İçeriğe geç

Benden Korkma

Bölüm 11 · 21 dk okuma

Benden Korkma

Bölüm 11

8.Bölüm

Hayat sınavlarla doluydu, evet bunu bir çoğumuz biliyoruz. Fakat bu sınavların sanki cinsiyetlere göre bir farkındalığı var gibiydi, kadınların sınavı ise erkekler gibi görünüyordu. Yüzde yüzlük bir dilim ile konuşamam ama yüzde doksanlık bir dilim için söylenebilir bu durum. Hepsini sıralamaya çalışsak bu liste bitmez ve benimki de buydu, takip edilme, takıntılı bir aşıkta demiyorum artık, takıntılı bir sapık. Yaptıklarına da şaşıramıyorum artık sadece öfkeleniyor ve delirmemek için dualar ediyordum ama çoktan delirmişte olabilirdim, bu durum ilk defa da başıma gelmiyordu ve artık tak etmişti fakat çözümde bulamıyordum.

Okula daha yeni geldim sayılırdı ve karşılaştığım bu manzara ile en çok sevdiğim ve beni sakinleştiren bu derse de girmek istemiyordum artık. Bunun zaten istemekle de alakası yoktu çünkü resim malzemelerim parçalandığı için derse katılımda sağlayamazdım. Herkes şaşkınlıkla parçalanmış resim malzemelerime Gizem ise endişeli bir şekilde bana bakıyordu, ben ise parçalanmış resim malzemelerime kitlenmiştim ve bir süre sonra da kendime gelebildiğimde arkamı dönüp tekrar evime dönmek için bir adım atmıştım ama birine sertçe çarpmam ile sanki bir duvara çarpmış gibi oldum. Yine Koray’dı, henüz içeride ki manzarayı görmemişti ve kendisine biraz sert çarpmış olmamdan dolayı endişeli bir şekilde iki kolumu tutup iyi olduğumdan emin olmaya çalıştı.

“Mine, iyi misin?”

Son zamanlarda üst üste yaşadığım bu olaylardan dolayı bozulan psikolojimin etkisi miydi bu bilmiyorum ama yavaştan Koray’ın bana karşı olan bu ilgisine de tepkilerim şaşmış durumdaydı, bazen hoşuma gidiyor bazen ise garipsiyordum ama bu sefer gereksiz yere sinir hissetmiştim. Fakat bunu içime atmıştım ve hiçbir şey söylemeden yanından geçip evime gitmeyi umarak hareketlendim, sadece,

“İyiyim.”

Dedim ve yanından direk geçmeye çalıştım ama beni tekrar durdurup olduğum yere sabitlemişti. Gözleri etrafta dolanmaya başladı, hala içeride ki manzarayı görmedi ama herkesin bana garip bakışlarını fark etmiş ve bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. İçeride ki manzarayı da görürse gitmem daha da zorlaşacaktı ya da peşimden gelecekti, her ne kadar bunun sebebini anlayamasam da ilgisinin yoğunluğunun farkındaydım fakat o ilgiyi bile istemiyordum şuanda. O resim malzemelerimin halini görmeden tekrar yanından geçip gitmek için bir hamle yaptım ama üzerimde ki bakışların sebebini anlamaya çalışırcasına gözleri bana bakanların üzerindeyken tekrar bana engel oldu ve bu sefer sinirimi tutamamıştım.

Yine bastırmaya çalışmıştım ve bu yüzden ses tonum içimdeki asıl öfkeyi yansıtacak kadar yüksek değildi.

“Koray bırakır mısın? Sürekli beni durdurma artık.”

Onunda bir tık sesi yükselmişti ama benim ses tonumla aynı seviyedeydi.

“Ne oldu Mine yine?”

“Ne olduysa oldu ya, yalnız kalmak istiyorum bir bırak artık beni.”

Hiçbir şey dememişti sadece sağ elimin bileğinden gitmeme engel olmak adına sıkıca tutup ne olduğunu anlamak için sınıfa doğru yönelmişti. Parçalanan resim malzemelerimi görmesi ile derin bir iç çekip kendini sakinleştirmeye çalıştı ama ben hala bileğimdeki elinden kurtulmaya çalışıyordum ama o sanki böyle bir çabam hiç yokmuş gibi bir yandan hala bir eli ile bileğimi tutarken diğer yandan ise parçalanan eşyalarımı toparlamaya çalışıyordu.

“Koray bırakır mısın ?Gitmek istiyorum diyorum.”

Hala cevap vermiyordu, hala çabalarımı görmezden gelmeye çalışıyordu. Sonunda parçalanan malzemelerimi toparlayıp sınıfın dışına bıraktı, bir sandalye çekip beni kendi tuvalinin yanına oturttu.

“Koray ne yapmaya çalışıyorsun?”

Çabalarımın faydasız olduğunu anlayıp debelenmeyi bırakmam ile beni sandalyeye oturttuğunda bileğimi artık bırakmıştı. Yüzünde benim aksime öfkesini bastırmaya çalıştığı düz bir ifade vardı.

“Bu dersi beraber işleyeceğiz anlaşılan.”

Bıkkın bir nefes alıp tekrar gitmek için bir hamle yapmıştım ama yine başarısız olmuştum ve sinirli bakışlarım yine Koray’a yönelmişti. Şuan belki de bana fazla gelmeye başlayan bu ilgisinden dolayı ona sinirliydim yada sinirimi dışarı yansıtıp rahatlamam için bir bahanemdi emin değildim ama cidden ilgisi fazla gelmeye başlamıştı, belki de alışmaktan korkuyordum. Hiçbir şeyden emin olmadığım gibi bundan da emin değildim.

“Koray, bana bu kadar ilgili yaklaşmak zorunda değilsin.”

Bileğimi bırakmamıştı, yüzüme bakamamıştı, aynı düz ifadesi var gibiydi ama bu o düz ifadeyi kaybetmemek adına farklı bir direnişi vardı. Bu şekilde davranması, sakladığı bir şeyler olduğu hissiyatına kapılmaya itiyordu beni, bu saklama çabası daha çok duygular ile ilgili gibiydi. İlgisinden rahatsızlık duyuyor olmam canını mı sıkmıştı acaba?

“Şuan ki ilgiden dolayı değil, Hayat hoca beraber çalışmamızı istememiş miydi zaten?”

Kaçmanın faydası yoktu artık onu anlamıştım ve daha fazla kaçmak için çabalamadım. Sadece gözlerimi devirmiş ve ona inanmadığımı belli eden bir ifadeye büründüm.

“Bahane.”

Ne demek istediğimi anlamadı, bakışları kafası karışmış gibiydi. Kafa karışıklığı yaratacak bir şey yok oysa!

“Nasıl?”

“Bahane diyorum. Hayat hocanın beraber çalışmamızı istemesini bahane olarak kullanıyorsun.”

Kollarımı birbirine kenetledim, sanki trip atar gibi duruyordum böylede.

“Hayat hoca böyle bir istekte bulunmasaydı neyi bahane olarak kullanacaktın acaba?”

Alaycı bir şekilde gülüp düşünür gibi yaptı.

“Hm, sabah ki şu motosiklet korkunu yenmek için ilk adımları atma konusunda verdiğin söz olabilir galiba.”

Ben öyle bir şey demiştim birde değil mi? Cevap verecek bir şey bulamamıştım ki zaten Hayat hocanın gelmesi ile cevap vermeye vaktimde kalmamıştı. Koray bu sessizliğimin artından yüzünde ki gülümsemesi ile göz kırpıp yüzünü Hayat hocaya çevirdi. Daha yeni fark ediyordum, Koray’ın acılar ile mücadele yöntemini bilemem ama kötü anlarda yanımda dururken beni o anın etkisinden çıkarmak için benim yöntemimi kullanıyordu, umursamamak ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak. Sadece bu yöntemi kullandığımız amaçlar biraz farklıydı ve ben son zamanlarda bunu yapamadığımı fark etmiştim.

“Koray, Mine? Bu ders berabersiniz galiba?”

Hayat hocanın seslenmesi ile dikkatim dağılmıştı, ne dediğini bile tam anlamamıştım ama neyse ki Koray benim yerime cevap vermişti.

“Evet hocam biraz öyle gerekti, birde malum siz beraber çalışmamızı istemiştiniz.”

Bana mı öyle gelmişti yoksa hocanın yüzünde Gizem ve Kaan’nın Koray ve benim için sabahtan beri attığı o imalı bakışlardan birini atıp gülümsemiş miydi?

“Konu serbest o halde?”

Koray boya ve fırçaları bana uzatmıştı.

“İlk bayanlar.”

Biraz durakladıktan sonra boya ve fırçayı alıp tuvale yavaştan bir şeyler çizmeye başladım. Bir kız çizmiştim, üstünde diz boyuna kadar gelen beyaz, eteğinin alt kısımlarında lavanta dolu bir elbisesi vardı, uzun siyah saçlarında ruhu gibi bir canlılık yoktu, düm düz duruyordu. Önünde çiçekli bir bahçe vardı ama kız bu güzel bahçeye rağmen mutlu değildi, bu bahçeye ulaşamıyor ve özlem duyuyor gibiydi, elleri göğsünde birleşmişti ve korkuyordu. Bir nevi kendi ruhumu yansıtmaya çalışmıştım. Artık içimi kaplayan ve büyüyen korku yüzünden bir çiçekli bahçe bile eski huzurunu vermiyordu bana. Fırçayı Koray’a uzattım, modu düşük bir şekilde benim resmettiğim kıza bakıyordu. Benimde modum pek yüksek sayılmazdı, Koray’ın yüzüne bile bakmıyordum, tıpkı onun gibi ruhumu yansıtan bu kıza bakıyordum.

“Devamını sen getir.”

Koray bir süre elinde fırça ile bekledikten sonra yavaştan oda resmin devamını getirmeye başlamıştı. Ben içimde ki bu karanlık duyguyu yansıtırken bile neredeyse her renkten kullanmıştım ama onun devamını getirdiği resimde siyah daha yoğundu. Benim resmimde ki kızın hemen arkasında siyah kapşonlu uzun bir adam çizmişti ve benim resmimdeki çiçekli bahçeyi o kızın ve erkeğin arasında bir sınır gibi yarılamıştı. Erkek sanki o sınırı geçmek istiyor ama geçemiyor gibiydi, erkeğin arkasında ise kıza ulaşmaya çalışan siyah, gölge gib, değişik varlıklar duruyordu ama kendi çizdiği resimdeki erkek model onlara izin vermiyordu. Sadece yüzünde ki solgun bakışlar ile kızı izliyor ve ona ulaşmaya çalışan varlıkları arkasında tutuyordu. Benim resmime karşılık devamını getirdiği çizim beni biraz etkilemişti. Ne anlatmaya çalıyordu? Yüzümde ki şaşkınlık ile resmi daha detaylı inceleyip anlamaya çalışıyordum ama Koray içten bir tebessüm ile bana döndüğünde benim merakımı geçirmişti.

“Ben arkandayım Mine, sana ulaşmalarına izin vermeyeceğim.”

Yüzümü ona çevirdiğimde nasıl görünüyordum bilmiyorum ama yine başarmıştı, içinde bulunduğum bu durumu unutturmuş ve kalbimin teklemesini sağlamayı yine başarmıştı. Bunu nasıl yapabiliyordu? Her şey bir yana kalbimin bu şekilde atmasını nasıl sağlıyordu? Acaba Gizem haklı mıydı, ona karşı cidden hislerim vardı ve ben mi farkında değildim? Bu yüzden mi bana bu kadar iyi geliyordu?

“Vay, sizi birlikte çalıştırmak ile en doğru kararı vermişim anlaşılan.”

Hayat hoca yanımıza gelip resmimizi incelemeye başladığında sesi ile kendime gelebilmiştim. Ne kadar süredir ona bu şekilde bakıyordum? Acaba yine çok şapşal duruyor muydum? Yanaklarımın yandığını hissediyordum. Benim yüzüm Hayat hocaya dönmüştü ama Koray’ın bakışlarının hala benim üstümde olduğunu hissedebiliyordum. Hayat hocanın bakışları ise benim tişörtüme kaymıştı.

“Bunu da mı beraber çizdiniz? Hiç baskı gibi durmuyor.”

Koray hafifçe kolumu dürtüp kıkırdamıştı.

“Sana herkes soracak demiştim.”

Bunu sessiz bir şekilde söylemişti ama ardından benim yine cevap verecek durumda olmadığımı anlayıp Hayat hocanın sorusunu cevaplamıştı.

“Evet hocam ben çizdim, başarabilmiş miyim?”

“Gayet başarılı, bayıldım.”

Hayat hoca sonrasından tuvaldeki resim ile tişörtümdeki resim arasında bir gel git yaptı.

“Lavantalarla aranız iyi galiba.”

Koray yüzünde ki kocaman gülümsemesi ile yine cevap veren kişi olmuştu.

“Hem de çok.”

Hayat hoca imalı bir şekilde gülümsemişti.

“Peki lavantanın anlamını biliyor musunuz?”

Hayat hocanın artık sadece imalı bakışlarının yanında sözleri ile demek istediği şeyi anlamıştım ve anlamam ile yanaklarım dahada alevlenmişti. Lavanta ölümsüz aşk ve sadakatin sembolüydü ve Hayat hoca bununla bize yakıştırma yapıyordu. Bir an Koray’a bakıp tekrar Hayat hocaya döndüğümde başımı “Evet.” Anlamında sallamakla yetindim. Hayat hoca ise yüzünde devam eden imalı bakışları ile sessizce uzaklaşmış, kıpkırmızı olmuş suratım ile Koray’la baş başa bırakmıştı. Şuan ona bakmıyordum ama yüzünde ki gülümsemesi ile o derin bakışlarını hala hissedebiliyordum.

Ders saatinin bitmesi ile içimde git gide büyüyen garip his ve utangaçlık ile daha fazla duramadım ve sandalyeden kalktım. O sırada Gizem’inde bana aynı şekilde imalı bakışlar attığını yeni fark etmiştim. Hayat hocanın imalı bakışlarını ve sözlerini duymuştu ve hoşuna gitmişti. Bu sefer bu duruma ses çıkaramadım çünkü bu konuda kafam karışmış durumdaydı. Gizem az çok bu durumu anlamış olmalıydı ki hiçbir şey demeden koluma girmişti ve kantin yolunu tutmuştuk yine.

Beni masalardan birine oturttuğunda iki tane kahve ile geri dönmüştü, daha sabah kahve içmiştik ama en azından benim açımdan karmaşık bir sohbet açılacağı belliydi ve bu durum kahve ile yatışırdı. Gizem aynı bakışları ile bir süre beni öyle süzdükten sonra benim dalıp gitmemden dolayı konunun ilk benden açılmayacağı belliydi.

“Hislerin bir tık daha belli etmeye başladı galiba kendini?”

Gözlerim içimdeki garip hissiyatın bende uyandırdığı şok ile bir noktaya öyle bir kilitlenmişti ki o noktanın neresi olduğunu bile anlayabilmiş değildim. Bakışlarımı Gizem’e yöneltmek için o kadar zorlanmıştım ki başardığımda yüzümde aynı ifadenin olduğuna emindim.

“Öyle gibi görünüyor ama ben hiç daha önce böyle hissetmedim. Y-yani ben, ben bilemiyorum. Aşk mı oluyor bu, hoşlantı mı? Anlamıyorum. B-bu böyle bir şey mi? Bu kadar karışık? Benim şuan içinde bulunduğum durum yüzünden depresyonda gibi bir şeyin içinde olmam gerekiyordu ama bu durumu bana unutturması saniyelerini alıyor ama bu sefer hissettiklerim kafamı karıştırıyor. Hatta öyle ki asıl depresyon sebebim bu olacak gibi hissediyorum. Aşkı hep merak etmiştim ama böyle bir şey beklemiyordum, bana iyi hissettiriyor ama insana iyi hissetmek neden garip gelir onu da anlayamıyorum. Cidden aşk mı bu? ”

Bu sefer ben Gizem gibi nefes almadan takır takır konuşurken o yüzünde kocaman bir gülümseme ile beni sabırla dinlemiş ve konuşmam bittiğinde düşünür gibi yapıp tekrar bana odaklanmıştı.

“Aynen öyle, kafan ne kadar karışıyor ise o kadar aşıksın. Aşık olduğunu kabullenip ona odaklanmadığın süre içerisinde de asıl verdiği o güzel hisse odaklanamazsın.”

Daha yeni başlamasına rağmen bu sohbet şimdiden bana biraz da olsa iyi gelmişti. Hâlbuki ki bu konuyu bu gün ikinci konuşumuzdu ama sonuç farklıydı. Gizem ile arkadaş olmamın verdiği huzurla yüzümde küçük bir gülümseme oluştu.

“İyi ki varsın Gizem.”

Yüzünde ki kocaman sıcak gülümsemesi ile karşılık verdi.

“Her zaman.”

Şuan yeri değildi ama aklıma gelen şey ile bakışlarım bu sefer meraka dönüşmüştü. Gizem’den rica ettiğim bir konu vardı ve onu tamamen unutmuştum.

“Gizem, sen benden korkup uzaklaşan şu kişilerin neden korktuğunu bir araştıracaktın. O iş ne olmuştu.”

İfadesi nedense bir an gerginleşmişti.

“Şey tatlım ya, sonuçsuz kaldı maalesef. Hiçbiri cevap vermedi.”

Beklediğim bir cevaptı bu aslında, sonuçta bir cevap bulmuş olsaydı Gizem şimdiye kadar koşarak gelip anlatmış olurdu ama neden gerildiğini anlamamıştım. Bunu sormaya fırsatta kalmamıştı, o sırada Kaan ile Koray yanımıza gelmişti.

“N’aber tatlım?”

Diye Kaan direk sevgilisine sarılıp yanağına küçük bir buse kondurmuştu. Koray ise yüzünde küçük bir tebessüm ile bana bakıyordu.

“Hiç canım, kız kıza sohbet ediyoruz işte öyle. Sen?”

“Bizde aynı sayılır ama akşama sana bir sürprizim olduğu için yarım kaldı biraz.”

Gizem’in gözleri heyecanla parlarken sevgilisine merakla dönmüştü.

“Ne sürprizi?”

“Adı üstünde sürpriz güzelim. Söylenmez ki ama istersen şimdiden çıksak güzel olur.”

Gizem şaşırmıştı.

“O kadar erken mi? Ama daha hazırlanmadım?”

“Böylede gayet iyisin güzelim ama çok istersen bir süreliğine hazırlanmanı bekleyebilirim.”

Gizem hemen heyecanla yerinden fırlamıştı.

“Tamam acele edelim o zaman. Mine seni de bırakalım mı geçerken? Ya da boş ver Koray varken bizim neyimize.”

Dedi ve sırıtarak bir göz kırptıktan sonra gitmeden önce Koray’a bir şeyler söylemişti ama ben duyamamıştım. Her ne söylediyse bu Koray’ın yüzünde ki gülümsemenin büyümesine sebep olmuştu ve ardından ise saniyeler içinde gözden kaybolmuşlardı bile. Koray’a döndüğümde ise yüzünde ki aynı gülümsemesi ile başını sağ omzuna yatırmış bir şekilde bana bakıyordu.

“Bizimde yenmemiz gereken bir korkumuz vardı galiba!”

Anlık bir endişeyle yutkunmuştum, aslında küçükken motosikletleri çok sefer ve havalı bulurdum ama bir gün ortaokulda iken okul çıkışı tam önümde bir motosiklet kazası olmuştu ve neredeyse bana da çarpmak üzereydi, çapmamıştı ama gözümün önünde oluşan o görüntü psikolojimi etkilemişti.

Fakat Koray bu korkumu yenebileceğim adına o güveni de bir şekilde hissettiriyordu, bu korkuyu yenmek belki uzun sürecekti belki de kısa ama bu problem hallolana kadar ben kaçsam bile çabalayacağı belliydi. İçimdeki korkuya rağmen küçücükte olsa olan o umut ile gülümsemeyi başarmıştım.

“Fazla zorlamazsın beni değil mi?”

Ellerini masaya yerleştirip hafifçe eğildiğinde muzipçe gülümsemişti.

“Aslında bu gün motosikleti kullanmayı öğretmeyi planlıyordum.”

İlk başta dalga geçtiğini sanmıştım ama yüzündeki gülümsemesinin yanında gri gözlerinin benimkilere o kadar ciddi şekilde bakıyor olması içimde azalan korkunun öncekine ziyade dahada büyümesine sebep olmuştu.

“Ney? Asla, katiyen olmaz. Bu korkuyla yaşayayım daha iyi. Yok, yok, yoook olmazzz.”

İçimde artan korkunun etkisiyle Koray’a bu konuda karşı çıkarken o kadar çok ve gereksiz mimik kullanmıştım ki Koray sesli bir şekilde gülmeye başlamıştı.

“Bu tepkiyi vereceğini biliyordum o yüzden fikrimi değiştirdim. Sadece biraz fazla turlayacağız.”

Bir kaşım havalanmıştı, nasıl fazla turlayacaktık ve ne kadar fazla?

“Nasıl yani?”

“Yani hemen hemen Ankara’nın her köşesine gideceğiz ama merak etme sık sık sakinleşmen için mola veririz.”

Bana motosiklet sürmeyi öğretmek istediğini söylemesinden sonra içimde ki korku ilk hali kadar azalmamıştı ama en azından şimdilik öyle bir çabası olmayacağı için kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

“Ama çokta fazla turlamayalım.”

Bir süre sabit kalan gülümsemesi ile yüzüme öylece baktıktan sonra önümdeki boş kahve bardağım ile uğraşmaya başlamıştı.

“Sonrasında benim için bir kahve daha yaparsan daha kısa tutabilirim belki ama bu sefer senin de bana eşlik etmen şartıyla.”

Bu şekilde korkumu tekrar unutturmaya çalışıyordu büyük ihtimalle ve küçük sohbetleri, bana göre bu tatlı isteği karşısında cidden işe yarıyordu. İçimde ki korku tekrar azalmaya başlamıştı ve yüzümde onun gülümsemesine eşlik edercesine bir tebessüm oluşmuştu.

“Kahveyi çok seviyorsun galiba?”

“Nefret ederim ama seninki güzeldi.”

Beklemediğim bu cevap karşısında bakışlarım şaşkınlıkla onun gözlerine sabitlenmişken içimde tekrar oluşan bu tuhaf hissi yüzündeki içten, sıcacık tebessümü ve gözlerime sabitlenmiş gri gözlerinin derinliği ile besliyordu sanki. Midede olmayan kelebeklerin kanat çırptığını söyleyen insanlar bu şekilde mi hissediyordu? Kalplerinde çiçekler açtığını söylerlerken hissedilen bu sıcaklıktan mı bahsediyorlardı? O sıcaklık şuan yüzümde de olabilirdi.

Artık fazla sorgulamaya, bahane üretmeye gerek yoktu. Bu hisleri ne kadar garipsiyor olsam da kendimi kaptırdığım ve aşık olduğum inkar edilemeyecek bir şekilde ortadaydı. Böyle bir durumun içinde aşık olmayı başarmam ne kadar benim için tuhaf olsa da bir yandan en iyisi de böyleydi. İyi geliyordu, içimde bulunduğum durumu unutturuyordu.

Nefret ettiği halde yaptığım kahveyi içmesi tuzlu bir kahve içmekten neredeyse farksızdı, hele ki o kahveyi koklarken yüzünde oluşan o huzur, tekrar istiyor olması ve bunun benim yaptığım kahveye özel olmasının hissettirdiği ayrıydı.

“Mine.”

“Efendim?”

“Bu bakışmayı birimiz sonlandırmazsa bütün gün böyle sabit kalacakmışız gibi duruyor fakat bunu ben başaramayacak gibiyim.”

Bende kendimi başarabilecek gibi hissetmiyordum ama git gide artan sıcaklığın bu konuda birazda olsa yardımı olmuştu. Gözlerimi hızla kırpıştırıp kendime gelmeye çalıştım ve azda olsa başardığımda boş kahve bardağımı alıp aynı hızla kalktım ve çöpe attım.

“Iı, gidelim o halde biz artık.”

Tekrar dalıp gitmemek adına bir cevap beklemeden hızla çıkışa doğru yönelmiştim Koray ise yavaş adımlar ile yürümesine rağmen sadece bir adımlık mesafe ile arkamdan geliyordu. Okul çıkışına geldiğimizde motosikleti nereye park ettiğini bilmediğim için bu sefer o önden gitmeye, ben ise onu takip etmeye başlamıştım. Motosikletin yanına ulaştığımızda ise ilk iş olarak kasklardan birini alıp bana taktı.

“Bu sefer ilk moladan sonra gözlerini açık tutmaya çalış olur mu?”

Başımı hafifçe sallamakla yetimdim. Koray’da kendi kaskını taktıktan sonra motosiklete bindi bende çekingen bir şekilde arkasına geçtiğimde bir kaplumbağa gibiydim ama o yine de sabırla bekledi. Sonunda bende bindiğimde ise derin bir nefes alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım azda olsa başardığımda kollarımı yavaştan Koray’ın beline sardım. Çekingen bir şekilde parmak uçlarımla tutunmamın bir anlamı yoktu motosiklet çalışmaya başladığında şu ankinden daha sıkı bir şekilde saracağımı anlamış oldum.

“Başlangıç olarak yavaş sürmemi mi istersin yoksa önceki gibi hızlı mı?”

Şimdiden başımı Koray’ın sırtına yaslayıp gözlerimi kapatmıştım bile, bu cevabı az çok belli ediyordu.

“Bu sefer yavaş olsun duruma göre sonra hızlı!”

“Tamam o zaman.”

Dedikten sonra motosikleti çalıştırmaya başladığında yine gözlerimi daha sıkı bir şekilde kapatıp beline de saha sıkı sarılmaya başlamıştım ama kendimi bir öncekinde olduğu kadar korkmuş hissetmiyordum. Derin derin nefesler alıp kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum, o kazanın aklıma gelmemesi için çabalıyordum ve azda olsa işe yaramaya başlamış gibi duruyordu.

“Mine.”

“Efendim?”

“Bir tık hızlanıyorum?”

Biraz gerilmiş olsam da “Tamam.” Demiştim ve bir süre sonra hızlanmıştı. İçimde ekstradan artan bir korku hissetmemiştim ama bir soğukluk hissetmiştim. Normalde de kış ayında olduğumuz için havanın soğuk olması gerekiyordu ama bu gün normal sıcaklıktaydı, şuan ise yavaştan soğumaya başlamış gibiydi ya da motosikletin hızlanmasıyla ben öyle hissediyordum. Hissettiğim ani soğukluğun ardından giydiğim tişörtten ve şorttan dolayı açık kalan kollarım ile bacaklarıma damlayan bir ıslaklık hissetmiştim. Yağmur mu yağıyordu yoksa kar mı? Gözlerim kapalı olduğu için anlayamıyordum. Tahmini bir beş dakikanın ardından durduğumuzu hissettim, bu sefer durduğumuzun farkına varamayacak kadar korkmamıştım. Fakat yine de gözlerimi bir süre açamamıştım, Koray’ın beline sıkıca doladığım kollarım ve gözlerim biraz gevşemişti ama önceki gibi hala titriyordum fakat bu sefer saha azdı. Derin derin nefesler ile kendimi hala sakinleştirmek için çabalarken Koray’ın da derin bir nefes aldığını duydum bir süre sonra ise ellerimi uysalca okşayan parmakların sıcaklığı ile hissettiğim soğukluk kaybolmaya başlamıştı. Sanki dokunmaya korkar gibi sadece parmak uçları ile okşaması ise kalp ritmimin değişmesine sebep oluyordu, tepki göstermemi ise engelliyordu. Ne tepki göstermem gerektiğini ise zaten bilmiyordum.

“Mine.”

Gözlerimi yavaş yavaş açmaya başladığımda hissettiğim soğukluğun ve kollarım ile bacaklarıma damlayan ıslaklığın sebebi ile karşılaşmıştım, kar yağıyordu ama beş dakika önceki hissettiğim soğukluğun yanında aşırı bir sıcaklık hissediyordum.

“Efendim?”

“Sırtımda kalbinin ritmini hissedebiliyorum ve bunun korkudan olmadığını biliyorum.”

O kadar hızlı mı atıyordu? Hızlı attığının farkındaydım ama bu kadar olduğunu düşünmemiştim. Koray’ın söylediklerinin üstüne şaşkınlıkla ondan sadece biraz uzaklaşmıştım.

“Uzaklaşma lütfen bu ritmi biraz daha hissetmek istiyorum.”

Parmak uçları ile okşadığı elimi bu sefer tüm eli ile kavrayıp kalbinin üstüne bastırdığında tıpkı benimki gibi belki de daha hızlı atan kalbinin ritmini avucumun arasında hissetmem ile şaşkınlığım iki katına çıkmıştı ve bu ritim o kadar hoşuma gitmişti ki Koray’ın neden uzaklaşmamı istemediğini anlıyordum.

“Kalbi bu ritimde atan sadece sen değilsin. Anlatmaya korktum ama belki de anlamışsındır. Belki sana olan ilgimden belki bakışlarımdan, ilgimi arkadaşça algılamış olabilirsin ama belki bakışlarımdan anlamışsındır. Anlamadıysan da sorun yok tabi ama bu ritmi sonunda hissettiğim için o kadar mutluyum ki.”

Uğradığım şokun üstüne kendimi öyle saf hissetmiştim ki, anlamamıştım çünkü. Ne ilgisinden neden bakışlarından hislerini anlayamamıştım. Şüphelenmiştim ama bu şüpheye bahaneler üretmem uzun sürmemişti. Sonunda diyordu üstelik, bu hislerinin benim ki gibi yeni başlamadığı anlamına mı geliyordu? Ben ondan korkup kaçarken demi bu şekilde hissediyordu? Eğer öyle ise benim ondan korkup kaçıyor olmam canını acıtmıştır. Ben ondan korkup kaçarken oda hislerinden, hislerini açıklamaktan mı korkuyordu?

“Ama biliyorum ki Mine bu ritim sende yeni oluşmaya başladı ve bu yüzden kafan karışık ve bu ritmin sebebini anlamaya çalışıyorsun. Şuan cevap bile veremeyeceğini biliyorum ama beklerim fakat ben artık söylemek istiyorum.”

Ben onu hala şaşkınca dinlemeye devam ederken cidden onunda dediği gibi bu konuda kafam karışık olduğu ve şuan ki itirafını hiç beklemediğim için cidden cevap verebilecek durumda değildim. Derin bir nefes aldı ve elimi birazcık daha sıkı tutup cümlesine devam etti.

“Seni seviyorum Mine.”

Bir an derin bir sessizlik hakim olmuştu sadece rüzgarın sesi geliyordu, tepki gösteremiyordum, Koray gibi hislerimi dile getiremiyordum ama Koray böyle olacağını biliyordu. Söylemese bile bu belliydi çünkü benim sessizliğime rağmen hislerini sonunda itiraf edebilmenin verdiği büyük bir huzur vardı. Bende hislerimi dile dökebildiğimde böyle huzurlu mu hissedecektim? Deneyip bunu öğrenebilirdim ama olmuyordu. Bu sessizlikten Koray’ın düşüncelerinin doğruluğu kanıtlandı ve konuyu şimdilik değiştirmeye çalıştı.

“Sanırım motosiklet turumuz sandığım gibi uzun sürmeyecek.”

Yine bir an cevap verememiştim ama kısa bir süre sonra kendime gelebildim, en azından konuşabilecek kadar.

“Neden?”

Kalbinin üstündeki elimi usulca okşamaya devam etti. Hala kalp ritmini hissedebiliyordum, hala kalp ritmimi hissedebiliyordu.

“Planımda kar yağacağını tahmin etmemiştim. Prensesin hasta olmasını istemem.”

Elimi yavaşça karın bölgesine indirip tekrar ona sarılmamı sağladı.

“Ama eve gidene kadar gözlerini açık tutmaya çalış olur mu?”

“Tamam.”

Dediğini yapmıştım. Eve varana kadar gözlerimi hiç kapatmamıştım, beline bu sefer korkuyla değil kendi isteğim ile sıkıca sarılmıştım. Garip bir şekilde hiç korku hissetmemiştim bu sefer daha çok derin bir huzur doluydum. Hızlı bir şekilde geçip giden ağaçlar, evler, arabalar ve bir çok şeyi izlemek keyif vermeye başlamıştı. Rüzgar çok sert esiyor, kar ise daha kuvvetli yağıyordu ama üstümdeki incecik kıyafetlere rağmen üşüdüğümü hissedemiyordum. Bir süre sonra ise evimin önüne gelmiştik. İsteksiz bir şekilde Koray’ın belindeki kollarımı gevşetip yavaşça indiğimde kaskı çıkarıp ona uzattım ve oda kafasındaki kaskı çıkardığında sıcacık gülümsemesi ile tekrar ısındığımı hissettim.

“Bu sefer hiç titremedin.”

Küçük bir tebessüm ile utangaç bir şekilde başımı eğmiştim.

“Sanırım alışmaya başladım.”

“Bak bu güzel haber.”

Derken gözleri bir anda saçlarıma kaymıştı ve sağ eli yavaşça saçlarıma uzandığında yine o dokunmaya kıyamayan tavrı ile sadece saçımın uç kısımlarını usulca okşamaya başlamıştı. Gri gözleri ise ışıltı saçıyordu sanki. Ben ise esir olduğum utangaçlığımın etkisi ile başka konulara yönelmeye başlamıştım bile.

“Iı, ben kahve yapmaya başlayayım yavaştan ama illa kahve içmek zorunda değilsin sevdiğin başka bir içecek varsa onu da yapabilirim.”

Yüzünde ki tebessüm ile hala parlamakta olan gözleri saçlarımdan benim gözlerime yönelmişti.

“Artık sadece kahve seviyorum, senin yaptığın kahveyi ama.”

Artık neredeyse her cümlesinde şuan olduğu gibi içimde ki o aynı sıcaklıkla dalıp gidiyordum ve bu sefer onun sesi ile kendime gelmiştim.

“Mine daha fazla üşümeden içeri geç istersen bende geliyorum birazdan.”

“Tamam.” Dedikten sonra yavaş yavaş eve doğru yöneldim, Koray’ın girebilmesi için kapıyı açık bıraktım, Amanda’nın yemek kabını doldurduktan sonra kahve yapmak için mutfağa yönelmiştim ki telefonuma gelen mesaj bildirimi ile dikkatim dağılmıştı. Her ne kadar moralimin tekrar bozulmasından korktuğum için bakmak istemesem de merakıma yenik düşmüştüm. Bir mesajla beraber videoda vardı ve numara yine gizliydi. Bu sefer moralimin bozulmasından çok kalbim param parça olmuştu, içimde derin bir hayal kırıklığı ile birlikte öfke oluşmuştu ve her saniye katlanıyordu bu. Özellikle videoyu açtıktan sonra.

“Hala hiçbir şeyin farkında değil misin Mine? Benim bu manzara karşısında sessiz kalmaya içim artık el vermiyor. Her şeyin sebebi Koray, yaşadıklarının sebebi o. Önce sana acı çektirip korkutuyor ardından ise acılarını sarmaya çalışıp masum aşık rolünü oynuyor uyan artık Mine. Sana bu mesajı attığımı öğrenince Koray tarafından uğrayacağım zorbalığa rağmen dostça bir tavsiye sadece, uyup uymamak veya beni Koray’a ispiyonlayıp ispiyonlamamak sana kalmış.”

İstesem de Koray’a numara gizli olduğu için ispiyonlayamazdım zaten. Normalde bu mesaja hayatta inanmazdım ama gelen video yüzünden ne yazık ki inanmamak elde değildi. Videoda ki Koray’dı ve sınıfta resim malzemelerimi parçalıyordu. Yüzü tam belli olmasa da az çok görünüyordu ve kıyafetleri dövmeleri tamamen aynıydı. Gözlerim dolmuştu, hatta yavaştan telefonumun ekranına göz yaşlarım damlamaya başlamıştı. O sırada kapının kapanma sesi ile arkamı döndüğümde Koray ile karşılaşmıştım. Bana endişeli bir şekilde bakmaya başladığında bu iki yüzlülüğü karşısında öfkem daha da artmıştı.

“Mine ne ol…”

Koşarak yanıma gelmesi ve yüzümü avuçlarının arasına almaya çalışmasına fırsat vermeden, cümlesini bile tamamlayamadan yanağında elimin izi çıkmıştı. Bu sefer öfkem bastıramayacağım kadar fazlaydı ve bastırmaya da gerek yoktu.

“Sen bunu bana nasıl yaparsın ya, tam sana güvenmiştim, tamda seni sevmeye başlamıştım benim duygularımla bu şekilde nasıl oynarsın sen inanamıyorum ya.”

Hala neyden bahsettiğimi anlamamış gibi yüzüme şaşkınca bakıyordu.

“Mine neyden ba…”

Göz yaşlarım engel olamadığım bir şekilde üst üste akmaya devam ederken ses tonum iyice yükselmişti.

“Sakın Koray, sakın bana saf muamelesi yapma.”

Videoyu açıp ona gösterdim.

“Demek her şey yalanmış. Her şeyin sebebi sendin.”

Panik içinde direk kendini savunmaya geçmek üzereydi ki buna fırsat vermeden onu iteklemeye başlamıştım. Normalde benden daha güçlüydü engel olabilirdi ama ya öfkemin verdiği güç ile yada mümkün mü bilemem ama suçluluk hissi ile o güçsüzleşmişti. Bu yüzden evin dışına kadar götürmem zor olmamıştı. Kapıdan dışarı son kez ittiğimde ise üstüne yağan kar ve dolmaya başlayan gözleri ile çaresiz görünümü bir an içimi sızlatsa da bana yaptıklarını hatırlamam ile bu uzun sürmemişti. En son kapıyı yüzüne çarpmam ile bende kapı önüne çöküp dizlerime sardığım kollarıma kafamı gömüp hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Koray ise kapıya vurmaya başlamıştı ama çok sert değildi, sesi değişmişti, oda ağlıyordu.

“Mine lütfen yapma böyle o videodaki ben değilim lütfen inan bana.”

Ona cevap vermemiştim, bir yandan ağlamaya devam ederken diğer yandan da gitmesini bekliyordum. Sevgimi kazanması ile nefretimi kazanması resmen aynı gün içinde olmuştu.

“Mine yalvarıyorum inan bana. Kabul ediyorum seni takip ettim ve bunun için çok özür dilerim ama sen benden korkup kaçıyordun fakat seni sürekli özlediğim için görmek istiyordum sadece ama yemin ederim diğerlerini ben yapmadım.”

“Sana artık inanmıyorum sevginde ilginde hep yalandı.”

Kapıya vurmaları azalmıştı ama ağlama sesi biraz daha artmış gibiydi. Artık ağlaması bile sahte geliyordu.

“Mine yemin ederim sevgimde ilgimde yalan değildi.”

“Sana inanmıyorum git buradan. Seni görmek istemiyorum artık.”

Kapıya artık vurmuyordu ağlaması da iyice azalmış gibiydi.

“Sana söz veriyorum Mine, sevgini de güvenini de tekrar kazanacağım.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.