28 KASIM :)
Neredeydik neden buradaydık bilmiyorum her şey bir anda gerçekleşmişti. kendi kuyumuzu sessiz bir şekilde kendimiz kazıyor gibiydik. Aslında herkes olayın farkında olmasına rağmen bu oyunu oynuyordu. Mesela dün gece döktüğümüz timsah gözyaşları gibi.
Zemheri, Ömürü sakinleştirdikten sonra bizim eve gitmiştik. Bulutun annesine de bizimle yatıya kalacağını söylemiştik.
Hepimiz yorgunluktan bitkin düşmüştük sıcak kahve ve uykuya ihtiyacımız vardı. Mutfağa gittiğim de 4 tane kulplu bardak çıkarıp aynı zaman da Ömür'ün bilmem kaçıncı defa anlatıp her anlatışında da beynimin sulandığı anı anlattı.
Duyma algım kapanmıştı duyamıyordum, konuşuyorlardı fakat ben bunları anlamıyordum.
Kahveyi karıştırmak için kaşık alacağım çekmeceyi açtığım da tansiyonumun yükselmesi ve düşmesi ayaklarımda ki karıncalanma hissi, gözlerimin kararması ve bir kolun beni arkamda sarması bir olmuştu.
Zemheri bir küfür savurduğunda kendimdeydim,
-İLAYDA: Kendine geldi. Baş tarafımda duran İlayda Zemheriyi yanıma çağırdığında Zemheri hışım ve sinirle yanıma gelip yanaklarımı ellerinin arasına alıp konuşmaya başladı.
Hızlı olmalıyız güzelim şimdi şu aptalca zarf olayını halledip gelicez biz Ömürle, sizde İlayda ile birlikte burada bizi bekleyeceksiniz.
-Beklemek mi ? Hayır asla olmaz izin vermiyorum bizde gelicez Bulut bizimde arkadaşımız.
-Hayır Arya olmaz biz gidip gelicez belli ki birileri bizimle uğraşmak istiyor.
-Birileri tek sizinle uğraşmak istese tek size zarf geliyordu eğer biz gitmeyeceksek sizde gidemezsiniz izin vermiyorum ! Değil mi İlayda?
Direttiğim gözlerim ve söylediğim sözlere İlayda da hak vererek artık 4 suçlu yoldaydık.
Doldurduğumuz onay formunu verecek mal oyunları oynamayıp Bulutu alıp gelecektik, tabii bu plan doğru ilerler mi bilinmiyor.
Ormanlık alandaydık Etrafta süzülen karankıkta görünmeyen ne olduğu bilinmeyen kuşlar vardı.
Neyin içine düşmüştük biz, neler bizi bekliyordu.
Yanımıza aldığımız telefonlar konumu gösterdiği yerde interneti çekmiyordu ki zaten burada bir şey yoktu sadece yürümek için ormanın içine doğru giden bir yol vardı.
Arabadan indiğimizde Zemheri gelmemeliydin diye bir bakış attı, ama her şey çok geç der gibi baktığımda önden yürümeye başladım.
Burası Şehire çok uzaktı. Çalılar bacaklarıma batıyordu. Arkadan İlayda'nın sesi geldiğinde hepimizin telefon fenerleri ona dönmüştü,
-İLAYDA: ay çekirgeler var burada ayol ne yapayım.
Hepimiz göz devirdiğimiz de yolumuza devam ediyorduk. Önüme çıkan tahtadan yapılmış ok sağ tarafa gitmemizi söylüyordu. Zemheri beni arkasına alarak önden gittiğinde hepimizin içini bir ürperti sardı.