İçeriğe geç

Baskın

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Baskın

Bölüm 1

Kaçış ⏳

''Kolumu rahat bırak Hale.'' Dedi dayım. Eve yerleştirdiğim kameralar olmasa yakalanacaktık. ''Dayı bin şu arabaya,çıkalım binadan.'' Dedim huzursuca. Salih sürücü koltuğuna geçtiğinde anında arabayı çalıştırdı. Kırmızı audinin lastikleri otoparkı inleten bir ses çıkartarak hareketlendi.İki adımlık yol gidemeden siyah bir araba önümüzü kesti. Salih arabayı geri vitese taktığında otoparkın üst katına doğru yol alıyorduk.Ah benim kırmızı audim tekerleklerinden yanık kokusu geliyordu.

Dayım telefonunu çıkartıp rezidansın üstüne helikopter istediğinde artık arkamızdan gelen on belki de yirmi tane motorlu adamlar vardı. Otoparkın camlı katına geldiğimizde Salih arabayı cama sürerken ''Patron üç dediğimde atlıyoruz.''dedi.Daha sonra motorlu adamların iki tanesine çarptı,direksiyonu tekrar cama doğru çevirdiğinde saymaya başladı.Bir...iki... ve üç.

Kollarımı başıma siper edip atladığımda yuvarlanarak acil çıkış kapısının dibine sürüklendim.Kafamı kaldırıp dayımın ve Salihin sağlam olduğundan emin oldum.Hep birlikte acil çıkış merdiveninden 28 katlı rezidansın tepesine ulaşmaya çalışıyorduk.Adamlar merdiveni bir bir tırmanırken belimden silahı çıkartıp boşluğa ateş açtım.Sonunda helikoptere ulaştığımızda çantamdan sis bombasını çıkartıp çatıya fırlattım. Helikopter havalanırken,''Kim sattı bizi öğreneceksin Salih.'' Diye gürledi dayım öfkeyle.Telefonumu çıkartıp dayımın asistanını aradım.
''Hemen dayıma ve benim adıma İsviçreye iki bilet al.Hemen.'' deyip telefonu kapattım.Dayım anlamayan gözlerle bana bakarken konuştum,
'' Bizi arayacakları ilk yer havaalanı olacaktır.Yurt dışına kaçtığımızı düşünsünler,bizde o sırada babamın üzerine olan evde saklanır,plan yaparız.'' dedim. Dayımın yüzünde gururlu bir gülümseme oluştu.''Annen yaşasaydı seninle gurur duyardı.''dedi.

8 aydır beklediğimiz sevkiyat,içerideki adamlardan birinin bizi satması sonucunda baltalanmıştı. Kaybettiğimiz milyon liranın yanında uzun zamandır peşimizde olan polislerin eline koz vermiştik.Helikopteri süren adamın telefonunu aldım.Bu durumda kendi telefonlarımızı kullanmak tehlikeli olabilirdi. ''Poyraz on dakika içinde babamın üstüne olan eve gel.'' dedim.Telefonu kapattıktan sonra,dayımın kendimin ve Salihin telefonlarını sıfırlayıp hatları kırdım telefonları topuklu ayakkabımın ucuyla paramparça ettikten sonra helikopterin kapısını açıp fırlattım.Helikopter açık bir arazide durduktan sonra araç değişikliği yapıp babamdan kalan eve doğru yola çıktık. Polisin aradığı, "Cihan Taş ve yeğeni Hale Yüksel" isimli şahıslardı. Evet dayımın ismi ve soyadı doğruydu. Fakat benim soyadım kimlikte "Hale Alpay" olarak geçiyordu.

Araba rezidansın önünde durduğunda etraf sakin gözüküyordu. Dayımla eve hızlı bir şekilde giriş yaptığımızda, çekmecelerden yeni telefon çıkartıp dayıma uzattım.
"Bunlar ne zamandır burada?" diye sordu dayım."Tedbir amaçlı saklıyordum. Kılık değiştirmen gerek dayı.Saçlarını boyamalıyız." dedim. "45 yaşında adamım kızım ben saçlarımı sarıya mı boyayacağız." dedi. "Griye boyayacağız dayı. Beni fark etmezler ama seni fark edebilirler. Hatta plan yapmadan mümkünse dışarıya çıkma." dedim, banyoda marketten aldığım boyayı hazırlamaya başladım. Kapı çaldığında elimdeki boyaları kenara bırakıp dayıma susması için işaret ettim. Silahı elime alıp yavaşça kapıya yöneldim. Dürbünden baktığımda tanıdık bir yüzle karşılaşınca kapıyı açıp Poyrazı içeriye aldım. "Gel oğlum gel." dedi dayım.Salonun ortasında ki sandalyeye dayımı oturtup saçlarına boya sürerken Poyrazı dinliyorduk. "Bizi satan adamı bulamadım baba, fakat bizim dosya için yeni komiser atanmış."bilgisayar ekranından fotoğraf açıp ekranı bize çevirdiğinde, siyah saçlı sakalları yeni çıkmaya başlamış adamın yüzünü incelemeye başladım. "Doğuş Yılmaz, babası da polismiş şehit edilmiş. Hayatını mesleğine adamış. Cesaret madalyası ve bir düzine ödülü var." diye ekledi.
"İlişki durumu?" diye sordum aklımda çoktan hazır bulunan planla. "Basına yansımış herhangi bir ilişkisi yok. Sanırım hayatını işine adamış tipik bir memur." dedi Poyraz. "Buldum." dedim elimde ki eldivenleri çıkartıp bilgisayarın ekranında hala açık duran fotoğrafa bakarken. "Kaleyi içeriden yıkacağız."diye ekledim. "Dinliyorum kızım planını." dedi dayım. "Şimdiden itibaren telefonunu takibe alacağız bu komiserin, nereye gittiğini filan bulmamız gerekecek. Karşısına çıkacağım ve her seferinde tesadüfmüş gibi davranacağım. Giderek bana alışacak. Bu şekilde bizi satanı da öğreneceğiz ve polisin izlediği adımları da öğrenebileceğiz. "dedim. Poyraz küçümser bakışlarını üzerimde gezdirirken," Çok klişe bir plan kuzen. "dedi. "Daha iyi bir planın varsa seni dinliyoruz oğlum." dedi dayım. Poyraz heyecanlı bir şekilde ayağa kalktığında bardağına viski doldurdu, "Sevkiyat planından haberi olan bütün elemanları toplayacağız ve çapraz sorguya alacağız." arkama yaslanıp tok bir kahkaha attım. "Peki polisler tarafından aranan baban için planın nedir sevgili kuzenim." dedim. Sinirli bakışları yüzümde gezerken tekrar dayıma döndüm, "Beni fiziksel olarak gören hiçbir polis yok. Bu yüzden Doğuş komisere yaklaşmam daha kolay olacak. Plan boyunca Hale Alpay kimliğimi kullanacağım." dedim. "Zarar görürsen planı iptal ederim. Sen bana annenin tek yadigarısın." dedi dayım. Gülümsedim. "Senin yeğenin asla zarar görmez dayıcığım." dedim. "Planı şimdiden başlatalım o zaman. Salih, komiserin telefon numarasından bulabilir misin nerede olduğunu.?" diye ekledim. "Deneyeceğim, sizde lütfen dinlenin Hale hanım.Dayınız da aynı şekilde çatışmadan çıktık malum. Range roveriniz hazırlandı bu arada." dedi Salih.

Kırmızı auidim uçmuş hurda yığınına dönmüştü. Dayım odasına çekilirken hazırlanmak için odama girdim. Üzerime yapışan siyah tulumu çıkartıp. Kırmızı takımlarımı giydim aynı şekilde kırmızı stiletto ayakkabılarımı da giydikten sonra dayımın sesini işittim."Hale şu saçlarıma bak gençleştim resmen."dedi. Telefonumu ve arabanın anahtarlarını alıp dayımın yanına uğradığımda fön çekmiş olduğu gri saçları gerçekten de yakışmıştı."Benim yakışıklı dayım. Ben bara geçiyorum. İhtiyacın olursa Salih burada olacak." dedim yanağına öpücük kondururken. "Satalım da parasını yiyelim şu barın diyorum sana." dedi dayım aynı benim gibi yanağıma sulu bir öpücük kondururken. "Satamayız dayı orası benim mekanım." dedim kapıdan çıkarken. Arabaya binip yola koyuldum.Annemi ve babamı kaybettiğimde çok küçük yaştaymışım. Dayımın anlattığına göre annem babasından kalan silah kaçakçılığına merak sarmış dayımla birlikte işleri büyütmüş. Bir süre sonra babamla tanışmış ve çekilmiş. Dedemin, annemin tek bir gayesi olmuş bu işi yaparken. Uyuşturucu. Çoğu kez teklif alsalar da asla uyuşturucu ticareti yapmamışlar. Dayım geceleri annemi anlatırken karar vermiştim bu yolda yürümeye.

'Deccal' yazan tabelanın önünde durduğumda kapıdaki adamlar kapımı çoktan açmışlardı. 'Hoş geldin patron.' dedi adamlardan biri, başımı hafif eğdiğimde içerisi dolu olan mekanıma adım attım. Sigara dumanı havada bir tabaka halindeyken insanlar deli gibi eğleniyor, dans ediyordu. Merdivenlere yönelip odamın kapısını açarken garsonlardan birine işaret ettim. Masama oturduktan sonra kameraların olduğu bilgisayarı açıp arkama yaslandım. İşaret ettiğim garson elinde viskiyle içeriye girdiğinde kaşlarımın birisi havalandı. Bardağı masaya koyduktan sonra kapıdan çıkmak üzere olan kızı durdurdum. "Barış beyi yanıma yolla." dedim. Kız ürkek bakışlarla odadan çıkarken sesimi duymuş olan Barış odaya girmişti. Masanın üzerinde duran viski bardağını elime aldım. Masanın etrafından dolandıktan sonra bardağı kaldırdım.
"Bu ne Barış?" diye sordum. Barışın bakışları viski bardağına giderken tahminimce işe yeni aldığı garson kıza küfür ediyordu. "Özür dilerim patron ben hemen-" derken sözünü kestim. "Bu ne diye sordum Barış." dedim tekrar. "Viski." dedi. Anlından hafiften terler akmaya başlamıştı. "Peki Barış kaç senedir benimle çalışıyorsun." diye sordum bu sefer. "5 senedir."dedi, kalçamı masanın üzerine yaslarken bardağı uzattım,"İşe yeni aldığın elemanlara sadece şarap içtiğimi tembihlemeni kaç kere daha söylemem gerekecek peki." dedim. Barış bardağı alıp bir adım geri çekildiğinde," Özür dilerim bir daha olmayacak, kırmızı mı getireyim beyaz mı?" diye sordu.Tekrar sandalyeye otururken
"Beyaz."dedim. Saat 04.30'u gösteriyordu. Sevkiyat baltalanmamış olsaydı silahlar şuan yolu yarılamış olacaktı. Sevkiyatın yanında evin içerisine yerleştirmiş olduğum silahlarıda kaybetmiştim. Sevkiyatı teslim alacak olan ortaklara ödemek zorunda olduğumuz milyon lira vardı.Saat ilerledikçe barın içerisinde ki insan sayısı azalıyordu. Ayaklarımı masanın üzerine attıktan sonra gözlerimi kapattım. Başarısızlık alışık olduğum bir şey değildi, bir şekilde istediğimi alırdım. Kapım hafifçe tıklatıldığında Barış elindeki kadehi bırakıp çıktı. Tanıdığım yüz bar taburelerinden birine oturunca ekrana odaklandım. Kadehi yavaşça dudaklarımda gezdirdikten sonra bir yudum aldım. Başını ellerinin arasına alıp bira içen komiseri izledim. Kadehimin işkencesine son verip kafama diktiğimde sıvının boğazımdan akıp geçtiğini hissettim. Odadan çıktığımda kulağıma dolan müziğe tebessüm ettim.

Öleceksiniz hepiniz,

Merdivenden bir adım attım.

Bu yılanlarla karşılaştım kırk kez,

Bir adım daha,

Aşırı fevri suçlarım var,

Merdivenlerle olan savaşım bittiğinde ağır adımlarla hedefime yürüdüm. Hemen yanında bulunan bar taburesine oturduğumda bardağımı Barışa sürdüm. Kadehim tekrar beyaz şarap dolarken tezgaha bıraktığı polis kimliğine ve silaha baktım.Bacağım diğer bacağımın üzerinde yerini bulurken kadehimi kaldırdım.
"Bir polis memuru için fazla illegal bir ortamdasınız." dedim. Geldiğimi yeni fark etmiş gibi başını çevirdi, bakışları baştan aşşağı inceleme yaptıktan sonra kimliğini alıp cebine koydu. Silahına uzandığında ondan daha hızlı davranarak silahı aldım. Namluyu yüzüne çevirdiğimde ellerini havaya kaldırdı," Sakin olun hanımefendi.İndirin onu oyuncak değil." dedi. "Mmm aşağılayıcı konuşmanız hoşuma gitmedi memur bey, oyuncak olmadığını biliyorum." dedim dudaklarımı büzerek."Eli silah tutan kadınlardan korkarım." dedi, silahın tetiğine bastığımda tok bir kahkaha attım. "Eli silah tutan kadınlardan değil, eli kalem tutan kadınlardan korkmalısınız." dedim. Silahın içi boş olduğundan herhangi bir patlama yaşanmamıştı, fakat bu ilerde yaşanmayacağı anlıma gelmiyordu.Komiser garsonlardan birine dönüp"Buranın sorumlusu kim, özel bir ilgilenmem gerekiyor sanırım bu mekanla." dedi. "Browning Hi-Power Tetiği tek hareketli çalışan, standart olarak 13 kapasiteli şarjör ile beslenen, 9mm Luger veya .40 S&W fişekleri ile kullanıma uygun yarı otomatik tabanca, ağırlığı 1.0 kg. Boş Şarjör ile 0.9 kg dolu şarjör ile 1.060 kg. Şarjör kapasitesi ise 13 fişek. tabancanızı elinize aldığınızda içinin dolu olup olmadığını anlayamıyorsanız iyi bir memur değilsiniz demektir. "dedim, kadehimi tezgaha bıraktıktan sonra ayağa kalkıp merdivenlere yöneldim. Aniden arkamı döndüğümde," Mekanımda tezgahın üzerine başı boş bırakılan silahlardan haz etmem. "diye ekledim. Zaferi kazanan gülüşümle tekrar merdivenlere yöneldim."Pardon"diye seslendi komiser. Merdivenlerin trabzanlarına tutunup geriye baktım."Tanışsaydık?"dedi, gülümseyip merdivenleri tırmandım. Odama girip ceketimi ve anahtarlarımı alıp tekrar komiserin yanına döndüm." Dilerseniz sizi sahilde kahve içmeye götüreyim, sarhoş bir insanla tanışmak istemem. "dedim. Sendeleyerek yürümeye başladığında gerçekten sarhoş olduğunu anlamıştım. Düşecek gibi olduğunda koluna girip"Çıkıyorum ben! "diye Barışa seslendim. Komiseri arabaya oturtup kemerini taktıktan sonra sürücü koltuğuna geçtim.
"Hep böyle ayyaş mı takılırsınız memur bey." diye sordum. "Bugün kötü bir gün geçiriyorum." dediğinde tek kaşım kendiliğinden havalandı. "Neden?" diye sordum. "Babamın ölüm yıldönümü." deyip derin bir iç çekti. "Başınız sağ olsun." dedim uzun bir sessizlik oluşunca sahil kenarında durdum. Banklardan birine oturduğumuz da elimi uzattım. "Adım Hale." dedim. Şaşırmış bir şekilde yüzüme bakarken uzattığım eli sıktı. "Doğuş." dedi. Üç saniyelik sürenin sonunda, "Yanlış anlamazsan soyadını sorabilir miyim?" dedi.
Yüzüme samimi olmasını dilediğim bir gülüş yerleştirip, "Alpay, Hale Alpay.Neden sordunuz?" dedim. Elindeki karton bardağa üfleyip, "İsim benzerliği." dedi. Telefonum çaldığında kapatıp cebime koydum, tekrar çalmaya başladığında, "Önemli galiba aç istersen." dedi. "İzninle." deyip biraz uzaklaştım. "Efendim dayı." dedim. "Kızım nerdesin sen?" dedi dayım. "Komiserle birlikteyim dayı, adam resmen kendi ayağıyla geldi bana eve gelince detaylı anlatırım şimdi kapatmam lazım." deyip kapattım. Tekrar yanına döndüğümde biraz daha ayıldığını anlamıştım. "Afedersin." dedim. "Silah hakkında fazla bilgilisin." dedi. Akıl oyunlarına ayıracak vaktim yok komiser diye geçirdim içimden. "Sanırım hiçbir hukukçu benim gibi suç aletlerini incelemiyor.Hobi gibi bir şey diyelim." dedim. "Nasıl yani? Avukat falan mısın?" diye sordu. "Her hukuk okuyan avukat mı olmak zorunda memur bey. Mekanım var işte ordan geliyoruz ya hani." dedim hafif bir kahkaha atarak. "Madem bar açacaktın neden hukuk okudun?. " diye sordu küçümser bir tavırla. "İnsanları legal yollarla nasıl öldürebileceğimi öğrenmek için." dedim. Gözleri şaşkınlıkla büyürken ellerimi kaldırdım. "Sakin olun memur bey tamamen şaka." dedim. Kolundaki saate bakıp, "Geç oldu rica etsem beni evime bırakabilir misin?" diye sordu. Başımı olumlu anlamda salladığımda yola koyulduk. Ağzından yolu tarif etmenin dışında hiçbir kelime çıkmıyordu. Uzun binaların arasında oldukça kısa kalan evin önünde durdum. "Şakam sizi korkutmuş olmalı, tekrar görüşmek isterim. "dedim sahte tebessümüm yüzüme yerleşirken."Polis memurları korkmaz özellikle komiser olanlar." deyip güldü. Bir kaç saat önce boş tabancanın karşısında ki korku dolu gözlerini hatırlayınca bende güldüm. "Beni nerede bulacağınız biliyorsunuz, iyi sabahlar. " dedim. "İyi sabahlar."dediğinde arabayı çalıştırıp eve doğru yola çıktım. Hava aydınlanmaya başlamış insanlar yavaş yavaş sokaklara dökülüyordu. Kadınlara karşı aşağılayıcı bir tavırla konuşan komiserden hiç haz etmemiş elimden gelse onu oracıkta öldürüp denize atmak istemiştim. Halbu ki hayatında bir kadın olmadan ocağın altını açamayacak adamın tekiydi. Asansöre binip 36 yazan düğmeye bastım.Arkamı dönüp asansörün aynasından yansımama baktım. Bu sevkiyatın gerçekleşmesini engelleyen kim varsa cezasını çektirmeden rahat edemeyecektim. Asansörün kapısı açıldığında koridora çıktım. Kapının önüne geldiğimde anahtarı yerleştirirken içeriden gelen seslere kulak kabarttım. "Baba yüz veriyorsun ona, senin oğlun benim biliyorsun değil mi. Benim planımı uygulamalıydık." diyordu Poyraz. Anahtarı geri çekip dinlemeye devam ettim. "Kes sesini Poyraz, bu kadar kıskanç olma. Onun sayesinde ne işler başardım ben. O benim yeğenimden çok kızım gibi. Senin bile götünü kaç kez kurtardı. Adam ol ve plana sadık kal. Benim canımı sıkma." diye gürledi dayım. Böyle düşünmesi gururumu okşarken hiçbir şey duymamış gibi kapıyı açıp içeriye girdim." Hoş geldin kızım. "dedi dayım." Hoş buldum üzerimi değiştireyim hemen geliyorum dayıcım."diyerek odama geçtim. Dibi lastikli eşoftman giyip üzerine siyah tişört geçirip odadan çıktım. Mutfağa girip kahve makinasını çalıştırdığımda Poyraz ve Dayım da masaya oturdular. Masanın üzerinde benim için ayrılmış şeylerdeb atıştırırken konuşmaya başladım, "Adam kendi geldi dayı, bara geldi." dedim. "Hemem tavladın adamı yani öyle mi?."diye sordu Poyraz. Tiksinç bakışlarımı gözlerine dikip konuştum." Tavlamadım. Çok iyi tanıdığım birine benziyor, kadınları aşağılayan ezik bir tip yani. "dedim ağzımdaki ekmeği çevirerek.Dayım boğazını temizlediğinde devam ettim,"Tabancayı tezgahın üzerine bırakmış ahmak herif, bende silahı ona çevirdim. Silahlara olan ilgimi göstermiş oldum.Sonrasında sahilde kahve içtik. Pek sıcak bir tanışma olmadı ama yarın tekrar bara geleceğinden adım gibi eminim." dedim. Kahve makinası ötünce bardağıma kahve koyup tekrar masaya oturdum.Salih içeriye telaşlı bir şekilde girdiğinde," Hale hanım,Doğuş komiser sizin. Hale Alpay kimliğiniz hakkında araştırma yapıyor."dedi. Beklediğim bir şeydi."Yapsın."dedim." Hale Alpay üzerine bir araba bir bar ve küçük bir ev var. Hukuk fakültesi okumuş, iki yıl devletin himayesi altında çalışmış 26 yaşında bir kadın. Bu bilgiler dışında hiçbir şey bulamaz. " dedim keyifle. Bana inat doğmuş olan kuzenim,"Devletin avukatlığından neden istifa ettiğini öğrenirse ne yapacaksın?." dedi. Tecavüze uğramış genç bir kızın davasına bakıyordum.Hakimin karşı tarafı suçsuz bulduğu ve kravat taktığı için ceza vermediği mahkemeden çıktıktan sonra hakimi tehdit etmiş olduğum gerekçesiyle uyarı almıştım. Temyize başvurum ise haksız bulunduğu için istifa etmiş, sonrasında ise tecavüzcüyü zehirlemiştim. Hakimi ise devletten kaçırdığı saklı dosyalarını gizli kimlikle ortaya çıkartıp görevinden alınmasını sağlamıştım. "Yine olsa yine aynı şeyi yapardım sevgili kuzenim."dedim.Dayım kaşlarını çatarak sonunda,"Poyraz ihtimalleri konuşmuyoruz oğlum."dedi. Bizim hayatımızda ihtimallere yer yoktu. Olması gereken olur, feda edilmesi gereken şeyler feda edilirdi."Peki borcumuzu nasıl ödeyeceğiz." dedi dayım. "Küçük ama riskli anlaşmalar yapacağız, iki üç satış yaparak paranın büyük kısmını karşı tarafa gönderebiliriz. Bu sefer işi şansa bırakmayıp teslimatla özel ilgileneceğim."dedim.Artık konuşmanın sonlanmasını ve gidip duş almayı istiyordum."İlk anlaşmayı Gökay ile yapabilirsin. " dedi dayım, Salih önüme dosyayı koyarken,
"Hangi Gökay.?" diye sordum. Dosyanın kapağını açıp bilgileri inceledim. "Gökay Aslan, uyuşturucu ticareti yapmak isteyen." dedi Poyraz. Kaşlarımı çatıp dayıma baktım. "Sadece silah ticareti dayı, ötesi yok." dedim. "Anlaşmayı sen yapacaksın, her şey senin yönetiminde kızım." dedi dayım. Başımı olumlu anlamda sallayıp Salihe döndüm, "Adamlarına haber gönderin yarın gece 01.30 Bornova'daki depoda olsunlar." dedim. Odamın içerisinde bulunan duşa girip,barda çalan şarkının banyoya dolmasını dinledim. Saçlarımı köpürtürken gözlerimi kapattım,

Başarı en büyük intikam..

Artık dolu bi cüzdanım var.Para saygı güç...

Köpükler vücudumdan kayıp giderken duşa kabindeki yansımama baktım. Elimi içini tamamen iş, başarı ve hırs kaplayan kalbimde durdurdum. Bir gün beni bitirecek olan üçlünün bana verdiği güç gülümsememe sebep olurken havluyla vücudumu örttüm. Aynanın karşısına geçip yüzümden akan damlaları izledim. Anlımdan geçerek ikim kaşımın ortasından akan damla, gözlerimin koyuluğuyla karşılaşmama sebep oldu. Saçlarımı kurutmakla uğraşmayıp odama döndüm yaklaşık 27 saatlik uykusuzluğumu gidermek adına camı açıp kendimi yatağa bıraktım. Evde iki, hatta üç erkekle yaşadığım aklıma geldiğinde kalkıp kapımı kilitledim. Bütün güneş sanki İzmiri ısıtıyormuş gibi olan sıcağa küfür edip tişörtümü çıkardım,şortumu da bacaklarımdan indirdikten sonra iç çamaşırlarımla incecik örtünün altına girdim. Göz bandımı kapatıp aklımda bulunan düşünceleri kovup gözlerimi kapattım. Telefonumun zil sesi odanın içini doldururken küfürlerim ardı ardına ağzımdan çıkıyordu. Göz bandını kaldırmadan telefonu kulağıma götürdüm. "Umarım önemlidir Salih yoksa-" derken sözüm kesildi. "Belki de yanımda uyumalısın." duyduğum ses yatakta doğrulmama sebep olurken. "Plüton?" dedim. "Evet bebeğim, ben geldim."dedi.

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

10 yorum