Akşam ailemin yattığından emin olduktan sonra camı açıp evimizin hemen önünde bulunan samanlara doğru kendimi aşağıya bıraktım.
Her zaman yaptığımız gibi bugün de Cengiz ile buluşacaktık. Dışarıda kimsenin olmadığını görünce, kimseye görünmeden Serçe Tepesi'ne doğru koşmaya başladım. Annemlerin uyumasını beklerken yine geç kalmıştım.
Cengiz'i bir kayanın üstünde oturmuş, küçücük kalan kasabaya doğru bakarken görmüştüm. Geldiğimi fark edince oturduğu yerden kalktı ve bana doğru bakmaya başladı. Yanına ulaştığımda nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Kayanın hemen yanında duran su şişesinin kapağını açıp bana doğru uzattı. Şişeyi elinden alırken tebessüm ettim.
"Bir an yakalandığını düşündüm, çok korkuttun beni Gökçe," dedi telaşlı ve bir o kadar da kızgın çıkan sesiyle. Su şişesinin kapağını kapatıp bir kayanın üzerine oturdum.
"Annemler uyur uyumaz koşarak geldim, özür dilerim. Amacım seni korkutmak değildi." dedim, pişman olduğumu belli etmek için. O da olayı uzatmayıp başıyla beni onayladı.
"Çok vaktimiz yok. Sana bugün dövüş eğitimi vereceğim. Eve gidince mutlaka tekrar et, babam testte bir teknik istediklerini söyledi."
Başımla onu onayladım. Az önce oturduğu kayanın yanında duran çantasını açtı. Çantanın içinden tahta bir şey çıkarmıştı ama ne olduğunu anlayamamıştım. Çantasını tekrar aldığı yere bırakıp yanıma geldi. Elinde tuttuğu tahtayı bana doğru uzattı.
Bu... Bir silaha benziyordu.
"Bunu senin için yaptım. Silahı nasıl tutman gerektiğini bilmen gerekli. Gerçeği kadar olmasa da bence iş görür."
"Çok teşekkür ederim. Gerçekten hakkını nasıl öderim, ben bilmiyorum."
"Askeriye testini geçerek Gökçe. Neyse, vakit çabuk geçiyor, bugün yalnızca birkaç hareket gösterebilirim."
"Sorun değil, bir iki hareket öğrenmek bile benim için çok değerli." dedim heyecanla.
İlk önce hareketin nasıl yapıldığını anlattı, ardından tane tane uygulayarak gösterdi. Anlayıp anlamadığımı anlamak için benim göstermemi istedi. Bana anlattığı gibi hareketi yapmaya çalışmıştım ama başarısız olmuştum. Cengiz, üşenmeden tekrar anlatmaya başladı. Birkaç denemenin ardından sonunda hareketi yapabilmiştim.
"Ellerini ve ayaklarını aynı anda kullanmalısın, Gökçe," dedi bir öğretmen edasıyla.
"Çok mu kötü gidiyorum dersin?"
"Hayır, gayet iyisin. Daha çok çalışırsan daha da iyi olacaksın, merak etme. Şimdi gitsek iyi olacak, ikimizin de başı belaya girmesin."
"Doğru söylüyorsun. Bugün için teşekkür ederim. Ayrıca bana inandığın için de."
"Teşekkür etmene gerek yok, sana yardım etmek hoşuma gidiyor," dedi kocaman gülümseyerek.
Dediği şeyle tebessüm ettim. O bana iyi geliyordu, hem de hiç olmadığı kadar. Cengiz ile vedalaştıktan sonra hızla eve doğru gitmeye başladım.
Evimin olduğu yola döndüğüm sırada evden gelen sesle geriye adımlayıp duvarın arkasına saklandım. Evin içinden bağırış ve kırılma sesleri geliyordu. Hemen ardından evin kapısı sertçe açıldı. Adam, kadını sokağa doğru itip elindeki bitmiş içki şişesini yere fırlattı.
Kafamı duvarın arkasından onları görebileceğim şekilde çıkardım. Kadının gözü mosmor olmuş, dudağının ve kaşının kenarı patlamıştı. Adam, kadına biraz daha bağırdıktan sonra kadının boğazını sıkmaya başladı. O an gerçekten korktuğumu hissetmiştim.
Ellerim titriyor, soğuk soğuk terliyor ve kalbim yerinden çıkacakmışçasına hızlı atıyordu ama bir kadının şiddete maruz kalmasına da göz yumamazdım. Derin bir nefes verip saklandığım duvarın arkasından hızlıca çıktım ve adama doğru koşmaya başladım.
Adam, koşmamla kafasını kadından çekip bana doğru bakmaya başlamıştı. O daha ne olduğunu anlamadan ona sert bir tekme attım.
Tekmenin etkisiyle kadın ve adam düşmüştü. Kadın düştüğü yerden hemen kalkıp biraz uzaklaştı. Adam ise düştüğü yerden kalkıp elini havaya kaldırarak yanıma doğru gelmeye başladı. Havada duran elini tutup kolunu ters çevirdim. Kolunun acısıyla inlemeye başladı.
"Hanımefendi, lütfen polisi arar mısınız?" dedim kadına bakarak.
Kadın dediğim şeyle kararsız kalsa da birkaç saniye sonra eve doğru sendeleyerek koştu. Adam bir süre sonra boşta kalan elini saçlarıma doğru götürmeye çalıştı.
Yapacağı şeyi anladıktan sonra kafamı ondan uzaklaştırdım. Havada kalan diğer elini de yakalayıp aynı hareketi ona da uyguladım. Ama ona bu da yetmemiş, olduğu yerde çırpınmaya başlamıştı.
Burnumdan sinirli bir nefes verdim. Ayağımla diz kapağının arkasına vurdum. Adam vurmamın etkisiyle tekrar yere düşmüştü. Kaçmaması için ellerinden tutmaya devam ettim.
"İyi mi oldu şimdi böyle? Eşinle güzel geçinsen, olmaz değil mi! Bir de kendine adam diyorsun. Kadına şiddet uygulayan adam falan değildir."
"Bu seni ilgilendirmez, aile arasında. Karı benim, mal benim; ister döverim, ister dövmem!"
"Beni gayet de ilgilendirir. Birincisi, karı değil, kadın; ikincisi, mal diye senin gibilerine derler."
"Seni bir elime geçireyim, va-"
Konuşmasına daha fazla dayanamayıp hemen yanımızdaki kapıda asılı duran havlunun bir kısmını ağzına sokup susturdum.
"Oksijeni bile kirletiyorsun," dedim tiksinerek.
Birkaç dakikanın ardından polisler gelmişti. Adamı memurlara teslim ettikten sonra kadının yanına doğru gittim. Kaldırımda oturmuş ağlıyordu. Kim bilir ne kadar korkmuştu. Kadının biraz sakinlemesi için elimi omuzuna koydum.
"Hastaneye gidip pansuman yaptırsanız, sizin için iyi olur."
Kadın dediğim şeye aldırış etmeden ellerini yüzünden çekip bana sarıldı. Bir iki saniye sonra ben de sarılmasına karşılık verdim.
Tekrar ağlamaya başlamıştı. Sakinlemesi için uğraşıyordum ama bunun bir an saçma olduğunu düşündüm. Belki de ağlamaya, içini dökmeye ihtiyacı vardı.
Kadın sakinleyene kadar ona sarılmaya devam ettim. Arada sırtını sıvazladım. Bir süre sonra kollarımdan ayrıldı. Gözleri ağlamaktan hem şişmiş hem de kıpkırmızı olmuştu.
"Ben çok özür dilerim, seni bu olaya karıştırdığım için. Keşke yanıma gelmeseydin, başını belaya soktum."
"Lütfen böyle konuşmayın. Ben de bir kadınım, nasıl göz yumabilirdim? Kendinizi suçlamayın."
Yanımıza doğru gelen polis memuruyla konuşmamızı yarıda bıraktık.
"İfadenizi almamız gerekli; bizimle karakola kadar gelmeniz lazım."
Memurun dediğiyle onu onayladım ve karakola gitmek için araca bindim.
...
Eğer günün kötü geçtiyse umarım kurgum senin yüzünü güldürür.Her zaman gülümse ve asla o güzel yüzünün solmasına izin verme çünkü gülmek sana yakışıyor.