İçeriğe geç

Ben Almiyim. | bl

Bölüm 34 · 2 dk okuma

Ben Almiyim. | bl

Bölüm 34

kabul

★

Hasan

Başımı kaldıramayacak kadar sarhoştum.

Niye alınıyordum ki o çocuğun dediklerine? Sanki ilk defa tersliyordu beni. Ama içimi yakan o değildi. Aynaya baktığımda gördüğüm o korkak adamdı. Ne kadar kaçmaya çalıştıysam, o kadar batıyordum.

Artık biliyordum, inkar etmenin bir anlamı kalmamıştı.

Dağ gibi, daha doğrusu dağ gibi sandığım, Hasan, ufacık boylu, her an kırılacak gibi duran bir çocuk yüzünden unufak olmuştu. Sıradan biri değildi o; olamazdı da. Her adımda karşıma çıkıyordu; zihnimi, nefesimi, ruhumu ele geçirmişti.

Erkekti o. Benim yetiştiğim kültürde böyle bir şeyin adı tasavvur bile edilemezdi. Birkaç ay önce sokakta görsem ağız dolusu küfredeceğim insanların yaşadığı hayatın, o girdabın tam ortasındaydım şimdi.

Meğer ne zormuş kendi hissiyatından kaçmak. Kaçmak istiyordum; bu şehirden, bu meslekten, okulun koridorlarından ve en çok da kendimden kaçmak istiyordum. Ama her şeyi, herkesi arkada bırakıp çekip gitmek o kadar kolay mıydı? Bu yaşadıklarımı kendi içimde bile kelimelere dökemezken, yarın öbür gün ana kucağına, baba ocağına ne diyecektim? Sevdiklerime, beni dağ aslanı bilen eşe dosta nasıl açıklayacaktım?

Fatih'i kendimden soğutmak, onu benden uzaklaştırmak için elimden geleni yapmıştım. Terslemiştim, bağırmıştım, kapının önüne koymuştum.

Dindiremediğim ateşimi bastırmak için kendimi sahil kenarındaki, ucuz biraya müzik eşlik eden ufak bara attım.

Orası insanların eğlenmek, gülmek, haftanın yorgunluğunu atmak için geldiği bir yerdi. Ben ise masanın köşesine çökmüş, arka arkaya devirdiğim bardaklarla yavaş yavaş yamuluyordum. Zihnim uyuşuyor, sesler birbirine karışıyordu. Yanıma yaklaşan, ne olduğunu bile seçemediğim biriyle göz göze geldim; içimdeki o korkunç boşluğu, o dayanılmaz sızıyı bir anlığına unutmak, o uyuşuklukta kaybolmak ister gibi ayağa kalkıp onunla o kalabalığın ortasında, müzik ritmine ayak uydurarak dans etmeye başladım. Sallanıyordum. Kollarım havada, gözlerim kapalı, kendimden geçercesine dönüyordum. Ama ne o yabancı yüzler ne de o gürültü içimdeki Fatih'in gölgesini silmeye yetiyordu; aksine o çocuk daha da derin işliyordu zihnime.

Saatler sonra eve geldim. Anahtar kapının kilidine üç denemede girdi. İçeri girip kapıyı arkamdan çarparak kapattım ve sırtımı duvara verip yere kaydım.

Ev karanlıktı. Sokak lambasının sarı ışığı perdeden sızıp salonun halısına düşüyordu. Oturduğum yerden başımı geriye, duvara yasladım.

"Aferin amına koyayım," dedim.

"Gördün mü erdirdiğin sonu? Bir velet çıktı, yıktı geçti bütün surlarını."

Gözlerimi sıkıca yumdum. Fatih'in hastane odasındaki bakışları, bornoza sarılı narin hali, gri tişörtümün içindeki köprücük kemikleri zihnime çakılmıştı.

"Nasıl sevdin lan?" diye mırıldandım kendi kendine, elimi saçlarıma daldırıp çekiştirerek. "Nasıl başardın bunu? Hangi kitapta yazıyor bu? Hangi törede var böyle bir şey?"

Yerden kalkmaya çalıştım ama dizlerim titriyordu. Salonun ortasına kadar sürünür gibi yürüyüp kendimi berjere bıraktım.

“Burada şişe diplerinde sürünüyorsun Hasan. Ne duruyorsun daha? Git söyle, 'seni sevdim' de. Bak bakalım yüzüne tükürmüyor mu adamın? Terslemedi mi günlerce? Sen onu ittikçe o sana bağlandı sandın ama asıl ipe sen sarılmışın oğlum."

Gözümden sızan tek damla yaş yanağımdan süzülüp çeneme düştü. Hızlıca elimin tersiyle sildim. Kendimden nefret ediyordum. Büyüdüğüm dünyaya ihanet ediyormuşum gibi hissediyordum. Kalbimin attığı yer, nefes aldığım nokta, o çocuğun teniydi.

“Göreceksin gününü. Yine o taş maskeyi takacaksın yüzüne. Dayanabileceksen dayan bakalım."

Kollarımla kendimi sıkıca sarıp koltukta büzüldüm. Evin tütün ve sabun sinmiş havasında Fatih'in kokusunu aradı burnum.

Bölüm sonu

8 yorum