İçeriğe geç

Baskın

Bölüm 7 · 8 dk okuma

Baskın

Bölüm 7

Tek Kurşun

Benim kadar neşeli olmayan Doğuş komiser boş bakışlarla yüzümü inceliyordu. Geldiğimi yeni idrak etmiş gibi geriye çekilip içeriye girmem için yer açtı. Dudaklarımı büzerek, "Müsait değilsen daha sonra gelebilirim. Habersiz geldim kusura bakma." beni kendine çekip ellerini belime doladığında afalladım. Sakin ol Hale! havada kalan ellerimi geniş omuzlarına bastırdığımda derin bir iç çekti.

Bedenlerimiz ayrıldığında salona doğru yürüdük. Cheesecakeki tabaklara koyduktan sonra salonda oturan Doğuş komiseri kontrol ettim. Göğüslerimin arasına sıkıştırdığım yüksek dozlu uyku ilacını çıkartıp komiser için koyduğum dilimin üzerine serptim. Tabakları alıp omuzlarımı dikleştirdim. Bu sefer yüzümde gerçek bir tebessüm vardı.

Tabağı önüne koyduğumda benim tabağımı da inceledi.

"Kendi dilimine şu beyaz tozdan koymamışsın." dedi.

Bacağımı diğer bacağımın üzerine atıp arkama yaslandım.



Çatalı dudaklarıma götürdükten sonra, "Pudra şekeri sevmem pek." dedim.

Yüzümün her bir ayrıntısını incelerken fazla neşeli olduğumu fark ettim. Çatalına büyük bir parça alıp uzattı, "Yine de benim için tadına bakmaz mısın?" çatala yaklaşıp uzattığı parçayı ağzıma attım. Uzun uzun çiğnedikten sonra boğazımdan kayıp gitmesine izin verdim.

Yüzüne yerleşen rahatlama hissi ile yemeye devam etti. Ben ise içine panzehir koyduğum dilimi çoktan bitirmiştim. Boş olan tabağını benim tabağımın yanına koyduktan sonra başını hafif eğerek yüzümü incelemeye başladı elini yanağıma koyduğunda arkasında duran saate baktım.

Tik tak

Tik tak

Bir, iki ve üç. Başı koltuğa düşünce rahat yatabilmesi için başını yastığa koyarak tamamen koltukta uzanmasını sağladım. Deri eldivenlerimi uzun parmaklarıma geçirdikten sonra evin bütün perdelerini kapattım.

Şifresini bildiğim kasayı açtıktan sonra kaseti aldım. Mutfak masasının üzerinde duran bilgisayara kasetin içini aktardıktan sonra Güneş'e... yazan dosyaya tıkladım. Kaşlarım kendiliğinden çatıldığında play tuşuna bastım.

Masanın üzerinde duran kaseti alıp kameraya tehditkar bir şekilde uzandı. "Sevgili Güneş, bu kaseti çok istiyorsan beni ziyaret etmelisin."

Ateş Tekinoğlu dedim içimden, yemin ederim senin ölümün benim elimden olacak. Bilgisayarı kapatmak üzereyken ZEYNEP DÜNDAR isimli dosyaya tıkladım. Dosyanın içerisinde sıralanan belgeler

Ölüm Raporu

Ticaret Yapılan Örgütler Listesi

Adli Sicil Raporu

Kaset

Fareyi Kaset yazan belgenin önünde durdurduktan sonra biraz bekledim. Bu aralar sıkça kasetler ile meşgul oluyordum. Belgenin içi açılınca Esas Ölüm Nedeni (Arslan Komiser özel!)

isimli videoya tıkladım.

Açılan ekran orijinal kayıt olmadığından pusluydu, ses ise hiç yoktu. Sabır dileyip işime yarayacak bir şeyler aradım. Ekranı kapatıp bilgisayarı aldığım yere bıraktım.

Tekrar yatak odasına yöneldiğimde banyoya girdim. Aradığım şey kadına dair herhangi bir şeydi. Bir tel toka, bir diş fırçası, bir oje. Yalnız yaşayan bir adama göre gayet düzenli bir evi vardı. Bilmeliydim. İlk tanışmamızda sergilediği tavıra nazaran son zamanlar flörtöz bir hali vardı.

Dolabın sürgülü kapağını çekip çoğunluğu ceketlerden oluşan kısıma ilerledim. Siyah ceketin cebine elimi daldırdığımda sert bir kutuya çarptım. Kırmızı kadife kutunun kapağını kaldırdıktan sonra küçük bir baykuş figürlü kolye ile karşılaştım, kutuyu kapatıp tekrar yerine yerleştirdikten sonra içerisinde birkaç dosya olan dolaba yöneldim.

En üste konulan Bartu Dinçer in dosyasını elime aldım. En üste konulan arama iznine baktım. Nasıl olduğunu bilmesem de Bartu Dinçer ile yapacağım teslimat basılacaktı. Cebimden çıkarttığım telefon ile dosyanın resmini çekip Bartu Dinçere gönderip planımı anlattım.

Komiseri yattığı koltuktan kaldırıp bir kolunu omzuma bastırdım yatak odasına kadar sürükledikten sonra

yarısı kastan olan vücudunu yatağa fırlattım. Barış buralarda olsaydı bu halime kahkaha atarak gülerdi diye düşündüm. Sıcağa rağmen giydiği gömleğin düğmelerini tek tek açtıktan sonra kemerinin tokasına uzandım. Üzerinde sadece boxerı kaldığında üzerimde duran kıyafetleri çıkartıp aynada saçlarımı ve dudağıma sürdüğüm rujumu hafifçe dağıttıktan sonra saate baktım, on dakika sonra uyanacaktı.

Yanına uzanıp bir bacağımı üzerine attıktan sonra gözlerimi kapattım ve saat yine işledi.

Tik tak

Tik tak

Başımı kalbine yaslı olduğundan hızlanan ritimle gülümsedim, hafiten kıpırdamaya başlaya vücudu uyanmaya başaldığının habercisiydi. Ağzından küçük bir küfür çıkarttıktan sonra sessiz bir kahkaha attı. Dudaklarını saçlarıma değdirdikten sonra eliyle yüzümü kapatan tutamları burnuma sürtünce gülümsedim.

"İyi bir oyuncu değilsin Hale." dediğinde gözlerimi aralayıp dirseklerimin üzerine doğruldum.

"Anlaman imkansız, çok güzel bir oyuncuyum bence." oyunculuk ile kastettiğim şeyi hiçbir zaman anlamayacak olması biraz vicdanımı sızlatsa da egom vicdanımın önüne geçti.

"Peki oyuncu bana söyler misin buraya nasıl geldik? " bu sefer yatakta oturur pozisyona geçip elimi anlıma vurdum.

"Özür dilerim komiser çok sarhoştum hatırlamıyorum." suçluymuş gibi bileklerimi uzatınca ciddi bir ifade takındı.

"Sizi tutuklamak zorundayım hanımefendi, sarhoşken insanlardan özellikle komiserlerden yararlanmak çok büyük bir suç." gözlerimi kapattığımda kollarımdan çekip tekrar yatağa yatmamı sağlamıştı. Bacaklarımın üzerine oturduktan sonra gıdıklamaya başladığında ani bir refleksle yer değiştirmemizi sağladım. Gıdıklanmaktan ve biri tarafından sıkıştırılmaktan nefret ettiğimden bilinçsizce verdiğim bu tepki komiseri şaşırtsa da durumu toplarlamaya çalıştım.

"İyi bir komiser olduğunu anlamam için bana yardım etmen gerekiyor." dedim. İkimizde yataktan kalkıp üzerimizi giyinirken isteğimi söylememi bekliyordu.

"19-20 yaşlarında bir kız ile karşılaştım. Kendisine dair bildiği tek şey elinden aldığım adamın ona Medusa dediği. Kim olduğunu ve neden bu durumda olduğunu öğrenmeme yardım eder misin?" hafızasında bir şeyler düşünüyor gibi gözüküyordu. Salona geçtiğimizde masanın üzerinde duran tabaklara baktı.

"Sana yardım etmeden önce o yatağa nasıl gittiğimizi gerçekten hatırlamadığımı söylersem ayıp etmiş olur muyum?" diye sordu.

"Cheesecakekime bayıldın, biraz bir şeyler içtik. Beni kucağına aldın ve-" dediğimde lafımı kesip beni susturdu.

"Tamam hatırladım şimdi." deyip gülümsemeye çalıştı. Aptal diye geçirdim içimden bu kafayla nasıl polis memuru olabilmiş.

Telsizini arka cebine sıkıştırdığında artık gitme vaktimin geldiğini anlamıştım.

"Bahsettiğin şu Medusa ile ilgileneceğim." deyip dudaklarıma kısa bir buse kondurup arbasına bindi. Kendi arabamın sürücü koltuğuna oturduğumda ıslak mendil çıkartıp öptüğü yeri sertçe sildim.

Kontağı çalıştırıp arabayı hareket ettirdiğimde hemen arka koltuğumda öfkeyle bekleyen kişinin varlığını nefes sesinden anlayabiliyordum.

Ani fren yapışım ile kafası koltuğuma değdiğinde ise burada olduğundan tamamen emin oldum.

Şehir yolundan biraz uzakta olan araziye giriş yaptığımda varlığından haberim olduğunu biliyordu. Her şeyden önce kokusu ciğerlerimi çoktan darma duman etmişti. Arabayı durdurduğumda yavaşça kendini belli etti. Ağzımı kapatma girişiminde bile bulunmadan sadece ona hediye ettiğim tabancayı dikiz aynasından gösterip kulağıma yaklaştı.

"Üzerinde plüton yazan bir tabanca ve içinde güneş yazan tek bir kurşun." eliyle çenemi sıkarak başımı koltuğa yasladığında aramızda ki mesafe giderek azalıyordu.

"Tek tabanca tek kurşun. Seni bir başkasının yatağında görmek hiç hoş değildi. Aradığın her şey bende varken." çenemi sıkan elini dudaklarıma bastırdıktan sonra bedenimi arka koltuğa çevirdim. Arkasına yaslandığında kucağına yerleştim. Plüton... onunla cilveleştiğimi sanıyordu. Konu ben olunca bütün zekası ve gücü devre dışı kalıyor hırsına yenik düşüyordu. Bacağımın kenarına sıkıştırdığım bıçağı yerinden çıkartıp şah damarına sürttüm. "Plüton..." dedim derin bir sesle.

"Güneş senin zaafın ve sen her zaman o kurşunu beyninden geçireceksin, yeniden canlanacaksın ve yeniden o kurşuna vurulacaksın."

bıçağı biraz daha bastırdıktan sonra bir çizik daha oluştu. Boynundan damlayan küçücük damlaya yaklaşıp kanı emdim.

"Aradığım her şey bende mevcut plüton. Senin istediklerin bile." üzerinden kalktıktan sonra arabanın kapısını açıp inmesini bekledim.

Biraz önce sergilediğim hareketler karşısında irademi güçlükle kontrol ettiğimi yalnızca kendim görüyordum, derin bir nefes aldıktan sonra arkamı döndüm. Plüton çoktan gözden kaybolmuştu. Arabayı çalıştırıp depoya doğru sürdüm. Kısa süren yolculuğum sonunda deponun önünde yüklenen arabalara baktım.

"Bu inceliğinizi asla unutmayacağım Hale hanım." Bartu beyin elini sıktıktan sonra gülümsedim.

"İş yapıyoruz Bartu bey plana sadık kalıp polislere ders vermemizi sağlamanız yeterli olacaktır." dediğimde histerik bir kahkaha attı.

"Bizim için büyük bir zevk olacak." arabalar tek tek depodan ayrılırken polislere oynayacağımız oyunu uzaktan izleyecektim. Doğuş komisere yakın olmak sandığımdan daha zeki bir hamle olmuştu. Telefonumun yanıp sönen ekranına baktıktan sonra ekranı açtım.

Gelen Mesaj: Barış

Sana geldim bir şeyler içeriz diye burada bir kız var adı Medusaymış gözlerine bakarsam taşa çevirir mi dersin?

Gönderilen Mesaj: Barış

Hangi niyetle baktığın önemli, her şeyi yapabilir birazdan evde olurum eminim yaptığım şeyi izlemek istersin.

Gelen Mesaj: Barış

Kardeşimin boynunu nasıl o hale getirdiğini izlemek isterdim :')

Gönderilen Mesaj: Barış

Bıçak kullandım. Zevzekliğe devam edersen sana da aynısını yaptıktan sonra taşa dönüşmeni izlerim.

Telefon bir iki kez daha titrese de aldırış etmeden depodan çıktım. Saat yaklaştıkça heyecanlanıyordum Barışın içkileri getirdiğini bildiğimden oyalanmadan eve çıktım. Salih hala dayımın yanında hastanede bekliyordu. Telefonumu ekrana yansıttıktan sonra bacak bacak üstüne atıp kadehimi yudumladım iki tane tır polis memurları tarafından durdurduğunda kasaları açıyorlardı. Ben kahkaha atmaya başladığımda Barış şaşkın gözlerle bana bakıyor Medusa neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Polis memurlarının bulduğu tek şey iki tır oyuncak bebek olmuştu. Kayıt bittikten sonra televizyonu kapattım.

"Sen delirmişsin nasıl öğrendin baskın yapılacağını." gözlerimi kısıp sinsice güldüm. Medusa ise sürekli parmaklarını çıtlatıyor çıkardığı ses beynimin içerisinde yankılanıyordu.

"Sende kötü birisin yani." dediğinde dikkatimi çıkarttığı sesten kurtarıp yüzüne baktım. "Benim kötülüğüm için uğraşan birine zarar vermekten çekinmem. Ben işimi yapıyorum hiçbir polise zarar vermedim sana kötü olduğumu düşündüren şey nedir?" diye sordum. Tekrar parmaklarını çıtlatmaya başladığında kadehimi sertçe masaya bıraktım.

"Plütonla konuşmamı dinledi. Görüntülü konuşuyorduk." dedi Barış. Mahçup bakışları yüzümü incelerken her zaman yaptığı gibi anlık gelen cesaretiyle, "Onun bir adı var, neden adını söylemiyorsun. Onun adı -" dediğinde istemsizce "Kes sesini." diyerek bağırdım. "Kötü biri değilim Medusa hak edene hak ettiğini veririm. Senin iyi şeyler hak ettiğini düşündüğüm için evimdesin ve güvendesin." Başını olumlu anlamda salladıktan sonra tekrar sessizliğe gömüldü. Barış koltuğa daha fazla yayılırken bir ayağını koltuğun üzerine koydu.

"Sen bu ayrılık konusunda ciddisin Hale." dediğinde duraksadım eskiden olsa çoktan barışmış ve tekrar kavga edip ayrılmıştık. Plütona olan hislerim bitiyor muydu yoksa artık kendimi ona karşı kontrol edebiliyor muydum merak ediyordum.

"Plüton hiçbir zaman benim zaafım olmadı. Ama onun zaafı benim ve onu zaafından vurmaktan çekinmem bunu en iyi sen bilirsin." dediğimde sırıttı.

"Çok yakın zamanda aldığım bir habere göre Ateş Tekinoğlu vurulmuş ziyarete gitmek ister misin?" diye sordu. Omzuna vurduktan sonra ayağa kalktım.

"İşte şimdi beni anlıyor gibi konuştun dostum."

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.