Konser bitmişti ve hepimiz arabalara dağılıp eve gelmiştik. Çok eğlenmiştik, kendimizden geçmiştik. Kaya ile danstan sonra hiç konuşmamıştık ve ben aşırı utanıyordum. Bütün konser boyunca birlikte dans edip durduk!! 'Belki' şarkısında tamamen kendimi ona bırakmıştım artık. O da anlamıştı teslim olduğumu ama neye olduğunu hala anlayamamıştı.
"Hadi, herkes yatağa." Kaya mutfaktan elinde kahveyle çıkarken gözleri bizdeydi.
"Elinde kahveyle bunu söylemen ne kadar da ironik." Dedim hafif alayla. O da sezmiş olacak ki gözleri kısıldı.
"Benim dosyalara bakmam gerekiyor, bu yüzden uyuyamıyorum. Hadi, daha fazla konuşmayın da yatın artık." Arkadasını dönüp gittiğinde kaşlarım çatıldı.
"Ah, baban beni yine sinir etmeyi başardı. Neyse, artık bence de yatalım." Aras babasına laf ettiğim için gülüp kafasını salladı. Ardından odasına ilerleyip el salladı.
"İyi geceler, Rüya abla." Ona öpücük yollayıp el salladım bende.
"İyi geceler, bebeğim." Odama girecekken Kaya'nın kapısı tekrar açıldı ama bu sefer elinde kahve kupası değil de silah vardı. Beni gördüğünde aniden durdu.
"Uyumuyor muydun?" Sorumla gözleri kısıldı. Dosya işi yok muydu? Peki, neden elinde silahla ve yeni bir gömlekle dışarı çıkıyordu?
"Dosya işim olduğunu söylemiştim." Elindeki silahı sanki görmemişim gibi davranıyordum ve o da görmediğimi sanmış olacak ki silahı arkasına saklamıştı.
"Dosya işin olduğunu söylediğini biliyorum. Asıl konu elindeki silahla nereye gittiğin." Sert sesim ona çok net ulaştı. Silahı gördüğümü söylediğimde kasıldı.
"Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum, Rüya Hanım." Dediklerinde haklı olabilirdi ama o silahla neden gittiğini bilmem gerekiyordu. Rüya derken 'hanım' kısmını bastırarak söylemişti. Sanki resmiyet gelirse soru sorma hakkım gidecekmiş gibi.
"Evet, beni ilgilendirmez ama elinizde silah olması ve Aras'ın babası olmanız beni ilgilendirir. Madem silahla işiniz var, nereye gittiğinizi ve neden sizde olduğunu söylemek zorundasınız. Resmi olmamızı mı istiyorusunuz, peki dediğiniz gibi resmi olalım. Ama cevap vereceksiniz, o silah ne!?" Sesim fazlasıyla yükseldi. Babamın sadece tek kurşunla öldüğünü hatırladıkça silah konusunda daha da sert oluyordum. Kaza kurşunuydu ama babamı benden koparmıştı.
"Sınırını aşma, sen kimsin ya? Sen sadece oğluma bir kaç günlüğüne bakmaya geldin o kadar. Bu benim aile meselelerime karışma hakkı vermiyor! İyice haddini aştın. Sana ne benim elimdeki silahtan, gittiğim yerden! Hem evimde yaşıyorsun hem de işlerime burnunu sokuyorsun!" Bağırmasıyla irkilmiş, bir adım gerilemiştim. İrkildiğimi gördüğünde gözlerinde pişmanlık gördüm, ya da öyle görmek istedim.
"Haklısınız, ben kimse değilim. Sadece silahı merak etmiştim. Gittiğiniz yer de, meseleleriniz de beni ilgilendirmez. Sınırımı aştığım için özür dilerim, bir daha tekrarlanmayacak emin olun. Yarın iş bakmaya çıkacağım. Size yük olduğumu söyleseydiniz keşke. Ama hata bende, size yük olacağımı bilmeliydim." Sesimin titrememesi için kendimi fazlasıyla zorlamıştım. Bana yük olduğumu baştan söyleseydi asla kalmazdım ve hemen giderdim. Ama bunu söyleme şekli gururumu incitmişti.
"Rüya ben-" Onu dinlemeden hızlıca odama girdim. Çok kırılmıştım ve bu kırgınlık hem ona hem de ona karşı duyduğum duygularaydı.
Odama girer girmez telefonuma sarıldım ve Şule'yi aradım.
"Alo, Rüya nasılsın aşkım?" Şule'nin sevecen sesi gülümsememe neden oldu.
"Beni almaya gelir misin? Gelirken Bora'yı da ara Aras evde tek kalsın istemiyorum." Şule neden diye sormadan geleceğini söyledi ve kapattı.
YAZARIN AĞZINDAN
"Ne oldu?" Bora merakla telefona bakıyordu. Şule omuzlarını kaldırıp indirdi.
"Gidip onu almamızı istiyor. 'Bora'da gelsin, Aras evde tek kalmasın' dedi. Sanırım evden ayrılacak." Bora şaşkınca ona bakarken aklına Kaya gelmişti. Haberi var mıydı acaba? Hemen ayağa kalkıp masadaki telefonunu aldı. Kaya'nın numarasını tuşlayıp direkt aradı. Birkaç çalıştan sonra telefonu açmıştı.
"Efendim, Bora?" Bora derin bir nefes alıp konuya girdi.
"Kaya sanırım Rüya gidiyor." Kaya duyduklarını birkaç saniye düşündü. Ne demek gidiyor?
"Ne diyorsun Bora? Şuan bir şerefsizin yanına gidiyorum, acelem var." Bora Kaya'nın anlamadığını düşündü.
"Abi kız gidiyor, evden ayrılıyor yani. Biz şimdi onu almaya gideceğiz. Yorgunum, lütfen gel ve kızın kalbini kırdıysan özür dile. Yoksa temelli gidecek." Kaya hemen telefonu kapatıp arabasını çevirdi. Geldiği yolu gaza yüklenerek hemen gitmek istiyordu. Rüya gidemezdi, gitmemeliydi.
RÜYA'NIN AĞZINDAN
Ben salonda öylece otururken zil çaldı. Hemen kapıya yönelip açtım. Karşımda yorgun olduğu belli olan Bora ve neden çağırdığımı merak ettiği bakışlarından belli olan Şule vardı.
"Ben eşyalarımı alıp geliyorum." Zaten çoğu eşyam hala valizimdeydi çıkarmamıştım. Hızlıca yukarı çıkıp eksikleri de ekledim ve aşağı indim.
Bora kaşları çatık bana bakıyordu. "Emin misin Rüya? Çünkü Kaya çok sinirlenecek." İsmini duymam bile sinir etmişti beni.
"Ona yük oluyormuşum,ben sadece bakıcı olarak gelmişim ve haddimi aşmışım." Soğuk ses tonum beni bile şaşırtmıştı.
"Sana bunları o mu söyledi? Şaka yapıyor olmalısın. Kimseye yük olmuyorsun ve seni bu eve o getirmişken bu söyledikleri çok saçma." Bora da arkadaşına kızmıştı.
"Her neyse, biz gidelim Şule. Ve Bora Aras gece kalkıp benden su istiyor lütfen dikkat et." Son kez ona bakıp Şule ile dışarı çıktım. İşte sonunda kurtulmuştu benden. Ama keşke son kez onu görseydim...
Daha dış kapıya varmıştık ki Kaya'nın arabası görüş açıma girdi. Keşke başka bir şey dileseydim ya!
Araba hemen önümde durdu ve kapısı sertçe açılıp kapandı. Kaya seri adımlarla bana yaklaşınca geri adım attım.
"Elinde bavullarla nereye?" Hesap sorar gibi konuşması sinirlerimi tepeme çıkardı.
"Sen kimsin ya, bana nereye gittiğimi sorma hakkı nerden geliyor?" Bana dediklerini aynen iade etmiştim ve bu gözlerindeki öfkenin harlanmasına neden oldu. Hayır, sakın yutkunma Rüya. Korkmuyorsun.
"Biliyorum, o sözleri söylememeliydim ama çok sinirliydim ve gözüm bir şey görmüyordu. Sende bir anda hesap sorunca tutamadım kendimi. Eğer Bora, senin ikisini acil eve çağırdığını söylemese bana veda etmeden gidecektin." Sinirli yüzümü Bora'ya çevirdiğimde sırıttı. Onunla sonra görüşecektim.
"Bu beni ilgilendirmez. O kadar lafla bırak beni, herkes kırılır. Benim yük olduğumu ima ettin, farkında mısın? Ben kimseye yük olmak istemiyorum ve bu yüzden de defolup gidiyorum. Şimdi çekil." İfadesiz suratım ve sert sesim onda hiçbir etki yaratmamıştı. Bende şansımı iterek kullandım. Kendi gibi vücudu da kaya gibiydi ya milim kımıldamamıştı.
"Hiçbir yere gitmiyorsun, Rüya." Hah, emrin olur paşam.
"Seni dinlemek zorunda değilim. Sen kimsin ki?" Alayla söylediklerim son nokta olacak ki kendimi bir anda omzunda buldum. Yuh, resmen omzuna atmıştı beni!!
"Hey, indir beni! Kaya, indir!" Bağırmam ve debelenmem en ufak bir etki yaratmamıştı. Lanet olsun, biraz daha güçlü olsam ne olurdu ki?
"Zaten şirkette iş sorunu ile uğraşıyorum bir de sen de olay çıkarma, Rüya." Ha, sorun çıkaran ben miyim?
"Madem sorun istemiyorsun indir beni!" Hala trip atar gibi konuşuyordum.
"Lütfen,Rüya. Çok yorgunum ve silah mevzusuna gelirsek de silah benim değildi. Sahibine vermeye gidiyordum ve zaten gerginken sende üstüme geldin ki bu da bütün hıncımı senden çıkarmama neden oldu. Özür dilerim, gerçekten." Mahçup sesi gerçekten pişman olduğunu belli ediyordu ama ben bu halde ona bile mutlu olamıyordum.
"Kan beynime toplandı, Kaya." Kaya kıkırdayınca göz devirdim.
"Orada bir şey olduğunu sanmıyorum." O bana beyinsiz mi demişti? Bir anda sırtına yumruk atıp ayağımı göğüsüne vurdum. Hazırlıksız yakalanmış olacak ki gülmesi durdu.
"Sen bana beyinsiz demeye mi çalıştın!" Hala tepinip ona vuruyordum.
"Hey, şaka yaptım. Dursana kızım." Aniden durup beni indirdi. Yüzünü buruşturup sırtına dokunuyordu.
"Elin ne ağır be kızım. Bide gavura vurur gibi de vuruyorsun, bende insanım." Bu sefer sırıtma sırası bendeydi.
"İnsan olduğunu sanmıyorum." Kaya bu sefer kaşlarını çatıp üzerime yürüdü. Ben şimdi naneyi yemedim mi?
"Gel buraya da insanlık neymiş göstereyim." Alaylı sesiyle kendimi odama attım. Kapı zorlandığı an kapıdan uzaklaştım. Bu anahtar nereye kaybolmuştu ya?
Kaya kapıda görününce yatağa çıktım. En azından zaman kazanırdım.
"Benden kaçamayacaksın biliyorsun değil mi?" Kaşları çatık halde kapıda dikiliyordu.
"Beni yakalayamazsın , Kaya. Bilmiyor olabilirsin ama ben koşuda bölge birincisiyim." Sırıtarak söylediğim onun aniden bana yaklaşmasıyla çığlığa dönüştü.
"Yakalarım." Dedi boğuk bir sesle. O nasıl sesti, yiğidim?
"Anca rüyanda." Gülümsediğinde tek kaşım kalktı.
"Emin ol, rüyamda yakalama kısmını çoktan geçtim." Dediğini anlamamıştım ve merak da etmiyordum. Rüyasında benimle yakalamaca oynayıp yakalamış mıydı? Ne garip rüyalar görüyordu bu ya?
"Yaşasın, yakalamaca!" Kaya'nın hemen arkasından gelen sesle ikimiz de oraya döndük. Aras yeni uyandığını belli eden kızarık gözleriyle bize bakıyordu.
"Kim yakalıyor bizi?" Neşeyle konuşuyordu. Ben Kaya'yı, Kaya beni gösterince gözlerimiz yine Aras'a döndü. Karar onundu.
"Baba, sen olur musun?" Şirince sormasıyla Kaya el mahkum kabul etmişti. Sanırım onun eline düşmüştüm.
"Ya da vazgeçtim ben olayım, olur mu?" Gergince sormam üzerine Kaya gülüp cıkladı.
"Hayır, benim." Derince yutkundum. Bu sefer gerçekten naneyi yemiştim.
"Peki, hadi başlayalım." Dediği an üzerime atıldı Kaya. Bana doğru geldiğini gördüğüm an yataktan atlayıp salona koştum çığlık ata ata. Ama sadece bana oynuyordu, haksızlık.
"Aras, nerdesin bebeğim!?" Diye sordum bağırarak. Umarım yakalanmamıştır.
"Yukardayım, babam yakaladı beni hemen." Üzgün sesi merdivenin başından geliyordu. İşte şimdi bitmiştim.
"Kaç yoksa öleceksin, Rüya." Tam o anda merdivenlerden bana doğru koşan Kaya'yı gördüm. Onu görür görmez çığlık atıp koltuğun arkasına geçtim. En azınsan fake atar döne döne vakit kazanırdım.
"İşler izlediğin filmler gibi olmayacak biliyorsun değil mi? Koltuğun üzerinden atlamam iki saniye sürmez." Alaylı sesi beni gaza getiriyordu resmen. Allah'ın gıcığı!
"Sen atlarsan bende atlarım ne var bunda?" Kesinlikle atlayamazdım. Ben sadece 1.64 boyundaydım. O ise 1.80 kolayca atlardı tabii.
Kaya ben düşünürken çoktan koltuğu aşmış bana yaklaşmıştı. Aras'ın bağırışıyla kendime geldiğimde koşmaya başladım.
"Abla, geldi!"
Ben önde, Kaya arkada bütün salonu turladık resmen. Ben baktım kazanamayacağım kendimi aniden yere bıraktım. Kaya da bana takılıp üzerime düştü. Ne demişti o, ' izlediğin filmler gibi olmayacak biliyorsun değil mi?' al sana, oluyor mu olmuyor mu, aptal?
"Sanırım ölüyorum." Aşırı ağırdı ve ben benim üzerime düşen Kaya ile ezildiğimi hissettim. Anam, öldüm galiba.
"Kaya, kalk!" Bağırmamla mal gibi duran Kaya hemen üzerimden kalkıp özür dilemişti.
" Çok pardon, iyi misin?" Ezilmem dışında iyiydim.
"İyim, ama o ne biçim ağırlık ya resmen ölüyordum." Gözlerimi kocaman açmış konuşuyordum.
"Gerçekten özür dilerim." Aslında benim yüzümden olmuştu. Eğer kendimi bırakmasaydım üzerime düşmezdi. Artı şeklinde düşmüştük ve karnım yerle bütünleşmişti. Hatta iç kanama geçirdim sanmıştım bir an.
Tamam abartıyordum.
"Her neyse, daha bir kaç saat önce gideceğimi söylüyordum ve hemen sonra yakalamaca oynadık. Aşırı saçma." Gözlerim bir an saatte kayınca saatin 4.54 olduğunu gördüm. Kaç saattir oynuyorduk?
"Hadi, herkes yataklara. Bu sefer gerçekten uyumak şartıyla." Sondaki tonlamam ona göndermeydi ve bunun o da farkındaydı.
"Peki, iyi geceler oğlum, iyi geceler Rüya." Oğlunu öptükten sonra odasına geçti. Bizde hızlıca odalarımıza geçtik. Zaten yorgun olan bedenim kafamı yastığa koyduğumda an uyumamı sağlamıştı.
