İçeriğe geç

Before you leave (Taekook)

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Before you leave (Taekook)

Bölüm 5

5. Bölüm

Herkese selam!

Aslında Love On Route’a bölüm atacaktım, ama bunu hızlıca yazıp bitirdim. Onda olay örgüsünü uzun kurgulayacağımdan dolayı daha çok yazacağım.

Bu arada bugün D&R’dan capybaralı bir defter aldım; o kadar şeker ki, anlatamam! “Ulan, kaç yaşına geldin Luca, neden hâlâ bunları kullanıyorsun?” diyorum kendime ama olsun, ne olacak?

Capybaralar gerçekten çok tatlı!

Bir de: “Küçük Bir Süprizim Var” adlı panodaki mesajımı son 5 kişi görürse soru-cevap yapacağım.

Bölümde yazım hataları varsa affedin, umarım beğenirsiniz.

Luca kaçtı!

☆

FLASHBACK

Haftanın bitmesine iki gün vardı ve hava o kadar soğuktu ki, sanki kışın ortasındaymışız gibi hissettiriyordu. Gökyüzünden adeta karlar yağıyor gibiydi. Okula gitmek, her geçen gün benim için biraz daha zorlaşıyordu. Çünkü vücudum, hava durumuna diğer insanlara kıyasla daha farklı tepkiler veriyordu. Hava sıcaksa, ben diğerlerine göre daha sıcaktım; soğukken ise tam tersi oluyordu. Kısacası, vücut ısım değişkendi ve bu bazen hayatımı zorlaştırıyordu.

Bugün sabah dışarı çıktığımda her zamanki soğuklukla karşılaştım. Ancak okuldan çıkmamıza sadece dakikalar kalmışken, dışarıda kuvvetli bir rüzgâr şiddetini artırmıştı. Dönüş yolunu düşünmek bile istemiyordum, çünkü rüzgârın etkisiyle sağanak yağmur artıyordu. Sanki doğa, üzerime soğuk ve sert bir duvar örmüştü.

Çıkış saati geldiğinde, Taehyung yanımda adeta kurtarıcı bir süper kahraman gibi duruyordu. Her ihtimale karşı yanında bir şeyler bulundururdu; olası hava koşullarına karşı elinde şemsiyesi vardı. Benim kadar düşüncesiz ve dikkatsiz değildi. Ay, canım arkadaşım, beynini çok iyi kullanıyordu. Gözlerim yaşarmıştı cidden. Keşke kafalarımız bir o kadar da derse yatsa ama nerede!

Okul çıkışında şemsiyenin altına girdik ve sanırım yarısından fazlasını ben kaplıyordum. Eve doğru yürümeye başladık. Taehyung, soğuğa duyarlı bir penguen edasıyla yanımda yürürken, ben ona kıyasla ceset kadar soğuktum. Halinden belli oluyordu; o kış insanıydı, ben ise tamamen soğuktan donmuş gibiydim.

Yol neredeyse yarılamıştı ki yorulmuştum ve şemsiyeyi onun tutmasını istedim. Tam elimden alacakken, ellerimiz birbirine çarptı. O an, onun sıcak elleri benim buz gibi ellerime temas etti.

Bakışları beni bulduğu anda yüzünde büyük bir şaşkınlık belirdi. Tek kaşımı kaldırıp başımı yana yatırarak, ona sorgulayan bir ifadeyle baktım.

Dilini yutan arkadaşım bey, zahmet edip konuşma gereği duydu:

— “Jungkook, sen donuyorsun. Pardon, donmak az kalır; bildiğin ölüyorsun.” dedi.

Kafamı düzelttim, dudağımı oynatıp bakışlarımı ileri çevirdim ve cevap verdim:

— “Hadi ya? Gerçekten mi?”

Bakışları değişirken, sinirli olduğunu belli eden bir tonla devam etti:

— “Komik mi bana? Hiçbir şey söylemedin. Soğuğa karşı hassasiyetin olduğunu bilseydim, parayı bile düşünmeyip direkt taksiye bindirirdim.”

Yüksek çıkan sesinin ardından, yavru kedi misali bakışlarımıla ona bakarak:

— “Bilmiyorum, söylemek içimden gelmedi. Hem sen bir taksiye o kadar para verecek derecede zengin misin?” diye karşılık verdim.

O ise öldürücü bakışlarını esirgemeden konuştu:

— “Ben sana soğuktan şikayet etmiyorsun diye sorma zahmetinde bulunmadım. Nereden bileyim bu denli üşüdüğünü? Ayrıca konunun parayla ne ilgisi var, Jungkook? İster pahalı olsun, ister ucuz, ne fark eder? Önemli olan senin sağlığın. Buradan da hiç taksi geçmiyor ki, yönleri farklı, of of.”

Onun bana gösterdiği ilgili davranış beni mutlu etse de, bir yandan da laf etmesine üzülüyordum. Ama haklıydı, çok haklıydı ve bunu söylemeliydim. Taehyung, yolun sonuna kadar kendine kızmış ve bana da laf sokmaktan kaçınmamıştı. Evimin kapısına kadar eşlik etmiş, vedalaşmadan önce ise:

— “Eve girince üstündekileri hemen çıkar, kalın bir şeyler giyin. Mümkünse iki tabak çorba iç ve çorap giymeyi unutma,” demişti; adeta bir anne edasıyla.

Onun dediklerini aynen yaptım ve günün sonunda üzerimde battaniye, yorgan ve kalın kıyafetlerle uyumuştum.

FLASHBACK AND

(3 hafta sonra) 24 Aralık 2023 ~

O sabah uyandığımda ise, iğrenç bir boğaz ağrısı, ateş ve kısalan sesimle güne başlamıştım. Vücudum ağrılardan sızlıyor, kaslarım kas katı kesilmiş duruyordu. Ayağa kalkamıyordum. Yarım saat sonra odama giren annem, beni o halde görünce hızlıca yanıma koşmuş ve panikle konuşmuştu:

— “Bir tanem, bu ne hal?”

Sesim zor çıkıyordu, ama durumumu anlatmaya çalıştım. Annem hemen duşa girmemi, sonrasında ateş düşürücü içmemi söyledi. Duş alıp yatağıma zorla uzandım. Annem ateş düşürücü verdi ve çorba yapmaya gitti. Geldiğinde, ilaç ve duşun ne kadar etkili olduğunu görmek için ateşimi ölçtü. Ateşim yüksekti:

39,8.

Sonumun geldiğini düşünerek, kendi yasımı tutmaya başladım.

---

Saatler süren annemin iyileştirici tavsiyelerinden sonra, ikinci defa ateşimi ölçtü; sonuç 39,7 idi. Sesimi çok zorlamadan bir kahkaha attım:

— “Anne, çok sağ ol, cidden o kadar ateşim düşmüş ki,” dedim kinayeli bir biçimde.

O ise gözlerini devirdi:

— “Akşama durumun değişmezse hastaneye gideriz,” dedi.

Sözü biter bitmez telefonum çaldı. Arayan Taehyung’du. Niye aradığını düşününce okulun bitmiş olduğunu hatırladım. Sesim çıkmadığı için annem bana sorarak arkadaşım olup olmadığını öğrendi. Ve benim kafamı sallamamın üzerine telefonu açtı.

— “Alo Jungkook, neden okula gelmedin?”

— “Ah, merhaba. Adın Taehyung sanırım. Ben onun annesiyim. Jungkook çok hasta, muhtemelen bu hafta gelemeyecek.”

Taehyung bir anda o kadar şaşkına uğramıştı ki, söylediği sözleri ben bile duyabiliyordum:

— “Cidden mi? Peki şu an nerede?”

— “Evde, yatağında uzanıyor.”

— “Bayan Jeon eğer size rahatsızlık vermezsem gelebilir miyim?” dedi.

Annem oldukça nazik bir tutumla:

— “Ne rahatsızlığı? Tabii ki gelebilirsin.” dedi.

Gözlerim annemdeyken aramayı sonlandırmıştı ve bana dönüp yüzüme bakarak:

— “Arkadaşın birazdan eve geliyor.” dedi.

Sonra çorbanın altını kapatmak için içeri gittiğinde, ben yatakta hala aynı şekilde duruyordum.

Taehyung evime gelecekti. Üstelik ben bu haldeyken...

Halimde ne var diye soracak olursan, pijamam tavşanlıydı; çeneme kadar uzanan yorganla, komodinin üzerindeki tonla bardak ve dağıntılarla dolu odamda, yatağımın çaprazında hayatı sorgulayan şapşal bir tavşanım vardı.

Neredeyse 10 dakika boyunca tavana bakıp aklımdan hayaller kuruyordum; hayalimin üçüncü sezonundayken annem içeri girdi:

— “Oğlum, arkadaşın geldi, elini yıkıyor, birazdan olur yanında,” diyerek kapıyı kapattı.

1 dakika bile geçmeden, kapı tıklama sesi duydum. “Gel,” demeye bile sesim yetmediğinden, müsait olduğunu anlamış olacak, içeri girmişti. Okul çantası sırtında, şişme montunun fermuarı açık bir halde, okul formasıyla duruyordu.

Taehyung’u dışarıdan bile görsem çok rahat bir şekilde bakımlı ve düzenli olduğunu anlardım. Çantasını omzundan yavaşça çıkardı, yere bakarak odama bile göz gezdirmeden yatağımın yanına geldi ve yere oturdu. Ellerini birleştirip kucağına koyduktan sonra kısık gözleriyle bana baktı.

— “Jungkook, ben çok özür diliyorum. Dün keşke taksiye binseydik, benim hatam. Sana yolda söylediğim şeyler için de çok kırgınım,” dedi.

Gözlerim onun gözlerinde kaybolurken, üstündeki şişme montun omuz kısmına elimle hafifçe dokundum.

— “Islanmış biraz, çıkar istersen,” dedim kısık sesimle.

Elimin üstüne elini koydu, sonra elimi çekerek yorganımın üstüne bıraktı.

"Montunu kapının arkasına asabilirsin" dedim ve oraya gösterdim.

Ayağa kalkıp montunu asarken arkasından ona baktım. Nedense boynunun uzun olması dikkatimi çekti. Sonra unutup bana yaklaşırken tekrar ona bakmaya başladım. Yine aynı şekilde yatağımın yanına inip yere oturdu ama bu sefer elini saçlarıma götürüp karıştırdı ve yüzünü düşürerek sustu. Tam elini çekeceği sırada bileğini kavrayıp:

— “Birazcık daha devam et,” dedim gülümseyerek.

Tekrar saçımı okşamaya başladı.

— “Saçların çok yumuşak,” dedi.

Kısa saçımı elimle geriye attım, hava atar gibiydim.

— “Her zamanki halim bu benim.”

Sonra Taehyung’un bakışı uzun süre yorganımda kaldı. Üstümdeki yorganı çekerek ayak ucuma koydu. Üstümden çekilen yorganla tavşanlı pijamalarım ortaya çıkmıştı. Bacaklarımı karnıma çektiğimden dolayı çok komik bir pozisyon da duruyordum.

Taehyung'un ciddi bakışlarıyla göz göze geldim.

— “Ateşin varsa, yorgun örtmek çok yanlış bir şey. Üşüsen bile bunu yapmaman gerekiyor,” dedi.

Bunu bilmediğim için kafamı salladım. Bu sırada beni süzdü, yan sırıtışını yüzüne takınarak bakış attı.

Bu arada tavşanlı pijamamın bana çok yakıştığını söyledi. O an o kadar çok utanmıştım ki, nedenini bile bilmiyordum.

Ben yatağıma yatarken, o odamı inceliyordu.

İyileştiğim bir gün ona odamın her bir tarafını sanki hiç gelmemiş gibi anlatacaktım. Çok güzel bir dekor anlayışım olduğunu ve eşyalarımın benim zevklerimi yansıttığını söylemişti.

---

Birkaç saat kaldıktan sonra evine gitti. Normalde gitmemesini söyledim, yalvardım ama çok geç olmadan gitmek istedi. Birazcık tehdit etmiş de olabilirim ama olur böyle şeyler, değil mi? Neyse, haklıyım. Sonuçta ben orada hastaydım, gitmiş tavşanım Cupcake'i seviyor.

Şımarık hayvan ya, normal de ben elimi atsam kaçar. Ona nasıl kendini sevdirdi, hala aklım almıyor. Doğru, o kadar iltifata alsam benim de götüm kalkardı sonuçta Cupcake hanım.

Şimdi ise hava zifiri karanlıktı ve ben o kadar şeye rağmen ateşimin düşmemesini anlayamıyordum. İlerleyen saatlerde hastanenin acil bölümüne babamla beraber gitmiş ve bir nebze olsun rahatlayarak günü bitirmiştim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.