İçeriğe geç

Beni Hatırladın Mı?

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Beni Hatırladın Mı?

Bölüm 1

1.BÖLÜM

Çocukken bazı şeyler dünyanın en önemli meselesi gibi gelirdi.

Defne için o şey, kırmızı bir oyuncaktı.

Oyuncağın tam olarak neye benzediğini yıllar sonra hatırlamak zordu. Küçük bir araba olabilir, belki de bir kamyon. Ön tarafında beyaz bir çizgi vardı ve sağ köşesi hafifçe kırılmıştı.

Ama o gün için bunun hiçbir önemi yoktu.

Çünkü oyuncak Defne'nindi.

En azından Defne öyle düşünüyordu.

— Ver onu.

Emir oyuncağı kendine doğru çekti.

— Hayır.

— Ama sen sabahtan beri oynuyorsun.

— Daha bitmedi.

— Ne zaman bitecek?

— Bilmiyorum.

Defne ellerini beline koydu.

— O zaman ben alıyorum.

Oyuncağa uzandı.

Emir de bırakmadı.

İkisi bir süre sessizce birbirlerine baktı.

— Bırak.

— Sen bırak.

— Ben önce söyledim.

— Ben önce aldım.

— Ama benimdi.

— Değildi.

Defne'nin kaşları çatıldı.

— Annem bana aldı.

— Benim babam da tamir etti.

— Tamir etmek senin yapmak değil.

— Ama benim babam yaptı.

Defne buna verecek cevap bulamadı.

Bir süre düşündü.

Sonra oyuncağı daha sert çekti.

Emir de aynı anda çekince küçük oyuncak ellerinden kurtulup taş zemine düştü.

Çıkan ses ikisini de susturdu.

Oyuncağın önündeki küçük parça kopmuştu.

Defne birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sonra başını kaldırdı.

— Sen kırdın.

Emir hemen karşı çıktı.

— Sen çektin.

— Sen de çektin.

— Ama sen bıraksaydın—

— Sen bıraksaydın!

Defne'nin sesi titremeye başladı.

Emir bunu fark edince sustu.

Defne'nin gözleri dolmuştu.

— Ağlama.

— Ağlamıyorum.

— Ağlıyorsun.

— Hayır.

Emir yere eğilip kırılan parçayı aldı.

Avucunun içinde çevirdi.

— Babam yapar.

Defne burnunu çekti.

— Gerçekten mi?

— Evet.

— Nasıl?

— Bilmiyorum. O her şeyi yapıyor.

Defne biraz düşündü.

— O zaman bunu da yapsın.

Emir oyuncağı ona uzattı.

— Tamam.

Defne oyuncağı aldı.

Emir elini uzattı.

— Ama bir daha kavga etmiyoruz.

Defne onun eline baktı.

— Sen kavga ediyorsun.

— Sen de ediyorsun.

— Çünkü sen başlatıyorsun.

Emir gülümsedi.

— Tamam. İkimiz de başlatmıyoruz.

Defne küçük parmağını onun serçe parmağına doladı.

— Söz.

— Söz.

Sonra ikisi de oyuncağı unutup apartmanın merdivenlerine doğru koşmaya başladı.

Çocukken verilen sözlerin ne kadar uzun yaşayabileceğini ikisi de bilmiyordu.

---

DEFNE YILMAZ

Kepimi üçüncü kez düzeltiyorum.

Aynadaki görüntüme bakıp başımı sağa çeviriyorum.

Olmamış.

Sola çeviriyorum.

Daha kötü.

— Anne.

Sesim koridora kadar gidiyor.

— Efendim?

— Bu kep neden kafamda durmuyor?

Annem odanın kapısından başını uzatıyor.

— Çünkü sen beş dakikadır kurcalıyorsun.

— Kurcalamıyorum.

— Kurcalıyorsun.

— Sadece düzeltiyorum.

— Aynı şey.

Gülerek yanıma geliyor.

Kepimi elimden alıp kendi düzeltiyor.

Ben de aynaya bakıyorum.

Bugün mezuniyetim.

Bunu düşündükçe hâlâ biraz tuhaf hissediyorum.

Dört yıl önce buraya geldiğimde dört yılın çok uzun olduğunu düşünüyordum.

Şimdi dört yıl geçmiş.

Ben hâlâ nasıl bu kadar hızlı olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Annem omzumdan tutup aynadaki yansımama bakıyor.

— Güzel olmuş.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten.

Bir an susuyor.

Sonra gözlerindeki ifade değişiyor.

— Baban görseydi...

Cümlesini tamamlamıyor.

Ben de tamamlamıyorum.

Aynadaki yüzüme bakarken içimdeki o tanıdık boşluk yine geliyor.

Babam.

İki yıldır hayatımda olmayan ama adı geçtiğinde sanki odanın içinde hâlâ bir sandalyesi varmış gibi hissettiren adam.

— Burada olmasını isterdim.

Annem yanıma oturuyor.

— Ben de.

Başımı eğiyorum.

— Çok saçma.

— Ne?

— Bugün mutlu olmam gerekiyor ama...

— Mutlu olabilirsin.

Annem elimi tutuyor.

— Onu özleyerek de mutlu olabilirsin.

Gözlerim doluyor.

— İnsan aynı anda ikisini yapabiliyor mu?

Annem gülümsüyor.

— İnsan her şeyi aynı anda yapabiliyor, Defne.

Sonra bana sarılıyor.

Ben de ona sarılıyorum.

Bir süre hiçbirimiz konuşmuyoruz.

Sonra annemin omzundan başımı kaldırıyorum.

— Ağlama.

Annem gülüyor.

— Ağlayan sensin.

— Ben ağlamıyorum.

— Tabii.

— Gerçekten.

— Gözlerin dolmuş.

— Lens.

— Lens mi takıyorsun?

— Hayır.

İkimiz de gülüyoruz.

Ve birkaç dakika sonra evden çıkıyoruz.

---

Mezuniyet töreninin nasıl geçtiğini tek tek hatırlamıyorum.

Hatırladığım şeyler daha çok küçük anlar.

Arkadaşımın kepini havaya fırlatıp sonra kendi kepini bulamaması.

Annemin beni uzaktan izlerken sürekli fotoğraf çekmesi.

Diplomamı aldığımda ellerimin titremesi.

Ve törenden sonra annemin bana sarılıp:

— Seninle gurur duyuyorum.

demesi.

O an babam aklıma tekrar geliyor.

Ama bu kez ağlamıyorum.

Sadece gökyüzüne bakıyorum.

Ve içimden:

*Bunu da yaptım.*

diyorum.

Sanki ona söylüyormuşum gibi.

---

O gece eve geldiğimde herkes uyumuş oluyor.

Ben ise mezuniyet çiçeğimi masanın üzerine bırakıp odama geçiyorum.

Dolabın en altındaki kutuyu çıkarıyorum.

Kutuyu açınca çocukluğumdan kalan birkaç şey ortaya çıkıyor.

Eski fotoğraflar.

Bir bileklik.

Birkaç saçma sapan not.

Ve kırmızı oyuncak.

Elime alıyorum.

Kırık köşesine başparmağımla dokunuyorum.

Gülümsüyorum.

Neden hâlâ sakladığımı bilmiyorum.

Belki çocukluğumdan kaldığı için.

Belki de onu bana veren kişiyi hatırlattığı için.

Emir.

Çocukken en yakın arkadaşımdı.

Sonra taşındılar.

Önce birkaç hafta arayacağımı düşündüm.

Sonra birkaç ay.

Sonra yıllar geçti.

Bir noktadan sonra insan bazı insanları özlemeyi bırakmıyor.

Sadece onları düşünmemeyi öğreniyor.

Oyuncağı tekrar kutuya koyuyorum.

Kapağını kapatıyorum.

Ve hayatıma devam ediyorum.

En azından o gece öyle sanıyorum.

---

### İKİ YIL SONRA

İş görüşmesine on dakika erken geliyorum.

Bina dışarıdan göründüğünden daha büyük.

Cam kapının önünde durup kendimi yansımamdan izliyorum.

Saçlarım düzgün.

Gömleğim düzgün.

Dosyam elimde.

Ben?

Pek düzgün sayılmam.

Kalbim gereğinden hızlı atıyor.

Telefonumu çıkarıyorum.

Annemden mesaj gelmiş.

**“Geldin mi?”**

**“Geldim.”**

Cevap hemen geliyor.

**“Kendine güven.”**

Telefonu kapatıyorum.

— Kolay tabii.

Kendi kendime söylendikten sonra içeri giriyorum.

Resepsiyondaki kadın ismimi kontrol edip beşinci kata çıkmamı söylüyor.

Asansörün aynasında kendime bakıyorum.

Bir an geri dönmeyi düşünüyorum.

Sonra kapı açılıyor.

İnmek zorundayım.

Beşinci katta beni Selin karşılıyor.

— Defne?

— Evet.

— Selin.

El sıkışıyoruz.

Selin oldukça ciddi biri gibi görünüyor.

Beni toplantı odasına götürüyor.

Oturuyorum.

CV'mi önüne alıyor.

Bir süre inceliyor.

— Stajınızı nerede yaptınız?

Söylüyorum.

— Neden devam etmediniz?

— Staj sürem bitmişti.

— Size teklif gelmedi mi?

— Geldi.

Selin başını kaldırıyor.

— Peki neden kabul etmediniz?

Bir an düşünüyorum.

— Çünkü orada kalırsam kendimi rahat hissetmeye başlayacağımı düşündüm.

Selin kaşlarını hafifçe kaldırıyor.

— Rahat hissetmek kötü bir şey mi?

— İş hayatında bazen.

Bu kez çok hafif gülümsüyor.

— En azından dürüstsünüz.

Sonra tekrar CV'ye dönüyor.

— Burada deneyiminiz çok az.

— Evet.

— Çok az.

— Farkındayım.

— O zaman neden sizi işe alalım?

Bu soruya verebileceğim mükemmel bir cevap yok.

O yüzden süslemiyorum.

— Çünkü öğrenebilirim.

Selin bana bakıyor.

— Herkes bunu söylüyor.

— Ben de herkes gibi söyleyebilirim.

— Farkınız ne?

— Bilmiyorum.

Bir an sessizlik oluyor.

— Belki işe alırsanız öğrenirsiniz.

Selin'in yüzündeki ifade değişiyor.

Ama olumlu mu, olumsuz mu anlayamıyorum.

CV'yi kapatıyor.

— Açık konuşacağım.

Ben de oturuşumu düzeltiyorum.

— Tabii.

— Sizi şu an işe almak istemiyorum.

İçimden bir küfür etmek geliyor.

Dışarıdan sadece:

— Anladım.

diyebiliyorum.

Selin dosyayı masaya bırakıyor.

— Deneyiminiz yeterli değil.

— Anlıyorum.

— Başka adaylar da var.

Başımı sallıyorum.

— Tabii.

Ayağa kalkıyorum.

— Yine de zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Kapıya yöneliyorum.

Tam çıkacakken koridordan bir erkek sesi geliyor.

— Selin.

Selin başını çeviriyor.

— Efendim?

Kapı açılıyor.

Bir adam içeri giriyor.

İlk dikkatimi çeken şey yüzündeki ifade oluyor.

Sakin.

Fazla sakin.

Selin ona dönüyor.

— Emir Bey, görüşme yapıyordum.

Adamın bakışları bana kayıyor.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra CV'ye bakıyor.

— Kim?

— Defne Yılmaz.

Selin dosyayı gösteriyor.

— Uygun olmadığını düşünüyorum.

Emir dosyayı eline alıyor.

Birkaç sayfaya göz gezdiriyor.

Ben hâlâ kapının yanında bekliyorum.

Bir süre sonra:

— Neden?

Selin:

— Deneyimi yetersiz.

Emir CV'deki bir noktayı işaret ediyor.

— Bu projeyi kendisi mi yaptı?

— Evet.

— Tamam.

Selin ona bakıyor.

— Tamam mı?

Emir başını kaldırıyor.

— Alalım.

Ben yanlış duyduğumu düşünüyorum.

Selin de benimle aynı şeyi düşünmüş olacak ki:

— Emir Bey?

— Deneme süresiyle.

Sonra bana bakıyor.

— Yarın başlayabilir misiniz?

Bir an cevap veremiyorum.

— Evet.

— O zaman yarın görüşürüz.

Başını hafifçe sallıyor.

Sonra odadan çıkıyor.

Ben birkaç saniye olduğum yerde kalıyorum.

Selin'e bakıyorum.

Selin de bana bakıyor.

— Sanırım işe alındınız.

— Sanırım.

Dosyamı alıyorum.

Kapıya yöneliyorum.

Koridora çıktığımda Emir'i göremiyorum.

Sadece arkasından kapanan asansörün kapılarını görüyorum.

İçimden nedensizce garip bir his geçiyor.

Sanki bir şeyi kaçırmışım gibi.

Ama neyi?

Bilmiyorum.

Asansöre binip aşağı inerken kendime gülüyorum.

İlk iş günüm daha başlamadan patronumla ilgili saçma sapan şeyler düşünmeye başladım.

Sonra telefonum çalıyor.

Annem.

Açıyorum.

— Alo?

— Ne oldu?

Gülüyorum.

— İşe girdim.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten.

— Nasıl?

— Garip.

— İyi anlamda mı?

Asansörün aynasında kendime bakıyorum.

Bir an önceki adamın yüzü aklıma geliyor.

— Bilmiyorum.

Sonra omuz silkiyorum.

— Ama sanırım güzel olacak.

Asansör kapıları açılıyor.

Ben dışarı çıkıyorum.

Ve ilk işime böyle başlamış oluyorum.

BÖLÜM SONUUU!!!

Sizce nasıldııı??

Biliyorum robot gibi yazmış olabilir ama ilk bölüm nazarı diyelimm ve geçelim.

Sonraki bölümde böyle yazmayacağıma söz veriyoruuum. Ve size kocaman öpücüklerimi yolluyoruum.

iyi günlerr baylar bayanlar.

umarım beğenirsiniziziizz♡♡♡

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.