"İnsan en çok her şeyin yerli yerinde olduğunu sandığı gün yanılır.Çünkü hayat,en büyük değişimleri sessizce başlatmayı sever.Farkına vardığında ise iplerin artık kendisinde değil,kaderin ellerinde olduğunu anlar.Bu gerçeği sindirmek ise biraz zaman alır çünkü insan,en çok inanmak istediği yalanlara tutunur."
───୨ ৎ───
Editörüm son kontrolleri yaparken bende kendime bir fincan daha kahve aldım. Sıcak kahvenin keskin kokusu odamı sarıyordu. Bu tanıdık kokuyu içime çekmek için derin bir nefes aldım .O esnada masada sessizce titreyen telefonuma baktım. Hızla telefonu elime aldım ve üzerinde yazan yazıya kısaca göz gezdirip telefonu açtım.
"Efendim İlsu"
"Arinciğim bölüm düzenlemesi tamamlandı. Bölümü yollamamız gereken saat de yaklaşıyor. Kısa bir toplantı yapalım mı?" diye sordu editörüm İlsu. Yorgun ve sakin sesimle konuştum
"Yapalım İlsum" dedim ismini uzatarak. Ardından İlsu telefonu kapattı ve toplantının başlaması için belirlediği saati mesaj olarak attı. Toplantının neredeyse sabaha kadar süreceğini anlamam pek de uzun sürmedi. İç çekerek duvarda duran saatime baktım. Kendine hayrı olmayan antika bir saatti ve muhtemelen birkaç dakika ileride gösteriyordu. Dalgınca mırıldandım "04.12"dedim ve hala sıcak olan kupamı avuçlarımın arasına aldım. Sıcak kupa avuçlarımı ısıtırken derin bir nefes aldım ve kendi kendime konuşarak odama doğru ilerledim. "Sadece 1 bölüm daha Arin, dayanabilirsin." diyerek kendimi avuttum. Odamdaki dağınık çalışma masasında az da olsa yer açarak laptopumu açtım. Saçımı hızla dağınık bir topuz yaptım ve masada karma karışık duran kulalığımı açmakla uğraşmadan bilgisayara bağladım. Kulaklığı kulağıma takıp sandalyeme oturdum.Toplantıya katıldığımda İlsu'nun telefonu ile ilgilendiğini gördüm.
"İlsu..."dedim tembellikle. İlsu hemen başını telefondan kaldırdı ve toplantıya katıldığımı farketti.
"Merhaba Arin.Hemen konuya gireceğim. Yayınevinden pazarlama konusunda sorun çıkarttığına dair bir talep var."dedi ciddiyetle.
"Yine neyi değiştirmemi istiyorlar?"diye sordum telefonumdan kitabın son dosyasını açarak.
"İkinci kitabın okunması birinci kitaba bağlıymış.Kitap sonu çarpıcı ve kötü bir sonla bitmeli."dedi.
"O ne demek ya? Zaten 1. bölümden itibaren başrol karakterlerin her birin en az 3 kere hastaneye kaldırıp ölümden döndürdük.Yazdığım ne varsa değişiklik yapıldı.Bari bıraksınlar da finali ben yazayım ya."dedim sitem ederek.İlsu iç çekerek anlayışlı bir ses tonu ile konuştu
"Biliyorum canım ama yayınevinden gelen komut bu.Sözleşmeyi biliyorsun."dedi.
"Madem kitabın kurgusunu baştan sona değiştiriler,o zaman şu siktiğimin finalini de söylesinler.Kime ne yapacağım?"dedim gergince şakaklarımı ovarak.
"Arin toplantılar kaydediliyor-"
"Biliyorum."
"Tamam. Yayınevi bizden şu konumda yedek karakterlerden birini hedef almamızı istiyor. Ben biraz düşündüm ve bence Pusat yada Altay olabilir." dedi çabuklukla dosyaya göz gezdirirken.
"Yazalım gitsin." dedim düz bir sesle .Ardından alışılmış bir pratikle kurgu defterine hızla bir şeyler yazmaya başladım. O sırada dolma kalemin mürekkebi aktı ve kağıda damlamaya başladı. Umursamadan deftere not aldım ve son cümleyi yazdım "Pusat'a araba çarpar ve..."yazdığımda elime çoktan kırmızı mürekkep bulaşmıştı bile. Hızla elimi defterin yazısız olduğu bir bölüme sürdüm ve laptopumdan dosyayı incelemeye devam ettim.
"Tamam, tamam. Üzerinde daha fazla durmamıza gerek yok. Bu kadar yeterli. Ben son bölümü buna göre düzenleyeceğim. Başka eklememi istediğin bir şey var mı?" diye sordu İlsu.
"Ne ifade eder ki?" dedim ümitsizce.3. romanımı yayınlamak için bulduğum saçma bir yayın evi yüzünden kurgu mahvolmuştu .Kurguya çok fazla karışmayacaklarını söylemişlerdi fakat hiç de böyle olmamıştı. Tam tersine kendi kurguma el koymuşlardı. İstediğim hiçbir şeyi yazamıyordum. Kurgunun gidişatı sürekli değişiyor ve rezalet bir duruma gidiyordu.8. bölümden sonra artık söylediklerini sorgulamamaya başlamıştım. Aslında yazdığım kurgu tam anlamıyla vahşet temasına uygun bir kitaptı. İlk dark romance*olan bu kurgumda başrol erkek karakter bir mafya,kız karakter ise bir öğrenciydi. Erkek karakterin kız karakter ile tanışma sahnesi hariç tüm sahneleri yayınevi yazdırmıştı. Adeta beni sömürmüşlerdi. Bir an önce bu kurgunun bitmesini ve yayınevi ile tüm anlaşmalarımın iptal edilmesini bekliyordum. İlsu ve ben fazla düşünmekten kafayı yemiştik adeta. Her seferinde aynısı oluyor, her hafta cuma yayınlanan bölüm için haftanın her günü,her saati,her dakikası bu saçma senaryoyu toplamaya çalışmakla geçiyordu.Yayınevi sırf para için her hafta bir karakter öldürüp başka bir karakteri de ihanete uğratıyordu.Sinirden artık sorgulamamaya başlamıştım çünkü kafayı taktıkça zorlanıyordum.Zorlanmam ise hiçbir şeyi değiştirmiyordu. İlsu hızla klavyesine doğru yöneldi ve ardından bölümün başını değiştirmeye başladı. Bense diğer dosyaları tekrar gözden geçirdim ve mantık hatası kalmadığından emin oldum Yazım sürecinin beni ne kadar yıprattığını o an önümde duran boy aynasına bakınca fark ettim.Saçlarımın boyanması gerekiyordu,çok bakımsız kalmıştım.ilk defa o gün kendime acıyarak bakım. Aradan saatler geçti .Ben bölüm sonunu yazarken İlsu toplantıda uyukluyordu. Bölümü yazmayı bitirir bitirmez İlsu'a yolladım ve esneyerek masama başımı yasladım.Çok yorulmuştum ve bu kitap yazma süreci diğer kitaplarıma göre çok daha zorlu geçmişti.Geçmişte yayınevi değişikliği yapmak zorunda kaldım çünkü başka bir şehre taşınmam gerekmişti.Bu yayınevinden nefret ediyordum çünkü her şeye müdahale ediyorlardı. İlsu'ya son bölümü yollamak artık uyuyabileceğim anlamına geliyordu. Bildirim sesi ile uyanan İlsu önce telefona baktı ve ardından bana bakarak yorgunca gülümsedi. Bense göz ucu ile ona baktım ve ardından hafifçe gülümsedim. İkimizde başımızı kaldırarak masadan doğrulduk ve İlsu dosyayı son düzenlemelerini yaparak hazır hale getirdiğinde saat çoktan 07.04 olmuştu bile. Toplantı sonlandığında koşarak kendimi yatağa attım. O gün aylardır beklediğim o mükemmel anı yaşadım. Yarın yayınevine gideceğimi tamamen unutmaya çalışarak derin bir uykuya daldım. Sabah Taylor Swift gelse beni uyandıramazdı ama iş alarmı uyandırırdı. Yaklaşık 2 saatlik derin uykumun sonrasında duyduğum telefon alarmımın tarifi olmayacak derecede tiz sesi ile kulaklarımı kapattım .Rahatsız edici bir şekilde bağırdım ve yataktan kalkarak masamda duran telefonumu elime aldım. Alarmı kapattıktan sonra soluklu bir nefes vererek lavaboya gittim. Elimi yüzümü belkide 10 kez yıkadıktan sonra ayılarak odama geldim. Hemen hazırlandım çünkü saat 09.13 olmuştu ve benim 09.45'de yayınevinde olmam gerekiyordu. Hızlıca üzerime beyaz askılı bir crop giyindim. Altıma kahverengi bir kot ve yine üstüme kahverengi bir gömlek geçirdim. Ardından ne bulduysam çantama attım ve koşarak evden çıktım. Kapıyı kapatmadan önce bilgisayarımı unuttuğumu fark ettim. Yerlerin kirlenmesini umursamadan ayakkabım ile içeri girerek bilgisayarımı ve tabletimi aldım. Ardında tekrar içeri girdiğim gibi parmak uçlarımda yürüyerek önce evden,sonra da binadan hızla çıktım. Otobüsü kaçırdığımı fark edince sinirle taksiyi aradım.
"Kolay gelsin,Ökana sitesinin önüne bir taksi alabilir miyim lütfen?"dedim acele ile.
"Ablam taksi yok maalesef."dedi telefonun öbür ucundaki yaşlı adam.Sinirle telefonu kapattım ve yoldan geçen arabaları gereksiz derecede saçma hareketler yaparak durdurmaya çalıştım. En sonunda önümde duran beyaz megana baktım ve sürücünün kadın olduğunu gördüm. Kadın bana baktı ve eliyle içeri gelmemi işaret etti. Hızla arabaya bindim.
"Merhaba,ben Arin.ZuYu yayınevine gideceğim."dedim telaşla onaylamasını beklerken.
"Merhaba canım,bende Beliz.Merak etme seni yetiştirmek için elimden geleni yapacağım."dedi ve hızla gaza bastı .Saatler 09.32'yi gösterirken bizde yolda hızla ilerliyorduk.Aniden karşımıza çıkan adama çarpmamak için fren yapsak da adam yere düşmüştü. Ben ve Beliz telaşla arabadan inerek adamın yanına koştuk.
"Beyefendi iyi misiniz?" diye sordu Beliz korkuyla. Bense o an ne yapacağımı bilemeyerek gömleğimi çıkarttım ve adamın başının altına koymak için başını bana doğru çevirdim. Adamın bilinci açıktı fakat bir sorunumuz vardı. Ben bu adamı bir yerden tanıyordum. Siması çok tanıdıktı. Sanki her gün onu görüyordum. Adam konuştu;
"Araba kullanmayı da mı bilmiyorsunuz?Size ehliyeti kim verd-"dedi ve sözü bana baktığı anda yarıda kesildi.
"Ben seni tanıyorum."dedi adam gözlerini kısarak bana bakarken. Beliz ısrarcı bir şekilde adama döndü ve konuştu;
"İyi hissediyor musunuz?Ambulansı aramalı mıyım?"diye sordu aynı telaşlı sesiyle.Arkadan koşarak gelen takım elbiseli ve gözlüklü adamlara korkuyla baktım. Yaklaşık 10 kişilerdi ve çok korkutucu duruyorlardı. Trafik yanımızda akıp giderken Beliz hızla arabayı köşeye çekti. Adamlardan biri benim kolumu tutarak beni sertçe çekti. Diğerlerinden bir tanesi Belizi tuttu ve geri kalanlar da yerde yatan adamın yanına gittiler.
"Ne yapıyorsunuz?Siz kimsiniz?"diye bağırmaya başladık Beliz ile.Bariz şekilde kollarımızı morartacak kadar sert tutuyorlardı ve canımız çok acıyordu.Adamlardan biri sordu;
"Bunları ne yapalım patron?"diye sordu.Sesi soğuk,sert ve itaatkardı.Yerde yatan adam diğerlerine komut verdiğinde Beliz ve beni tutan adamlar hariç herkes yerde yatan adamın yanından yaklaşık 1 metre kadar uzakta bize bakıyordu.Bense çaresizce kurtulmaya çalışarak konuştum;
"Amacınız ne sizin?Canımız acıyor bırakın şu kollarımızı.Caddeye atlayan oydu aptallar!"diye bağırdım sinirli bir şekilde.Yerde yatan adam başını bize doğru çevirdi ve sakince konuştu; "Bırakın."dediğinde derin bir nefes vererek koşarak arabaya bindik fakat uzaklaşmamıza izin vermeden önümüzü kestiler.Yerde uzanan adam ayağa kalktı ve üstünü silkeledi.Ardından arabaya yaklaştı ve benim oturduğum yerdeki camı hafifçe tıklattı.Korkarak başımı olumsuz anlamda sağa sola salladım.Beliz ise camı hafifçe açtı.Adam sırıttı ve;"Beni bul,seni nereden tanıdığımı söyleyeceğim."diyerek kartını bana uzattı.Üzerindeki yazıyı gözlerimle taradım ve adama bakıp camı kapattım.Az önce kartta adını okuduğum Toygar denen adam alaycı bir şekilde sırıtarak kartını arabanın sileceğine bıraktı ve adamlarına çekilmeleri için komut verdi.Adamlar sırayla Toygar'ın arkasına dizildi.Beliz ise hızla gaza bastı ve yayınevine geldiğimizde koşarak benim odama çıktık.Hemen kapıyı kilitledik ve güvenliğe haber verdik.Saat 10 olmuştu.Beliz ağlıyordu ve elinde arabanın sileceğinden aldığı kart duruyordu.Hızla kartı elinden çekip aldım ve yırtarak yere attım.
"Sakin ol güvendeyiz.Hemen ortak ofise inelim.Kalabalıkta durmamız daha iyi olur."diyerek onu elinden tuttum ve hızla ofise indik.Herkes yan yana dizilmişti.Arkadaşım Mihre ve nişalım Yalın hızla yanımıza geldiler.Yalın telaşla sordu;
"Ne oldu Arin? İyi gözükmüyorsun."dedi.
"Bu hanımefendi kim Arin?"diye sordu Mihre merakla.
"Şuanda konuşmak istemiyorum ama bu Beliz ve şuanda başımız dertte."dedim gözümdeki yaşları silerek.Ardından hiç beklemeden tekrar konuştum;
"Soru sormayın.Sadece yanımızda durun lütfen.Ayrıca bu kalabalık da ne böyle?"diye sordum derin bir nefes vererek.
"Yeni müdür geliyormuş.Tüm kızlar onun yakışıklı olduğunu söyleyip duruyor."diyerek söylendi Yalın.
"Bir bu eksikti."diyerek mırıldandım.Mihre ise stresli olduğumu fark ederek bana sarıldı.Herkes heyecanla kapıya bakıyorken içeri 10 tane takım elbiseli adam girdi.Beliz korkuyla bana baktı ve titreyen sesi ile konuştu "Arin..."dedi.Anlatmak istedi şeyi anlamam pek uzun sürmedi.Adamlar yolda karşılaştığımız kişilerdi.Korkarak Yalın'a baktım.O sırada Beliz'in araba sürerken çarptığı adam içeri girdi.Yalın ise birşeylerin ters gittiğini anlayarak elimi sıkıca tuttu ve kulağıma fısıldadı;
"Bebeğim,iyi misin?"dedi ve ardından "Ne olduğunu bilmiyorum ama sakin ol.Derin derin nefes al."dedi.Yalın'ın sözleri ile sakinleşmeye çalıştım.Gözlerim dolmuştu.Ardından içeri giren adam konuşmaya başladı.
"Kendime 1 yazar ve 1 de editör seçeceğim."dedi,kendini tanıtma gereği duymadan.Ardından adam sırayla hepimizin önünden geçti ve ardından zaten yavaş olan adımlarını daha da yavaşlatarak konuştu "Toygar."dedi kendi aralarında "adı ne acaba"diyen kızlara cevap verircesine.Beliz'in ve benim gözlerimde yaşlar vardı ve ikimizde nefesimizi tutmuştuk.Neden bu kadar korkmuştuk bilmiyordum ama takip ediliyormuş gibi hissediyordum.
Toygar denen adam yavaş yavaş yürüyerek bizi süzdü. Sıra Beliz'e gelince tepkisizdi. Ardından yavaşça bana doğru geldi ve sırıttı.Yalın ise koruyucu bir tavırla bana daha da yaklaştı ve elimi daha sıkı tuttu.Toygar son olarak herkese baktı ve ardından bizden uzaklaştı. Eline aldığı sigarasını ağzına koydu ve üzerinde "C"harfi olan bir çakmak ile yaktı.Ardından sakince konuştu "Karar veremedim."dedi. Adamlarından biri kalın ve yüksek sesi ile konuştu "Kimse çıkmasın.Patronun kararını bekleyeceğiz."dedi. Kısa bir süre sonra Beliz öksürmeye başladı. Ardından bende aynı şekilde. İkimizin de astımı vardı belli ki. Onu tam olarak tanımadığım için bunu da yeni öğreniyordum.Ardından Belizi cama doğru yönlendirdiğimde smokinli adamlardan bir tanesi hızla kolumdan sıkıca tuttu.Acı ile hafifçe bağırdım."Kimse hareket etmesin demiştim."dedi adam hırlayarak.Bense öksürüklerimin arasında kolumu çekmeye çalışıyordum.Boğuk bir sesle konuştum "Kimse çıkmasın dedin aptal,kimse hareket etmesin değil."diye bağırdım.Ardından Toygar'ın sert sesi duyuldu."Bırak kızı."diye bağırdı.Sesi havayı Keskin bir bıçak gibi delip geçti. Çok net ve soğuk çıkmıştı sesi. Belizin öksürük sesi hariç herkes susmuş,herşey durmuştu.Adam elini geri çekerek smokininin düğmesini ilikledi ve Toygar'a döndü "Ama efendim..."dedi. Toygar ise elini adama doğru uzattı "Bir daha görmeyeceğim."diyerek adamı kovdu.Ardından bana doğru döndü.Bana fazlaca yaklaştığında geri çekildim.Ardından Toygar'ın elini omzumda hissettim. Geri çekilmemi engelleyecek kadar sıkı ama acı vermeyecek kadar da gevşek tutuyordu beni. Yalın bana doğru bir hamle yaptı fakat yaklaşmaya cesaret edemedi.Toygar bana iyice yaklaştı ve kulağıma fısıldadı "Yırttığın o kartın anlamını öğrendiğinde ölmek için dua edeceksin ve işte o zaman herşey için çok geç olacak. "dedi. Bense hızla onun kasıklarına sertçe tekme attım. Toygar denen aptal herif yerde kıvranmaya başladığında korumalar üzerime doğru koştu. Bense koşarak merdivenlerden indim ve yayınevi binasından uzaklaştım.Yolda çevirdiğim rastgele bir arabaya bindiğimde sürücü haricinde 3 erkek olduklarını fark ettim. Sanırım sıçıp sıvamak tam olarak böyle birşeydi."Hass-"dedim istemsizce.Erkekler oldu molası zaten tehlikeli ve belalı tiplerdi. Genelleme yapmayı sevmezdim ama tanıdığım tek iyi kalpli erkek Yalın'dı.Arabadaki çocukların tiplerini görünce belalı olduklarını anlamak pek de uzun sürmedi tabii. Hızla konuştum "Siz işinize bakın,ben sizi rahatsız etmeyeyim"dedim ve koşarak arabadan inip oradan da uzaklaştım.Çok koştuşum için nefesim daralmıştı ve çok susamıştım. Astım ilacımı çantamda bırakmak en büyük hatam olabilirdi sanırım.Çantamın ve gömleğimin olmadığını fark edince zorla da olsa nefes almaya çalıştım. Yanımda ne telefonum vardı ne de cüzdanım. Yakınlarda duran Tekele girdim. İçeri girdiğimde göbekli, pala bıyıklı ve yaşlı bir adam çekirdek çitliyordu. İçeri girdiğini görünce umursamazca bana döndü. Bense kendimi açıklamaya çalıştım "Abi bak. Ben buraları bilmiyorum. Sadece şuan burada durmam gerekiyor ve sabahtan beri koşuyorum çünkü başım belada. Yemin ederim suçlu veya belalı biri değilim sadece takıntılı bir psikopat ve adamları beni takip ediyor.Onlardan kaçıyorum ve ne çantam yanımda ne de cüzdanım. Bak gerçekten çok zor durumdayım sadece bir su-"dediğimde adam umursamaz bakışlarını karşısında duran tüplü ve tozlu televizyona çevirdi."İstediğini al kızım.Bu sokakta güvende falan değilsin ayrıca."dedi. Dediklerine anlam veremesem de zibilyon kere teşekkür ederek sadece bir şişe su aldım ve tek seferde içtim.Tekelden çıktığım anda karşımda Toygar duruyordu. Arabası vardı ve adamları arkasında dizilmişti.Geri geri gelerek bakkala girdim.Bakkalın sahibi olan abi birşeyler olduğunu anladı ve ayağa kalktı. "Hayırdır delikanlı? Bir sorun mu vardı?"dedi Toygar'ın omuzunu tutarak.Toygar'ın adamları hamle yaptı fakat Toygar tek bir el kaldırması ile hepsini durdurdu. Ardından Toygar konuştu"Sen karışma abi."dedi sadece.Bense uzaktan izliyordum.Korkuyordum ama bu abinin beni koruyabileceğini düşünüyordum.
Evet zeki Arin.Tekel sahibi bir dayı seni on tane tehlikeli adamdan koruyacak,aynen.
Ardından adının Murat olduğunu öğrendiğim abi tekrar konuştu.
"Kızı neden takip ediyorsun Toygar?"dedi.Onu tanıyor muydu? Kimdi ve onu nereden tanıyordu? O da tehlikeli miydi?
Kafamda dolaşan binlerce sorunun ardından Toygar yavşağı tekrar konuştu;
"Murat abi.Adam gibi bir şey konuşmaya çalışıyorum."dedi sinirlice.Murat abi konuştu "Toygar,evladım sen önce şu sıktığın yumruğunu bir aç.Senin havan bana işlemez yapıştırırım bir tane bozma benim asabımı. "dediğinde ben hala anlamaz gözlerle onlara bakıyordum.Kafam çok karışmıştı.Korkum belirgin şekilde yüzüme yansıyordu.O sırada Yalın'ın sesini duydum.
"Ne oluyor lan burada?"diye bağırarak içeri girdi Yalın.Hiç düşünmeden yanına koştuğumda bana sarılmak yerine yalnızca elini omzuma attı.Az da olsa korkum geçmişti.İnsan sevdiğinin yanında mutlu ve huzurlu hissederdi.Murat abi konuştu "Sen kimsin delikanlı?"dedi Yalın'a.Yalın ise sert ifadesini koruyarak Toygar'a bakarken konuştu "Asıl siz kimsiniz? Nişanlımın sizin yanınızda ne işi var?"diye sordu.Toygar gülmeye başladı ve Yalın'a yaklaşarak elleri ile onun yakasını düzeltti.Ardından gülerek tekrar konuştu "Vay vay vay.Arin hanımın nişanlısı da buradaymış."dedi ve sinsice sırıtarak bana baktı.Adımı nereden biliyordu?Ona söylemediğime emindim.Bilmesine imkan yoktu.Yalın ise hiç beklemeden arkasında duran ve başından beri ben de dahil olmak üzere kimsenin fark etmediği polisleri işaret etti.Polisleri görünce Toygar gereken açıklamaları yaptı ve ardından polis bize şikayetçi olup olmadığımızı sordu.Toygar yanıma geldi ve kulağıma fısıldadı "Araba,kaza ve Beliz."dedi sadece.Herşey çok açıktı.Toygar açıkça beni tehtit ediyor ve eğer ondan şikayetçi olursam onun da Belizden şikayetçi olacağını belirtiyordu.Ellerimi saçlarımın arasına geçirdim ve polise dönerek "Hayır. Sadece bir yanlış anlaşılma.Şikayetçi olmayacağım."dedim.
"Emin misiniz Arin hanım?"diye sordu aralarında duran kadın polislerden biri.Oldukça alımlı ve çekici görünüyordu.Pahalı olacak ki parfümünün kokusu dört bir yanı sarmıştı.Güçlü duruşu ise gururla gülümsememe neden oldu.
"Eminim.Sorduğunuz için teşekkürler."dedim nazikçe gülümseyerek.Ardından Yalın ile arabaya bindik ve evine geldik.Eve girer girmez kendimi koltuğa attım.Yalın ise yanıma oturmadan önce bana bir bardak su getirdi."Birşey ister misin?"diye sordu."Sağol canım."diyerek suyu aldım ve başımı olumsuz anlamda salladım.Yanımda koltuğun boş duran kısmını elimle okşadım ve oturmasını bekledim.Yalın tekrar konuştu "Bugün gelinliği almaya gidemedik."dedi.Bense derin bir nefes vererek konuştum
"Sorun değil ya.Ayırdılar zaten.Yarın iş çıkışı alırım."dedim.
"Düğün konusunda her zaman çok sakinsin."diyerek cevap verdi Yalın.
"Çünkü herşeyin mükemmel olacağından eminim.Hem mükemmel olmak zorunda da değil.Sadece bize özel olsun,değerli olsun yeter."dedim başımı onun omuzuna koyarak.Yalın ise elini omzuma attı.Bir saat kadar sohbet ettik ve ardından eve gitmek için paltomu giyindim.
"Canım hava karardı. Israr etme de seni ben bırakayım.Hem bugün olanlar da endişelendiriyor beni."dedi Yalın gözlerimin içine bakarak.
Bense "Hayatım hemen gidip sana yazacağım.Dert etme sen bunları.Hadi kapat kapıyı ev soğudu."dedim ve yanağına öpücük kondurarak oradan ayrıldım. Eve kadar huzursuzca yürüdüm ama şükür ki bir sorun çıkmadı.Eve geldiğimde rahatlayarak üstümü değiştirdim ve ardından yatağıma uzandım. Laptobumu açarak en son yazdığım dosyayı okumaya başladım.Sıkıldığım zaman kendi yazdığım kitabı okurdum ve bu oldukça hoşuma giderdi.Kurguda bu kadar çok şeyin değiştirilmiş olması inanılmaz sinirimi bozsa da kitabın yayınlanma ve basım tarihine son 10 gün kaldığını gördüm.Bu benim kurtulmam için kalan gün sayısı gibi birşeydi.Uyukladığımı fark edince hemen yataktan kalktım ve bakım yaptım.Ardından İlsu ile biraz mesajlaştık ve uyumadan önce Yalın'a mesaj attım.
-Canım, uyudun mu?
-Yok uyku tutmadı.
-Ne yapıyorsun?
-Uzanıyorum Arin başka ne yapabilirim?
-Üff be sana da hiç yaranamıyoruz.
-Aşkım hemen alınma şaka yapıyorum.
-Biliyorum canımm.
-Hadi git uyu artık geç oldu.
-Tamam,sende çok geçe kalma.
-Başüstüne hanımefendi.
-Sizi çok çok öpüyorum beyefendi.
Son mesajı yazarken kıkırdadım ve gülümseyerek telefonumu yanımdaki prizde duran şarj aletine taktım.Yastığımı düzelttim ve derin bir uykuya daldım.
───୨ ৎ───
Sabah yine aynı tizlikte olan alarm sesine uyandım.Biraz daha erken uyandığım için makyaj yapmaya fırsatım oldu.Son ses müzik açıp makyaj yaparken aklıma Belize mesaj atmak geldi fakat bende ne numarası vardı ne de herhangi bir sosyal medya hesabı.Kafamı çok kurcalasa da yakında düğünüm olduğunu düşünerek kafamı dağıtmayı başardım.Rujumu sürerken Yalından bir mesaj geldi.
-Bugün seni alamayacağım,Yayınevine geç geleceğim.
-Sorun değil canım,otobüsle giderim.
Mesajlaşma burada bitti.Yalın son günlerde biraz yoğundu.Aslında kurgularını yayınlamayı da geciktiriyordu.Muhtemelen başka bir proje ile ilgileniyordu.Umarım emeklerinin karşılığını alırdı.Daldığımı fark edince hemen dikleştim ve saçımı biraz kabartarak parfümümü sıktım.Çantamı özenle hazırlayarak erkenden evden ayrıldım.Otobüsü beklerken tüm emeklerine teşekkür etmek amacıyla İlsu'ya bir çiçek yollamaya karar verdim.Otobüs gelince kartımı okutarak boş gördüğüm yerlerden birine oturdum ve internetten yayınevine çiçek yolladım.Toygarın arabasını yayınevinin kapısında görünce irkilsem de derin bir nefes alarak onun varlığını kabul ettim.İçeri girdiğimde büyük bir tartışma ve kargaşa vardı.Sipariş ettiğim çiçek yerde parçalanmış şekilde duruyordu.Toygar camın kenarında hapşırıyor,Toygarın birkaç adamı ise İlsu'yu tutuyordu. İçeri girince hemen "Ne oluyor burada?" diye bağırdım.Herkes aniden sustu ve bana döndü.O sırada Toygarın artık yayınevi müdürü olduğu ve aramızın zaten kötü olduğunu farkına vardım.Eğer benden nefret ederse kitabımı iptal bile edebilirdi.Bunlar benim kariyerimin sona ermesi anlamına geliyordu.Toygara bakmamaya çalışarak ona doğru konuştum "Pardon,sadece kargaşayı durdurmak istemiştim."dedim.Böyle şeyler yapmaktan nefret ettiğim için kargaşayı ve her sabah neşeyle tüm yayınevi çalışanlarına verdiğim selamı unutarak kendi ortak ofis masama oturdum.İlsu ise donuk bakışları bana kitlenmiş adamlardan kendini kurtararak bana doğru koştu "Ne oldu?İyi misin?"dedi.
Süper,zaten hiçbir sorunumuz yokmuş gibi birde ofistekilerin gözünde ilgi manyağı oldum.
"Yok birşey ,merak etme.Burada neler oluyor?"dedim çantamdan laptobumu çıkartırken.
"Yakışıklı patronumuzun çiçeklere alerjisi varmış."dedi fısıldayarak.Utançla dudaklarımı birbirine bastırdım.O sırada Toygar konuştu "Bunu kim yolladı?İş yerinin bu tarz bir hediyeleşme mekanı olmadığını bilmeyen kim?"dedi.Sesi gereğinden fazla çıkmıştı.Ayağa kalkarak konuştum.
"Ben yolladım fakat alerjiniz olduğunu bilmiyordum.Editörüm İlsu Hanıma ufak bir hediye olarak yollamıştım.Tekrar olmayacak."dedim sakince.Toygar elindeki mendile doğru tekrar hapşırdı ve konuştu "Umarım."dedi sinirini gizleyerek.Ardından "Herkes işinin başına.Saat 12.00'da toplantı salonunda olun.Temizlik görevlileri,yazarlar ve editörler de dahil."diyerek odasına geçti.Saat 12.00 olana kadar durmadan çalıştım.Bugün yemekhanede laktozlu şeyler olduğu için yemek molasına da çıkmadım.Toplantıdan sonra çok acıkırsam kısa bir molaya çıkarak birşeyler atıştırırım diye düşünerek yeni gelen dosyaları inceledim.Toplantı saati gelmeden Yalın haberi almış olacak ki koşarak geldi.Hızlıca toplantıya girdik.Toygar toplantı odasına girince suratının aşırı derecede şişmiş olduğunu gördüm.Alerjisi ileri düzeyde olmuş olacak ki gözleri balon gibiydi.
Toplantı çok verimli geçse de ortam çok gergindi.İşini düzgün yapmayan kim varsa gereken yapıldı.Sıra bu ay içinde basılacak kitaplara geldiğinde Toygar bana döndü "Hiçbir esere laf edemem ama bu kitap basılabilir durumda değil."dediğinde üzülmek yerine sevindim ve konuşmaya başladım. "Bunu fark etmenize çok sevindim.Aylardır ben ve İlsu eski yayınevi müdürüne olay örgüsü hakkında yaptığı değişikliklerin kabul edilemez olduğunu anlatmaya çalışıyoruz."dedim.Toygar bilgisayardan başını kaldırıp bana baktı "Kurgu senin değil mi?"diye sordu."Aslında benim fakat pazarlama konusundaki itirazlar yüzünden sürekli değişiklikler yapıldı.Kitabın sonunu bile ben yazmadım."dediğimde yaşadıklarımın saçmalığını sindirmeye çalıştım.Toygar konuştu "Önümüzdeki bir ay içerisinde 75.000 kelime yazabilir misin?"diye sordu.Konunun nerede ve nasıl biteceğini kestiremesem de "Zorlarsam neden olmasın?"dedim.Toygar konuştu "Zorlamanı engelleyecek bir sebep var mı?"diye sordu.Anlamaz gözlerke bakarak konuştum "Düğünüm var..."dedim belirsizlik içinde."Bu yazmana engel değil."dedi.Tekrar konuştum "Balayına çıkacağız?"dedim aynı belirsizlik içerisinde.Toygar ciddi sesini koruyarak konuştu "Bakın Arin Hanım.Bu kitabın bitmesi yayınevini de sizi de akademik açıdan çok üst seviyeye taşıyabilir fakat bu haliyle değil.Size tam 30 gün kadar süre verebilirim fakat 1 gün bile fazlası olmaz.Eğer 1 ay sonra dosyayı önüme koyarsanız yayınlama ve baskı işlemlerini hallederim fakat koyamazsanız kurguyu bu haliyle onaylamayacağım."dedi.Toplantı bitince kafam çok karışıktı.Yalın ile kahve içmeye çıktık ve Yalın sordu "Ne düşünüyorsun?"dedi.
"Bilmiyorum."dedim ona bakmadan.
"Bir karar vermek zorundasın."dedi Yalın beni darlayarak.
"Beni çok sıkıyorsun."dedim kahveyi alıp bahçeye geçerken.
"Seni sıktığım falan yok Arin.Sadece fazla nazlısın."dedi Yalın sesini biraz yükselterek.
"Ben mi nazlıyım?"dedim bağırarak.
"Evet hemde çok!"diye bağırarak karşılık verdi Yalın.
"Anandır nazlı!"dedim daha çok bağırarak.
Ardından tartışmaya başladık.Tenha bir yer olsa bile yayınevi bahçesindeydik.5 dakika geçmeden Toygar aşağı indi "Kavganızı başka bir yerde edin burası bir iş yeri.Ayrıca sizin 2 oldu Arin Hanım biraz daha böyle giderse kurul toplayacağım."dedi ve oradan ayrıldı.Yalın'a tek kelime bir şey dahi söylemeden ofise geçip masama oturdum.Çalışmayı seviyordum ve bu defa elimdeki fırsat kaçmamalıydı.Toygar'ın -ki artık Toygar Bey olmuştu-bana verdiği bu fırsatı güzel değerlendirmeliydim.Düğün konusunda ne yapacağımı hala bilmesem de eğer sıkı çalışırsam düğün sürecindeki eksiği telafi edebilirim diye düşündüm.Yaklaşık 4 saat boyunca mola vermeden kitabımı tekrar yazmaya başladım.Yayınevinde o kadar çok kalmıştım ki çıkışım Toygar Beyden sonra oluyordu.Toygar Bey kahve almaya giderken beni gördü "Sen daha çıkmadın mı?"dedi.Yüzündeki şişlik biraz daha inmişti ve daha iyi görünüyordu."Hayır,bir sakıncası yoksa biraz daha kalacağım."dedim yorgunca esneyerek."Hayır,hiçbir sakıncası yok.Elbette kalabilirsin."dedi ve ardından kendine kahve almak için yayınevinin girişindeki kafeteryaya gitti.Biraz mola vermeye karar verdim çünkü belim çok ağrımıştı.Şalımı alıp pencere kenarına geçtim ve biraz hava aldım.Yalın hala yazmamıştı.Sanırım bana fazla kızgındı ama suçlu olan oydu.Yine de olay çıksın istemedim ve yalını aradım.
Meşgule attı.
Tekrar aradım ve tekrar meşgule attı.
İşi vardır diyerek tekrar aramadım.Canım kahve çekince kafeteryaya gittim.Şirketin diğer binasından 2-3 kişi ve birde Toygar Bey oturuyordu.Hızla kahvemi alıp masaya oturdum fakat masada gözüme bir kağıt ilişti.Bir zarf vardı ve üzeri kırmızı bir mum ile mühürlüydü.Yayınevinin tek giriş kapısı kafeteryanın yanındaki kapıydı ve ben içeri kimsenin girmediğinden emindim.Daha demin masada böyle bir zarf da yoktu.Anlam veremeden zarfı açtım. 3 kelime vardı;
"Pusat CLARKE
8 Ağustos
21.30"
BÖLÜM SONU.(ෆ˙ᵕ˙ෆ) ♡
♡
YORUMLARINIZ VE YILDIZLARINIZ BENİM İÇİN ÇOK DEĞERLİ.FİKİRLERİNİZİ VE PUANLARINIZI BENİMLE PAYLAŞMAYI UNUTMAYIN!
Sizleri seviyorummm˃ᴗ˂
Yeni bölüm 30 Temmuzda yayında olacak.
-'♡'-







