Jeongin kesinlikle onların söylemeye çalıştığı bu duruma inanamadı. İnanmak istemedi. Bileğini sinirli bir şekilde, sertçe kendisine doğru çekip Bangchan'ın elinden kurtardı. Bangchan düşen eline hüzünle bakmaya devam etti. Hepsi bir anda yeniden yıkıldı. Ancak Felix tam o anda söze girerek mantıklı şeyler söylemeye ve arkadaşlarının morallerini düzeltmeye çalıştı.
''Hemen yelkenleri suya indirmeyelim. O psikopat oldukça zeki, bunu hepimiz biliyoruz. Mi Roo'yu bizden dolayı, birliğimizden dolayı alamıyor. Bu sebeple onu alabilmek için birliğimizi bozmaya, aramıza nifak sokmaya çalışıyor olabilir. Bize birbirimizden şüphe ettirip bizi kırmaya çalışıyor olabilir. Diyelim ki Minho hyung psikopat ve o şu an yaralı. Düşünün bir. O kadar zeki bir psikopat yarasını tedavi ettirmek için ne diye hastaneye gelsin ki? Kim olduğunu kimse bilmese bile yarasından dolayı hastane polisi tarafından mutlaka ifadesi alınacaktır. Bunu göze alır mıydı?''
''Almazdı elbette. Ama ya hastane polisi gelmeden önce tedavisini yaptırır yaptırmaz giderse.''
Jisung çatallı sesiyle bir kere daha söze girdi. O;
''Kameralar.'' der demez herkesin gözü ona gitti. Kanlı gözleri şu an karşısındaki kameradaydı. Bir kere daha kameraya bakmaya devam ederken söze girdi.
''Kameralardan kaçamaz.''
Herkesin gözü kameraları buldu. Changbin;
''Doğru ya, kameralar.'' dedikten sonra fırladı. Bangchan hemen arkasından bağırdı.
''Changbin dur, bizi bekle!''
Jeongin ve Bangchan hızla uzaklaşan Changbin'in arkasından koştururken Felix ayakta bir bana bir de onlara bakıp duruyordu. Yanımda kalmakla onların yanında gitmek arasında kaldığını hissedebiliyordum. Bu yüzden;
''Git hadi.'' dedim. Gözleri gözlerime değdi. Gözlerimin içine onay almak istercesine baktı.
''Git hadi, git. Zaten hastanedeyiz. Jisung da burada. Hem... Onun da yalnız kalmaması gerek. Yanında olacağım, tamam mı?''
''Tamam. Ben hemen geleceğim. Sakın Jisung'un yanından bir yere ayrılma.''
''Burada olacağım, merak etme.''
Felix benden de âdeta söz aldıktan sonra koridorda kaybolan arkadaşlarının peşinden koşmaya başladı. Bir müddet sonra gözden kayboldu.
Oturduğum yerden kalkıp Jisung'un yanına adımladım. Dikkatle yanına oturdum. Zemin de, duvar da buz gibiydi. Bir müddet bu soğukluk tuhaf hissettirse de 1-2 dakikaya alıştım. Dizlerimi kendime çektim. Başımı sağımda kalan Jisung'a çevirdim.
''Yoon Ae Ran ile ne zamandan beridir tanışıyorsun Jisung? Onunla arandaki bağ, diğerlerinden daha farklı gibi.''
Jisung sanki konuşmaya ihtiyacı varmış gibi dudaklarını araladı. Bana başını çevirdi. Yüzüme bakarak konuşmaya başladı.
''Kendimizi bildik bileli.''
''Nasıl yani?''

