"Yeni saç rengin yakışmış."
Ömer ve Barlas, Kerim'in yanından ayrıldıktan sonra direk Dila'nın yanına gelmişlerdi. Yanına gittikleri gibi saçlarındaki değişikliği görmüşlerdi. Dila, siyah saçlarındaki mor renk alevleri mavi ve lacivert tonlarında boyatmıştı. Barlas, Ömer'den önce gülümseyerek iltifatını yapmıştı. Arkadaşından sonra kendisi de yeni rengin saçına yakıştığını söyledikten sonra ellerini ceplerine koydu Ömer. Dila yavaşça başını sallayıp gülümsedi.
"Sağ olun beyler, keşke ailemde sizin gibi düşünse.", önüne düşen saç tutamını kulağının arkasına attı. "Eee hangi rüzgar attı sizi buraya?"
Barlas cebindeki, içinde binada bulduğu peçetenin olduğu küçük poşeti çıkarıp önündeki masanın üzerine koydu. Karşısındaki kadın tek kaşını kaldırarak poşete bakınca kollarını göğsünde birleştirip sesli bir nefes verdi. "Kurbanlara uygulanan ilaçların maddelerinin önceden depolandığı yerde buldum bu peçeteyi."
"Adli ekibin olay yerini daha ayrıntılı araştırabileceğini biliyorsun dimi?"
Gözlerini ağır ağır açıp kapatarak başını aşağı yukarı salladı. "Evet bu yüzden Adli Tıp ekibinin olay yerine gitmesinden dolayı içim rahat.", Dila'nın gözlüklerinin arkasından kendine boş bakışlar attığını fark edince göğsünde birleştirdiği kollarını indirip yanaklarını şişirdiği nefesi üfledi. Ortamda uzun bir sessizlik olunca Dila gözlüklerini düzelttikten sonra bu sessizliği bozdu.
"Tamam ben ne yapabileceğime bakarım gidebilirsiniz."
"Dila bu akşam ne yapıyorsun?", Ömer sorduğu soruyla ikisinin dikkatini de kendine çekmişti. "Biz hepimiz Barlas'ta toplanacağız sende gelsene?"
"Çok cazip bir teklif ama katılamayacağım. Yeni yıla ailemle gireceğime dair onlara söz verdim. Geçen sene erkek arkadaşımla girdiğimden beri bana çok kızgınlar.", dudaklarını birbirine bastırıp omuzlarını silkerek 'işte böyle' anlamıyla sözlerini bitirdi.
"Olsun aile iyidir. Aman onları kızdırma çünkü bir gün ihtiyacın olabilir. Mesela ben her gün annemi arıyorum çünkü yemeklerini özledim.", kendi haline gülerken Barlas kaşlarını çattı.
"Ömer sen evli değil misin? Ayşen çok da güzel yemek yapıyor. Hala aklımda o yaptığı yemekler.", Ömer ile evine ilk gittiği ve Ayşen ile tanıştığı zamanı aklından geçirdi. Ayşen o gün Ömer için yiyecek bir şeyler hazırlamış ancak Ömer yemeği reddetmişti. Barlas'ta, Ayşen'in gönlü kırılmasın diye yemeği almış müsait bir zamanda kendi yemiş ve çok beğenmişti. Yine o lezzet aklına gelince gözlerini kısıp tebessüm etmemek için kendini tuttu. Güldüğü an sözlerinin ciddiyeti kalmazdı.
Ömer konuyu uzatmak yerine kolundaki saate bakıp, "Zaman çok hızlı biz gitsek iyi olur.", diyerek konuyu değiştirdi. Ayağa kalkıp kapıya yönelirken Barlas'ın bıkkınlıkla verdiği nefesin sesini işitti. Ortağının, Dila'ya verdiği kısa vedadan sonra binadan çıkıp yakın bir yere park ettikleri arabaya ilerlediler. Barlas dün gittiği mahallenin adresini arabayı kullanan arkadaşına verip arkasında yaslandı. Yol boyunca ikisi de konuşmadı. Mahalleye girdiklerinde Barlas, Ömer'e gitmeleri gereken binanın yolunu tarif etti. Yolu tarif ettiği sırada bir anda elinde olmadan daha da ciddileşmişti. Binaya geldikleri sırada dikkatlerini ilk çeken adli tıp ekipleri oldu. Buraya geleli fazla olmadığını araçlarından birkaç çanta çıkararak belli ediyorlardı. Barlas ve Ömer, meraklı kalabalığın yaklaşmaması için konulan polis şeridini aşıp, beyaz tulum giyen iki kişiyle konuşan polisin yanına ilerlediler. Polis konuştuğu iki kişiyi yollayıp Barlas ve Ömer'e döndü. Tek kaşını kaldırdığı sırada Ömer ve Barlas ceplerinden kimliklerini çıkardılar.
"Bu olaya biz bakıyoruz. Emniyete gitmeden önce bir şey bulup bulmadığınıza bakmak istedik.", Barlas'ın kısa açıklamasından sonra karşılarındaki polis kaldırdığı kaşını indirip bir kere başını salladı.
"Anladım. Daha yeni kontrole başladığımız için henüz bir şey bulamadık.", derin bir iç çekti. "Ancak bir kişiyi yakaladık. Şu an emniyette olması gerekiyor."
"Peki başka bir durum var mı?"
"Çevredeki kişilerin ağzından laf almaya çalışacağız. Eğer bulursak sorgu için emniyete getiririz."
"Başka bir durum var mı?"
"Hayır."
"Peki o zaman.", bir anlığına ortağına bakış attı. "O zaman biz gidelim?", sorusunun karşılığında sadece baş sallaması alınca aynı şekilde karşılık verdi ve Ömer ile polis şeridini aşıp park ettikleri arabaya gitti. Ömer arabayı kullandığı sırada Barlas dirseğini cama yaslamış, elini çenesinde gezdirirken kendince düşünüyordu. O tutuklanan kişinin Yamaç olduğuna emindi. Buna karşı iyi bir şey mi yapıyordu bir türlü karar veremiyordu. Tek istediği Yamaç'ın lazım olan cevapları söylemesiydi. Aksi takdirde onlara iyilik yaparak büyük aptallık yapmış olurdu ve bu aptallık kendisini korkutuyor, korkutmaktan çok sinirlendiriyordu. Emniyete gelene kadar aklında türlü türlü senaryolar oluşturdu. Olabilecek durumların senaryosu, olması gerekenlerin senaryosu ve nice değişik senaryolar kurmuştu kafasında. Sonunda geldiklerinde tutuklanan kişinin tahminini doğru yaptığını anladı. Kerim, Ömer'i Yamaç'ın sorgusuna, Barlas'ı da Füsun'un sorgusuna gönderdi. Barlas sorgu odasına girdiğinde Füsun'u bıkkın bir ifadeyle boş sandalyenin karşısında oturduğunu gördü. Barlas kendi yerine geçip ellerini masanın üzerinde birleştirdi ve arkaya doğru yaslandı.
"Direk konuya gireceğim. Efsun adında bir kadınla konuştuğunu duydum ve duyduklarım yanlış değilse Efsun'da onlardan biri.", sanki Füsun'un sadece duymasını değil dudaklarından okumasını istiyormuş gibi 'onlardan' kelimesini bastırarak söylemişti.
Füsun başını sallayarak onu onayladı. "Evet, Efsun'da onlardan biri ve...", devamını getiremeden Barlas elini kaldırıp onu susturup yerine devam etti.
"Ve sen bu olayı bizimkilere haber vermemişsin. Bu da seni onlardan yapmaz mı?", bu sefer anlamasını değil sakladığı sırrı öğrendiğini göstermek için 'onlardan' kelimesini bastırmıştı. Karşısındaki kadın başını kaşlarını çattı.
"Ben onlardan değilim Barlas. Beni bir deli hastanesine tıktılar. Oğlumu o hastaneden çıkarma sözü vermelerine rağmen hiç çıkarmadılar ve gözleri hep üzerimde yaşadım. Ne kadar korktum ve hala korkuyorum ama bu korkum oğlum için. Beni neden anlamak istemiyorsun?"
Ellerini masaya sertçe vurup ayağa kalktı. "Çünkü sana inanmam için beni kurtarman dışında hiçbir sebep vermiyorsun! O kadın elini kolunu sallayarak hastaneye geliyor ve sen bir güvenlik görevlisine haber vermekte zorlanıyorsun! Üstelik bütün bunları onlara eskiden yardım ettiğini bildiğimiz halde yapıyorsun!", sinirden bağırarak konuştuğunu fark edince ellerini masadan çekip odada bir tur atıp derin nefesler verdi. Kendisine sakin olması gerektiğini hatırlatarak sol tarafta masanın üzerine oturdu. Füsun'a konuşması için baktığında o bunu anlayarak elini güven vermek istercesine bacağına koyup konuşmaya başladı.
"Bu yaptığım için bir gün bana teşekkür edeceksin. Onu daha önce yakaladınız ve sonuç? Az kalsın ölüyordun bende seni kurtardım.", sesli bir şekilde nefes verdi. "Bak anlıyorum bu işin bitmesi için uğraşıyorsunuz, elinizde hiçbir şey yok ve cevap arıyorsunuz ancak benim de size verebileceğim fazla bir şey yok. Size verebileceğim cevabın size bir şey katması gerek. Bu yüzden sizden zamandan başka bir şey isteyemem."
"Buna sen karar veremezsin. Sen hala bir şüphelisin. Bize yardım ediyorsun diye sana normal davranacak değiliz."
"Ben bir anneyim Barlas!", bu sefer Füsun sesini yükseltmişti. Barlas'ın bacağına koyduğu elini çekip yumruk yaparak masanın üzerine vurdu. "Bir anne olarak oğlum için bunları yapmam gerekti. Tek kurtuluş yolu olarak gördüm ama başaramadım."
"Oğlunun üzerinden duygu sömürüsü yapmayı kes artık!", ellerini göğsünde birleştirip sol bacağını biraz daha masaya koyarak Füsun'a döndü. "Fırat benim evimde kalıyor yani artık onu düşünmeyi bırakabilirsin.", sözlerinin sonunda gözlerinin parladığını gördü.
"Gerçekten mi?", diye sorduğunda ağzı kulaklarındaydı adeta. O anda yüzü parlamış, tüm siniri geçmiş ve hatta tüm yorgunluğu kaçmıştı. Barlas bir cümleyle bir kadının canlanmasına şahit olmuştu. Şaşkınlığı sürerken Füsun'un ayaklanıp kendisine sarılmasıyla daha da artmıştı. "Ona bir yuva vermek bu hayatta istediğim tek şeydi ve sen onu gerçekleştirdin. Üstelik Sıla'da yanında yani yalnız değil. Gerçekten sana ne kadar teşekkür etsem az kalır."
Yarım dakika boyunca böyle kaldıktan sonra Barlas daha fazla zaman kaybetmemek için Füsun'u kendinden ayırdı. "Önemli değil. İş bitene kadar Fırat benimle, iş bittikten sonra ona kendi hayatını kurması için yardım ederim. Şimdi seni hastaneye götürsek iyi olacak.", sözlerinin karşılığı baş sallamasını alınca sorgu odasından çıktılar. Barlas, Füsun'a beklemesini söyleyerek Kerim'in odasına gitti. Kapıyı çaldıktan sonra gelen 'Gel' komutuyla içeriye girdi. Kerim ona masasının sol tarafındaki tekli koltuğu işaret edince Barlas oraya oturdu.
"Sorgu nasıl geçti?"
"Zaman istiyor. Verebileceği bilgi az miktardaymış.", Kerim bunun karşılığında bıkkınlıkla yüzünü sıvazladı.
"Hiçbir şey elde edemiyoruz. Dua edelimde o binadan bir şey çıksın, ya da senin bulduğun peçeteden."
"Umarım.", ikisi de sessizleşti. Birden kapı çalınca ikisinin de bakışları kapıya yöneldi. Kerim'in 'gel' komutuyla kapı açıldı ve içeriye bir kadın girdi. Kadın gülümseyerek başıyla selam verdi. Kerim'de aynı şekilde karşılık verip Barlas'ın karşısındaki boş koltuğu işaret etti.
"Hoş geldin. Gel otur şöyle.", kadın tekrardan başını sallayıp hafif açık olan kapıyı kapattı ve kendisine gösterilen koltuğa oturdu. Birkaç saniye içinde karşısındaki adama göz gezdirdi. Aynı şekilde karşılık aldığı sırada Kerim'in sesiyle ona döndü.
"Barlas bu Bayan Halide Yaşaroğlu. Kendisi Yaşar Yaşaroğlu'nun kızıdır. Halide bu adamda Barlas Arslan kendisi senin gibi çok iyi bir dedektiftir.", Barlas karşısındaki kadının babasının ismini duyar duymaz gözlerini kocaman açıp gülümsedi.
"İnanamıyorum gerçekten mi?", şaşkınlığını gizleyemeden sorduğu soruya karşı yanlış anlaşılma olmaması için Halide'ye döndü. "Yani Yaşar Bey'e hayranım. Çözdüğü olayları, yaptığı işleri çok duymuşumdur. Şu an gerçekten sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.", gerçekten de söylediği gibi hayrandı Yaşar Bey'e. Şimdi onun kızıyla tanışması kendisini şanslı hissettirmişti. Yaşar Yaşaroğlu'na hayran olmak konusunda kendisini çok haklı görüyordu. Yaşar Bey cesaretinden dolayı az ödül almamıştı. Çözdüğü olaylar hep iyi bir şekilde sonuçlanmıştı. Bütün bu bildiği şeyleri heyecan ve hayranlık içerisinde anlatmamak için şu an kendini zorluyordu.
Halide, Barlas'ın bu tavrı karşısında gülümsedi. "Babam hakkındaki düşünceleriniz beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ederim.", babasıyla gurur duyduğunu gözleriyle ve gülüşüyle öyle belli ediyordu ki Barlas biran için hayranlığını biraz daha anlatmak istedi ancak Kerim'in söze girmesi buna engel oldu.
"Eee Yaşar kızı babana hayran olmamak elde değil. Barlas, Halide şu hastaneyi araştıracak. Hani Füsun'un, oğlunun ve Sıla'nın geldiği hastane var ya orayı araştıracak."
Birden konunun açılmasıyla ciddiyete büründü. O hastanenin ne işler karıştırdığını çok merak ediyordu. Eğer elinde bir olay olmasaydı o hastaneyi araştırmak için Halide'ye katılmayı çok isterdi. Başını sallayıp olayı araştırmaya katılamasa bile olay için bir ricada bulundu. "Araştırılması en iyisi. İzninizle en ufak şeyde bilgim olsun istiyorum malum kardeşim oradan geliyor."
"Nasıl istersen. Şimdi biz Halide ile durumu konuşurken sende Füsun'u hastaneye götür. Ömer hala sorguda o sana sonra katılır."
"Tamam.", ayağa kalkıp yukarıdan Halide'ye baktı. "Tanıştığımıza memnun oldum Halide. Umarım tekrardan karşılaşırız."
"Umarım."
Odadan çıkmadan önce son kez Halide'ye ve gülümsemesine baktı. Namı değer 'Yaşar Kızı' ile tanıştığına gerçekten çok sevinmişti. Galiba 2020'nin bitmeden önce kendisine verdiği son hediyeydi. Odadan çıktığı sırada bu düşüncesine kahkaha attı.
******
Ömer'in arabası ile Füsun'u hastaneye getirmişti. Yol boyunca ikisi tek bir kelime dahi konuşmamıştı. Barlas arabadayken sanki Halide ile tanışmamış gibi bir durgunluğa bürünmüştü. Füsun'da bunu fark edince bir şeyler konuşmaktan kaçınmıştı. Hastaneye geldiklerinde Feyza Hanım'dan kadın olan bir güvenlik görevlisini Füsun'un dibinde durması için görevlendirmesini rica etmişti. Feyza Hanım'da bunu sorun etmeyerek kabul etmiş ve hemen birini görevlendirmişti. Barlas işinin bittiği düşüncesiyle hastaneden çıkacağı sırada bekleme yerinde Doktor Oya'nın mor koltuklardan birine oturmuş gülümseyerek telefonuyla ilgilendiğini gördü. Hastaneden ayrılmadan önce onunla konuşması gerektiğini düşünerek yanına gitti. Oya, Barlas'ın yanına geldiğini görünce telefonunu kapatıp ona döndü.
"Selam."
"Merhaba Doktor Hanım.", karşısındaki tekli sarı koltuğa oturup arkasına yaslandı. "Ufak bir iş için gelmiştim sizi görmeden gitmeyeyim dedim."
"İyi yaptınız.", bir an için Barlas'ın söze nasıl gireceğini bulamadığını düşünerek kollarını göğsünde birleştirip sağ bacağını diğerinin üzerine attı. "Senin gibi gelen hastalar oldu. Birini kurtardık ama adamın hafızası gitmiş. Testlerle de onaylattık bu durumu."
Aniden aldığı bu haberle biraz şaşırsa da hızla kendine gelip boğazını temizledi. "Kötü olmuş ama en azından adam yaşıyor."
"Evet ama her şeyi unutmak gerçekten yaşamaktan uzak."
"Biraz öyle gibi ama nefes alması yaşaması için yeterli.", gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. "Pek şiirsel değil ama doğru olan bu."
Kendisi gülmese de Oya'yı güldürdü. "Bir doktor olarak buna katılıyorum. Bazen içten içe acı çektiğimiz olur ama önemli olan o acının akan kan acısı olmamasıdır.", ikisi de sessiz kaldı. Konuşmak için bir şeyler arıyorlardı. Oya'nın ara sıra telefonuna bakması Barlas'ın dikkatinden kaçmamıştı. Ne kadar merak etse de başkasının özel hayatına karışamayacağını bildiği için aklına gelen başka bir şeyle sohbeti tekrardan başlattı.
"Bu yıl sonunu nasıl geçireceksin?"
Oya yalandan bir bıkkınlıkla gözlerini devirip, "Bir otel partisinde şık bir şekilde sıkıntıdan patlayarak gireceğim. Muhtemelen her yıl olduğu gibi annemin veya babamın yeni tanıştığı varlıklı ailelerle sohbet edip hayatımı anlatacağım ve annemin beni o varlıklı ailelerin oğluyla tanıştırmasına göz yumacağım.", diyerek pek sevmediği zamanları şakaya vurdu.
"Bu kadar şeye katlanmak zorunda değilsin. Senin için daha kolay bir çözümüm olabilir."
Haddinden fazla olan merakını tamamen belli etmemeye özen göstererek sağ kolunun dirseğini dizine, elini ise yanağına yasladı. "Neymiş çözümün?"
"Bu akşam yeni yıla arkadaşlarla benim evimde gireceğiz. Gelmek isteyebilirsin diye düşündüm."
Bu teklife karşı düşünmek adına gözlerini kıstı Oya. Barlas'ın arkadaş dediği kişilerden birkaçını tahmin ediyordu. Bu da onun rahat davranabileceği bir yer olması anlamına geliyordu. Üstelik her yıl ailesinin düzenlediği partide olmak kendisini bunaltıyordu. Bu yıl farklı bir şey yapmak kulağına daha cazip geliyordu. "Aslında çok güzel bir teklif. Bu yüzden kabul edeceğim."
"O zaman davetli listesine adını yazdırayım."
"Yazdır yazdır hem de altın harflerle yazdır.", yaptıkları bu şakalaşmalar ikisinin de hoşuna gitmişti. Oya'nın, Barlas'ın hayatını kurtarmasıyla başlayan bu arkadaşlık yılların arkadaşlığını aratmıyordu. Yine de ikisi de -en çok Oya- arkadaşlıktan fazlası olabilecekmiş gibi hissediyorlardı. Ne de olsa ikisi de bekardı. Tabi bu durum Barlas'ın ödünü koparıyordu. Oya gerçekten iyiydi ancak biriyle birlikte olmak istemiyordu.
Barlas ayağa kalkınca Oya'da onun peşinden kalktı. Barlas başını veda edercesine sallayıp ellerini cebine koydu. "O zaman akşam görüşürüz."
Oya'da aynı şekilde karşılık verdi. "Görüşürüz."
Arkasını dönüp çıkış kapısına ilerlediği sırada birden durup arkasını döndü ve gitmeden önce, "Sana adresi mesaj atarım.", demeyi ihmal etmedi. Cevap olarak olumlu bir baş sallaması alınca tekrardan yoluna döndü. Hastaneden çıkınca Ömer'in arabasının yanına gitti ve arabaya binip arkasına yaslandı. Neredeyse dört beş yıldır yıl sonu zamanında aklına gelen şeyler gene zihninde dolanmaya başlamıştı. Aniden tüm iyi hisleri gitti. Kendini boşlukta gibi hissediyordu, yine. Derin bir nefes alıp titreyen eliyle kontaktaki anahtarı çevirip arabayı çalıştırdı. Arabayı parktan çıkarıp yola sokarken olabildiğince yola odaklanmaya çalıştı. Aksi takdirde yine kaza yapabilirdi üstelik bu sefer o günkü gibi şanslı olamayabilirdi. Kırmızı ışıkta durduğu sırada telefonunu eline alıp ışık yeşile dönmeden Ömer'e işi bitince eve gelmesini söylediği bir mesaj attı ve telefonunu hızlıca kapatıp görebileceği bir yere koydu. Yeşil ışık yanınca arkasından gelen sabırsız sürücünün kornasını duymasıyla oflayıp hızla yola devam etti. Sonunda siteye vardığında arabayı kendi arabasının yanına park edip evine çıktı.
Eve geldiğinde kimsenin olmamasını umursamadan kendi odasına gitti. Dolabından yeni kıyafetler çıkarıp yatağının üzerine koydu. Üzerindeki soğumuş kıyafetlerinin tümünü ve ıslanmış botlarıyla çoraplarını çıkarıp sonradan banyoya atmak üzere yere attı. Dolaptan çıkardığı kıyafetleri giyerken duyduğu dış kapı sesiyle bir an durdu ve sonra hızla kıyafetlerini giydi. Odasından çıkmadan önce araba anahtarını, evin anahtarını, telefonunu ve cüzdanını cebine koydu ve kirli kıyafetlerini alıp odadan çıktı. Banyo kapısını açacağı sırada oturma odasından gelen kıkırdama seslerini duyunca elindeki kıyafetleri yere atıp yavaşça oturma odasına ilerledi.
"Deli misin arkadaşım poşetleri taşıyan bir kızın sırtının içine kar dökmek nedir ya!", sitem dolu sözleri söyleyen kişi attığı kahkahayla tüm ciddiyetini bozmuştu. "Soğuktan donmayı geç az kalsın kayıp yere düşüyordum!", Barlas oturma odasına biraz daha yaklaşınca bu sefer erkek sesini duydu.
"Eğlenceliydi ve bunu sende biliyorsun.", Barlas biraz daha yaklaşmış ve Sıla ile Fırat'ı kendi görüş açısına alabilmeyi başarmıştı. Sıla koltuğun başına yaslanmış kendisine eğilmiş olan Fırat'a gülümseyerek bakarken bir yandan da tuttuğu elleriyle oynuyordu.
"Tabi öyleydi. Ya inanabiliyor musun şu an ikimizde özgürüz. Özgürce dolaşıyoruz, çeşitli abur cubur alabiliyoruz, abimin evinde güvenle kalıyoruz.", huzurla dolu bir şekilde iç çekip devam etti. "Üstelik yanımdasın. Beraber istediğimizi yapıyoruz."
"Aynen öyle ve seninle özgür olmak her şeye değer.", Fırat göz kapaklarını yavaşça indirip başını eğdi ve dudaklarını Sıla'nın dudaklarına bastırdı. Sıla şaşkınlıkla gözlerini kocaman açarken Barlas ise ağzını açmıştı. Tam müdahale edeceği sırada Fırat'ın geri çekilmesiyle hareket etmemiş bundan sonra olacakları izlemeye karar vermişti. Sıla şaşırdığını belli eden yüz ifadesiyle donakalmıştı. Fırat'ın kendisine seslenmesiyle aniden ona tokat attı sonra yaptığı şeyi fark edip gülerek Fırat'ın sağa yatan yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Ay özür dilerim ben ne tepki vereceğimi bilemedim!", bir yandan kahkahalarla gülerken diğer yandan da tokat attığı yanağa bakıyordu. Fırat'ta gülerek başını kaldırdı.
"Manyak! Öpeceğim sırada niye itmiyorsun beni de tokat atıyorsun?"
"Ya hayır! Amacım tokat atmak değildi! Yani fark etmedim! Yani...", heyecanla söylediği cümlelerin karıştığını anlayınca konuşmak yerine gülmeye devam etti.
"Anladım sen utandın. En azından bir daha yapma demedin."
"Sen bir daha yapma.", bu cümle Fırat'ta ufak bir kırgınlık yaratsa da sonra duyduğu ve kendisine yapılan şeyle eski keyifli haline döndü. Bu sefer Sıla, "Ben yaparım.", deyip öpmüştü Fırat'ı. Barlas bu manzaraya karşı ne yapacağını bilemedi. Abilik duygusundan olabileceğini düşündüğü ama bir türlü kaynağını bulamadığı duyguyla oturma odasının önünde belirtip kızgın bir boğayı aratmayacak şekilde bağırdı.
"Sıla...!", Sıla'nın adını uzatarak güçlü bir şekilde bağırdığı sırada sesin şiddetini akciğerlerinde bile hissetmişti. Sıla ve Fırat birbirlerinden ayrılıp ona baktıklarında Barlas'ın gözleri ikisinin üzerindeydi.
"Abi!", ilk defa abisini bu kadar sinirli görmesiyle yavaşça ona ilerlerken Barlas'ın telefonunun çalmasıyla durdu. Barlas telefonu açıp bir iki kelime konuştuktan sonra telefonu kapatıp cebine koydu. Bağırmaktan nefessiz kaldığı için derin nefesler alan Barlas, işaret parmağını kaldırıp ikisine doğru salladı.
"Sizinle akşam görüşeceğim!", diye bağırıp dış kapıya ilerledi ve sinirle kapıyı açıp geri kapatmadan evden çıkıp gitti. Sıla ve Fırat ne yapacaklarını bilemeden birkaç saniye öyle durup sonra dış kapıyı kapatıp koltukta oturdular. Bir an kendi hallerine gülmek isteseler de akşam olduğunda kendilerini nasıl bir Barlas karşılayacağını bilemediğinden gülme işini ertelediler.
Barlas otoparka indiğinde Ömer'i arabasına yaslanmış halde buldu. Cebinden onun arabasının anahtarını çıkarıp ona doğru fırlattı. Bir adım öne atıp anahtarı tutan Ömer doğrulurken arkadaşının sinirli olduğunu fark etti. Tam ağzını açıp soracağı sırada ortağı elini kaldırıp ona durmasını sonra da arabasını işaret etti. "Gidiyoruz."
Ömer onun sesinden bir olayın olduğunu anladı. Elbet anlatır diye bu konuyu sonraya bırakıp kendi arabasına yöneldi. Barlas'ta kendi arabasına gidip arabalara bindiler. Trafiğin biraz uzatmasıyla emniyete geldiler. Ortak olan odalarına gidip paltolarını ve atkılarını çıkarıp askılığa astılar sonra da karşılıklı olan tekli siyah deri koltuklarda oturdular. Barlas'ın gözü bir anlığına, gittikleri ve buldukları her yolu kaydettikleri tahtaya gitti. Bu kadar şey bulmuşlardı ama hala sonuç aynıydı. Bir türlü ilerleyemiyorlardı. Derin bir iç çekip arkasına yaslandı.
"Füsun'dan bir şey çıktı mı?"
Gözleri arkadaşını bulunca başını iki yana salladı. "Zaman istiyor. Bize verebilecek iyi bir bilgi bulmak istiyor."
"Hay sikeyim arkadaş siz bu olayın içindesiniz ne demek bilgiyi bulmak ya!", ortağının kaşlarını çattığını görünce arkasına yaslanıp kollarını göğsünde bağladı. "Yamaç'ta bize bir yerin adresini verecekmiş ama emin olmalıymış. Söyle dedim biz bakarız dedim yok dinlemiyor!"
"Serbest kaldı mı?"
"Tabi ki hayır. Bir arkadaşı mı ne gelecekmiş o söyleyecekmiş bize söylemek istediği yerin adresini. Tabi o, arkadaşıyla konuşmayacak bize söyleyecek."
Barlas elini saçlarının arasından geçirdi. "Sanki hepsi hala işin içindeymiş gibi geliyor. Şeytan diyor hepsini sok hapse. Füsun doktorlara yardımcı oluyor ama yine de ona güvenmiyorum. Yamaç desen onu daha yeni tanıdık. Babama zaten güvenmiyorum."
"Sakin ol elinde sonunda bir şeyler olacaktır."
"Acaba tekrardan o uygulama üzerinden mi gitsek?", söylemek istediği fikri Ömer anlamıştı ancak bunun karşılığında kaşlarını çatıp gözlerini kısmıştı.
"Emin ol bu sefer daha dikkatli davranıyorlardır piçler. Bu yüzden beklemekten başka bir çaremiz yok. Doruk zaten uygulamadan çıkmıyor elinden geldiğince bir şeyler bulmak için oyalanıyor. Hakan desen eline gelen cesetlerin aralarındaki farkları araştırıyor. Dila'da senin peçeteyle ve adli ekibin bulduğu -bulmuşlar mı orasını bilmiyorum- diğer şeylerle ilgileniyor. Bizde elimizden geldiğince bir şey bulmaya çalışıyoruz bunu biliyorsun."
"Biliyorum ancak yeterli değil. Şu oteli bulabilsek çok iyi olurdu."
Ömer ortağının söylediği sözleri bir anlığına düşündü. Aklına gelen şeyle kollarını göğsünden çözüp ellerini dizlerine koyarak öne eğildi. Yeni bir şey bulduğu düşüncesiyle gözlerinin heyecanla parladığını hissetti. "Bulduğun peçetenin üzerinde ufak bir sembol hatta logo olduğunu söylemiştin. Belki de o logo otelin logosudur."
"Bunu bende düşündüm hatta şimdi onu düşünüyordum. Ona bir bakmamız gerek."
Gülerek arkasına geri yaslandı. "Umarım bir şey buluruz aksi durumda senin dediğini yapıp herkesi hapse atmakla uğraşacağım!", bu dediği Barlas'ı da güldürmüştü. Bir şeylere yaklaştığını ancak bir o kadarda uzaklaştığını hissediyordu. Hissetmek dışında emin olarak bildiği bir şey varsa da bu işin sonu öyle ya da böyle iyi bitecekti.
----------------------------------------------------
Bölüm sonu. 💙