İçeriğe geç

Ben Bunu Rüyamda Görmüştüm

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Ben Bunu Rüyamda Görmüştüm

Bölüm 6

Bölüm 6 : Hatırlamak

“Belki de birilerini korumaktı.”

Annemin söylediği son cümle hâlâ kulaklarımdaydı.

Odanın ortasında öylece duruyordum.

Yerde duran fotoğrafa bakıyordum.

Üç çocuk.

Üç hayat.

Ve tek bir gece.

“Bana her şeyi anlat.”

Annem başını kaldırdı.

“Pera…”

“Bu kez kaçma.”

“Sen hazır değilsin.”

“Buna sen karar veremezsin.”

“Ben senin annenim.”

“Tam da bu yüzden bana gerçeği söylemen gerekiyordu.”

Annemin gözlerinden yaş süzüldü.

Yavaşça sandalyeye oturdu.

“Baban öldü demedim.”

“Hayır. Ama ölmediğini de söylemedin.”

“Çünkü nerede olduğunu bilmiyordum.”

“Aras biliyor mu?”

Annem sustu.

“Biliyor mu?”

“Hayır.”

“Defne?”

Annem yine sustu.

“Anne.”

“Defne’nin bildiği başka şeyler var.”

“Ne gibi?”

“Bilmiyorum.”

“Bilmiyorsun mu?”

“Pera, herkes o gece farklı bir şey gördü.”

“Ben ne gördüm?”

Annem gözlerini kapattı.

“Sen babanı gördün.”

“Bunu biliyorum.”

“Hayır.”

Annem başını iki yana salladı.

“Sen babanın başka biriyle konuştuğunu gördün.”

İçimde bir şey koptu.

“Kimle?”

“Bilmiyorum.”

“Kadın mıydı?”

Annem cevap vermedi.

Bu kez içimdeki ses daha sert çıktı.

“Kadın mıydı?”

“Evet.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

“Annem…”

“Ben o kadını hiç görmedim.”

“Babam kimle konuşuyordu?”

“Bilmiyorum.”

“Peki Aras neden bunun için beni suçluyor gibi?”

“Aras seni suçlamıyor.”

“Öyleyse neden bana sürekli bir şey saklıyor?”

Annem bana baktı.

“Çünkü sana verdiği söz var.”

“Ne sözü?”

Annem sustu.

Sonra:

“Senin hatırlamaman için.”

Odama çıktım.

Kapıyı kapatıp yatağın kenarına oturdum.

Bir süre hiçbir şey yapmadan oturdum.

Sonra telefonumu elime aldım.

Aras’ın numarası ekranda duruyordu.

Aramak istemiyordum.

Ama parmağım çoktan arama tuşuna basmıştı.

Bir kez çaldı.

İki kez.

Üçüncüde açtı.

“Pera?”

“Uyumadın mı?”

“Hayır.”

“Nereden biliyorsun benim arayacağımı?”

“Bilmiyordum.”

“Öyleyse neden hemen açtın?”

“Telefon elimdeydi.”

“Yalan söylüyorsun.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Evet.”

“En azından artık itiraf ediyorsun.”

Güldü.

“Gelişme var.”

İstemeden gülümsedim.

Sonra sustum.

“Aras?”

“Efendim?”

“Bana verdiğin söz ne?”

Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.

“Annen söyledi mi?”

“Hayır.”

“Peki ne biliyorsun?”

“Beni korumak için hiçbir şeyi hatırlamamamı istediğini.”

Aras derin bir nefes aldı.

“Doğru.”

“Niye?”

“Çünkü hatırlarsan her şey yeniden başlayacak.”

“Ne başlayacak?”

“Tehlike.”

“Benden neden korkuyorsun?”

“Senden korkmuyorum.”

“Öyleyse?”

“Senin başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”

Sesindeki ciddiyet beni susturdu.

“Aras…”

“Efendim?”

“Ben seni çocukken gerçekten sevmiş miyim?”

Uzun bir sessizlik.

“Evet.”

“Sen de beni sevmiş miydin?”

Bu kez cevap vermesi daha uzun sürdü.

“Ben sana âşık olduğumu söylediğimde sen bana gülmüştün.”

Gülümsedim.

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Ne demişim?”

“‘Ben zaten biliyorum,’ demiştin.”

Kahkaha attım.

“Ben gerçekten kibirliymişim.”

“Biraz.”

“Sonra?”

“Sonra bana bir söz verdin.”

“Ne sözü?”

“Büyüyünce benimle evleneceğini.”

Yüzüm ısındı.

“Yedi yaşındaydım.”

“Biliyorum.”

“Sen hâlâ bunu hatırlıyor musun?”

“Bazı sözler unutulmuyor.”

Bir an hiçbirimiz konuşmadık.

“Aras?”

“Efendim?”

“Bana neden hâlâ Pera diyorsun?”

“Çünkü seni ilk tanıdığımda da Pera’ydın.”

“Beni başka türlü çağırdın mı hiç?”

“Evet.”

“Ne diye?”

“Pera’m.”

Kalbim hızlandı.

“Bunu şimdi söyleme.”

“Neden?”

“Garip.”

“İstersen söylemem.”

“Hayır.”

“Ne?”

“Bilmiyorum.”

Güldü.

“Sen hâlâ aynı Pera’sın.”

“Sen de hâlâ sinir bozucusun.”

“Bunu özlemişim.”

Ertesi gün Aras beni sahile götürdü.

Nedenini sormadım.

Belki de sormak istemedim.

Denizin kenarında yürüdük.

Hava serindi.

Aras ellerini cebine sokmuştu.

Bir süre sonra:

“Burayı hatırlıyor musun?” diye sordu.

“Hayır.”

“Çocukken buraya gelirdik.”

“Üçümüz mü?”

“Hayır.”

“Sen ve ben mi?”

“Evet.”

“Defne yok muydu?”

“Bazen.”

Bir banka oturduk.

Aras cebinden küçük bir taş çıkardı.

“Bunu hatırlıyor musun?”

Taşa baktım.

Üzerinde küçük bir çizik vardı.

“Hayır.”

“Sen vermiştin.”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Niye?”

“Çünkü kavga etmiştik.”

“Ne hakkında?”

“Büyüyünce kimin daha uzağa gideceği hakkında.”

Güldüm.

“Kim kazandı?”

“Sen.”

“Tabii.”

“Sonra bana bu taşı verdin.”

“Neden?”

“Beni unutma diye.”

Boğazım düğümlendi.

“Ve sen?”

“Ben seni unutmadım.”

O an ona baktım.

İlk defa Aras’ın yüzünde yalnızca gizemli bir adam görmedim.

Çocukluğunu kaybetmiş bir çocuk gördüm.

Belki de yıllardır benim hatırlamadığım şeyleri tek başına taşıyordu.

Elimi uzatıp taşı aldım.

Parmaklarımız birbirine değdi.

İkimiz de geri çekilmedik.

Bir süre öyle kaldık.

Sonra Aras elini yavaşça çekti.

“Üşüdün.”

“Biraz.”

Ceketini çıkardı.

“Gerek yok.”

“Pera.”

“Efendim?”

“İnat etme.”

Ceketini omuzlarıma bıraktı.

Kokusu üzerimde kaldı.

Nedense bu koku bana yabancı gelmedi.

Tam tersine…

Ev gibi geldi.

Bu düşünce beni korkuttu.

O gece rüyamda tekrar aynı eve gittim.

Ama bu kez yalnız değildim.

Aras yanımdaydı.

Çocuk hâliyle.

Elimi tutuyordu.

“Pera, ne olursa olsun arkana bakma.”

“Niye?”

“Çünkü o seni görür.”

“Kim?”

Aras cevap vermedi.

Arkamdan bir kadın sesi geldi.

“Pera.”

Döndüm.

Kadını gördüm.

Yüzünü ilk kez net seçebiliyordum.

Ve uyandığım anda bağırdım.

Çünkü o kadın…

Annemdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.