Eski Kuyumcunun Sırrı
Aras kapının önünde birkaç saniye hiç kıpırdamadan durdu. İçerideki ışık çoktan sönmüştü ama az önce gördüğümüz gölge hâlâ gözümün önündeydi. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sanki Aras bile duyabilirdi. “Burada biri var,” diye fısıldadı. “Bunu fark ettim,” dedim, sesimi mümkün olduğunca sakin tutmaya çalışarak. “Şimdi ne yapacağız?” Aras bana baktı. “Sen burada kal.” “Kesinlikle hayır.” “Defne…” “Beni buraya kadar getirip kapının önünde bırakacağını düşünüyorsan yanılıyorsun.” Aras gözlerini devirdi ama itiraz etmedi. Telefonunun fenerini açtı ve kapının koluna uzandı. Kapı kilitli değildi. “Bu normal mi?” diye sordum. “Hayır.” Kapıyı yavaşça itti. İçeriden eski ahşap ve metal kokusu geldi. Dükkân yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünüyordu. Rafların çoğu boştu. Cam vitrinlerin üzerinde ince bir toz tabakası vardı. Duvarlarda ise eski saatlerin ve takıların bıraktığı izler hâlâ duruyordu. Aras içeri girdi. Ben de hemen arkasından girdim. “Burası gerçekten babanın dükkânı mı?” “Evet.” Sesi bir anda değişmişti. Az önceki alaycı Aras gitmiş, yerine geçmişiyle karşı karşıya kalmaktan hoşlanmayan biri gelmişti. Tezgâha yaklaştı. Elini üzerinde gezdirdi. “Çocukken burada çok zaman geçirirdim.” “Babanla mı?” “Evet.” Bir an sustu. “Sonra her şey değişti.” Tam o sırada arka taraftan hafif bir ses geldi. İkimiz de aynı anda döndük. Aras elimi tuttu ve beni tezgâhın arkasına çekti. “Ses çıkarma.” Bu kez itiraz etmedim. Arka odanın kapısı yavaşça hareket etti. Bir saniye. İki saniye. Sonra kapı tamamen açıldı. İçeride kimse yoktu. Aras dikkatlice yaklaştı ve odaya baktı. Ben de arkasından başımı uzattım. “Kimse yok.” “Burada biri vardı.” “Belki de çıktı.” Aras yerdeki tozlara baktı. “Yeni ayak izleri var.” Yaklaştım. Gerçekten de zemindeki tozların üzerinde birkaç belirgin iz vardı. “Yani bizi bekliyordu.” “Büyük ihtimalle.” Aras cebinden telefonunu çıkardı ve fotoğraflarını çekti. Sonra odadaki eski dolaplara yöneldi. “Babam önemli belgeleri burada saklardı.” “Ne tür belgeler?” “Bilmiyorum.” “Harika. Yine hiçbir şey bilmiyorsun.” Bana baktı. “Sen de fazla konuşuyorsun.” “Stresliyim.” “Ben de.” Bu cevabı beklemiyordum. Aras dolabın çekmecelerini tek tek açmaya başladı. Üçüncü çekmecede eski zarflar, birkaç anahtar ve siyah bir defter buldu. Defteri eline aldığında yüzündeki ifade değişti. “Bu ne?” “Bilmiyorum.” “Aras.” “Gerçekten bilmiyorum.” Defteri açtı. İlk sayfalarda tarihler ve bazı isimler vardı. Bazı isimlerin yanında rakamlar yazılmıştı. Birkaç sayfada ise aynı iki soyadına tekrar tekrar rastladım. Biri Aras’ın soyadıydı. Diğeri benim. Bir anda içim ürperdi. “Bu bizim soyadlarımız.” Aras hiçbir şey söylemedi. “Bunu sen de görüyorsun, değil mi?” “Evet.” Sayfayı çevirdi. Bir tarih vardı. Yıllar öncesine aitti. Altında ise kısa bir cümle yazıyordu: “İki aile aynı sırrın içinde.” Boğazım düğümlendi. “Bu ne demek?” Aras defteri kapattı. “Bilmiyorum.” “Yine mi?” “Defne, bilsem sana söylerdim.” “Peki annem neden seni tanıyor?” Aras bir anda sustu. Başımı kaldırdım. “Bunu nereden biliyorsun?” “Annen telefonda söyledi.” “Hayır. Sen daha önce de annenin beni tanıdığını biliyordun.” Aras gözlerini kaçırdı. İşte o an anladım. “Sen bunu biliyordun.” “Defne…” “Biliyordun!” Sesim dükkânın içinde yankılandı. Aras derin bir nefes aldı. “Evet.” “Ne zamandır?” “İlk günden beri değil.” “Ne zamandır?” “Birkaç aydır.” Bir süre birbirimize baktık. “Peki bana neden söylemedin?” “Çünkü emin değildim.” “Neyden?” “Senin ailenin bu işin içinde olduğundan.” Duyduklarım beynimde dönüp duruyordu. Tam konuşacakken dışarıdan bir araba sesi geldi. Aras hemen ışığı kapattı. “Yine mi?” “Sus.” Pencerenin kenarına yaklaşıp dışarı baktı. Sokakta koyu renkli bir araba duruyordu. Farları kapalıydı. İçeride biri vardı. Aras telefonu çıkarıp plakayı görüntülemeye çalıştı. Araba birkaç saniye sonra hareket etti ve köşeyi dönerek gözden kayboldu. “Gitti.” “Bizi gördü mü?” “Bilmiyorum.” Aras tekrar masaya döndü. Defteri çantama koydum. “Bunu yanımıza alıyoruz.” Aras başını salladı. “Tamam.” Tam çıkacakken arka odadaki eski duvarda küçük bir çerçeve fark ettim. Çerçeveyi elime aldım. İçinde eski bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta Aras’ın babası, benim annem ve tanımadığım bir adam yan yana duruyordu. Fotoğrafın arkasında ise tek bir tarih yazıyordu. “Bu fotoğraftaki adam kim?” diye sordum. Aras fotoğrafa baktı. Yüzündeki bütün renk çekildi. “Bu adam…” Cümlesini tamamlayamadı. “Ne oldu?” Aras fotoğrafı elimden aldı. “Defne, bu adam yıllar önce öldü.” “Kim?” Aras bana baktı. “Senin baban.”