Annemi onaylayıp dışarı çıktı ve arka bahçeye gittik.
_______________________________________________________
Biraz sohbet ettikten sonra telefonum çaldı ve kim olduğuna bakmak için telefonu elime aldım.Kuzenim gördüğü isimle birlikte bana sırıtarak bakmaya başladı.
"N-ne diye öyle bakıyorsun?"
"O çocuk kim?"
Hemen bir yalan uydurdum.
"Okul çıkışında bana akşam ona proje hakkında bilgi vermemi söylemişti ama unuttum.Onun için arıyor olmalı."
"Telefona bakıp sırıtmandan aramasının sebebinin bu olduğu belli oluyor." Dedi ve göz kırptı.
Ona dil çıkardım ve biraz uzaklaşarak telefonu açtım.
"Yavru kedi naber?"
"İdare eder minik hırsız." Minik hırsız eheh.
"Ne!Minik hırsız mı?Sen ciddi olamazsın ya."
"Gayet ciddiyim."
"Neyse.Okulda ceset bulmuşlar duydun mu?"
"Oha oha ne?Duymadım,ilk söyleyen sensin bana.Nasıl,nerede bulmuşlar?"
"Valla banada Ediz söyledi yani,bugün çıkışta Ediz görmüş gördüğü gibi de gidip öğretmenlere söylemiş."
"Bir dakika,ilk olarak Ediz diğer sınıftan bizim sınıfta onun ne işi var?İki,bizim sınıftaysa bizim net görmemiz gerek,biz değil de o nasıl görmüş?"
"Ben ona bir tane kalem vermiştim sabah,onu vermek için bizim sınıfa gelmiş.Zaten siyah bir poşetin içinde parça parçaymış ceset."
O sırada sabah burnuma gelen o garip koku aklıma geldi.
"Sabah garip bir şeyin kokusunu almıştım,demek ki oymuş.Peki onu oraya bırakan kim?"
"Kameralara bakmışlar ama onu oraya bırakana dair hiçbir kayıt yok.Sadece dün çıkışa kadar kayıtlar var ve daha sonra bu sabah tekrardan kameralar kayıt almaya başlamış.En son ben ve benden sonra sen sınıfa giriyorsun."
"Yani o poşeti oraya bırakan kayıtları silmiş.Bizim üstümüzü kalmaz değil mi bu iş?"
"Saçmalama kızım bizim üzerimize niye kalsın ki?"
"Ne biliyim işte,en son biz gözüküyoruz falan ya hani."
☆☆☆
Tuğkan ile birlikte bu konuyu biraz daha konuştuk.Daha sonra kuzenim ile birlikte eve girdik ve kendimize yiyecek bir şeyler hazırlamaya başladık.
Kuzenim bir anda elindeki tabağı yanlışlıkla tezgaha sertçe vurdu ve tabağın yüksek sesi mutfakta yankılandı.
Biraz suçlar gibi,biraz da evdekileri bu saatte uyandıracağız endişesiyle kuzenime baktım.Oda bana aynı şekilde bakıyordu.Sessiz bir şekilde bir kaç saniye bir birimize baktıktan sonra kimsenin uyanmadığına karar verip tekrardan işimize döndük.
Tam yarım saat sonra her şeyi hazırlamıştık.Kuzenim teker teker tabakları balkona taşıyor ben de bilgisayarı balkona götürmüş film açıyordum.
"Korku filmimi izlesek acaba?"Diye sordum ama yüz ifadesi korku kelimesini duymasıyla birlikte değişmişti.Cevap vermesini beklemeden tekrar konuştum.
"Aksiyon falan öyle şeyler sever misin?"
"Bence o tür bir film izlemeyelim."
"Peki,romantik komedi?"
Yüzü bir anda ışıldadı."Bu olsun,bu olsun!"
"Sessiz olsana biraz,herkesi uyandıracaksın!"
"Tamam tamam sustum.Sen aç filmi,bende son kalan iki tabağı getireyim."
Kafamı sallayarak kuzenimi onayladım ve filmin türünü yazıp filmlere teker teker bakmaya başladım.Kuzenimde son iki tabağı almak için mutfağa gitmişti.
İkimizinde seveceğini düşündüğüm bir filmi açtım ve koltuğa oturdum.Bu sırada kuzenimde elinde iki tabakla yanıma geldi ve elindekileri masaya koydu.
Filmi izlemeye başladık.
☆☆☆
Film bitmek üzereyken sert bir şekilde kapı çaldı.Bu sese herkes uyanmıştı ve balkona toplanmıştı.Annem kapıyı sinirli bir şekilde açtı ve herkes gördüğü görüntü karşısında donup kaldı.
Kapıda iki polis vardı.
Bizim üstümüzü kalmaz değil mi bu iş?"
"Saçmalama kızım bizim üzerimize niye kalsın ki?"
Yok artık!Bu polisler ceset yüzünden buraya gelmiş olamazlar.Yani umarım.
"Bu saatte rahatsız ettiğimiz için kusura bakmayın lütfen.Önemli bir konuydu,o yüzden bu saatte kapınızı çalıyoruz."
Annem ne diyeceğini bilemez bir şekilde kekeleyerek konuştu."Önemli değil.Ne istemiştiniz?"
"Derin Su,burada mı?"
Korku,tüm bedenimi rüyamdaki sıcak,turuncu alevler gibi sarmalamaya başlamıştı.Böyle bir şey olacağını tahmin etmiştim.
Küçük yüzlü,kirli sakallı,dağınık saçlı ve bir deri bir kemik bedeninin zor taşıdığı eski üniformalı polisin söylediği kelimeler küfredercesine kahkaha atıyorlardı.
İsteğim dışında kelimeler dudaklarımdan büyük bir sevinçle döküldü."Benim."
Soruyu soran polis,gecenin karanlığında parıldayan altın sarısı gözleriyle bana sert bir bakış attı.
"Seninle konuşmamız gereken bir konu var."
☆☆☆
Odamda iki polis ile birlikte oturuyordum.Soruyu soran polis gözlerini bir an olsun gözlerimden çekmezken diğer polis,benimle bir an olsun göz göze gelmemeye ant içmiş gibi duvardaki resimlerime göz gezdiriyordu.
Yada göz gezdiriyormuş gibi yapıyordu.
Soruyu soran polis gözlerini sonunda gözlerimden çekip çizdiğim resimlere kaba taslak bir bakış attıktan sonra sosyal anksiyete ile ilgili bir resmimde bakışları takılı kaldı.
"Buraya neden geldiğimizi bildiğini düşünüyorum... yavru kedi."
Bakışlarını resimden çekti ve tekrar benimle göz göze geldi.Söylediği lakabım karşısında diğer polisde irkilerek bakışlarını bana çevirmişti.
Ne demeliydim?Lakabımı nereden biliyordu?
"Bu lakap...Neden bir lakabın var?"
Neden olmasın?
Altıncı sınıfta arkadaşım bana siyah yavru kedi derdi.Uğursuz olduğumu söylerdi,bu yüzdende bana siyah yavru kedi derdi.
"Siyah renkte bir yavru kedisin sen,uğursuzsun Derin!"
Bunu söylerken benimle şakalaşıyordu,kötü bir amacı yoktu.
O günden sonra siyah Kelimesi gitti,yavru kedi kaldı.
Başka lakaplarımda vardı ama en çok kullanılanı yavru kediydi.
"Bu...Örgütünün ismi mi?...Yada sana böyle mi sesleniyorlar?...Yavru kedi..."
ÖRGÜT MÜ!Ne saçmalıyordu bu?Şaka yapmak amacıyla söylenen iki kelimeden neler çıkartıyorlardı.
"Örgü-Ne ne?Siz ne saçmalıyorsunuz?O iki kelime bir şakadan ibaret ama siz konuyu nerelere çekiyorsunuz!"
Tek kaşını kaldırarak bana daha sert bir şekilde bakmaya başladı."Kameralarda sen ve erkek arkadaşın görünüyor Yavru Kedi."
"Sadece siz ikiniz..."
"Hangi kameralar?"Biraz da bilmiyormuşum gibi davranıyordum,belki şu saçmalık bir an önce ortadan kalkardı.
"Ne kadarda güzel masum rolü oynuyorsun Yavru Kedi.Okuldaki kameralardan bahsediyorum,sizin sınıfınızdakilerden...Önce erkek arkadaşın sonrada sen giriyorsun."
Diğer polis geldiğinden beri ağzını bıçak açmamıştı.Uzun bir sessizlikten sonra polis tekrar konuştu.
"Öncesi yok,başkasının böyle bir şeyi yaptığına dair hiç bir delil yok."
"Bizim yaptığımıza dair de bir delil yok!"
Polis sırıttı ve sandalyeye yaslandı."Yani?"
"Nasıl,yani derken?Elinizde o poşetten başka bir şey yok ve ayrıca üstünde bizim yaptığımıza dair bir şey de yazmıyor!"
Polisin gözleri bir anda ışıldadı ve konuştu."Sana bir poşet olduğundan bahsetmemiştim Yavru Kedi.Kendini nasıl da ele verdin?"
Şuan karşımda ki polisin nasıl bir kafada olduğunu anlamak gerçekten zordu.
"Bir poşet olduğunu biliyorum çünkü o poşeti bulan ve bana söyleyen arkadaşım,örgütüm olduğundan falan değil yani!"
Bana inanmadığı her yerden belliydi.Zaten inanacaklarınıda sanmıyorum.Katil çıksa bile beni kelepçeleyerek hapse tıkmak için her yolu deneyebilecek birisine benziyordu bu polis.Yani uzun lafın kısası,ayvayı yedik.
"Arkadaşın mı?Şu erkek arkadaşın,seninle birlik olan,birlikte suç işlediğiniz erkek arkadaşın."
Ediz'den bahsetmelimiydim bilmiyorum.Ama zaten polislerin haberide onun sayesinde oldu yani polislerin Ediz'in poşeti bulduğunu bilmesi gerekmiyormuydu?
"Ne erkek arkadaşı?Ediz'den bahsediyorum ben.O bulmuş sınıfta poşeti ve hemen öğretmenlere söylemiş.Ondan öğrendim bende."
Yüzünde ki alay ile birlikte konuştu."Ediz diye biri söylememiş.Okuldaki temizlikçi bulmuş poşeti,o söylemiş öğretmenlere.Kurtulmak için senaryolar kuruyorsun Yavru Kedi ama kurtulamazsın."
Ne?Ama Tuğkan bana Ediz'in söylediğini söylemişti neden yalan söylesin ki?Yoksa Ediz mi ona yalan söylemişti?Ama neden?
Kafam iyice karışmıştı ve giderek en dibe batıyordum.En iyi benim yaptığımı söyleyerek kendimi şu anki durumdan kurtarırım,Tuğkan'ı da kurtarmış olurum.
Acaba onunla da konuştu mu polisler?Ne dedi acaba.
"Gerçekten çok sıkıldım.Ben bir şey yapmadım yada arkadaşım yapmadı.Arkadaşım bugün beni arayana kadar o poşetlerden hiç haberim yoktu.Size ne desem de sürekli konuyu bana getirmeyi başarıyorsunuz."
Daha söyleyeceklerim vardı ama en başından beri benimle inatlaşan polisin arkasında bir anda Heaven belirdi.
Gitmeliydi,eğer gitmezse onu fark edebilirlerdi.Polis arkasına doğru baktığımı fark etti.
"Ne var,neye bakıyorsun sen?"dedi ve arkasına doğru baktı ama Heaven'ı göremedi.
Heaven'ın hemen kaybolması beni rahatlatmıştı.İki poliste bu halimi normal olarak garipsemişlerdi.
Polisin arkasında tekrar Heaven belirli.Bu sefer elinde bir kağıt vardı.
Neden onlardan kurtulmuyorsun?
Okuduğum cümle beni şaşkına çevirmişti.Ne yapacağımı bilememiştim bir anlığına.Bana sorular soran polisle tekrar göz göze geldiğimde gözlerinde kendimi gördüm.
Bakışlarımı tekrar arkasına,Heaven'ın olduğu tarafa çevirdim.Heaven tekrar elinde yeni bir kağıtla bana gülümseyerek bakıyordu.
Senin bir katil olduğunu düşünüyorlar.Bunun gerçek olabileceğini onlara göster.
Heaven neler diyordu?Benden polisleri öldürmemi istiyordu!Bunu nasıl yapardım?Ben katil değilim!
"BUNU ASLA YAPAMAM HEAVEN!"
İki polisde bağırmamla birlikte az kalsın korkudan sandalyelerinden düşeceklerdi.
Benimle inatlaşan polis endişeli bir şekilde konuştu.
"Neyi yapamazsın?Heaven da kim?"
Ups.Sanırım sesli düşünmüştüm.
"Neyden bahsediyorsunuz?Onun kim olduğunu bilmiyorum."
Belki bu işe yarar.
"Benimle dalga geçme çocuk!İlk önce katil olmadığını söylüyorsun ve çeşitli senaryolar kuruyorsun sonrada Heaven yapamam bilmem ne diyorsun,deli misin sen yoksa bizi mi oyalıyorsun?"
Ayağa kalkıp yüzüme küfredercesine söyledikleri beni korkutmuştu.Ne demeliydim bilmiyorum.
"Benim sizinle dalga geçtiğim falan yok!Asıl siz benimle dalga geçiyorsunuz.Ben sadece okula giden bir çocuğum ve tek ilgilendiğim şey derslerim tamam mı?"
Tekrar Heaven belirdi ve bu sefer elinde bir bıçak tutuyordu.Bana bunu al ve onun kalbine sapla Diyordu kısaca.
"Kes şunu Heaven!Başımda zaten büyük bir dert var bide seninle uğraşamam."
Polis beni yakamdan tutup hiç de nazik olmayacak bir şekilde duvara fırlattı.Diğer polis gözleri pörtlemiş bir şekilde polisi durdurmaya çalıştı.
"Hey hey sakin ol,o sadece bir çocuk."
Evet ben sadece bir çocuğum.Ama bir örgütümün olduğu söyleniyor.
Belkide Heaven'ın dediğini yapmalıyım.
Beni duvara fırlatan polis üzerime doğru yürüdü ve kükredercesine konuştu.
"Sana son kez soruyorum çocuk!"
"Heaven kim?"
Yutkundum.Ona Heaven'dan bahsetmeli miydim bilmiyorum.
"O...o..."
"O ne çocuk!" Her seferinde daha çok bağırıyordu.Kapının arkasından annem ve babamın sesleri geliyordu.
"O benim arkadaşım!"Diye bağırdım.Polisin yüzü garip bir şekle girmişti.
"Ne arkadaşından bahsediyorsun!Sabahtan beri yok Heaven bunu yapamam,şunu yapamam ama ortada Heaven falan yok!"
Polis bağırdıkca korkmaya başlamıştım artık.
"Tabii ki de göremezsin,o benim arkadaşım çünkü!"
Diğer polis olduğu yerde donup kalmıştı.Sadece düz bir ifadeyle yüzümü bakıyordu.Biraz zaman sonra arkadaşını dürttü.Arkadaşı dönüp bakmadı.
"Her şeyi en başından düzgün bir şekilde anlat."
"Ben anladım ne olduğunu,onun anlatmasına gerek yok."Diğer polis konuştuğunda ikimizde anlamaz bir şekilde ona uzun bir şekilde baktık.
O ise sadece bana acıyla bakıyordu.Neyi anlamıştı?
İki poliste odadan çıktılar.Kapıyıda kilitlemişlerdi.
Heaven tekrar belirdi ve hızlıca konuşmaya başladı.
"Çabuk kaç!Git buradan ve tekrar gelme sakın."
"Nereye kaçacağım,nasıl kaçacağım olmaz."
"Kes sesini ve çabuk pencereden kaç!Eğer özgür olmak istiyorsan arkana bakmadan kaç."
Ne yapacağımı bilemez bir şekilde çalışma masamın çekmecesini açtım ve hemen el fenerini,el feneri için pilleri aldım ve pencereyi açıp bahçeye atladım.Üstümde kısa kollu olduğu için kollarım üşümüştü.
Evimiz ormanlık alandaydı ve çevremizde tek bir ev bile yoktu.İşıkta yoktu.
Hızlı ve kısa bir şekilde tarafa göz gezdirdim.Fazla zamanım yoktu.
Düz bir şekilde koşarak ilerlemeye başladım.
En fazla ne kadar uzaklaşabilirdim ki?İsteseler beni kolayca bulurlardı.
Koşabildiğim kadar uzağa koştum bir yerden sonra yoruldum ve dizlerimin üstüne oturdum.Boğazım kurumuştu ve üşüyordum.
Dediğini yaptım,kaçtım Heaven.Şimdi ne olacak?
Heaven düşündüklerimin hemen ardından tam önümde belirdi.
"Kaçmasaydın daha kötü şeyler olacaktı."
"Ne...olacaktı Heaven?"
Hiçbir şey söylemeden sadece yüzüme baktı.
"Madem söylemiyorsun o zaman şimdi ne yapacağımı söyle.Etraf kapkaranlık ve her an bir kurdun saldırısına uğrayabilirim.susadım ve acıktım.Ayrıca üşüyorum."
"Bir kenara kıvrılıp uyu işte.Yarın olsun illa bir şey düşünürüz."
Biranda ortadan kayboldu ve tekrar aynı yerinde belirdi.Üstünde pijamaları vardı.Kuru yaprakların üstüne uzandı ve gözlerini kapattı.
Cidden bu durumda uyuyacakmıydı o?Saat kim bilir kaçtı.Heaven'ın dediklerinden başka yapacak bir şeyim yoktu bu yüzden yanına kıvrılıp yattım.
Gözlerimi kapatıp hiçbir şey düşünmemeye çalıştım.
Çalışmakla da kaldım sadece.
Yarın okul vardı.Ortada bir ceset vardı ve benden şüpheleniyordular.Ve Tuğkan'dan.O polis neyi anlamıştı?
Yerimde kıpırdanıp duruyordum.yüzüncü koyunuda saymıştım ama uyuyamamıştım.
☆☆☆
Elimin üstünde hissettiğim kıpırtıyla yavaşça gözlerimi açtım ve nerede olduğumu kavramaya çalıştım.
Gecenin bir saatinde polisler bir ceset yüzünden eve gelmişti.
Benim bir örgüt kurucusu olmamla suçlamışlardı.
Bir polis benim hakkımda bir şey anlamıştı.
Bende fırsattan ziyade Heaven'a uyup evden kaçmıştım!
Olduğum yerde doğruldum ve elime baktım.Bir örümcek elimin üstünde geziniyordu.Hızlıca örümceği elimden attım ve ayağa kalktım.
Acıkmıştım.
Güneşe baktığımda daha öğlen olmadığını anladım ve Heaven'a baktım.
Tabii ki de burada yoktu!Beni burada uyutup gidip rahat yatağında uyumuştu.
Bugün cumaydı.Heaven planının sonunu anlatacağı gün bugündü,ayrıca planını gerçekleştireceğimiz günde bugündü.
"Uyanmışsın."
Sesi duyduğum tarafa döndüğümde tabii ki de Heaven'ı gördüm.Üstünde dünkü pijamaları vardı ve saçları dağınıktı.Esnedi ve oturduğu bulutun üstüne yattı.
"Söyle bakalım çok bilmiş,şimdi ne yapmaya düşünüyorsun?"
"Sen akşama kadar sabret bir şekilde,akşam olunca kurtulacaksın tüm dertlerinden."
Sinirli bir şekilde Heaven'ı geride bırakarak yürümeye başladım.
"Şuan o kadar çok açım ki şu ağacı bile yerinden söküp kemirebilirim.Ayrıca hala üşüyorum."
Ayaklarımı yere vura vura yürümeye devam ettim.
"Bence burada daha fazla kalmayalım.Bir an önce uzaklaşalım,polisler yada ailen seni arıyor olabilirler ve burası evine hiçte uzak değil."
"Ben sana açım diyorum açım!Sen bana polisler seni aramaya gelir diyorsun!"
"Tamam be söylenmeyi bırak.Ben ara ara sizin evi kontrol ederim.Kimsenin olmadığı bir zaman olduğundan hemen sana haber veririm sende artık evde mi bir şeyler hazırlarsın,yoksa bahçeden mi yersin bilemem."
Bu söylediği biraz içimi rahatlatmıştı.En azından açlıktan ölmeyecektim,tabii evdekiler evden çıkarlarsa.
"Çok sağol ya,sen olmasan ne yapardım ben?"
"Dimi?Ben olmasaydım belkide şimdi halin ne olacaktı?Yazık."
"Yazık mı?"Heaven'ı geride bırakarak daha hızlı yürüdüm.
Heaven'a söylenirken biraz uzağımda böğürtlen gördüm.Hemen çalıların yanına koştum ve ağzıma bir kaç tane attım.
Birazcık ekşiydiler ama idare etmek zorundaydım.
"Eee bana gerek kalmamış bak,sen istersen eğer kendi yiyeceğini de bulabiliyormuşsun."
"Kes sesini Heaven."
Bana garip bir bakış attıktan sonra ortadan kayboldu.
Biraz daha böğürtlen yedikten sonra gölge bir yer bulup oturdum.Güneşe baktığımda tam tepemdeydi.Belki bir şeyler yemiştim ama şimdi de çok susamıştım.
Susuzluğumu unutmaya çalışıyordum.Keşke elime bir kitap alsaydım kaçarken diye düşünmeye başlamıştım.En azından akşamı beklerken sıkılmazdım.
Etrafta gördüğüm papatyaları topladım ve taç yapıp kafama taktım.Bir tane daha yapıp bir kenara koydum.
"Ben geldim."
Heaven'a doğru döndüm ve tacı alıp kafasına taktım.
"Bak sana taç yaptım.Beğendin mi?"
Yüzünde ki gülümseme beğendiğini anlatıyordu.
"Güzel haberim var sana.Evi gözetliyordum uzun süre ve kimse eve gelmedi.Acaba bir yerde saklanıyorlar mı diye etrafı en az dört kez kontrol ettim ama kimseyi bulamadım.Kamera falan da yoktu."
Mutluluktan hızlıca eve koştum.Hemen eve girdim ve Hello Kittyli bir bez çantama rastgele iki kitap,bir iki kıyafet ve oyalanacak şeyler koydum.
Mutfaktanda özellikle su olmak üzere ne bulduysam aldım ve koşarak evden çıktım.
Tacı yaptığım yerden biraz daha uzak bir yere oturdum ve suyu kana kana içtim.Karnımı güzelce doyurdum.
"Mutlu gözüküyorsun."
"Sayende."
Hemen üstümü değiştirdim.Üstüme siyah,bol bir tişört altıma da beyaz renkli bir eşofman giymiştim.
Gözlüğümün camını da sildikten sonra yanıma aldığım kitaplardan birini açıp okumaya başladım.
☆☆☆
"Derin!"
Bir anda duyduğum yüksek ses korkmama neden olmuştu.
"Ne oldu?"
"Neredeyse akşam