''Nasıl yani?''
Jisung hafif bir tebessüm etti.
''Bizim kaderimiz yetimhanede çizildi Mi Roo. Daha bebekken verilmişiz ikimiz de. O zamanlar bile birbirimize bağlı iki öz kardeş gibiymişiz. Ne zaman yan yana gelsek ağlamamız kesilir, susarmışız. Bu yüzden... Aynı beşiği paylaşmışız. Birbirimizden aklımız başına gelene kadar hiç ayrılmamışız. Büyümeye ve her şeyin farkına varmaya başladığımız gün yine de hep yana yana kaldık. Orada bir de ağabeyimiz vardı. Bizi korur, kollar, gözetirdi. Dünyada biz 3 kişiden başkası olmasa umurumuzda olmazdı.''
Başını çevirdi. Karşısına baktı. Gözleri yeniden dolmaya başladı.
''Bir gün yetimhanede her şey değişti. Müdürü, öğretmenleri, başımızdaki görevlileri, her şey...Sonra... Sonra o ağabeyimizi bizden koparıp götürdüler. Ters giden şeylerin önü arkası kesilmedi. Her gün yetimhanede acı çığlık sesleri duymaya başladık. O zamanlar neyin ne olduğunu anlayabilecek kapasiteye sahip değildik.''
Anlatmaya devam ettiği yaşanmışlıklara ilgisiz kalmak imkansızdı. Büyük bir ilgiyle onu dinlemeye devam ettim.
''Ağabeyimiz götürülmeden önce de her akşam yatağında olmazdı ve ertesi sabah uyandığımızda hep kollarında iğne izleri, morarıklar bulurduk. O götürüldü ve sonrasında her gün biri. Orası korkunç bir hal almaya başlamıştı. Bu yüzden biz de Ae Ran ile birlikte kaçtık. Aklımızda yalnızca ağabeyimizi bulmak ve mutlu bir şekilde yaşamaya devam etmek vardı. Olmadı. Onu bulamadık. Yetimhanede göremediğim kadar insanın arasına karıştık. Deliler gibi korktuk, kaçtık, aç ve susuz kaldık.''
''Peki ya sonra?''
''İyi insanlar sayesinde ölmedik. Bir çift akşamleyin yürüyüş yaparken bizi deniz kenarındaki kayalıklarda harap bir vaziyetteyken buldular. Bize evlerini açtılar, baktılar, büyüttüler. Bizi büyüten babamız polisti ve ben de çocukken babama öylesine özenirdim ki polisliğe çok merak salmıştım. Polis olmaya karar verdim. Asla yanımdan ayrılmayan Ae Ran da yine benden ayrılmak istemediği için polis olmak istediğini söyledi. Benden daha çok çalıştı, çabaladı, azmetti. Çünkü o daha önce polis olmak fikrinde değildi. O da kendisine annemizi rol model olarak almıştı ve öğretmen olmak istiyordu. Polis olmak istiyorum dediğinde ona kızdım. Birçok şey söyledim ama beni hiç dinlemedi. Israr etti, oldukça kararlıydı. -Ki az önce de duydun. O gerçekten bu dünyada görüp görebileceğin en inatçı insandır.''
Yüzünde yine güzel bir tebessüm belirdi.
''Kısaca böyle işte. Beni bırakamaz Mi Roo. Ben hiçbir zaman ondan ayrı kalmadım. Beni... Beni kendisine böylesine alıştırmışken çekip gidemez. Beni bırakamaz.''
Ben de ona tebessüm ettim.
''Sen onu çok iyi tanıyorsun Jisung. Seni asla bırakmayacak. Bunca zaman peşinden koşmuş, bundan sonra da eminim peşinden koşmaya devam edecek.''
Başını yeniden bana çevirip gülmeye başladı. Oldukça samimi ve istekli bir gülüştü bu. Gülüşü arasında gözlerime bakıp konuştu.
''Küçükken ördek gibiydi. Ona ördek derdim. Ben nereye, o oraya. Bu arada, sana bir sır vereyim. Küçükken hiç böyle değildi. Çok korkardı her şeyden, masumdu, saftı. Akademiden sonra değişti. Değişmeyen tek huyu inatçılığı oldu. Ah, bir de güzelliği. Ama peşimde kuyruğum gibi olduğu zamanları unutamıyorum. Okulda peşimdeydi, futbolda peşimdeydi, randevularımda peşimdeydi.''
Ben de onunla beraber güldüm. Konuşurken dikkati biraz daha dağılmış, morali bir tık olsun yerine gelmeye başlamıştı. Bu yüzden onu konuşturmaya devam etmek istedim.
''Biliyor musun?'' diye sorup dikkatini üzerime çektim.
''Senin başta ona âşık olduğunu düşünmüştüm. Ama hikâyenizi bilmiyordum.''
Gülümsemeye devam etti.
''O benim kardeşim. Aynı kandan olmasak da diyeceğim ama kanlarımız da aynı. O yüzden aynı annenin karnından doğmasak bile o benim öz kardeşim. Her zaman da öyle kalacak.''
Gözlerimi devamlı çevremde gezdirmeme rağmen Felix'i göremedim. Uzun süre gelen giden olmadı. Sabah olmak üzereydi. Ne kadar yorgun olursam olayım Jisung ile kalıp onu konuşturmaya devam ettim.
...
Bu bölümden göremediğimiz kesitler.👇🏻


