İçeriğe geç

BELKİ?

Bölüm 1 · 6 dk okuma

BELKİ?

Bölüm 1

SARA

Bazen insanlar yanlız kalmak isterdi bu normaldı ancak şuan yanlızlığımı bastırmak istiyor ama bi o kadar yanımda kimseyi istemiyordum. Evet garip bir kişiliğe sahip olduğumu herkes söyler ve bende inkar etmem. Ama bu bendim elimden gelen birşey yoktu yanlız , başarısız , koca bir hiç... Bu düşüncelerle boğuşurken ne yapacağımı düşünüyordum. Evet o klasik kafeye gelmiştim camdaki yansımama kaç dakikadır baktığım hakkında hiçbir fikrim yoktu. İnsanlar bakmaya başlayınca düşüncelerden kurtulmak için kafamı iki yana sallayım kapıyı açtım. En köşedeki masayı gözüme kestirip masaya doğru yöneldim. Telefonun kilidini açıp kameradan yüzüme baktım ahhh berbat haldeydim ama bu umrumda mıydı ? Bende bilmiyorum. Ardından kişilere girip Selini aradım, evet yanlız kalmak istiyordum ama sorunlarla kendim başa çıkamayacak kadar aptalın tekiyim. Açtı , bana sorularını saydırmaya başladı – klasik Selen işte merak eder kontrol bağımlısı bense tam tersi- sorularının hiçbirini yanıtlamayıp sadece “kafedeyim”demekle yetindim. İyi misin ,desede yüzüne kapattım çünkü daha fazla konuşursam çatallaşmış sesimi duyacaktı bu onu meraklandırıp endişelendirirdi buna gerek yoktu. O kadarda önemli değilim. O sırada masaya gelen kafetarya çalışanını gördüm. Yeni gelmiş olmalı önceden gelseydi tanırdım . Yüzüme yapmacık tebessüm kondurup ona baktım. Hoşgeldiniz dedi. Bende kibarlık edip hobulduk dedim ama sinirlerim çok bozuktu. Sonra bir adet kahve istedim. Gülümseyip gitti -eh bu içimi ısıtmıştı-. Ardından kafamı kaldırdım kapıda kendine çeki düzen veren Selini gördüm. Bu beni gülümsetti. Yine benim aksime çok güzeldi. Yüzü mükemmeldi, ela gözleri şahaneydi , sarı saçlarını alel acele yukarıda toplamıştı ama çok güzel görünüyordu . Bol paça pantalon ve üzerine giydiği kabanla baya iyiydi. Yüzümdeki birkaç gözyaşınıda sildim ve önüme baktım. Hemen gelip karşıma oturdu. Yüzüme bakıp yüzünü buruşturdu . Kötü olduğumu anlamasın diye yapmacık bir şekilde tebessüm etmeye zorladım kendimi. Tam ağzını açıcakken kahvem geldi. Kafetarya çalışanıyla sohbet edip kendisinede bir kahve istedi. Kahvemi alıp teşekkür ettim. Gittikten sonra yüzüme bakıp gülümsedi ben burdayım imajını çizdi. Bu yeterliydi aslında. Yine her zamanki gibi anlayışlıydı. Bana ne olduğunu sormadı sadece ne olduysa olsun benim yanımda olduğunu söyledi. Zaten sorsada söylemezdim, kimseye söylemiyordum. Okula gitmemiz gereketiğini söyledi. Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. “Gülme ya!!” Diye bağırdı ama bu kıkırdamama neden oldu .Evet yine yapmıştı yine güldürmüştü beni. Derslerini manyak gibi önemsiyordu. Babası baskıcı bir insandı ve genetik olarak onada geçmişti. O sırada kahvesini aldı. Derin bir nefes alıp programıma baktım. Birkaç ödev teslimi ve birkaç derse girince bitiyordu. Evet bu iyiydi çünkü kafam iyice allak bullaktı. Toparlanmam gerekiyordu. “Hadi kalkalım” dedim. “Hesabı ben öderim” dedi ve masadan kalkıp hesabı ödemeye gitti. Arkasından bakakalmıştım hemen toparlanıp montumu üzerime geçirdim. Selin de kabanını üstüne geçirip çantasını koluna astı. Koluma girdi. “Berbart görünüyorsun” dedi. Yüzümü kırıştırıp kendime baktım. Evet kötü görünüyordum ama umrumda değildi. Omuz silktim. Onaylamaz şekilde kafasını sallayıp sessizce yürümeye devam ettik. Annesinin şizofreni hastalığıyla uğraşan bir kız ne kadar iyi olabilirdi ki ? Ne kadar iyi olunabiliniyorsa o kadar iyi olduğuma karar kılmıştım. Dün annem akıl hastanesinde yine sorun çıkarmıştı onun yanına onu görmeye gitmiştim. Bütün gece uykusuz kalmıştım ve sabah üstüme pantolon ve kazak geçirip çıkmıştım. Garajın önüne yaklaştığımızda kolumdan ayrılıp çantasından arabanın anahtarını aramaya koyuldu. Birkaç sessiz küfür ardından eline anahtarı alıp kapının kilitlerini açtı .Sürücü koltuğunun yanına çöktüm. Oda yanıma binip arabayı çalıştırdı. Yoldaki yapraklar hoşuma gidiyordu. Belkide beni anımsattıkları içindi. Bende onlar gibi ağaçtan kopup savruluyordum aramızda pek bir fark yoktu. Bu yüzden sonbaharı seviyordum. Kafamı cama yaslarken Selin “ne açayım” diye sordu ama umursamadım. Bilmem dercesine omuz silktim. Derin bir nefes aldı evet işeri zorlaştırıyordum ama yapacak bir ey yoktu. Rastgele açtığı şarkıyı dinleyince dudaklarım kıvrıldı. Selinde bu anı bekliyormuş gibi “oh be!!” dedi. Şarkıya eşlik etmeye başladı. “ haydi gel benimle olll” bende dayanamayıp şarkıya atladım “oturup yıldızlardannn...”

Son derste bittiğinde çantamı toplamaya çalıştım. Çokta birşey yoktu ancak oyalanıyordum. Telefon, kulaklık , bir kaç tane defter ve kitap... bunları toplamak ne kadar uzatılabilinirse o kadar uzatıyordum. Selin “hadi ama Sara!!!” diye bağırmasa daha fazla uzatırdım ama alel acele çantamı koluma takıp onun yanına koştum. Kapıdan çıkarken “Ateş nasıl” diye soruverdi. Bu soru kaşlarımı kaldırmama neden oldu. Ama sessiz kalmak istedim. Çünkü onun nasıl olduğunu bende bilmiyordum. “ hadi ama Sara bari buna yanıt ver” dediğinde onu haklı bulup “ birkaç gündür bana mesaj atıyor ancak bakmaya vaktim olmadı” demekle yetindim. “Bizim mesajlarımıza bakmadığın gibi” diyip gözlerini devirdi. Hayır bu bir kızgınlık belirtisi değildi. Birşeyler düşünüyordu ama çözemiyordu, bana ihtiyacı vardı ama ben bunu yapamayacak kadar güçsüzdüm. Zaten bunu bildiği için zorlamıyordu. Koluna dokunup yüzüme bakmasını sağladım, gülümsedim – bu samimi bir gülümsemeydi- “ Ben iyiyim Selin endişe etmene gerek, yok her zamanki halim...” gülümsedi elimi tutup “ Ben varım unutma” demekle yetindi. Bu hoştu. Çok zora gelebilen bir yapım olmamıştı.

Arabaya bindiğimizde “ Ateş’in mesajlarına şuan bakabilirsin” dedi ve arabayı çalıştırmak yerine klimayı çalıştırdı. “ Ne!? Arabanı sür, bu soğukta burada bekleyemeyiz” dedim ama kafasıyla çantamı işaret etti. Gözlerimi devirip telefonu elime aldım. Telefon kilidini açtığımda bir anda telefonu elimden aldı. “Ne yapıyorsun Selin!??” diye bağırsamda umursamadı ardından birisini aradı, o sırada “ Arkadaş iyiliği” diyip göz kırptı. Karnıma kramp girdi “ Alo ateş neredesin” dedi ardından gülümseyip “ Sarayı getiriyorum” diyip telefonu kapattı. Telefonu bana uzattığında ben kollarımı kavuşturmuş ona bakmıyordum. “SARA!!” dediğinde omzumu silktim ama telefonu üzerime attı. Kucağıma düşen telefona bakıp çantama attım. “ Nereye gidiyoruz” desemde söylemedi. Zaten belli değil miydi?

Geldiğimizde Ateşin bağ evindeydik arabadan inerken kapının eşiğinde bana bakan Ateşi gördüm ve bu adımlarımın geri gitmesini sağladı. Selinin ufak bağırışlarıyla kapıyı arkamdan kapattım ve Selin saniye düşünmeden arabayı çalıştırıp gitti. Arkasından ufak küfürler saydırsamda araba gözden çıkana kadar oraya baktım. Arkamdan Ateşin yaklaştığını fark ettim ama ona dönmedim. Bana büyük ihtimal küstü ve kendimi suçlu hissediyordum. Evet şuan ona sarılmak istiyordum ama cesaret edemiyordum. “Küs müyüz” diye seslendi. Gözlerim doldu kahretsin. Arkamı döndüğünde kollarını açmış sarılmamı bekliyordu. Dolu gözlerle gidip ona sarıldım. Beni kucağına aldı. İçeriye doğru götürdü. İçerisi sıcacıktı, beni koltuğun üzzerine yavaşça bıraktı. Mutfak ile salon birleşikti. Pizzayı fırından çıkarıp tabağa koydu. Buzdolabından içecekleri alırken “ Sana kızgın değilim annen seni yine zorladı ama bir dahaki sefere telefonlarıma bak” gülümsedim. Sırrımı sadece o biliyordu. Tabağı ve içecekleri önümdeki sehpaya bırakıp oturdu. Kafamı hemen kucağına koydum saçlarımı usulca okşadı. “Ne izlemek istersin” dedi. “Korku?” dediğimde gülümsedi “ bana uyar ama ağlama” dedi. Ona küçümser bir bakış atıp saçlarımı savurdum. Hayır hayır şuan başka bir şeyler izlemek istiyor gibi bakıyordu ve şuan bunu istemiyordum. Belkide istiyordum. Ufak bir saç tutamımı eline alıp buklelelerimi belirginleştirmek ister gibi – asıl amacı bu değil beni baştan çıkarmaya çalışıyor !!! – parmağına dolamaya başladı. Derin bir nefes aldım ve bilgisayarı elinden alıp film seçmeye başladım. Avını izleyen avcı gibi her haraketimi izliyordu. Bakışları baştan çıkartıyordu. Bir saniyeliğine bakarsam beni avlardı biliyorum. Bilgisayarı tek eliyle kapatıp kanepeye attı ve- kahretsin (!)- ona baktım. Üzerime eğilince ne yapacağımı şaşırmış ama mağlubiyetin kollarına kendimi bıkarmıştım bile. Gözlerini kıstı. Kahretsin çok güzel baktığından bahsetmiş miydim? Kendine has çikolata kokusu başımı döndürüyordu . Evet klasik çikolata ama nedense ona çok yakışıyor. “Ateş-ş” dedim. Kaşlarını usulca kaldırdı “efendim güzelim?” hayır hayır bugün olmaz. “şimdi değil” dedim ve kollarının arsından hızlıca sıvıştım. Daha ne olduğunu anlamadan kanepenin diğer ucuna yerleştim. “Neler oluyor küçük hanım” sorgulayan bakışları üzerimdeydi ama umrumda mıydı? Ah hayır üzgünüm değil. “ Sadece şuan değil Ateş” yerinden hızlıca kalkıp yanıma oturdu. Uslu durmayacaktı. İstediğini almadan hiç durmayacaktı. Kollarıyla yine beni kanepeni arasında bırakarak “ Ne zaman istersin” diye sordu. Sanki umrundaydı. “Bence şuan tam vakti” diyip dudaklarıma kapandı. Dolgun dudakları keskin yüz hatları cennetten gelen bir melek? Hayır şeytan. Çokta önemi yoktu istediğini her zaman alması sinir bozucu. Madem kaybettik tadını çıkaralım. Dudakları profosyonelce dudaklarımı keşfe çıkarken bende karşılık veriyordum. Tadı tadı çok güzel. Sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi “tadın çok güzel bebeğim” dedi. Ardından aç bir şekilde dudaklarıma yumuldu. Hafifçe oturur pozisyona gelip beni kucağına aldı. Kucağında yatak odasına çıktık. Yatak odasının kapısına beni yaslayıp elleri bütün vücudumu sanki ilk defaymış gibi keşfediyordu. İçeriye girdik gerisi malum...

Bölüm sonu

17 yorum