğimde ise kardeşlerim bakamıyor diye Amanda’yı ona emanet etmiştim ve bana attığı bir videoda kızımız babasını tanımak için onu kokladığında sanki yanağına öpücük konduruyormuş gibi bir görüntü oluşmuştu ve bu görüntünün sevimliliğini bam başkaydı.
Uzun zamandır ona saç örmeyi öğretmeye de çalışıyorum çünkü başaramasa bile saçımı örmek için gösterdiği çaba hoşuma gidiyordu. En çok da kısa ve tombiş parmakları yüzünden zorlanıyordu örmekte ama başardığı zamanda ise ikimizin mutluluğu fazlasıyla büyüktü. Normal örgüyü tamamen başarabildiğinde ise bildiğim diğer örgü sitillerini öğreteceğim…
Abisi ile kuzenimin düğünü ise çok kısa bir süre önce gerçekleşti ve babası artık bizim üstümüze düşmeye başladı. Hiç değilse bir yüzük takılsın düşüncesinde. Babamın pek sıcak baktığı söylenemez tabi, tanışmak adına bir çay içmeyi bile zor kabul ettirdiler diyebiliriz. “O konu açılmadığı sürece çay içmeye gelebilirsiniz.” Dediğinde günlerce o şoku üstümden atamadım çünkü bunu bile beklemiyordum. O gün geldiğinde ise derin bir sohbete daldılar bile sırf babam o konuyu açmayın dedi diye erkek arkadaşımı getirmediler , o uzun sohbetin ardından tam kalkacakken “Sen bir düşün bu konuyu.” Dediklerinde bile babam parladı zaten ama inşallah alışacak bu duruma.
Bu konuyu zaten bir tek kalkacakları sırada sadece “Düşün.” Diyerek açtılar onun dışındaki sohbetler hep başka konulardandı. Ortalık bu yüzden gergin o gece ne kadar sakin geçse de sonraki günler babamın bize yansıttığı öfke farklı.
Her neyse tahminimden fazla özel konulara girdim, son satırlarımda ise şunları eklemek isterim. Bizim ilişkimiz böyle güzel ama her insanın ilişkisi bu şartlar ile güzel olacak diye bir kanun yok. Herkesin ilişkisini güzel kılan şeyler farklıdır bize ters gelen şeyler başkalarının ilişkisini güzelleştiren şeyler olabilir ama bazen aşk ile takıntıyı karıştırmamakta fayda var.
Kimileri der zıt kutuplar birbirini çeker kimisi de der insan sevdiğine benzer ama ben ikisine de katılmıyorum. İnsanın aşkı bulduğu kişi ihtiyaç duyduğu kişilikten oluşur bana göre kimisi kendisi ile barışık değildir bu yüzden kendi kişiliğinin tam tersi birine ihtiyaç duyar kimisi ise kendi gibi bir kişiye daha. Bazen bu durum insanın kendisi ile barışık olması ile kaynaklanan bir şey de değildir ben kendim ile barışık değilim ama aşkı bulduğum kişi ile çoğunluk ile birbirimize benzer özelliklerimiz var. İhtiyaç duyduğum kişilik ise ortak olmayan o nadir farklarımızdır belki kim bilebilir. Fakat bence aşk konusunda ki teorilerden bana göre sadece biri doğru olabilir oda “İnsan sevdiğinin yanında çocuklaşır.” Bence bunun doğru olma ihtimali diğerlerinin yanında daha olası.
Bu günlük bu kadar sanırım hoşça kal sevgili günlük…
Bu günlük yazılarımda sizce özelimi fazlamı anlatıyorum bilgilendirir misiniz çoğu zaman detaylı düşünmeden yazıyorum çünkü bu şekilde iyi geliyor 🥰