Endişeli bakışları etrafı tarıyor bunu kimseden gizlemeden çekinmeden yapıyordu, kırklarındaki kadın. Neden çekinsin ki? O, kendi canını;canından uzaklaştırıyordu.
Kızının arkasından gelen adamı fark etti. Bu sefer de onu incelemeye başladı. Kızı ile aynı vagona mı binecek bu adam? Ya kızının yanında oturursa? En fenası ya kötüyse ya niyeti çok başka bir şey ise?
Dayanamadı. Elini kalbine yerleştirip hızla yönünü çevirdi o adamdan. Yönünü çevirdiği yerde küçük bir oğlan çocuğu gördü bu kez de.
Daha yeni sakalları terlemeye başlamış bu ergen, hormonlarını kontrol etmeyip kızına bir şeyler der miydi?
Her baktığı varlıkta kusur arıyordu kadın. Midesi bulanıyor kalbi stresten hızlı atıyordu.
Hemen yanında ondan daha kötü bir durumda olan kocasının koluna uzandı. Onu fark eden adam hızla kolunu uzattı eşine.
Eşinin koluna girip derin bir nefesi verdi iki dudağının arasından. Kızına yöneldi bu kez bakışları.
Buradaydı işte, burada bir daha olmamak için. Gidiyordu. İlk kez tek başına, uzak bir yolculuğa çıkıyordu. Aslında ilk kez bir yolculuğa çıkıyordu ve o da yalnız...
Gitmese yamacında otursa yine?
Kavga ederdi, bunaltır, hakaret eder, sever, okşardı geceleri kara gecesi saçlarını. Kızı o onun. Her şeyi. Dostu, düşmanı, arkadaşı, stres topu.
O, olmadan olmaz ki. Yapamazdı. Dayanamadı kadın. Bir göz yaşı döküldü gözlerinden.
Çehresini çevirdi destek aldığı eşine. Kızını izliyordu. İzlemesin engellesin onu. O izin vermese kızı gelir annesine ağlar. Annesinin kelimelerine muhtaç olur.
Olsun, sevmesin babasını. Kırgın da olsun ama gitmesin diye düşündü kadın.
İçinden geçirdiklerini bir an tarttı, kendi fikirlerinin çirkinliğine şaşırdı. Elini daha da bastırdı karardığını düşündüğü kalbine...
Adam dönüp baktı kollarının arasına yığılan karısına. Biliyordu böyle olacağını ama bilmiyordu böyle hissedeceğini.
Nasıl yollardı kızını yabancı bir şehre? O yoktu, anası, ağabeyleri de yoktu o metal yığınlarından ibaret olan şehirde.
Baştan aşağı süzdü karşısında gergin duran kızı. Uzun eteği kabanının da bir parçasıymış gibi birleşmişti. Siyah kabanının altından sarı eteği garip duruyordu. İçinde ne giydiğini dahi görememişti ama uzun, mor atkısının püsküllerinin çirkinliğini görebiliyordu.
Annesine demişti oysaki böyle renkli giyinmemesini. Bakanın nasıl gördüğünü bilemezdi. Hele de şimdi.
Öncesinde o ve erkek çocukları vardı. Korurdu kızı. Şimdi ise yoklar. Kızın tercihi diye geçirdi içinden. O kadar da çabalamıştı vazgeçmesi için. Kavga da etmişti. Kimse bilmiyor ama o kızına görücü dahi bulmuştu. Kızını ikna edip yanında tutacağını sanmıştı adam.
Korkardı böyle adamlar okumuş kadınlardan. Eve geldiklerinde yemek olmaz, ev işi yapılmaz, bütün gün gezer tozar, kocaya kölelik yapmaz, asi-dikbaşlı olurlardı onlara göre.
Tabi böyle bilirler. Ne konuşurlar yoksa kahvehane köşelerinde? Bilim mi, felsefe mi? Yok. Erkeklerin tek derdi vardır. O da köle olarak gördükleri kadınlardır.
Kahvehane köşelerinde hep bir adam bağırırdı. Onun sesi canlandı birden adamın kulaklarında. Ben şöyle dövdüm karıyı, ben böyle sövdüm karıya. Baktım akıllanmadı attım sokağa. Bu karda kışta kaldı gece sokakta, kapımın önünde;it gibi. Kahvehanenin içinde yükselir şeytanın kahkahaları.
Böbürlenir anlatan adam, daha da dik olur omuzları bu sefer, kalkar ayağa daha da şevketle anlatır adamlığını(!)
"Tabi gitmez bizimki baba evine. Giderse bir daha nefes alamayacağını da bilir. Ya soğukta o ve beş velet geberecek ya da kapımın eşiğinde ben sıcacık yatağımda yatarken o bana yalvaracak." Kahkahaları ile böler bazen konuşmayı alır önündeki içki şişesini gömer kafasına. Ağzı yırtık bir hayvan gibi her iki yandan ağzından damlar şeytanın içeceği.
"Bizim oğlan da erkek olmuş kız peşinde koşar. Ona erkekliğin alasını öğreteceğim. Karı kızı nasıl ava getireceğini bizden iyi bilen mi olur? Bir de sünepe kız var. Daha on beşinde. Evime giren iki lokmayı da zıkkımlayıp duruyor. Bu yetmezmiş gibi bir de okula gitmek istiyormuş."
Son cümlesinden sonra yine şeytanın kahkahaları yükselir şeytanın ininde.
"Kız kısmının okuduğu nerde görülmüşte isteme cesaretinde bulunmuş? Vakti geldi mi vereceksin kocaya sonradan da laf söz getirtmezler. Kocası artık ne bok yerse yesin."
Başka adamlar atlarlar bu sefer de. "Bizim gıza da görücü çıkmıştı evermek lazım. Adam pek büyük lakin. Hanımla düşünüp dururuz. Verek mi ihtiyara vermeyek mi diye."
Ağzı akar kahvehane köşesinde bunu duyanlar. Hepsi birden bağır.
Ver. Ver. Ver.
Verirler on beşindeki kızı dedesi yaşındakine ve bağır yine ilk konuşan. "Düşünün bir de okumuş kız olsaydı verebilir miydi şu adam kızını? Veremezdi! Pek bilmiştir böyle kızlar. Duydum ki çoğu da gösterip gösterip bakanı da şikayet edermiş." Ağzındaki içeceği püskürte püskürtte kahkaha attı. Onun gibiler de hemen eşlik etti ona.
"Böyle kızlar dinlemez babayı da anayı da. Baba onlar için sadece para demekmiş. Hele de yabancı şehirdelerse. O paraları da sadece elin itine verip altlarında kıvranırlarmış. Bu devirde biz okumuş kız istemeyiz. Ana baba evindeki saf kızı isteriz döşeklerimize."

Kulaklarındaki sesler geri gitti. Adam bir an düşündü. Yatağına el değmemiş kız isteyen adamın, el değmemiş yeri kalmamıştı. Dört karısı vardı. Her gece biri ile beraberken nasıl ister saf ve bakire bir kadını?
Kızına baktı. Aklı iyice o herifler yüzünden bulandı. Ya kızı da öyle okulu boş verip de sadece baba parası yiyip oğlanlarla gezerse? Utandı adam birden. Karşısında çekingen ve masum duran kız onundu! O eğitmişti onu. O, herkesten iyi bilirdi kendi kızını! Nasıl böyle düşünürdü kızı hakkında? Bu düşünceleri ile o kahvehanedeki adamlara benzememiş miydi? Aralarında ne fark vardı şimdi?
Başını sağ tarafına çevirdi. Eşi hala ona sıkıca tutunuyor kızını izliyordu. Trene baktı bu sefer. Güvenli miydi acaba? Zarar görmez inşallah diye içinden geçirdi son kez adam.
Anne ve babasının bakışlarındaki endişeyi görebiliyordu genç kız. Nasıl istemediklerini de.
Buralarda okuyan ilk kız belki de oydu. Kız bir an düşündü. Üniversiteler daha yeni açılmış, hepsinin de çoğunluğu erkekler. Gideceği bölümde kız olup olmadığını dahi bilmiyordu. Herhalde vardır diye içinden geçirdi. Koskoca şehir bir kaç kızı yollayamayacak kadar cahil miydi?
Annesine döndü bu kez. Hala babasının kolları arasında gözleri yaşlı bir şekilde etrafı tarıyordu. Neden yaptığını da biliyordu. Burdan gidene kadar yapacağını da.
Etrafı kolaçan eden gözleri seyretti sonra onu seyreden ama zihnindeki karmaşaya dalan babasına baktı bu kez de genç kız.
Üzülüyordu. Alıştığı bir yaşamı bir günde terk ediyor hiç bilmediği bir şehirde, bir yuvada yaşamaya başlayacaktı. Bu fikirler onu daha da gerdi. Karnına kramplar girdi. Midesi bulandı. Elleri hızla titremeye başladı. Görse biri sorun değildi. Hava soğuk, çok soğuktu. Titrerler bu soğuk havada eller, kalpler ve zihinler. İçinden dua etti. Sadece ellerinin donması için.
Düşüncelere dalan kızı arkasından bir kadın itekledi. Dengesini kaybeden kız süratle yere çarpıp öylece durdu.
Kızın anne babası küçük bir şaşkınlık ve korku nidasından hemen sonra yerde hareketsiz duran kızlarına yöneldiler. Daha yavrucakları gitmeden düşüvermişti dizlerinin üzerine.
Kadın içinden geçirdi. Allahın hikmeti bu. İstemiyor o da gitmesini. Bize böyle yol gösteriyor diye. Kızın kolunu kaldırıp ona iyice baktı. Bir sorun görmeyince hızla eşine döndü. "Bey, bey! Bizim kız daha gitmeden düşüverdi dizlerinin üzerine. İki adım atamaz bu. N'olur gitmeyiversin o kahrolası şehre." diye kocasının kollarına kapandı.
Bunu duyan kız iyice sinmişti içine. Bu onun bile hatası değildi. Ben iki adım da atabilirim ayakta da dimdik durabilirim diye içinden geçirdi genç kız. Ona çarpan kadına döndü hırsla. Annesi yaşındaki kadın sadece olacakları izlemek için durmuş, öylece onları izliyordu. İyice hiddetleniverdi genç kız. Ellerini yere bastırıp hızla ayağa kalktı. Kadına dönüp içindeki kurtları salıverdi.
"Gözün görmez mi ki önündekine çarparsın? Aklın varmaz mı ki düşürdüğünü kaldırasın? Dilin lal midir ki düşürdüğünden özür dilemezsin?"
Yabancı kadın aldırış etmedi onu. Hata es geçti. Arkasına döndüğü gibi gitti. Bunu gören genç kız daha da hiddetlenip arkasından gidecekti ki kollarında bir elin baskısını hissetti. Ellere dönüp baktı.
Tanıdıktılar. Annesinin elleri.
Annesine baktı, ona kızmıştı. "Bunca kişinin içinde kız kısmının sesini çıkardığı hele ki sesini yükseltiği nerde görülmüş!" diye kızına sessizce bağırdı kadın.
Ne anlatsa annesinin anlamayacağını bildiği için başını önüne eğdi ve annesinden bir adım uzağa gitti.