Dün bütün günümü tırnaklarımı yiyerek ve kapıma polislerin dikilmesini bekleyerek geçirdim. Çınar bir şey anlatmayacağını söylese de ona güvenemezdim. O yüzden güneş batana kadar evden dışarı adım atmadan sadece bekledim. Hiçbir şey olmadı, ne biri aradı ne de kapım çalındı.
Gece villaya uğrasam da Çınar'ın yine ortaya çıkacağını düşünerek çok kalmadım, üstüne yorgunluğum da eklenince oyalanmadan eve döndüm. Vardığımda yürümekten bitap halde olduğumdan en azından birkaç saat deliksiz uyurum diye düşünerek kendimi yatağa atmıştım ancak polislerin beni tutuklamasıyla ilgili kâbuslar gördükten sonra uyumaya çalışmaktan vazgeçtim. Uyanmamın üstünden saatler geçmesine rağmen sanki yanı başımdalarmış gibi duyuyorum seslerini, beynimi tırmalıyor.
Delilleri ne kadar kirlettiğinin farkında mısın? Eğer sen olmasaydın katili adalete teslim etmiş olabilirdik. Bu işi çocuk oyunu mu sanıyorsun? Cinayetten bahsediyoruz. Katil! Sen bir katilsin!
Kolumu gözlerimin üstünden çekip yatağımın dibindeki pencereden dışarıya bakıyorum ama ışık gözümü kamaştırıyor. Çoktan sabah olmuş. Sırtımı pencereye dönüp yeniden gözlerimi kapatıyorum ama artık anlamsız, kalkmam gerekiyor. Boynum ve omuzlarım sızlarken yavaşça doğruluyorum. Uzun süredir karnım gurulduyor ve görmezden gelebileceğim aşamayı çoktan geçti.
Kalkıp mutfağa geçiyorum. Hafif bir kahvaltı hazırlamak istiyorum ama buzdolabımda eksikler var. Yine her şey bir anda çok zahmetli geliyor gözüme, buzdolabını sertçe kapatıp yerdeki poşetten kuruyemiş paketini alıyorum ve sandalyeye geçip avuçlayarak yemeye başlıyorum. Toparlanmam lazım.
Midem az da olsa tatmin olduktan sonra odama dönüp telefonumu alıyorum. Annemden yeni mesajlar var. Yazdıklarını okumama bile gerek yok, yazacağım şeyler çoktan belli.
Üzgünüm, telefonumu sessizde unutmuşum.
Her şey yolunda.
Harçlık için teşekkür ederim.
O da iyi, burada eğlendiğini söylüyor.
Hayır, hâlâ size sinirli. Konuşmak istemiyor.
Tamam, denerim.
Yüzümü yıkayıp üstümü giyiniyorum. Çantamı ve kulaklığımı da yanıma alıp dışarıya çıkıyorum. Güneş henüz tepede olmamasına rağmen yüzümü yakacak kadar güçlü, geri çıkıp şapka almayı düşünüyorum ama kulaklığımı takıp yürümeye devam ediyorum. Evimin yakınındaki markete uğrayıp yumurta, sebze ve biraz paketli ürün alıyorum. Artık adamakıllı bir kahvaltı yapabilirim.
Kasiyer kızın önümdeki yaşlı adamla ilgilenmesini beklerken gözüm yukarıdaki güvenlik kamerasına takılıyor. Villadaki kameraları anımsatıyor. Acaba o gün kameralar çalışsaydı ne olurdu? Bu soru aklımı ilk defa kurcalamıyor.
İlk başta herkes kasıtlı sanmıştı, katilin bilerek kameraları etkisiz hale getirdiğini düşünmüşlerdi. Ama hayır, Budak ailesi oraya yerleştiğinden beri kameralar çalışmıyordu. Tesadüfen de değil tabii, aile bunu kendi istemişti. Villayı yasa dışı bir şekilde kiralamışlardı; mülk sahibine o sene kazanacağının birkaç kat fazlasını teklif et ve işte, hiçbir yazılı belge olmadan sorgusuz sualsiz kalabilirsin. Hizmetçinin gelmesini veya kameraların çalışmasını da mı istemiyorsun? Hafif bir rüşvetin çözemeyeceği bir şey değil. Peki neden böyle bir karar almışlardı? Saklanıyorlardı.
Birisi arkamdan sertçe dürtünce olduğum yerde zıplıyorum. Yaşlı adam gitmiş. Önümdeki kasiyer ile arkamdaki iki kişi bana bakıyor. Kasiyer bana kaç kere seslenmek zorunda kalmıştı acaba? Bir özür mırıldanarak hızlıca aldıklarımı sepetten çıkarıyorum, parayı ödüyorum ve koşar adım marketten çıkıyorum.
Yumurta gereğinden fazla pişti -yanık kokusu gelene kadar altını kapattım sanıyordum- ve domatesleri dilimlerken elimi kestim ama en azından midemin sonuçtan mutlu olacağını düşünüyorum. Yavaş yavaş kahvaltı yaparken bir yandan da telefondan eski haberlere bakıyorum. Yeniden ve yeniden… Bu cinayetle ilgili olan bir diğer sorunsa hiç şüpheli olmaması değil, çok fazla şüpheli olmasıydı.
Ailenin öldürüldüğü gün Çınar kaldığı villada bir parti düzenlemişti. Sebebi siteden siteye değişiyordu; bazı yerlerde doğum günü sebebiyle, bazı yerlerde sınav sonrası kafa dağıtmak için, çoğu yerde ise ahlaksız gençlerin içip kafayı çekmek için olduğu yazıyordu. Bence sebebinin hiçbir önemi yok.
Üniversiteden, ve diğer bir iki yerden, pek çok kişiyi çağırmıştı, hem kendi bölümünden hem de diğer bölümlerden. Aynı üniversiteye gittiğimizi bu olaydan sonra öğrenmiştim. Sınıfımdaki kimse partiye katılmamıştı ama cinayetten sonra herkes birbirine aynı şeyi sorar olmuştu: O gün orada mıydın? Hayır, ben de gitmedim. Çok korkutucu değil mi? Polis partidekilerden biri olduğunu düşünüyormuş.
Çatalı domatese saplarken başka bir siteye giriyorum. Yazılma şekli değişse de yeni bir bilgi yok. Partide ne kadar fazla kişi olduğundan, bazılarının sarhoş olup aşırı gürültü yapmasından, bir ara polisin uğramasından ama o sırada işlenen cinayetten kimsenin haberinin olmamasından falan bahsediyorlar. Bunları zaten biliyorum. Polisin sonradan haftalarca uğraşıp partiye kimlerin geldiğini öğrenmeye çalıştığını da biliyorum, herkes biliyor. Çınar’ın kaldığı villadaki kameralar, diğer villanın önünü görebilecek kadar olmasa da partiye katılanların neredeyse hepsini tespit etmeye yardımcı olmuştur.
Çatalımı yine tabağa götürüyorum ama boş tabağa değdiğinde rahatsız edici bir ses çıkartıyor sadece. Böylece evdeki rahatsız edici sessizliğin farkına varıyorum, haber sitelerinden çıkıp müzik açıyorum.
Tabak ve çatalı lavaboya götürüp önceden kalmış birkaç bulaşık ile beraber yıkıyorum. Evi de şöyle bir toplayabilirim diyorum içimden ama onun yerine müziğin sesini biraz daha artırıp duşa giriyorum. Üstümdeki küf, toprak, rutubet ve ceset kokularından arınmak istiyorum ama pek bir önemi yok. Bu gece yine gideceğim.
Gittiğimde Çınar ile karşılaşacak mıyım merak ediyorum.