İçeriğe geç

Baskın

Bölüm 8 · 10 dk okuma

Baskın

Bölüm 8

Kadın

Elimde tuttuğum kırmızı çiçeklerle odanın kapısını tıklattım. İçeriye girdiğimde karşılaştığım manzara keyfimi yerine getirirken üzgün gözükmem gerektiğini kendime hatırlatıp düzeldim. Barış benden hızlı davranıp Ateş Tekinoğlu'nun yanında duran koltuğa yerleştiğinde odanın içerisinde yalnız olması işime gelmişti. Başucunda duran sürahiye elimde duran çiçekleri yerleştirdikten sonra bir bacağımı sedyeye koyup oturdum.

Elimi elinin üzerine hafifçe vurup dudaklarımı büzdüm.

"Çok geçmiş olsun Ateş bey." dedim. Kolumu tutup kendine çektiğinde kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum.

"İnanın ki geçecek Hale hanım."

Kolum yavaşça özgürlüğüne kavuşunca kendimi geri çektim.

"Elbette Ateş bey, siz ticaret yaptığım önemli bir iş adamısınız. Haberi alınca çok üzüldüm." dediğimde kaşlarını çatarak gülümsedi.

"Acı çekiyor olmam hoşuna gidiyor değil mi Hale? Bırak bu ayakları." ağzımı açmak üzereyken Barış hafif bir öksürük ile ikimizin de susmasını sağlayıp,

"Kavga edilecek zaman değil Hale, geçmiş olsun dedik hadi gidelim." dedi.

Sedyeden kalktıktan sonra seruma doğru uzandım,

"Şimdi şunu durdursam çok ağrı çeker misin?" diye sordum.

"Bana en çok ağrı verecek olan şeyin bu olmadığını biliyorsun!" dedi öfkeyle. Uzandığı yerden kalkmaya çalıştığında gerçekten canının yandığını hissettim. Ellerim ruhuma ihanet ederek arkasında duran yastığı dikleştirdi.

Bakışlarımız birbirini bulduğunda içinden geçen tonlarca duyguyu bir kere daha gördüm. Tırnaklarım avuç içlerime batarken Barış bunu fark etmiş belimden tutarak dışarıya çıkmamı sağlamıştı.

Arabaya bindiğimde ise yaptığım şeyden bir an olsun pişmanlık duymuyordum.

"Bu akşam toplantın var Hale. 'Black and White' ın yeni sahibi olabilmek için." dedi Barış.

"İsme bak yok persil ile yumoş anasını satayım ya." dedim gülerek.

"İsmine takılma o mekanı alırsan işlerin daha büyüyecek unutma. Yeni mekan yeni müşteriler demektir. " dedi. Başımı olumlu anlamda salladıktan sonra Doğuş Komiser tarafından telefonuma düşen çağrıyı onayladım.

"Merhaba dünyanın en güzel kadını ile mi görüşüyorum?"

Barış ile birbirimize bakarak kusma işareti yaptığımızda gülümsedim.

"Nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordum sesimin güzel çıkmasını dileyerek.

"Güzel bir akşam yemeğinde bana eşlik edersen çok memnun olurum." basit bir akşam yemeği teklifini reddetmek üzereyken tekrar konuştu.

"Lütfen hemen hayır deme. Benim için önemli bir yemek. Cinayet masasından amirler ve organzie suçlar amirlerinin olduğu bir masa herkes eşiyle katılacak, yalnız olmak istemiyorum."

Barış gözlerini dikmiş bir bana bir telefona bakıyordu.

"Tabi sana eşlik ederim. Ne zaman peki bu yemek?" diye sordum.

"Yarın."

"O halde yarın görüşürüz."

"Görüşürüz."

Telefonu kapatıp arabayı barın önünde durdurdum. Üst katta bulunan toplantı odasına çıkarken Barış küçük bir çocuk gibi sürekli önümü kesiyor sorular soruyordu.

"Gidip ne yapacaksın Hale seni tanıyabilirler. Bir masa dolusu polis ile sakin sakin yemek mi yiyeceksin gerçekten?"

Tekrar önüme geçtiğinde sinirle soludum.

"Sence balık mı yemeliyim yoksa tavuk mu?"

Gözlerini devirip peşimde yürümeyi bıraktıktan sonra organizasyon ile ilgilenmeye başaldı,durup toplantı salonuna baktım.

"Herkes elindeki işi bıraksın, siyah beyaz konsept olacak. Tam iki saatiniz var."

Bardan çıktıktan sonra Medusa'yı elinden kurtardığım adamın ofisine sürdüm. Salihin hazırladığı dosyayı tekrar incelerken trafiğin açılmasını bekliyordum.

Fuat Sarsılmaz

50 yaşında namı bilindik iş adamı. Çoğunlukla yurt dışında hisseleri bulunmakta. Yasa dışı yollar ile temin ettiği iki adet arsa ve önemli bir yurt dışı şirketinden çeşitli yollarla kendi üzerine geçirdiği çalıntı paraların olduğu bir banka hesabı var. Şeker hastası.

Son kısımda bulunan şeker hastalığını görünce gülümsedim, keşke yolda durup limonlu cheesecake alsaydım diye düşündüm.

Güvenlik kısmını geçtikten sonra resepsiyonda duran güzel kadın görüşmek için randevumun olup olmadığını sordu.

"Kendisine Medusa ile ilgili olduğunu söylerseniz randevuya ihtiyacımın kalacağını sanmıyorum."

Kadın telefonun ucundan Fuat'ın kalın sesiyle irkilse de onaylayan bakışlarla odaya yönlendirdi. Kapıyı çalma gereği duymadan içeriye girip deri koltuklardan birine oturdum.

Aşağılayıcı bakışlarım arkasında duran adamlara takıldı.

"Kendi ofis odasında bile korumalar ile oturan bir iş adamı." dedim.

Tiksinircesine yüzüme baktıktan sonra zeki olduğunu sanarak,

"Kendini çok güçlü sanan aptal bir kadın." dedi.

Elimde tuttuğum banka hesapları ile kendi üzerime aldığım arsaların tapusunu masasına attıktan sonra cebimden çıkardığım şekeri yavaşça açıp masanın kenarından dolanıp koltuğunun kenarına oturdum.

Adamları üzerime gelmek için hareketleneceğini sanıyordu fakat ben çoktan iki kuruşa onları da satın almıştım. İşaretimle birlikte adamlar odayı terk ettiğinde yalnız kalmıştık. Elimde duran şekeri dudaklarına götürerek,

"Seni 25 kuruşluk bir şekerle öldürebilecek, adamlarını ise 5 kuruşa satın alabilecek zeki bir kadın?" dedim.

"Tüm bunları yapacak kadar namın varsa seni neden tanımıyorum küçük hanım." dedi. Oturduğum yerden kalkıp tekrar karşısında duran deri koltuğa geçtim.

"Dur," dedi.

"Yüzün çok tanıdık, sen onun yeğenisin." kravatını gevşettikten sonra,

"Sen Cihan'ın yeğenisin. Zeynep Dündar'ın kızısın sen."

Annemin adını duymak tüylerimi diken diken olmasına sebep verirken,

"Doğru, bu saydıklarının yanında Hale Alpay'ım. Ve istediklerimi vermezsen seni öldürmek zorunda kalabilirim." dedim.

"Ne istiyorsun? İstediklerini verirsem benden aldıklarını geri verecek misin?" dedi.

"Medusa'nın geçmişini istiyorum."

Sıkıntıyla nefes verdikten sonra çekmecenin altında kasa olduğunu düşündüğüm yerden kabarık bir zarf çıkarttı.

"Medusa'nın bunu kaldıracağını düşünmüyorum." dedi.

Zarfı aldıktan sonra odadan çıkmak için hareketlendim.

"Bekle, tapularımı geri istiyorum."

Omuzumdan geriye doğru baktıktan sonra küçük bir kahkaha attım.

"İllegal işler yapan ünlü bir iş adamı, nasıl olurda sahte bir tapuyu ayırt edemez."

Odadan çıktığımda duyduğum kırılma sesleri ve küfürler umurumda değildi. İstediğimi almıştım. Ben Zeynep Dündar ile Fırat Alpay'ın kızı Hale Alpayım. Ve istediğimi yine almıştım!

Arabaya oturup sararmaya yüz tutmuş zarfı dikkatlice açtım.

Merhaba....

Sana isim koyamıyorum, herhangi bir sıfat ile nitelendiremiyorum. Varlığın öyle huzursuz edici ki içime düştüğün ilk an seni oradan çıkartmak istediğimi hatırlıyorum. Eğer ki bu satırları okuyorsan - okuyamadan ölmüş olman tek dileğimdir- bir şeylerin arayışına düştüğünün göstergesidir. Sen bir tecavüz çocuğu değilsin, veya istemediğim evlilikten doğan bir çocuk da değilsin. Aksine babana çok aşıktım,aşığım. Seni hep isteyen oydu. Ama diyorum ya içime düştüğün andan itibaren uğursuzluğunu hissetim. Baban beni doğuma yetiştirmeye çalışırken öldü. Senin o kazadan sağ çıkman ve benim felç kalmam senin lanetindi. Seni sattım. Evet doğru okudun. Seni tam 2000 Türk lirasına sattım. Gözümde o kadar ucuzdun ki bana kalsa lanetinden kurtulmak için seni bedavaya bile o adama vermeye razıydım. Herkesin hayatını cehenneme çeviren birisin sen. Sana kızım bile demek midemin bulanmasına sebep. Sakın! Beni bulmaya kalkma. Babanı lanetinle öldürdüğün gibi beni öldürmene izin vermem! İçinde birine anne deme isteği varsa git sokakta duran bir kadına söyle. Çünkü ben senin annen değilim. Seni istemeyerek doğurduğum için anne olmak zorunda değilim.

Kendine iyi bakma, insanların daha fazla cehennemi olma ve kendini öldür.

Kağıdı katlayıp zarfın içine koydum. Kalbimde hissettiğim acı değildi. Mektubun satırları kalbime taşı yerleştirip uzaklaşmıştı. Zarfın içerisinde duran başka bir kağıdı çıkardım.

Bu kağıt öncekine göre daha temiz ve yeniye benziyordu.

Eflin'e

Özür dilerim.

Seni satın aldıktan sonra, bu şekilde seni başkasına satmayı asla hedeflemedim. Seni aldığımda çok küçüktün, çocuğum olmuyordu ve hayatımda büyük bir eksiklik vardı. Karıma doğum yaparken kızının öldüğünü söyleyemedim ve annenden seni satın aldım. Ben kara kara düşünürken mucize gibi düştün ellerime. Adını o an koydum. Eflin, cennete açılan kapı. Senin doğduğun, öz kızımın öldüğü o gün hastanede üç kadın doğum yaptı. Bunlardan birisi annendi, diğeri benim karım, bir diğeri ise hastanede çalışan hemşirenin bebeğiydi. Hemşirenin bebeği doğduktan 1 saat sonra öldü. Benim kızım çoktan ölmüştü. Ama sen hala nefes alıyordun. Seni büyüttük. Benim için hep bir mucizeydin. Sonra karım tekrar bir kız çocuğuna hamile kaldı. Hatırlıyor musun tatile gittiğimiz o günü. Hatırlayamazsın... Beni ve benimle geçirdiğin seneleri hatırlayamazsın. 13 yaşındaydın. Hafızanı tamamen kaybetmen, bizi unutman gerekiyordu. Karım kendi kızını sevmek vaktinin tümünü ona ayırmak istiyordu. Artık evin mucizesi değil fazlalığıydın. Hafızanı kaybettiğin kazadan sonra seni bir iş adamına sattım.

Özür dilerim.

Beni tanımasan da affet.

Kalbime oturan taş öfkeden alev alıp parçalara ayrılmıştı. Son kağıdın üzerinde kimliğini gizleme gereksinimi duymadan Fuat Sarsılamaz'dan yazıyordu.

Canım kızım Medusa...

Canım kızım dediğime aldanma, bana devredilen mektuplardan okuduğuma göre gerçek bir lanet olduğuna inanmadım. Seni eğitmek istesem de bana hep baş kaldırdın, bakışların, bakışların öyle nefret doluydu ki küçük bir kızın neden bu kadar nefret dolu olduğunu hiçbir zaman anlayamadım. İnsanı öfkeden taşa çeviren bakışların olduğu için sana bu ismi verdim. Öfkeni güç olarak kullanmayı sana öğrettiğimde o gücü bana karşı kullandın. Seni defalarca sokakta bıraktım geri geldin, tenha bir arazide bırakıp evime döndüm sana öğrettiğim yöntemlerle geri döndün. Sen Medusa. Sen benim yarattığım canavarsın. Hep sevgisizlikle yaşayacaksın.

İçimden gelen tek şey mektupları yırtmaktı. Fakat bunu yapmak Medusa'nın omuzlarına bir acı daha bırakmaktan farksız olurdu.

Arabayı evin önünde durdurduktan sonra elimde tuttuğum zarf titriyordu.

Koltuğa uzanmış televizyon izleyen Medusa beni görünce ayağa kalktı. Yüzümde oluşan ifade endişelenmesine sebep olmuştu.

"İyi misin?" diye sordu.

Ben iyiydim.

Elimde tuttuğum zarfa uzandı.

"Oku, bağır çağır evin her yerini kırıp dök. Ama bu kapıdan çıkma Medusa."

Zarfı bıraktıktan sonra tepkisini izleyecek gücü kendimde bulamıyordum. Odama gidip tablonun önünde diz çöktüm.

"İyi ki benim annemsin." dedim bir kez daha. Dolabın kapağını açtıktan sonra siyah mini bir elbise giydim. Saçlarıma fön çekerken içeriden gelen herhangi bir ağlama sesi yoktu. Kırılıp dökülen eşyalar da yoktu.

Elbisemi tamamlayan bir makyaj yaptıktan sonra kırmızı stilettolarımı giydim. Kıyamete adım atıyormuş gibi salona döndüğümde. Kağıtları sehpanın üzerinde gördüm.

Medusa ayağa kalkıp önümde durdu.

"Beni satacak mısın?"

Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Beni tenha bir arazide bırakıp evine gelip rahat rahat uyuyacak mısın?"

Başımı tekrar olumsuz anlamda salladım.

"Peki ben lanetimi sana da bulaştıracak mıyım?"

Başım bu sefer hiç hareket etmedi. Elimi omzuna koyacaktım ki beklemediğim bir şekilde Medusa kollarını boynuma doladı.

"Ben lanetli değilim."

Ağlamıyordu, sadece sarılıyordu. Bir elim sırtını sıvazlarken diğer elim kısa saçlarına gitti.

"Bundan sonra saçlarını kesmeyeceğiz, saçlarını kesmene sebep olacak biri olursa onları keseceğiz."

Kollarımdan ayrılıp yüzüme baktı.

"Sana yardım etmeme izin ver, koruman olabilirim. Yakın dövüş biliyorum, silah kullanabiliyorum."

Kendini bana karşı borçlu hissediyordu, ya da lanetli olamdığını ispatlamaya çalışıyordu.

"Öncelikle bana hiçbir şekilde borçlu değilsin. Fakat her zaman yanımda olabilirsin. Şimdi hazırlan benimle toplantıya gel."

Bu teklifi bekler gibi odasına koştu. Saçlarını ensesinde sıkıca toplayıp giydiği eteğin üzerine siyah bir gömlek giyinmişti.

Salih Medasuyı yanımda görünce şüpheli bir bakışla bana döndü.

"Onu yanımızda götürmek ne kadar doğru?"

Salih bakışlarımla karşılaşınca susup arabayı çalıştırdı. Medusanın yüzünde herhangi bir endişe yoktu. Böylesi ortamlara daha önce fazlasıyla katılmış gibi bir ifade vardı.

Çok uzun sürmeyen yolculuğumuz bitince Barış kapıda bizi karşıladı. Medusaya öyle bir baktı ki, bakışları içimde tanıdık bir duyguyu uyandırdı.

Masanın etrafında toplanan herkes sağ tarafımda oturan genç kıza bakıyordu.

"Geciktiğim için üzgünüm beyler, hoş geldiniz." dedim kibar bir sesle.

'Black and white' ın sözcüsü olduğunu düşündüğüm adam alaylı bir şekilde,

"Ah Türk kadınları bu kadar cesaretli davranmasanız keşke." dediğinde elbisemin altında sakladığım tabancayı sertçe masanın üzerine bıraktım.

"Ne o Serdar Bey, karınızın cesaretini sadece yatak odasında gördüğünüz için mi böyle tavırlısınız?" diye sorduğumda yutmakta olduğu suyu masanın üzerine püskürttü.

Diğer bacağıma sakladığım yılan şeklinde olan bıçağı da tabancamın yanına bıraktım.

"Kadınlara düşman olan birisinden herhangi bir mekan satın almak isteyeceğimi sanmıyorum."

Tam karşımda oturan sakallı adam boğazını temizleyip,

"Serdar bey'in kusuruna bakmayın. Kadınların baş tacımızdır. Fakat küçük hanımın bu ortamda olması ne kadar uygun."

Öfkelenmiyordum, bir gün bütün bu pis zihniyet kadınların önünde diz çökecekti bunu adım gibi biliyordum.

"Size bir soru sormak istiyorum, bir cesedi ortadan kaldırmanın en temiz yolu nedir?" dedim.

On saniye gibi bir süre bekledikten sonra gülümsedi,

"Denize atmak. Parmak izleri temizlenir, akıntı ile birlikte uzaklara savrulur ve bulunamaz."

Medusa küçük bir kahkaha attıktan sonra masaya doğru eğildi.

"Parmak izi tuzlu su ile temizlenmez, ayrıca suya atmış olduğunuz ceset bir süre sonra şişerek yüzeye çıkar, benden size tavsiye. Bir daha suya ceset atmak gibi bir işleminiz olursa cesedin midesini delin böylelikle ceset su üstüne çıkmaz."

Salih kıkırdamaya başlayınca ayakkabının topuğu ile ayağına bastım.

"Yeteri kadar cesetler hakkında konuştuğumuzu umuyorum. Neden bu mekanı satın almak istiyorsunuz Hale hanım?" diye sordu Serdar bey.

"Yeni mekan yeni müşteriler demektir. Alanımı çoğaltmak daha fazla global çalışmak istiyorum. Sizden satın alacağım mekan şehrin gözde ve bilindik yerlerinden, işlerimin daha çok açılmasını sağlayacak." dedim.

"Peki sizden istediğimiz yüklü ödemeyi nereden temin edeceksiniz?"

"Maddi durumumun nereden geldiği sizi ilgilendirmez. Hesabınıza ödeme imzalar atıldığı an yapılacak," Ellerimi birbirine kenetleyip karşımda duran üç adama öfkeyle baktım.

"Yine de çok merak ediyorsanız söyleyeyim, kadınlara düşman adamları öldürüp cesetlerini pazarlıyorum."

Kendi aralarında ufak bir fısıldaşma sonrasında ayağa kalktılar.

"En geç iki gün içerisinde dönüş yapacağız."

El sıkışma zahmetinde bulunmadan çıktıklarında, Salih ve Medusa ile kendi odama geçtim. Barış elinde duran kadehlerle içeriye girdiğinde koltuğa oturdum. Salih Medusaya bakarak.

"O neydi be, bundan sonra suya attığım cesetlerin midesini deleceğim." dedi.

Barış yanıma oturduktan sonra hayran hayran Medusaya bakıyordu.

"İnsanlardan çok şey öğrenirsiniz çocuklar, ihaneti, aşkı, tutkuyu, takıntıyı, öfkeyi, intikamı, hatta adam öldürmeyi bile."

Pencereden şehrin kalabalığın izlerken duyduğum ses ile kasıldım.

"Senin benden öğrendiğin ne? Aşk mı? Tutku mu? İhanet mi?"

Usulca gülümseyip masamın üzerinde duran çocukluk fotoğrafımıza baktım.

"Takıntı."

BÖLÜM SONU

Yorumlarınız benim için çok kıymetli, istek ve talebe göre yazı

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.