İçeriğe geç

Belkıs Ana

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Belkıs Ana

Bölüm 1

Mestan

Annemle birlikte tüm köy kadınlarının toplandığı Belkıs ana'nın evine gittim. Akşam vakti herkes toplanmış, yana yana sıralanmıştı. Çocuklar yerlerde birbirleriyle şakalaşıyordu. Ben onlardan biraz daha büyüktüm , Meryem abla diye seslenirlerdi bana, bundan dolayı pek yanaşmadım yanlarına. Köşede bir yerde belkıs ana'nın oturacağı yerin yanına oturdum. O hep gül desenli yeşil mindere otururdu. Şimdi namaz kılıyordu. Geldiği vakit herkes saygıdan ayağa kalktı ve onun yerine geçmesini bekledi. Ona karşı büyük bir hayranlık besliyordum. Omuzlarından beline kadar sarkan beyaz örgülerini, başına bağladığı siyah püsküllü şalını asla unutmam. Her zaman koyu renk fistan giyer beline gümüş kemerini takardı. Mavi gözlerine siyah sürme çekerdi. Çok güzeldi bu yaşına rağmen. Kim bilir gençken ne kadar güzeldir. Perdeler çekildi, gaz lambasının ışığı azaltıldı. Ortamın loşluğu insanı ürpertmiyor değildi. Belkıs ana çayından bir yudum aldı ve anlatmaya koyuldu.

Akşamınızı hayırlı olsun inşaallah. Siz istemişsiniz anlatayım birkaç hikaye. Düşündüm ne anlatayım sizlere. Mestan dan başlayalım madem kulakları çınlasın.

Şimdiki sizler bilmezsiniz, derede çamaşır yıkamayı. Herkesin hayatı sizin kadar kolay değildi. Genç kızlığımızda sabah daha ezan okunmadan karanlık havada toplanır , çamaşır yıkamaya ta köyün aşağısına , dere kenarına giderdik. Öyle karanlıkta tek gitmek olur mu başına bir hal gelir. Biz de bundan ya toplanır beş on kişi gider ya da iki kişi olur giderdik. Benle Mestan da iyi anlaşırdık, dedim gidelim beraber ve hep gittik . O gelir kapımıza , seslenirdi delikten sessizce. Belkıs, belkıs diye. Benim yatağım o zaman kapının dibindeydi. Kalkardım alırdım leğenimi, içinde kıyafetlerle çıkardım yanına. Bazen ben giderdim onların kapısına çağırırdım onu , öyle giderdik. Günlerin birinde çok çalışmaktan mıdır nedir derin bir uykuya dalmışım ama sormayın. Bir uyandım ikindi ezanı okunuyor. Dedim vah benim halime ! çamaşırlar kalmış evde ne yapacam ben ? Bir telaş kalktım gittim mestanın evine. Baktım kapının dibine çökmüş, beti benzi atmış. Dedim mestan noldu nedir bu halin. Döndü ve anlatmaya başladı.

Sonra başıma gelenleri bacım, yatağımda yatıyordum hava hâlâ karanlıktı. Sonra kapımı biri tıklattı. Kalktım sordum kimsin necisin diye. Bana cevap verdin ben belkıs çıkta çamaşırları yıkayalım diye. Kalktım açtım kapıyı üzerine büyük bir şal geçirmiş elinde leğenle bekliyordun. Yemin ederim sensin zannettim. Beraber yola koyulduk ormanın yolun ordan geçtik, aşağı indik. Ben bi rahatsız oldum önümdekinden. Bi değişik duruyordu. Bir ara ayağı tökezledi. O an dehşete düştüm ayakları tersti. Anladım ki bu annemlerin anlattığı insan yiyen cadılardandı. Korktum, geri dönüp kaçamadım. Sonunda dereye vardık. Yalandan çamaşırları bi sudan geçirdim. Aynısını o da yapıyordu. Sırtı bana dönüktü. Biraz odun getirdi. Leğeninden çıkardığı kovanın içini suyla doldurup ateşin üstüne koydu. Su biraz ısınınca bana dönüp üzerimi çıkarmamı. Beni yıkamak istediğini sonraysa benim onu yıkamamı istedi. Olayın farkına varmıştım bundan önceliği ona tanıdım ve üzerini çıkarmasını istedim. Yalan söylüyorsam allah beni taş etsin. Yüzü aynı senin gibiydi. Bana sırtını döndü. Ben de onun saçını yavaşça taramaya başladım. O oturduğu yerde duruyor ben onun saçını tarıyordum. Her bir tarak atışımda saçını hemen dibimizdeki dikenli ağacın dikenlerine sardım. Ben böyle yaptıkça onun tüm saçı ağaca bağlandı. En son bir tas kaynar suyu kafasına boşalttım. Bir çığlık attı ki ağzının kenarları yırtıldı. Bana doğru attıldı ama saçı yüzünden yere düşüt. Ne yapsa çözemedi saçını. Ben de kaldırdım kovayı tüm kaynar suyu fırlattım yüzüne. Acı içerisinde çırpındı yırtındı, yere düşüp bayıldı. Topladım eşyalarımı koşa koşa buraya geldim. İşte durum budur bacım. Nerelerdeydin sen.!

Dehşete uğramıştım. Korkuyla evime geri döndüm. Bir kaç gün kaldı leğende kirliler. Sonra yavaş yavaş gitmeye başladık. Beş on kişi gidiyorduk. Bir zaman sonra Mestanla aynı düzenimize geri girdik. Birgün benim kapım çalındı. Seslendim kimdir diye mestan dedi. Eğildim kapının altından baktım ayaklarına. Tek gördüğüm ayak topuklarıydı. Hiç ses çıkarmadım. Sessizce köşeye çekildim ve onun gitmesini bekledim. Üç yıl boyunca belli aralıklarla hep köyde dolandı durdu. Şuan neler yapar bilmem ama allah herkesi o cadının şerrinden korusun. Bizlere döndü ve dedi ki :

"öyle herkese kapıyı açmayın belki kapının arkasında sizi yemeyi bekleyen bir cadı vardır."

Bölüm sonu

3 yorum

  • Tek gördüğün şey ayak topuğuysa- sadece topuk görmemişsindir

  • Aaa bitlisli belkıs ana diye bir korkunç şey duymuştum bu arada kalemin gerçekten sürükleyiciii bayıldımm okurken beynimde canlandı

    1Yanıt