Sabahları ilk uyanan hep ben olurum. Alarmın çalmasıyla değil, gözlerim kendiliğinden açılır. Odanın tavanına birkaç saniye boş boş bakarım, bir şeyler beklerken. Bir sabah daha, aynı yatak, aynı yorgan, aynı hayat.Penceremden solgun ışık süzülüyor. Gökyüzü gri ama huzurlu bir şekilde. Ne karanlık ne de parlak. İçimdeki his gibi; ne tam üzgün, ne de tam mutlu.Yavaşça yataktan kalkıp oda içinde yürürken gözlerim, her şeyin yerli yerinde olduğunu fark eder. Aynı kitaplık, aynı masa, geçen hafta asmayı unuttuğum çamaşır… Her şey tanıdık ama bir eksiklik var. Sanki ben değil de, sadece geçip gidiyorum bu evden.Aynada kendime bakıyorum. Saçlarım dağınık, gözlerimin altı hafif mor. Ama suratımda bir şey eksik. “İyiyim,” diyorum, fısıldayarak. Ama kime söylüyorum, bilmiyorum. Belki de sadece kendime. Ya da belki de duymak istediğim tek şey bu.Mutfaktan kahve kokusu geliyor. Annem her sabah olduğu gibi kahvesini hazırlıyor. Saat yedi buçuk olmuş. Gözleri uykusuz ama yine de sakin. Hangi masada oturursa otursun, hep o köşede bir fincan kahve ve gazete. "Günaydın," diyor, kafasını kaldırmadan. Ben de gülümsüyorum, "Günaydın, anne."Ona bakıyorum. O her sabah aynı ritüellerle başlıyor güne, ve bana da bir şekilde aynı sıcaklığı bırakıyor. Onunla her şey normal. Hiçbir zaman sıkıntılı bir sohbetimiz olmadı. Sadece… bazen her şeyin o kadar düzenli olmasını istediğimi fark ediyorum ki, içinde küçük bir eksiklik varmış gibi geliyor.Annemin kahve içişini izlerken, abim Arda da uyanmış olmalı. Kapalı odasında birkaç dakika önce duydum, belki bilgisayar başında. Üniversiteye ara verdiğinden beri odasından neredeyse hiç çıkmıyor. Ama aramızda tuhaf bir mesafe yok. Ne de olsa, birbirimizi anlayacak kadar yakınız. Eskiden de aynıydık, şimdi de. Onunla sohbet etmek, eski günleri hatırlamak daha kolay.Evdeki sessizliği seviyorum, aslında. Bir arada olmak ama her biri kendi dünyasında. Yine de, bazen garip bir şey oluyor; sanki içimden bir ses diyor ki, "Bir şey eksik, bir şey gelmeli." Ama bu duygunun ne olduğunu bile bilmiyorum.---Kahvaltıya geçiyorum, abim sofraya gelince sabahın ilk gülümsemesiyle göz göze geliyoruz. “Bugün bir yerlere gitmek ister misin?” diyorum. Abim, biraz uykulu ama gülümseyerek “Yine nereye gitmek istersen, ben hazırım,” diyor. Hatta bu kez daha da fazla gülüyor. Geçen hafta, en son birlikte sinemaya gitmiştik. Onunla olan bağımızı hala kaybetmedik, ama bir tuhaflık var sanki. Aramızda yıllardır biriken bir şeyler var ama kimse tam olarak ne olduğunu söylemiyor.Sonra, mutfakta annemin hazırladığı kahvaltıyı yerken, sessizlik bizimle oluyor. Ama bu sessizlik rahatsız edici değil. Yalnızca, sanki gelecekte olacak şeyler hakkında bir şeyler söylüyor, ama ne olduğunu bilmiyorum.Saat ilerliyor, okul zamanı. Çantamı alıp dışarı çıkıyorum. Bugün de o klasik rutin başlıyor; okula gitmek, sınıf arkadaşlarıyla vakit geçirmek, sıkıcı dersler… Ama her şeyin içinde bir gariplik var. Kendimi eski bir filme bakıyormuş gibi hissediyorum. Aynı her şey, ama bir şey değişmiş gibi. Yavaşça, fark etmeden, zamanın içinde kayboluyorum.---Okulun kapısından girdiğimde, herkes her zamanki gibi koşturuyor. Bazen her şeyin, her sabahın aynı gibi olduğunu hissediyorum. Ama bir anlık duraklama, bir bakış veya bir gülümseme, her şeyi değiştirebilir gibi geliyor. Zeynep’le göz göze geliyoruz, küçük bir selamlaşma. Onun dışında, kimseye bakmıyorum.Bütün o kalabalık, aynı cümleleri tekrarlıyor. "Bugün nasıl hissediyorsun?" diye soruyorlar, ama bu soruların içi boş. Bir tek Zeynep’in gözlerinde bir şey var; belki de tam anlatamayacağımız bir şey.Gün yine geçiyor. Ama içimdeki his hiç değişmiyor. Bir şeyin, her şeyin hemen ardından gelmesi gerektiğini hissediyorum. Ama ne olduğunu kimse bilmiyor.
Bölüm 1
Aynı değil gibi
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.