---
O gün sonunda taşınma işlemlerini bitiriyorduk. Ofisin girişinde küçük bir tabela asılıydı üzerine “Bala” yazdırmıştık çeşitli farklı dillerde çocuk kelimeleri baksak da içimize en çok sinen Azeri lehçesi oldu. Hem çok tatlı bir tınısı vardı hem de balı anımsatıyordu, konunun hala benim aşermemle ilgisi yok. Adını görünce içim hem gururla hem de bir parça endişeyle doluyordu. Ofisin her köşesi çocukların oyun oynayıp gelişimlerini destekleyecek aktivitelerle dolup taşacaktı. Annem, babam, Elif hatta küçük kardeşi Efe bile burdaydı. Yardıma ihtiyacım olduğunu duyunca herkes koşa koşa gelmişti.
Efe, gözlerinde muzip bir ışıltıyla dolanıp duruyordu, "Aslı Abla, işletme ve muhasebe işleri bende! Sen hiç düşünme, ben hesapları tutarım, sen çocuklarla ilgilenirsin!" diye laf attı, gülerek. Bir anda Efe’nin ne kadar büyüdüğünü fark ettim. Artık genç bir adam olmuştu, iş konusunda oldukça sorumluluk sahibiydi ve zekâsına güveniyordum. Merve’nin ailesi ona güveniyordu, ben de güveniyordum. Muhasebe işleri ona emanet edilince içim daha da rahatladı.
Ofisin her yerinde bir koşuşturma vardı. Annem masa başında mutfak gereçlerini yerleştiriyordu, babam ise oyuncakları düzenliyordu. İçeri çocukların oyun oynaması için minderler, renkli masalar, oyuncak sepetleri ve küçük bir kütüphane bile koymuştuk. Hayal ettiğim gibi sıcak, sevgi dolu ve güvenli bir ortam oluşturmaya başladıkça içim huzurla doluyordu.
Nihayet her şey yerli yerine oturmuştu. Yorulmuştuk ama bu yorgunluk, mutluluğun bir parçasıydı. Herkesle birlikte ufak bir çay kahve molası vermeye karar verdik ve ben markete gidip bir şeyler almak için çıkıyordum. “Ben hemen geliyorum, bir şeyler alacağım,” dedim ve markete yöneldim.
Rafların arasında dolaşırken gözüme bir gazete ilişti. Manşette tanıdık bir yüz vardı… Tolga. Yanında da Ezgi. İkisi yan yana, gülümseyerek poz vermişlerdi. Haber, Tolga’nın aldığı ödülle ilgiliydi, şirketindeki başarılardan bahsediliyordu. Kalbim hızla atmaya başladı. İçimde bir sıkışma hissettim. Başım dönüyordu, ayakta durmakta zorlanıyordum. Sonrasını hatırlamıyorum…
Gözlerimi açtığımda beyaz tavanı gördüm. Başucumda annem, babam, Elif ve Efe vardı. Elif elimi sıkı sıkıya tutmuştu, yüzünde endişeli bir ifade vardı. Annem gözyaşlarını saklamaya çalışarak elimi okşuyordu. Babam ise suskun bir şekilde başucumda bekliyordu.
“Neredeyim?” diye fısıldadım.
“Elif, hemen doktoru çağır,” dedi annem. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve içeriye doktor girdi. Sarışın, mavi gözlü, neşeli bir adamdı. Görür görmez içimde tuhaf bir huzur hissettim. Gözlerimdeki endişeyi fark etmiş olmalı ki gülümseyerek, “Geçmiş olsun, Aslı Hanım,” dedi. “Biraz stres yapmışsınız, ufak bir baygınlık geçirdiniz. Ama şimdi iyisiniz, biraz dinlenmeniz gerekiyor sadece.”
Ona mahcup bir ifadeyle baktım, “Üzgünüm, sizi telaşlandırdım” dedim.
“Beni değil, kendinizi telaşlandırdınız,” diye espri yaptı. “Benim işim bu. Neyse ki tam marketteydim, şansınıza hızlıca buraya getirdim sizi.”
Gözlerimdeki endişeyi hafifletmeye çalışıyordu, farkındaydım. Kaan, enerjisi ve espri anlayışıyla rahatlatıcı bir etki bırakıyordu. Sarışın saçları ve mavi gözleriyle oldukça sevecen bir yapısı vardı. Üzerinde beyaz önlüğüyle profesyonel görünüyordu ama konuşmalarıyla kendini kolayca sevdirebilecek biriydi. Tam anlamıyla içten, saygılı ve samimi biriydi. Bir yandan işinin ciddiyetinin farkındaydı, bir yandan da bu durumu biraz hafifletmeye çalışıyordu.
Anneme dönerek, “Kızınız biraz dinlenmeli, bol su içmeli, tabii stresten uzak durmalı. Ona iyi bakın,” dedi. Sonra bana dönüp göz kırparak, “Bu arada siz de çok güçlü birisiniz, Aslı Hanım. Bence kızınız şanslı, çok sağlam bir anneye sahip,” dedi.
O sözler beni derin bir huzurla doldurdu. “Teşekkür ederim, Kaan Bey,” diyebildim yalnızca. O esprili gülümsemesiyle yanıtladı, “Siz kendinize iyi bakın, ihtiyacınız olduğunda buradayım” dedi ve çıktı.
Odada kalan herkes bana destek dolu gözlerle bakıyordu. Annem yanağıma dokunarak, “Aslı, her şey yoluna girecek, bunu atlatacağız,” dedi. Elif de başımı okşayarak, “Sen buradayken her şey güzel olacak,” diye ekledi.
O an, yaşadığım her zorluğa rağmen etrafımda beni seven, destekleyen insanlar olduğunu fark ettim.