Kolumu hissedememek dahi şimdiden beni oldukça büyük bir dehşetin içine sürükledi.
Ae Ran, Seungmin ve Jisung hâlâ ıkınarak beni yukarı çekmeye çalışıyordu.
"Yetiştik beyler! Geldik! İyi misiniz?!"
Duyduğum yabancı sesin hemen ardından Seungmin bir kere daha bağırdı.
"Biz iyiyiz ama yardıma ihtiyacımız var Soobin! Tam zamanında geldiniz! Yardım edin!"
"Geldim! Beomgyu sen öbür tarafa geç!"
"Tamam hyung. Hazırım."
Bir anda Ae Ran ile birlikte yukarıya daha hızlı çekilmeye başladık.
Ae Ran'ın bacakları evin içerisine girdi.
Seungmin beni sağ bileğimden sıkıca kavradı ve Ae Ran'a hitaben konuştu.
"Yoon Ae Ran-ah? Yaralısın! Yaraların çok kötü! Ben tuttum onu sıkıca, merak etme. 3 dediğimde bırak ve hemen içeri geç. Bak, biz buradayız. Hadi!"
Ae Ran reddedemeyecek kadar bitkin düşmüştü. Üstelik her yeri sırılsıklam olmuştu.
"Tamam, çok dikkatli tut. Bırakacağım."
Seungmin başını salladı. Saymaya başladı.
"1...2...3!"
Tam 3 dediğinde Ae Ran beni bıraktı ve kendisini içeri attı. Seungmin'in ellerinin bileğimdeki baskısının giderek arttığını hissettim. Arkasındakilere hitaben bir kere daha bağırdı.
"Hadi beyler! Hadi! Çok az kaldı hadi!"
Giderek yükseldim. En sonunda omuz hizam pencere pervazına denk gelir gelmez Jisung beni koltuk altlarımdan da kavradı. Omzumdaki keskin acı her saniye katlanarak artıyordu. Jisung özellikle dokunup çekmek için yüklenince kat be kat arttı.
Dayanmaya çalıştım. Çok daha hızlı yukarı çekildim. En sonunda beni de tamamen içeri aldılar.
Kıyafetlerimden, saçlarımdan, gözlerimden, her yerimden yaşlar boşalıyordu.
Tanımadığım bir kişi hızla koştu ve odalardan birine girdi. Elinde battaniyelerle çıktı. Birini yine tanımadığım bir başka kişiye fırlattı.
O kişi battaniyeyi havada yakalayıp Ae Ran'ın başına çöktü. Aynı zamanda battaniyeleri getiren kişi de benim başıma diz çöktü. Battaniyeyi dikkatlice bana sardı.
İç çekişlerim ve aralıksız ağlayışımla birlikte hıçkırıklarım hız kesmeden devam ediyordu.
Gerçekten ölümden dönmüştüm. Ramak kalmıştı öbür dünyaya gitmeme. Bugün yaşadığım korku... Tüm bu yaşadıklarımız... Bir de üzerine çektiğim bu tarifsiz acı...
Tanımadığım kişi sımsıcacık olan ellerini yanaklarıma attı. Zangır zangır titrediğimi yine o an baskın olarak hissedebildim.
Ellerinin başparmakları ile gözlerimden akan yaşları silmeye başladı.
"Şşşşttt, tamam. Tamam geçti, sakin ol."
Seungmin dairede bir oraya, bir öbür tarafa gidiyor ve kulağına tuttuğu telefonda büyük ihtimalle ambulans çağırmak için konuşuyordu.
"Evet, doğru! Adresimiz tam olarak orası. Lütfen çabucak gönderin. 2 yaralımız var. Birinin kanaması oldukça fazla. Lütfen. Bekliyoruz."
Öbür yandan da Jisung Ae Ran'ın ıslak saçlarını okşaya okşaya hararetli ve hızlı bir biçimde diğer ekip arkadaşlarını durumdan haberdar ediyordu.
Ae Ran'a şefkatle dokunup onun yanında olduğunu hissettirmeye çalışırken gözleri bayağı dolmuştu. Ekibinden bir arkadaşını bu hâlde görmek onu oldukça üzmüş gibiydi.
"Evet Bangchan hyung. Lütfen çabuk gelin. Ae Ran da Mi Roo da hiç iyi değil."
Jisung'un telefonundan Bangchan'ın endişeli sesi dışarı vuruyordu. Hepimiz duyabiliyorduk.
Dişlerimi sıkıp çektiğim acıya dayanmaya devam ederken karşımda diz çöken kişi kolunu alnıma getirdi. Hırkasıyla alnımdaki yaşları duruladı. Daha sonra kolu yanaklarımda da dolaştı. Başını arkasına çevirdi.
"Beomgyu, havlu. Havlu bulup getirir misin hemen?"
Ae Ran'ın başındaki tanımadığım kişi sessizce başıyla onayladı ve hemen ayaklandı. Seungmin ona seslendi.
"Havlular hep banyodaki siyah dolabın içerisinde."
"Tamam hyung."
Çocuk gözden kayboldu. Seungmin de Ae Ran ile tam ortamıza geldi. Bir ona bir de bana çaresizce bakakaldı. Ne yaptığını bilemiyor gibiydi.
"Soobin, Yeonjun hyung nerede?"
Txt'den konuk oyuncularımız hoş geldi.☺
👇🏻Soobin👇🏻








👇🏻Beomgyu👇🏻


