İçeriğe geç

Ben Gökçe

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Ben Gökçe

Bölüm 4

Bölüm 4

Aradan çok geçmeden içeri Gül girdi. Kapıyı kapatıp aynanın karşısına geçip örülü saçlarını çözdü. Yatağının hemen yanında bulunan tarağı alıp saçlarını taramaya başladı.

"Bu konu hakkında konuşmaman gerekirdi, neden susmadın?" diye sordu, gözlerini aynadan ayırmadan.

"Neden susacakmışım? Yeterince hepimizi ezmiyor mu? Ayrıca diğer kadınlar için söyledikleri çok yanlış."

"Doğru, haklısın. Annem de bunu hak etmişti," dedi kafasıyla onaylayarak.

"Bir dakika, sen beni bu konuda haklı mı buluyorsun yani?" dedim, emin olmak için.

"Yani evet. Senden nefret ediyorum ama haklıysan haklısındır," dedi, aynadan bana bakarak.

"Hayatımda ilk defa böyle bir nefret etme tarzı gördüm."

"Benim senden nefret etme tarzım bu, Gökçe." Saçlarını bir süre daha taramaya devam ettikten sonra tarağı elinden bıraktı ve yatağına bağdaş kurup oturdu. Derin bir nefes verip gözlerimin içine bakmaya başladı.

"Eğer ağzını tutamazsan neler olacağını benden çok iyi biliyorsun. Onu sinirlendirmekten vazgeç artık."

"Ablalık yapamadığımı iddia eden küçük hanıma da bir bak, gelmiş tavsiye veriyor," dedim alayla. "Dalga geçmeyi bırak, biraz ciddi ol Gökçe," dedi endişeyle çıkan sesiyle.

Bir süre gözlerimin içine baktı, sonra konuşmaya devam etti.

Eğer askeriye meselesini öğrenirse, askerlerden önce o seni öldürür. Cengiz ile akşamları gizlice buluşmalarını, kadınların hakkını savunmanı söylemiyorum bile," dedi Gül ve göz temasımızı kesip konuşmaya devam etti.

"Seni sevmiyorum, bana ablalık yaptığını da düşünmüyorum; hatta senden nefret bile ediyorum ama ölmeni isteyecek kadar değil. Artık gözünü aç ve işin ciddiyetini anla."

"Beni düşünmene gerek yok, Gül. Ben zaten her şeyi göze alarak bu yola çıktım. Babamdan da zerre korkmuyorum."
...

Akşam olduğunda Cengiz'in yanına gitmek için hazırlandım. Camı açacağım sırada içeri Gül girdi.

"Ben sabah sana ne dedim?"

"Anlamıyorsun. Bu hayatta tek bir şey istedim, o da bu meslek; bırak o hayali gerçekleştirmek için çabalayayım. Sonu ölüm olsa bile."

Camı açıp samanlıklara doğru atladım. Kafamı kaldırdığımda odanın camına doğru baktım. Bir şeyimin olup olmadığına bakıyordu.

Endişeleniyordu ama neden? Bunca sene boyunca bana her defasında nefretini kusmuş, aşağılamıştı. Peki ya şimdi ne değişmişti de beni korumak istiyordu?

Samanların üstünden kalkıp tepeye doğru gitmeye başladım. Tepeye vardığımda daha Cengiz'in gelmediğini fark ettim. Bir kayanın üzerine oturup Gül'ün bana söylediklerini düşünmeye başladım. Onu dinlemeli miydim? Ama bu hayatta tek istediğim şey buydu; vazgeçmek istemiyordum. Hem belki de askeriye benim o evden kurtuluş biletim olabilirdi.

Bir süre daha bekledikten sonra yerimden kalktım. Cengiz asla bu kadar geç kalmazdı. Arkamı döndüğüm sırada Cengiz'i gördüm. Dudağının kenarında kurumuş kanı gördüm. Hızlıca yanına koştum; gözlerini açık tutmakta ve ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Kolundan tutup oturduğum kayaya oturttum.

"Bunu sana kim yaptı?" diye sordum telaşla.

"Sözümü tutamadığım için çok özür dilerim."

"Ne sözü, Cengiz? Sen ne diyorsun?"

"Babam bizi görmüş, artık sana öğretmenlik yapamayacağım. Sana bir söz verdim. Birlikte gireceğiz o askeriyeye diye ama sözümü tutamadım. Gökçe, affet beni," dedi titreyen sesiyle.

"Özür dilerim. Benim yüzümden bu haldesin. Keşke hiç bana öğretmenlik yapman için sana yalvarmasaydım."

"Çalışmaları sakın bırakma, tamam mı? Asker alımında seni de görmek istiyorum, ben Gökçe."

Kafamı sallayarak dediklerini onayladım. Daha sonra gitmesini söyledim. O gittikten sonra ben de eve doğru yürümeye başladım.

Ona yalan söylemiştim. Artık beni destekleyecek kimse kalmamıştı; ayrıca benim yüzümden de babasından dayak yemişti. Yine olduğu gibi birinin hayatına girdiğimde o kişi zarar görüyordu.

Merdivenleri çıktıktan sonra camı kapattım. Gül uyumamış, yeni aldığı elbiseleri giyip aynadan kendine bakıyordu.

"Neden bu kadar kısa sürdü?" diye sordu, anlamaz gözlerle.

"Bundan sonra onunla görüşmeyeceğiz."

"Neden?"

"Babası bana eğitim verdiğini öğrenmiş," dedim camı kapatarak. Yatağıma oturup onu izledim. Değişik polarlar verip elbiselerin duruşuna bakıyordu.

"Biliyor musun, şu an kendimi kimsesiz gibi hissediyorum," dedim çaresizce. Gülümseyen yüzü yavaşça soldu ve bana doğru döndü.

"Neden öyle hissediyorsun ki? Annem ve babam var ya."

"Sence beni seviyorlar mı ya da beni bu evde istiyorlar mı? Benden nefret ettiklerini sen de, ben de çok iyi biliyoruz, Gül."

O an Gül'ün "Ben varım, senin yanındayım" demesini bekledim ama hayır, demedi. Kendimi kimsesiz gibi hissediyordum çünkü beni destekleyen, beni seven kimse yoktu bu hayatta. Çok merak ediyordum, ben Gül'e ne yapmıştım da benden nefret ediyordu. Daha fazla dayanamayıp tekrar sormaya karar verdim.

"Ben sana ne yaptım da benden nefret ediyorsun, Gül?"

...

Eğer günün kötü geçtiyse umarım kurgum senin yüzünü güldürür.Her zaman gülümse ve asla o güzel yüzünün solmasına izin verme çünkü gülmek sana yakışıyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.