Herkesle vedalaştıktan sonra tam annemi arayacaktım ki annem beni aradı.
“Anne bende tam seni arayacaktım.” Dedim.
“Alo kızım, Yelda teyzen var ya…”
“N’olmuş ona?”
“O evleniyor, Aydın’da.”
“Sadede gel anne.” Dedim.
“Tamam tamam. Alıştıra alıştıra söyleyeyim dedim, ona gidicez biz sende gelmek ister misin?”
“Hayır tabiki.”
“Ama Cenk’te gelecek. Gel hadi sende kuzum.”
“Annecim hayır istemiyorum. Kalırım ben evde. Ne zaman gideceksiniz?”
“Biz arabadayız.”
“Oha anne. Neyse size iyi eğlenceler.”
“Bir şey olursa hemen bizi ara, evde yemek var ısıtıp yersin. Üç gün yokuz, eve kimseyi almak yok. Hasta olmamaya çalış.” Kıkırdadım.
“Tamam denerim. Öptüm.”
“Bende kuzum.” Dedi ve telefonu kapattı. Sıkıntılı bir nefes verdim. Bir mantık yürütmüştüm, eğer gerçekten Kerem’in bok yemesiyse o zaman konumda başka bir yol tarifi ile evime gidebilirdim. Ama öyle yolu kaybedersem dönemezdim. Peki ya aynı yoldan gitsem ama videoda olsam. Böylece kimse bişey yapamazdı. En sonunda saçmaladığımı düşündüm ve eve dünkü yoldan gitmeye başladım. Ara sokaktan son sürat geçecektim ve en ufak bir yaklaşmada çığlığı basacak yüzlerine baticon fırlatacaktım. Navigasyonu açtım ve yola koyuldum. Bir süre yürüdükten sonra dünkü yere gelmiştim. Kalp atışım hızlandı. Besmele çektim ve hızlandım. O sokağı geçtim ve rahat bir oh çektim. Sonra tekrar normal yürümeye devam ettim. Ben yürürken hava esmeye başladı. Ceketimi evde bırakmıştım. Kollarımı sıvazladım. Kendime ceket almadığım için söylendim. Tam söylenmemi bitirdiğimde üzerime biri ceket attı.
“Niye yalnız dönüyorsun sen?” Bir anda arkamı döndüm. Kerem bana ceketini vermişti. Sonra bir anda kendime söylediğim gibi çığlık atmaya başladım. Geçtiğimiz yerde boş değildi. Kerem rezil olmanın paniğiyle eliyle ağzımı kapattı. Planım ilk aşamasından fail olmuştu. O ağzımı kapatınca dahada panikledim ve kendimi kurtarmak adına elini ısırdım. Ben çocukluğumdan beri çok sert ısırırım. Ara sıra Cenk’ide ısırdığım için pratik oluyor bana. Kerem’in elini ısırdığım anda Kerem,
“Ah!” Diye inledi ve geri çekilde. Bende fırsat bu fırsat diyip hiçbir şey demeden kaçtım. Kerem peşimden geliyordu.
“Allah’ım yardım et.” Diye dua ettim koşarken. Ben paniklediğimde gülerdim. Koşarken aynı zamanda kıkırdıyordum. Bir süre kovalamaca oynadık ama en sonunda Kerem beni bileğimden tutup kendine çevirdi.
“Kızım sen kuduz musun?!” Dedi Kerem biraz bağırarak. Piç gibi sırıtıyordum.
“Dokunma bana!” Dedim sırıtırken.
“Bırakırsam dinleyecek misin?” Çok insan olduğu için korkmuyordum. Bir çığlık atsam herkes toplanırdı.
“Dinleyeceğim.” Dedim yalandan. Bana inanmaz gibi bir bakış attı ve sonra yavaşça bileğimi bıraktı. Bende koşmak için arkamı döndüm ama kaçamadım bile.
“Ya rabbi ya sabır.” Dedi Kerem. Sonra bir süre bakıştık. Ben kolumu kurtarmaya çalışıyordum. Kerem’le göz göze geldik. Kerem’n sırıtışı yavaş yavaş büyüyordu.
“Sen neye gülüyo’n?” Dedi Kerem sırıtarak. İçimde Kerem’in öyle bir şey yapmadığını söyleyen bir his vardı.
“Gülmekte mi yasak?” Dedim yapmacık bir sinirle.
“Sen kırıksın kızım kafadan. Git doktora mı psikoloğa mı beye gideceksen.” Sonra işin ciddiyetini fark ettim ve ciddileştim.
“Sus göt.” Dedim. Kerem göt dememi beklemiyordu. Bende beklemiyordum açıkçası.
“Ne?” Sonra hızla Kerem’in ceketini omzumdan atıp sertçe ona verdim.
“Al ceketinide istemiyorum.” Dedim ve gitmeye çalıştım. Beni tuttu ve çekti.
“Hani bana güveniyordun?”
“Ama seni-”
“Ben yapmadım. Allah çarpsın. Göt olabilirim ama orospu çocuğu değilim. Sana yemin ederim hepsi tesadüf.”
“Ben senin evinin arkadına taciz ediliyorum sende ne hikmetse o sırada ekmek almaya çıkıyorsun ve beni görüp beni kurtarıyorsun. Ne tesadüf.”
“Sence planlı olsa dayak yer miydim?” Haklıydı. Gözlerimi kaçırdım. Yağmur çiseliyordu. Sonra beni bıraktı.
“Şimdi istersen git okulda adımı çıkar tacizci diye. Özgürsün. Ama sana yemin ederim ben yapmadım. Burak her boku kafasına kuran psikopat bir tip işte. Adamın beynini yıkar.” Dedi. Yağmur giderek şiddetleniyordu. Bir süre sustuk.
“Yani sen yapmadın.” Dedim.
“Neye inanmak istiyorsan inan.” Dedi soğuk bir ses tonuyla.
“Beni yanlış anlama. Sen erkeksin seni kim neden taciz etsin ki? Ama bir kere edilsen sende herkesten şüphelenirsin. Ben kendimi kötü hissetim işte. Birazda saf biriyim kim ne derse sorgulamadan inanırım.” Dedim. O günü sizede anlatmadım pek. Ben o gece ağladım. Duşa girdim ve her yerimi güzelce çitiledim. Ama yinede temiz hissedemedim.
“Neyse sorun yok.” Yağmur çok artmıştı ve ben sırıl sıklamdım. Kerem’de öyleydi. Kerem yanıma geldi ve ceketini uzattı.
“Al bunu eve git. Hasta olursun bide.” Dedi. Sırıttım.
“Evde kimse yok. Seninde evin geride kaldı. Gel.” Dedim. Birbirimizi sisin içinden zar zor görüyorduk.
“Saçmala-”
“Ay hadi Kerem! Mızmızlanma.” Dedim ve beraber bizim eve gittik. Kapıyı açtım ve içeri girdik. İkimizinde saçları sırılsıklamdı.
“Ben havlu getireyim sen balkona geç.” Dedim.
“Gere-”
Lafını söylemesine izim vermeden odama gittim.
(Yazarın anlatımıyla)
Simay odasına gitmişti. Kıyafetini değiştirmesi lazımdı. Telefonunu ve çantasını yatağa fırlattıktan sonra soyunmaya başladı. Kerem balkonda beklerken çişinin geldiğini fark etti. Altına işemek üzereydi hemen ayağa kalktı ve tuvaleti aramaya başladı. Hızla bütün odalara baktı. Sonra bi odanın kapısının aralık olduğunu gördü ve tuvalet olup olmadığını görmek için odaya baktı. Simay’ın odasıydı. Kerem bakar bakmaz kafasını çevirdi. Neyseki sadece sırtını görmüştü. O sırada Simay odasından çıktı ve Kerem’i odasının önünde görünce kaşları çatıldı.
“Neden balkona çıkmadın!” Diye sordu Simay. Kerem’in alnından ecel terleri aktı.
“Ben tuvaleti arıyordum.” Dedi. Simay gülümsedi ve odasının yanındaki odayı gösterdi.
“Sende çok ıslaksın. Ben kapının önüne havlu ve kıyafet koyarım.” Dedi Simay. Kerem hiçbir şey demeden tuvalete girdi ve kapıyı kilitledi.
“Gerizekalı.” Diye söylendi kendi kendine. Simay çamaşır odasına gitti ve iki havlu aldı. Havluları koluna astı ve Cenk’in odasına gitti. Dolabını açtı ve bakındı. Cenk her şeyini götürmüştü. Ne yapacaktı o kadar şeyle. Dolabında her yeri aradıktan sonra neon yeşil bir tişört ve altına gri bir eşofman altı aldı. Harika bir kombin değildi ama idare ederdi. Yanınada rastgele bir çorap çıkarıp tuvalete doğru gitti. Kapıyı tıklattı.
“Kıyafetleri ve havlunu bıraktım böyle.” Diye seslendi ve balkona doğru yürüdü. Yürürken saçlarını havluya kuruluyordu. Saçları bel kıvrımında olduğu in işi zordu. Balkona çıktı ve cam kenarı sandalyeye oturdu. O sırada gözüne masadaki çakmak ve sigara paketi çarptı. Paketi eline aldı ve baktı. Babası bunu içmiyordu. Cenk içmezdi. Sonra çakmağa baktı. Çakmak evdeki kimseye ait değildi. O çakmağa bakarken Kerem balkona geldi. Bakıştılar.
“Sen sigara mı içiyorsun?” Diye sordu.
“Evet, sen içmiyor musun?” Diye sordu bana.
“Hayır. Bence çok saçma. Tadıda bok gibi.” Dedi.
“Neyse.” Dedi ve paketi aldı. İçinden bir dal sigara çıkarıp yaktı. Camı açtı ve dumanı dışarı üfledi. Hala çok yağmur vardı.
“Sen eve nasıl gideceksin?” Diye sordu Simay.
“Bir şekilde gideceğiz işte.” Dedi Kerem.