İçeriğe geç

Başka Bir Evrende

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Başka Bir Evrende

Bölüm 1

Yabancı

Herkes, yaşadığım dünyanın sıradan olduğuna inanır. Ben de öyle sanıyordum. Ta ki gözlerimi hiç tanımadığım bir şehirde açana kadar...

Gökyüzü normal görünüyordu ama bir şeyler yanlıştı... Çok yanlıştı...

Kısa süre sonra bunun sıradan bir dünya olmadığını öğrendim...

Hiçbir gücüm yoktu. Çünkü ben bu dünyaya ait değildim. Buraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Eve dönmenin bir yolunu bulmak zorundayım. Kimseye başka bir evrenden geldiğimi belli etmemeliyim...

Yoksa bu evren beni kabul etmeden önce... beni yok etmeye karar verebilir...

Bu evrenin üyeleri ve güçleri:

Seungmin — Evrenin yöneticisi. Kendi evrenindeki olayların çoğundan haberdar ve zamanı kontrol edebiliyor.

Bang Chan - Işıkları ayarlayabiliyor ve yönetebiliyor.

Minho (Lee Know) - Her şeyi hatırlayabilen tek kişi ve zihinleri kontrol edebiliyor. Her şeyin farkında.

Felix - Paralel evrenler arasında geçiş yapabiliyor.

Hyunjin - Kılık değiştirebiliyor.

Jeongin - Herhangi bir şeyin klonunu oluşturabiliyor. Ayrıca kitabı sayesinde bir sürü bilgi edinebiliyor.

Changbin - Havayı ve doğa olaylarını kontrol edebiliyor.

Han (Jisung) - Yeni şeyler yaratabiliyor ve oluşturabiliyor.

---

Sokakta yürüyordum. Hava karanlık ama kırmızı tonlarında. Hiç kimse yok, etrafta hiç yaşam belirtisi de yok...

Gökyüzüne tekrar baktım. Kırmızı tonlarındaki karanlık... ay yok, yıldız yok. Sadece derin bir kızıllık. Bu renk burada normal mi, yoksa bir uyarı mı bilmiyorum.

Adımlarım boş sokakta yankılanıyor. Normalde bu saatte insanlar olurdu, en azından birkaç araba geçerdi. Ama hiçbir şey yok. Sanki şehir boşaltılmış gibi.

Sessizlik... o kadar derin ki kulaklarım çınlıyor. Adımlarımın yankısı bile boşlukta yutuluyor sanki. Kırmızı gökyüzünün altında yürümeye devam ederken, bir ara sokağın köşesinde bir figür beliriyor.

Uzun siyah bir palto giymiş, başını hafifçe eğmiş bir adam. Duruyor ve... bana bakıyor. Gözleri... tuhaf. Sanki beni baştan aşağı tarıyor, ama sadece dış görünüşümü değil, içimi de okuyormuş gibi.

Minho: Yabancı bir yüz... ve yabancı bir enerji. Bu şehirde yeni olan her şeyi hissederim. Seni tanımıyorum ama... varlığın tuhaf. Buraya nasıl geldin?

Taehyun (sen): Kim? Ben mi? Şey... ben hep buradaydım. Seni daha önce görmedim. Yani... sanırım hislerimiz karşılıklı.

Yalan söylemek zorunda kaldım. Gerçeği söylersem ne olacağını bilmiyordum ama burada ölmek istemediğim kesindi.

Minho'nun gözleri kısıldı. Dudaklarının kenarında garip, anlaması zor bir gülümseme belirdi. Birkaç saniye boyunca sessizce seni izledi. Sanki kelimelerini tartıyor, her hecenin gerçekliğini sorguluyordu.

Minho: Hep buradaydın, öyle mi? O zaman bana şehrin bu semtinde en son ne zaman yağmur yağdığını söyle. Hadi, çok basit bir soru.

Sessizlik... Kırmızı gökyüzünün kızıllığı boş sokakların üzerine yansıyordu.. Cevabı bilmiyordum çünkü bu şehrin havasını, iklimini, hiçbir şeyini bilmiyordun. Boğazın düğümlendi.

Taehyun: Ben... yağmuru hiç sevmem. O yüzden dikkat etmiyorum.

Minho'nun gülümsemesi büyüdü. Ama bu sıcak bir gülümseme değildi. Daha çok bir avcının tuzağa düşmüş avına baktığındaki ifadeydi.

Minho: Bu şehirde üç yıldır yağmur yağmıyor. Kimse yağmuru hatırlamıyor bile. Ama sen... 'sevmiyorum' dedin. Demek ki yağmuru hatırlayacak kadar eski değilsin burada. Ya da... hiç burada yaşamadın.

Kaşlarını çattı. Elini cebine soktu ve orada bir şey aradı. Nabzın hızlandı. Ne yapacaktı? Seni ele mi verecekti? Bu evren seni yok etmeden önce... o mu yok edecekti?

Ama beklediğim gibi olmadı...

Minho: Rahatla. Şu an seni kimseye söylemeyeceğim. Ama diğerleriyle karşılaşırsan... aynı şansı bulamayabilirsin. Özellikle Seungmin ile.

Jeongin: Minho hyung, kiminle konuşuyorsun?

Arkamı döndüm. Siyah saçlı, genç bir çocuk duruyordu. Elinde bir kitap vardı. Yüzünde merak ve şüphe karışımı bir ifade. Gözleri beni süzdü. Sonra Minho'ya baktı.

Jeongin: Yeni biri mi? Bu saatte sokakta... hem de kırmızı saatte. Burası tehlikeli, bilmiyor musun?

Minho, Jeongin'e döndü ve omuz silkti.

Minho: Kaybolmuş bir turist sadece. Ben yol tarif ediyordum.

Jeongin gülümsedi. Ama o gülümseme de hiç içten değildi.

Jeongin: Turist mi? Bu dünyaya turist gelmez Minho hyung. Gelenler ya kaçak... ya da mahkûmdur.

Mahkum mu? Yani... aslında ben şu an onların esiri miydim?

Jeongin, bana doğru bir adım attı. Elindeki kitabı açtı. Sayfalarda garip semboller vardı. Anlayamadığım bir dil. Jeongin sayfaları karıştırdı, sonra durdu.

Jeongin: Varlığın... buraya ait değil. Kitap öyle söylüyor. Ama henüz tehlikeli değilsin. Sadece merak ediyorum. Bu dünyaya nasıl geldiğini biliyor musun?

Taehyun: Ben... bilmiyorum ki. En son yattım, uyandığımda kendimi burada buldum.

Jeongin kitabı kapattı. Tok bir ses çıktı. Gözlerini bana dikti.

Jeongin: Yalan söylemiyorsun. Kitap yalanı okur. Ama bu daha da kötü... Çünkü kendi gelişini hatırlamıyorsan, ya birileri seni buraya zorla getirdi... ya da bu evrenin kendisi seni içine çekti.

Minho'nun kaşları çatıldı. Sesi daha alçak ve ciddiydi şimdi.

Minho: Eğer evren seni kendi isteğiyle çektiyse... bu, içinde bir dengesizlik olduğu anlamına gelir. Ve dengesizlikler... yok edilmeden önce düzeltilir.

Minho, Jeongin'e döndü.

Minho: Jeongin, onu nereye götüreceğiz? Kule'ye mi?

Jeongin başını salladı.

Jeongin: Kule'ye gidemez. Seungmin onu ilk görüşte sorguya çeker. Ve eğer cevapları beğenmezse... geçmişini siler. Onu hiç var olmamış gibi yapar.

Boğazım kurudu. Hiç var olmamış gibi... Bu ne demekti? Annem, babam, arkadaşlarım... onlar beni unutacak mıydı? Yoksa ben unutulmaktan da öte, tamamen yok mu olacaktım?

Minho derin bir nefes aldı. Kararını vermiş gibiydi.

Minho: O zaman onu Felix'e götürüyoruz. Felix onun enerjisini okuyabilir. Belki hangi evrenden geldiğini anlarız ve geri gönderebiliriz.

Jeongin başını eğdi, düşünceli. Sonra kitabı ceketinin içine soktu.

Jeongin: Tamam. Ama eğer Felix onu kabul etmezse, senin sorumluluğunda. Minho hyung. Ben karışmam.

Bölüm sonu

1 yorum