Üşüyen ellerini ceplerine sokup ailesinin yanında biraz daha durdu genç kız. İçeriye girip bekleyebilirdi ama annesinin düşüncelerini iyi bildiği için soğuk bile onu rahatsız etmiyordu. Genç kızı en çok rahatsız eden şey ailesinin fikirleriydi.
İçeriye girmiş olsaydı annesi onlardan sıkıldığını, onları görmek istemediğini düşünürdü. Bu tarz bir çok olayı yaşamıştı daha önce ve genelinde annesi gelip de ona demek yerine herhangi bir misafire, komşuya, akrabaya derken öğreniyordu. Annesine göre o yeryüzü üzerindeki en kusurlu çocuktu. En başta bir kız olması bile bunu etkiliyordu.
O aslında çok uğraşmıştı. Annesi onu kusurları ile sevsin diye çok uğraşmıştı. Annesinin hayalindeki kız çocuğu olmaya çalışmıştı küçükken ama olmamıştı. Daha sonra eğer erkek olursam sever düşüncesi genç kızı o yaşlarda esir altına almıştı. Erkek kardeşlerinin kıyafetlerini giyip eline aldığı bir makas ile saçlarını kesmişti.
O gün aslında çok mutluydu genç kız ta ki annesi onu görene kadar. Kadın onu gördüğü an önce tiksinti ile bakmış sonra da aşağılayıcı ve hakaret içeren onlarca cümleyi daha yedi yaşında olan kız çocuğuna söylemişti. Daha o zaman anlamıştı annesinin onu asla sevmeyeceğini ama sorun onda değildi.
Onun böyle yaratılmasını sağlayan Tanrı'nın kendisi değil miydi? Peki neden nefret kusulan kız oluyordu? Tanrıyı bu kadar seven ailesi neden Tanrı'nın verdiğini kabullenip sevmiyordu?
Ailesinin yaptıklarını düşünmeyi es geçti. Bu yaşına kadar öğrenmişti zaten öğreneceğini: Çocuklar her şartta ebeveynlerini sever ama ebeveynler, çocukları istedikleri gibi oldukları zaman onları severlerdi.
İçinden tekrar ettiği sözlere istemsizce başını sallayıp kendini onaylattı.
Başını yerden kaldırıp annesine baktı. Babası az önce burdan ayrılmış bir şeyler almaya gitmişti. Annesi ile yalnız kalmıştı her ne kadar annesini seviyor olsa da genç kız annesi ile yalnız kalmak istemezdi çünkü annesi kendi sorunlarını kızının sorunları haline getirip onu da mahvederdi.
Her insanın acısı kendisine aittir. Başkaları o acıyı ya küçümser ya da umursamaz. Kendi acılarımızı dahi sevip sarmalamalıydık.
Kadın kızına yaklaştı iyice elini yüzüne doğru uzatmıştı ki kızının irkilip bir adım geri gittiğini gördü. Kalbinde en derinlerde bir şeylerin kırıldığını hissetti kadın. Kızı, onun sevmek için kalkan elini şiddet için sanmıştı. Evet, o kızını döverdi ama o anneydi. Ataları da demez miydi ki kızını dövmeyen dizini döver. O dizini dövmemek için kızını çok mu dövmüştü?
Havada kalan elini yavaşça indirdi kadın. Kızına şimdiye dek yaptıklarını yeni fark ediyordu.
Sahi o, onun kızı mıydı? Onu doğurmuş olduğu doğru peki o, kızına annelik yapabilmiş miydi? Havada boş süzülen elini hatırladı. O, anneliği sadece altı çocuğuna yapmıştı. Erkek çocuklarına. Bir kızı vardı, ona da annelik yapamamıştı.
Gözleri yaşardı. Yıllardır görmediği kızını ilk kez görüyordu.
Eli ile ağzını kapatıp sessiz haykırışkarını içine hapsetti. O da bir kadın değil miydi, o da bir zamanlar bir annenin kızı değil miydi de kendi öz kızına bunları yaşatmıştı?
Kızına yaptığı kötülükler bir bir aklına geldi. İlk erkek çocukları yemek yerdi eğer onlar doyduysa kızı yerdi,yemek kalmışsa eğer. Tüm eve o çeki düzen verirdi. İlk adımını attığı andan itibaren annesi onu sadece bir köle olarak görmüş ona göre davranmıştı. Sahi kızının saçını taramış mıydı daha önce? Ama altı oğlunun saçı bozulduğu an cebinde taşıdığı bir tarak ile hemen düzeltirdi.
Bir kez bile oğullarından birine bile elini sevgi dışında kaldırmamışken o elleri kızına sevgi için inmemişti. Oysaki onun elleri hep kızının üzerindeydi.
Sahi ne için? Ev temizliği, erkek kardeşlerin köleliği, kıyafet-bulaşık yıkaması, hor görme, aşağılama, gururunu kırma dışında o eli hiç kızına kalkmış mıydı?
Kadın biraz geçmişine gitti. Aynısını yaşamıştı, annesi de aynılarını ona yaşattırmıştı. Peki aynı acıları yaşamışken bir insan neden bir başkasına da aynı acıları çektirir?
Çektiği şeylerin acı olmadığını bilmediğindendir belki de. Onun yaşadığı yerde her genç kız ile yaşantısı aynıyken farklı bir durumu günah olarak öğrenmemiş miydi? Hayır, öğrenmemişti. Öğretilmişti.
Yıllardır çocuk büyütüyor, doğuruyor, emziriyordu ama ilk kez bugün anneliğin ne olduğunu hissetmişti. O daha önce kızı olduğunu dahi kabullenmek istemiyordu. Erkek çocuk doğurmak hem de altı tane doğurmak bu coğrafya için bir başarıydı. Kızı son anda doğarak bu başarısına bir gölge indirmişti.
Bacaklarının üzerine çöktü bir anda yaşlanan kadın. Kendini kırklarında bir kadın olarak değil de sekseninden gün almışta ölümü bekleyen yaşlı bir insan olarak görüyordu.
İnsan aklı çok garipti. Hiç düşünmediğiniz anlarda hiç düşünmediğiniz şeyler aklınızı yoklayabilir size felç etkisi yaratabilirdi. Kollarınız, elleriniz hareket etmeye devam edebilir ama ruhunuz çoktan felç olmuştur.
Genç kız annesinin yüzündeki şok ifadesini görmüştü. Annesi birden yere dizlerinin üzerine çökmüş garip bakışlar ile ayaklarına bakıyordu. Bir adım sola kaydı. Hayır, annesi ayaklarına bakmıyordu. O çoktan farklı bir evrene girmişti. Annesine doğru ilerledi ve yanına çömeldi.
Onunla nasıl iletişime girmesi gerektiğini bilmiyordu aslında. Onlar sadece iş hakkında konuşurlardı. Neresi temzilenecek, hangi yemek yapılacak, hangi görücü gelip de neden red ettin gibi konuşmalar.
Elini usulca annesinin omzuna koydu genç kız. Bir iki kere dürtüp annesine seslendi. Kadın onu duymuyor ve garip mırıltılar da çıkarmaya başlamıştı. Genç kız ne yapacağını şaşırıp hızla ayağa kalktı. Babasını etrafta ararken bir kaç gözün onların üstünde olduğunu fark etmiş ama onları kaale almamıştı.
Annesine tam döneceği esnada babasını ilerde gördü. Hızla yanlarına geliyordu. Demek ki o da bir gariplik olduğunu sezmişti.
Tabikide bir gariplik olduğunu fark edecekti. Annesi toplu bir alanda asla böyle çömelmez, adabının bozulacağını düşünürdü.
Babası yanlarına gelip ne olduğunu sordu. Genç kız olanları anlatınca babası bir şey anlamamıştı. Birinin zihnine giremediğimiz, kalbine varamadığımız sürece birbirimizi anlamak diye bir şeyin olmadığını da bilmiyordu bu koca yetişkinler.