Hello ben geldim baya uzun bir aradan sonra yeni bölümle
Keyifli okumalar.
İnsan hayatı ne kadar değişik öyle değil mi daha düne kadar mükemmel denecek kadar güzel bir yaşam sürerken hayatının bir anda tepetaklak olması gibi. Neyin nerede ve nasıl yaşanacağı hiç beli olmuyor.
Daha haftalar öncesine kadar tek düşündüğüm mesleğim ve hastalarımken şimdi farklı bir şehirde tanımadığım birçok insanla bir aradayım ve en önemlisi ise tanımadığım bir adamla evlenecek olmam. Diyorum ya İnsan hayatı çok farklı, insanlar yaşayacakları hayatı seçemiyorlar . Ben de onlardan biriyim galiba hayatımı seçemedim benim yerime geneli erkeklerden oluşan bir topluluk hayatım şekillendirdi ve yön verdi .Böyle olsun ister miydim asla. ama olacak olan oluyor işte.
Doktorum ben işim insanların hayatını kurtarmak bu sefer bir hastanın değil de abim ve onun aşık olduğu kadının hayatını kurtarmayı seçtim bu uğurda kendimi yakacak olsam bile böyle bir seçim yapmaya mecbur bırakıldım. Şimdi ne olacak ne yapacağım ben sevmedim tanımadığım insanlarla bir evin içinde nasıl yaşayacağım, alışabilecek miyim onlara ,ya da onlar bana alışabilecek mi Nasıl davranacaklar mesela bana ben onlara nasıl davranacağım nasıl yaklaşacağım .
O adamla nasıl bir yaşam süreceğim. Sevecek miyim mesela onu veya o Beni sevecek mi yoksa nefret mi edeceğiz birbirimizden. O kadar karmaşık ki ne yapacağımı nasıl davranacağını hiç bilmiyorum.
Bu düşünceler kafamın içini yiyip bitirirken düğünüme sadece 3 gün kaldı evleniyorum ya şaka gibi geliyor kulağa Ben ki asla evlenmem deyip ahkam keserken birkaç hafta içinde nişanlandım ve 3 gün sonra evleniyorum.
Aslında söylemek gerekirse çok korkuyorum kendim olmayı bırakmaktan ölesiye korkuyorum ne olacak mesela Yıllardır emek verdim o kadar yıl okuyup çırpına çırpına bu mevkiye geldim mesleğime ne olacak bırakacak mıyım Ben bırakmasam bile izin verecekler mi onlar ,ya karşı çıkarlarsa, O zaman ne olacak.
Asla böyle bir şey müsaade etmem boşu boşuna çalışmadım ben insanların mesleğim hakkında karar vermesine asla izin vermem.
Belki bir süre ara veririm ama asla Mesleğimi bırakmam.
Düşünceler kafamda dönüp dururken benim yaptığım ise sadece yatağımda uzanıp boş tavanı seyretmek o kadar çökmüş bir durumdayım ki yataktan kalkmak dahi istemiyorum Halbuki ben uykudan nefret eden bir insanım günde en fazla 5-6 saat uyuyorum ama Son bir haftadır yataktan kalkmamak ve uyanmamak istiyorum.
Kapının çalmasıyla düşüncelerimden sarılıp kendime geldim.
"Gel"
Odanın kapısı yavaşça araladı ve içeriye annem girdi Ne kadar yansıtmak istemese de üzgün olduğunu anlayabiliyordum. Annemi tanıyordum çünkü kime çektiğim belliydi aslında annem gibiyim ben de yüzüme taktım sahte gülümsememle mutsuzluğumu ve hüznümü saklıyorum Annem de benim gibi yapıyor ama ben anlıyorum. Yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle yatağıma yaklaştı.
"Güzel kızım günaydın. "
Oyununa alet olup her şeye rağmen gülümseyip neşeli çıkarmaya çalıştığım sesimle "Günaydın annem. " Dedim yatağa oturarak saçlarımı okşadı Annem bu o kadar güzel bir histi ki anlatamam sanki söyleyemediklerini bu şekilde anlatıyordu.
Güçlü dur kızım biliyorum çok zor ama bırakma kendini diyordu söyleyemiyordu ama hissettiriyordu.
"Kahvaltı hazır kızım hazırlan hadi aşağı inelim"
Yataktan doğrulup bir anda anneme sarıldım
" Tamam anneciğim geliyorum Sen in aşağı"
Annen saçlarımı öpüp yataktan kalktı ve odadan çıktı Bence daha fazla bekletmemek için banyoya girip işlerimi hallettikten sonra üzerimi giyinerek aşağıya indim bütün ailem kahvaltı masasında beni bekliyorlardı Ben de gelip yerime oturdum Benim oturmamla beraber babam Afiyet olsun dedi ve herkes kahvaltıya başladı. Masada kimsesiz konuşmuyordu herkes üzerine bir durgunluk vardı Bunun sebebi açıkça belliydi uzak değil iki gün sonra Bu masada olmayacaktım düğünden sonra ailem Ordu'ya geri dönecekti ve ben bilmediğim Bu Şehirde bilmediğim insanlarla kalacak ve onlara alışmaya çalışacaktım bu tüm aile birlikte yaptığımız son kahvaltılardan biriydi Herkes kahvaltısını yaparken iştahsız olmama rağmen yine de tabağıma birkaç bir şey alıp atıştırmaya başladım. Yediklerim anneme az görmüş olacak ki
"Kızım iki saate kuaförler gelecek birazdan da organizasyon gelip bahçeyi hazırlayacak O yüzden güzelce kahvaltını yap"
Kibarca uyarıda bulundu Bu bir nevi yorulacaksın kına gecende halsiz düşmek istemezsin demekti" Tamam anne", diyerek annemi geçiştirdim İyi ki lokma yemek bile çok zor geliyordu şu an boğazımda kocaman bir Yumru vardı sanki. Canım hiçbir şey istemiyor.
Masadakilerde tek tek gözümü gezdirdiğimde Eren ve Yaman abim yüzleri düşük bir şekilde kahvaltılarla devam ederken Ozan abimle Beren gayet mutlu bir şekilde yemeklerini yiyorlardı sanki her şey mutlulukla yapılıyormuş gibiydi onlara göre hiçbir şey umurlarında değil gibi davranıyorlardı En azından ben gidene kadar biraz üzülüyormuş gibi yapamazlar mıydı. Onları görmezden gelmeye çalışarak yiyebildiğim kadar yiyip Afiyet olsun diyerek masadan kalkıp odama çıktım 2 saat içinde kuaförler gelecekti o yüzden vaktim olduğu için uzun bir duş alabilirdim üzerimi çıkarıp duşa girdim, suyu ayarlayıp duş almaya başladım, yaklaşık Bir saate yakın duşta oyalandıktan sonra üzerimi giyinip banyodan çıktım.
Odaya döndüğümde Gökçe kınada giyeceğim kıyafeti askıya asıyordu son dakika kararıyla Ve tabi biraz da Gökçe'nin ısrarıyla kınada iki kıyafet giymeye karar vermiştim Abimlerin düğününden sonra organizasyon şirketi ile anlaşıp ne kadar istemesem de kına gecem için birçok koreografi hazırlamıştık Bu yüzden girişte yapacağım dans için farklı bir kıyafet seçmiştim.
Gökçe'ye gülümseyip makyaj masama oturdum saç kurutma makinasını prize takarak "Kuaförler nerde " Diye sordum
Gökçe kıyafeti asıp yanıma gelip arkamda durdu ve saç kurutma makinasını elimden aldı. " Az önce aradılar 10 dakikaya burda olurlar " Dedi makyaj masasından tarağı olarak saçlarımı tarayıp kurutmaya başladı bu süreçte her zamanki gibi en büyük destek bana Gökçe'den gelmişti hiçbir zaman beni yalnız bırakmamış her anında yanımda olmuş moralimi yüksek tutmak için elinden geleni yapıştı Hata o kadar çok benimle ilgilenmişti ki Eren'le doğru düzgün vakit geçirememişti bu yüzden kendimi suçlu hissediyordum çünkü Eren düğünden hemen sonra tekrar Askeriyeye dönecekti ve bizim için uzun sayılacak bir süre daha görüşemeyecektik. Bu durumdan en çok etkilenen Yine Gökçe olacaktı Eren'in askere gitmesini hiç istememiş bedeli yapması konusunda çok ısrar etmişti ama Eren dinlemeyip uzun dönem askerlik yapmaya karar vermişti. Gökçe bu konuda çok hassastı çünkü Abisi Emre askerdi ve şehit olmuştu Gökçe de haliyle bu durumdan çok etkilenmiş ve Eren'i de kaybetmekten korkmuştu. Ama tabi Eren asla vazgeçmemiş ve bedelli askerlik yapmayı reddetmişti.
Gökçe saçlarımı kurutmayı bitirip makinayı toplayıp kaldırdı.
"Teşekkür ederim çiçeğim. "
Yüzüne yerleştirdiği muzip sırıtışla
"Ne demek Aşkım son kez ben kurutayım bundan sonra kocan kurutur artık saçlarını."
Oturduğum yerden kalkıp sert olduğunu düşündüğüm bakışlarımı Gökçe'ye sabitleyip
"Saçma sapan konuşma Gökçe ne münsebet o ağa bozuntusu benim saçlarıma bile dokunamaz. "
Gökçe'nin yüzündeki sırıtış kahkahaya dönüştü odanın kapısına giderken de edepsiz konuşmasına devam etti.
"Saçlarına olmasa da başka yerlerine dokunacağı bir gerçek. "
Yataktaki yatığı alıp Edepsiz arkadaşıma fırlatsamda kaçmayı başarmıştı odanın kapısını açıp koşarak odadan çıkarken bağırdım
"GÖKÇEEE"
Sinirle ilerleyip yere atığım yastığı tekrar yerden alıp yatağa oturdum her ne kadar kabul etmek istemesem de maalesef böyle bir gerçek vardı Elinde sonunda bu yaşanacaktı. Saçlarımı karıştırarak ofladım
"Bıktım artık Allahım bir süre aklımı alırmısın en azından şu düğün bitene kadar düşünmeme engel olur. "
Bilimsel olarak gerçekleşmeyeceğini bildiğim bu siteme karşı gülmek istedim sanırım gerçekten deliriyorum.
Kuaförler gelene kadar Kafamı Dağıtmak amaçlı Telefonumu alıp sosyal Medya hesabıma girdim uzun süredir bakmadığım için birçok bildirim vardı mesajları Es geçerek takip isteklerine baktım tanımadığım birçok kişi istek göndermişti ama benim en çok dikkatimi çeken en az 5 erdenet soyismiydi. Aralarından sadece üç ismi tanıyordu Biri Ulaş'tı en küçük kayın biraderim diğeri Baran'dı bu da en büyük kayın biraderim isteklerini onayladım sırada gözüme çarpan diğer isim ise Feriha'ydı Berhan'ın yengesi 'kem göz Feriha' Aycan'ın teyzesiydi bir kaç saniye ne alaka der gibi telefona bakıp fazla düşünmemeye karar vererek kabul ettim.
Diğerlerini tanımadığım için onaylama gereği duymadım İnstagramdan çıkacağım sırada vazgeçip arama motoruna O'nun ismini yazdım çıkan profile tıkladığımda sadce 3 gönderisi vardı. 2457 takipçisi vardı ve sadece 5 kişiyi takip ediyordu ama hesabı gizliydi. İstek atıp atmam arasında gidip gelsem de vazgeçip uygulamadan çıktım ben neden atıyorum ki o atsın Allah alla Ağa bozuntusu ne olacak.
Bir süre daha telefonda vakit geçirdikten sonra odanın kapısını tıklandı ve açıldı Önde Duygu ve ardından da Gökçe ve üç kişi daha odaya girdi büyük ihtimalle kuaförlerdi.
Oturduğum yerden kalkıp hepsine hitaben hoşgeldiniz dedim. Kuaför kızlar samimiyetle karşılık verip işe koyuldular. Sırasıyla önce benim makyajım ardından da saçım yapılacaktı makyaj masasının önüne oturdum.
"Nasıl bir makyaj istersiniz. "
Kuaföre dönüp
"Çok abartı olmasın soft renkler kulanalım "
İstediğim makyajı tarif etikten sonra yüzüm için humalı bir çalışma başladı.
Nihayet iki saatin içinde makyajım ve saçım hazırdı. Elbisemi de giydikten sonra tamamen hazırdım.
Misafirlerde yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı. Babam ne olursa olsun Ordu'dan birçok misafir getitirmişti ve fazlasıyla kalabalık bir ekipti bunların içinde akrabalar da vardı tabi.
Dayımlar, halamlar, ve teyzemler dünden gelmişti Babaneme her ne kadar dün gel desekte o diğer misafirlerle geleceğini kınaya yetişeceğini söylemişti ve dediği gibi yapmıştı Pembe sultan.
Nihayet bütün misafirler geldiğinde sıra benim girişimdeydi kına gecesinde sadece kadınlar olacaktı doyasıya eğlendikten sonra Kına yakılacağı sırada erkekler girecekti erkeklerin eğlencesi Erdenet konağında olacaktı. Giriş müziğim çalmaya başlayınca organizasyon şirketinin dansçılarıyla bahçeye çıkıp koreografide çalıştığımız gibi giriş yaptık kırmızı renkte yine kırmızı taşlarla süslemiş fazla derin olmayan yırtmaçlı bir elbise giyinmiştim. Elimde elbisenin rengide kırmızı tüylü ve adımın yazılı olduğu bir yelpaze vardı .


(İstediğim gibi değil ama Giriş dansı bu şekilde hayal edin)
Biz giriş dansımızı yaparken Gökçe her anımı çekmeye yemin etmiş gibi telefonla çekim yapıyordu biri şu kıza Zaten bu iş için kameraman ayarladığımız söyleyebilir mi. Dans bittiğinde benim için kurulmuş olan tahta geçip oturdum yanımda her zamanki gibi Gökçe ve Duygu vardı.
İlerleyen zamanlarda müzik hiç susmamış ve herkes doyasıya eylenmişti. Her ne kadar kalkmak istemesem de kızların zoruyla birkaç oyuna katılmıştım. Tekrar yerime oturduğumda Berfu yanıma gelerek erkeklerin geleceğini üstümü değişmem gerektiğini söyleyince yerimden kalkıp odama çıktım. Gökçen'in yardımıyla bindalımı giyinip tekrar aşağı indik.
Çok geçmeden müzik sesi kesilmiş yerini davul sesi almıştı. Davula eşlik eden farklı bir şarkı açılmıştı.
Güzeller içinde bir seni seçtim.
Kalbimi sana ben sana verdim.
Tabi ya ne demezsin sen beni seçtin demi yalancı Ağa bozuntusu.
Erkekler de bahçeye giriş yaptığında ortaya iki sandalye konulmuştu. Berhan'lan birlikte bizim için konulan sandalyelere oturduk etrafımızda çember oluşturan insanlar çalan türküye eşlik ederken dönmeye başladılar.
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.
Günlerdir ağlamayı bekleyen gözlerimden yaşarlar şarkıyı duyar duymaz intihar etmişti. Kimsenin duymayacağını düşündüğüm için burnumu çektim ama hesaba katmadığım şey O'nun duymasıydı zaten yakın olan bedenlerimizi daha da yakınlaştırarak
"Ağlama " Dedi
Sinirle bakışlarımı kırmızı tülün altından ona çevirdim.
" Demesi kolay aşrı aşrı memlekete seni mi gelin veriyolar, beni veriyorlar ,tabi ağlıycam bu türkü ağlamam için açıldı. "
Söylediklerim komik gelmiş olacak ki elini dudaklarına kapatarak gülüşünü gizledi.
Tam bir şey söyleyeceğim sırada türkü bitti ve bir kadın önüme gelerek kırmızı duvağımı kaldırarak yüzüme bakıp "gelin ağlamış" Diye bağırdı kına tepsisini tutan farklı bir kadın yanıma gelip avcumu açmamı istedi. Avcumu açıp kadına uzatığım sırada Gökçe elimi tutup tekrar kapatı
"Kız napıyosun safoz pat diye hemen açılır mı o el " Sinirle bana bakıp kaş göz yaptı ama ben hiç bir şey anlamadım. "Kınayı yakacak olan kadın.
" Kaynana gelin elini açmıyor. "
Diye bağırdı şokla ona dönerek
"Hayır açıyorum bak al. "
Elimi açıp tekrar uzatınca Gökçe bu sefer elime vurarak tekrar kapatırdı.
"Hayır açmıyor "
Saf saf Yakın arkadaşıma bakıp
"Gökçe açıyorum ya ne diye kapatıyorsun"
Kulağıma eğilerek
"Kız salakmısın sen adettendir altın konulacak avcuna açmayacaksın altın gelene kadar. "
Daha yeni aydınlanır gibi kafamı salayıp daha sıkı kapattım elimi bu durum komik olacak ki etraftakiler güldü ama en çok yanımda oturan Ağa bozuntusu gülmüştü.
Ona doğru eğilerek "çok mu komik "
Dedim hiç istifini bozmadan kafasını salayarak "Ne yalan söyliyeyim komik valla."
Ona sınırlı bir bakış atıp önüme döndüm komikmiş. Pislik Ağa bozuntusu nasıl bir safoz olduysam adetlerimiz bile unutum.
Çok şükür sevgili kaynanam gelip altını elime bırakınca kına faslı bitmiş oldu.
Tekrar oyun havaları çalınca herkes tekrar oynamaya başladı bu sefer tek fark ben tahtımda tek oturuyordum.
Bir süre bu böyle devam ederken oyun havaları bitmiş halaya çalmaya başlamıştı Berhan yerinden kalkacakken bana bakıp sırıtarak "Beni izle müstakbel karım"
Ben şaşkınlıkla ona bakarken o yanımdan kalkıp halayın başına geçip elindeki tesbihi salayarak oynamaya başladı.
Bir saniye ne dedi o müstakbel karım'ı dedi o bana karım mı dedi bana dedi dimi karım dedi.
Ne deseydi bacanak mı
İç ses sen bir sus bayadır yoktun yine nerden çıktın sen.
Kısa bir tatile çıktım canım ya bir de döndüm evleniyosun.
Keşke hep tatilde kalsaydın ya niye geldin.
Her neyse sus bir.
Müstkbel dedi karım dedi bana dedi .
Bu adam ne ara kabullendi be beni ayrıca daha karın olmadım...
Bölüm sonu.