Yoğun bakımın kapısı hızla açıldığında Alara, monitördeki grafiklerin ritmini kontrol etti. Kalp atışları düzensizleşen asker, geçirdiği kısa süreli krizin ardından verilen takviye ilaçlarla yeniden stabil hale gelmişti.
Alara derin bir nefes alarak terleyen alnını sildi. Birkaç dakika süren o kritik müdahale, saatler sürmüş gibi hissettirmişti. Odadan çıkıp koridora adım attığında Alperen’i tam karşısında, kollarını göğsünde birleştirmiş halde duvarın dibinde beklerken buldu. Gözlerindeki o keskin takip güdüsü bir an bile gevşememişti.
"Nasıl?" diye sordu Alperen, adımlarını Alara’ya doğru atarken. Sesi sakindi ama gerginliğini gizleyemiyordu.
"At atlattı," dedi Alara, yorgun ama rahatlamış bir tebessümle. "Vücudu direnç gösterdi. Artık tehlikeli eşiği geride bıraktığımızı söyleyebilirim."
Alperen’in sert hatlı yüzü görünür şekilde rahatladı. Göğsünden derin bir nefes girip çıktı. "Sana güvendiğimi söylemiştim Doktor."
Alara hafifçe güldü. "Bana güvenmeniz güzel Yüzbaşım... Yani Alperen."
Tam o anda hastanenin bahçe tarafından gelen sert bir çatırdama ve ardından yükselen bağrışmalar koridoru dalgalandırdı. Bahçede nöbet tutan Osman Başçavuş'un (Koca Reis) gür sesi dışarıdan duyuldu.
Alperen’in duruşu bir salisede değişti. Kahve içen o sakin adam gitmiş, yerine her an hamle yapmaya hazır bir avcı gelmişti. Bir eli refleksle belindeki tabancasının kılıfına gitti.
"Burada kal," dedi Alperen, Alara’ya bakarak. Sesi artık bir emirdi; tavizsiz ve tartışmaya kapalı.
"Alperen, ne oluyor?"
"Gözünü kapıdan ayırma ve içeride kal," diye tekrarladı Alperen. Arkasını dönüp koridorda adeta bir gölge gibi hızla ilerledi.
Alara kalbinin güm güm çarptığını hissetti. Hastanenin acil servis kapısına doğru yönelen Alperen, bahçeye çıktığı an Osman Başçavuş ve Volkan’ın (Balyoz) şüpheli bir aracı çevrelediğini gördü. Bölgedeki hareketlilik sebebiyle güvenlik alarmı verilmiş, hastane çevresi kısa süreliğine hareketlenmişti.
Gölge Timi dakikalar içinde durumu kontrol altına alıp çevre emniyetini pekiştirdi. Tehlikeli bir durumun olmaması, sadece bölgedeki gerginlikten kaynaklı bir yanlış alarm olması herkesi rahatlatmıştı.
Aksiyon bittiğinde Alperen tekrar içeri, koridorun sonuna yürüdü. Alara, söyleneni yapıp kapının yanında beklemişti. Alperen’in sapasağlam geri döndüğünü gördüğünde farkında olmadan tuttuğu nefesini dışarı bıraktı.
Alperen, genç kadının gözlerindeki o anlık endişeyi yakaladı. İki adımda aralarındaki mesafeyi kapattı.
"Bana bir şey olmaz Alara," dedi fısıltı kadar yakın ama sarsılmaz bir güvenle. "Dağda da burada da... Ben arkamı kollamayı iyi bilirim. Ama sen... Sen sadece iyi ol."
Alara adama baktı. Aralarındaki çekim artık sadece bir doktor ile askerin karşılaşması değildi. Bu, fırtınanın ortasında birbirine sığınan iki sert kayanın sessiz anlaşmasıydı
“Tüm şehri koruyan adam, sadece bir kadının endişesinden korkuyordu...”