İnsanın hayatta bir şey yapması, zamanı kontrol eder. Bir şeyler yaparken zaman hızla akıp gider. Belki de zaman hızlıdır, belki de insan bir şey yapmadığında zamanın yavaş geçtiğini düşünüyordur. Barlas artık bu tuhaf düşünceyi aklında tutuyordu. Artık ilgilendiği bir bebek vardı. Böylelikle zaman artık onun için istediği hızda gidiyordu. Roesia ve Çiçek ile tanışmasından iki hafta geçmişti. İki hafta önce Fulya'nın cenazesi sona erdiğinde kucağında Çiçek ile Fulya'nın yeni toprak atılmış mezarını ve Engin'in önceden yapılmış siyah mermerden mezarını izlemişti. O an kucağındaki Çiçek'e daha çok bağlanmıştı. Çiçek hiçbir şeyden habersiz anne babasının mezarına bakarken Barlas'ın içi gitmişti. İçinde olan baba eksikliğiyle beraber Çiçek'e iyi bir baba olacağı sözünü vermişti. Bunun için önce yasal olarak babası olmalıydı. Oldu da. Bu iki hafta içinde Çiçek'in yasal olarak babası olmak için elinden geleni yapmıştı. Süreç beklediğinden de kolay geçmişti. Bu süreçte Roesia'de Barlas'a çocuk bakımı ile ilgili şeyleri elinden geldiğince öğretebilmişti. Şimdi veda vaktiydi. Her sürenin bir sonu olduğu gibi Roesia'nin de kalma süresi burada sona ermişti. Üçü de şu an havalimanında vedalaşmaya hazırlanıyorlardı. Bu iki hafta başkasına kısa gelse de onlar için uzun iki haftaydı. Yeni hayatlarına başlayacaklardı ve sonunda o yeni hayata alışacaklardı.
Roesia, Çiçek'i öpüp kokladıktan sonra Barlas'ın kucağına geri verdi. Çiçek'ten ayrılması kendisi için zordu. Hem de her anlamda zordu. Sonuçta her bebek gibi o da dünya tatlısıydı. Üstelik ablasından kalan tek kişi olduğundan önemi artıyordu. Çiçek'e alışmış, onunla geçirdiği her anı huzurlu bulmuştu. Şimdi Roesia o huzurundan ayrılıyordu. Son kez Çiçek'in elinden öpüp geri çekilip Barlas'a gülümsedi.
"Prends soin de lui s'il te plait." (Lütfen ona iyi bak.)
Barlas'ta gülümsemesine karşılık verip başını salladı. "Je jure sur ma vie que je lui offrirai une belle vie." (Hayatım üzerine yemin ederim ki ona iyi bir hayat sunacağım.)
" Merci." (Teşekkür ederim.), deyip Barlas'a sıkıca sarıldı. Aralarında kalan minik Çiçek, sıkışmanın verdiği kötü hisle ağlamaya başladı. Roesia ağlama sesini duyar duymaz geri çekilip Barlas'ın, Çiçek'i sakinleştirmesine izin verdi. Çiçek sakinleşince Roesia içi rahat bir şekilde son kez onlara baktı ve havalimanının dış hatlar bölümüne doğru ilerledi. Barlas, Roesia'nin arkasından bakarken nefes verip kızına baktı.
"Sonunda baş başa kaldık miniğim.", bir hafta aradan sonra Türkçe konuşabilmenin verdiği rahatlamayla arabasına doğru yöneldi. Çiçek'i bebek koltuğuna oturtup kendi yerine geçti. Kemerini takıp arabayı çalıştırdı. Havalimanından çıkarken düşünceli bir şekilde araba kullanıyordu. Roesia gidişiyle beraber artık yeni hayatına ilk adımlarını atabilirdi. İlk önce iş bulmalıydı. Yeni bir eve geçmişti. Ev tamamdı. Şimdi sırada iş vardı. Eski işine dönebilirdi ya da başka işlerde çalışabilirdi. Eski işine dönme düşüncesi içinde bir boşluk oluşturmuştu. Bu boşluk kendisini iyi hissettirmiyordu. Biraz kafasını dağıtmak için radyoyu açtı. Radyoda haberler çıkınca hiç dokunmadan haberleri dinlemeye başladı. Bu aralar haberlere bakamamıştı.
"Sevgili seyirciler Türkiye'nin çeşitli yerlerinde -özellikle de İstanbul'da- kalp krizi vakaları artıyor. Sizinle paylaşmak için uzmanlarla konuşup kalp krizi için alabileceğimiz önlemleri öğrendik. İşte kalp krizlerini önlemek için alabileceğimiz önlemler."
Barlas haberin devamını dinleyemeden trafik lambasında yanan kırmızı ışığı fark edip ani bir şekilde frene bastı. O sırada karşıdan karşıya eli kalbinin üstünde gergin bir şekilde yürüyen bir adam durup birkaç saniyeliğine Barlas'a bakıp yere yığıldı. Barlas adamın bayılmasının şokunu daha yeni yaşarken etrafta çoktan kalabalık olmuştu. İkinci şok aracına yaklaşan iki polisin gelmesiyle yaşadı. Üniformalı trafik polislerinden biri, Barlas'ın aracına yaklaşıp işaret parmağını kırıp parmak eklemini aracın camına dört kere tıklattı. Tıklatma sonucu çıkan sesle kendine gelen Barlas camını açıp polise baktı.
"Ehliyet ve ruhsat.", polisin istediklerini torpido gözünden çıkarıp uzattı. Polis ehliyet ve ruhsatı kontrol ederken Barlas ön camdan doktor olduğunu tahmin ettiği bir kadının yerdeki adama müdahale etmesini izledi.
Trafik polisi ehliyet ve ruhsatı uzatarak, "Beyefendi ifade vermek için bizimle karakola gelmeniz gerekiyor.", dedi.
Gayet sakin bir şekilde ehliyet ve ruhsatını alıp başını salladı. "Tabi hemen geleyim. Aracımı arkadaşlar alacak galiba?"
Polis başını sallayıp geri çekildi. Barlas eşyalarını alıp aracından inip arka koltuğa gitti. Çiçek'i kucağına alır almaz kızının huzursuz olmasını istemediği için güvende olduğunu saçını öpüp sıkıca sarılarak ona gösterdi. Barlas, polis arabasına doğru ilerlerken ambulansın geldiğini gördü. Polis arabasının arka koltuğuna oturup, Çiçek'i kucağına oturttu. Çiçek'e oyalanması için mor renkte olan pelüş minik ayı oyuncağını vermişti. Sorgu bir prosedürdü. Bu yüzden kendisi gayet sakindi. Yalnız adamın durumunu merak ediyordu. Olay yerine en yakın polis karakoluna geldiklerinde. Barlas karakolu dışarıdan inceledi. Derin bir nefes alarak girişine doğru yöneldi. İçeriye girerken arkasından onu getiren polisler geliyordu. Polislerden biri onu durdurunca merakla polise baktı.
"Sizi nezarethaneye almam gerekiyor. Çocuğunuzu alabilir miyim?"
Polis, Çiçek'i almak için uzanınca Barlas bir adım geri çekildi. Kaşlarını çatarak Çiçek'i polisten uzaklaştırdı. "Ben adamı öldürmedim ki. Bu yüzden nezarethaneye girmem gerekmiyor."
"Üzgünüm beyefendi. Prosedür böyle. Arkadaşlar kamera kayıtlarını izlerken sizi içeriye almam gerekiyor."
Barlas kuruyan dudaklarını yalayıp polise yaklaştı. "Bak bende bu prosedürleri biliyorum. Eski bir dedektifim. Biraz daha anlayışlı olamaz mısınız?"
Polis hiç tereddüt etmeden başını iki yana salladı. "Üzgünüm olamam. Asıl siz eski bir dedektif olarak daha anlayışlı olmalısınız."
Barlas, Çiçek'i vermek istemiyordu. Polislere tabi ki saygı duyuyordu ancak Çiçek'ten çok uzun süre ayrı kalamazdı. Burada tanıdığı ve güvendiği biri yoktu. Bu yüzden polis tekrar Çiçek'i almaya yeltenince tekrardan geriye adım attı.
"Biraz daha anlayışlı olmalısın Doruk.", çok da uzakta olmayan farklı bir sesin gelmesiyle ikisi de yerinde durdu. Doruk adlı polis sesin sahibini hemen tanıyarak hazır ola geçti. Barlas başını sesin sahibine çevirdi. Gördüğü kişiyle beraber gülümsedi. Sesin sahibi, Barlas'ın kendine bakmasıyla gururla gülümseyip Barlas'a yaklaştı. Elini Barlas'ın omuzuna koydu. "Gel odamda konuşalım.", dedi.
Barlas onu dinleyerek beraber odasına yürüdü. Odaya girdiklerinde Barlas masanın önündeki tekli koltuklardan birine oturdu. Sesin sahibi de masanın arkasındaki rahat koltuğuna oturup arkasına yaslandı. "Barlas. Eski dostum Barlas. Seni buraya atan rüzgara biraz şaşırdım."
"Seni gördüğüme sevindim Kerim abi."
Kerim gülümseyerek masanın üzerindeki kalemle oynamaya başladı. "Bende seni gördüğüme sevindim Barlas. Ancak daha iyi şartlarda karşılaşsak bence daha iyi olabilirdi. Mesela düğününde."
Kaşlarını çatarak, "Düğünümde mi?", diye sordu Barlas. Kerim'in, Çiçek'i göstermesiyle gülümsedi. "Evlenmedim. Engin'i hatırlıyor musun?"
"Engin'i unutur muyum hiç?", dedi gülerek ama gülüşü hemen soldu. "Oh yoksa bu onun çocuğu mu? Fulya'nın hamile olduğunu duymuştum ama sana hiç soramadım."
Başını sallayarak onu onayladı. "Evet onun çocuğu. Fulya vefat etti. İki hafta önce cenazesindeydim. Fulya'nın kardeşi ona bakamayacağından ben evlat edindim."
Kaşlarını kaldırarak çenesini kaşıdı Kerim. Kendisinin şaşırdığı Barlas'ın en yakın dostunun çocuğunu evlat edinmesi değildi. Onun şaşırdığı şey Barlas'ın bu büyük sorumluluğu üzerine almasıydı. "Seni anlıyorum. Yaptığın gerçekten çok güzel bir davranış."
Gülümseyerek Çiçek'e baktı. Her zamanki gibi tatlı bir şekilde hiçbir şeyden haberi olmadan oyuncağıyla oynuyordu. Bir kulak yaptığı saçlarından öpüp, Kerim'in kendisine seslenmesiyle başını kaldırdı.
"Evet şimdi buraya neden geldiğine dönelim.", Kerim çekmecesinden bir ses kayıt cihazı çıkarıp çalıştırdı. "Tarih on iki kasım iki bin yirmi. Saat on üç on dört. Şimdi, olayı bizim çocuklardan biraz dinledim. Bir de senden dinlemeyi isterim. Olayı bana anlatır mısın Barlas Arslan?"
Barlas işaret parmağıyla şakağını kaşıyıp başını salladı. "Tabi, tabi anlatayım. Ben yolda gidiyordum dikkatim dağıldı bu yüzden kırmızı ışığı geç fark ettim. Ani fren yaptım. O sırada o adam karşıdan karşıya geçiyordu. Tam arabamın önünde durup bana baktı sonra da yere düşüp bayıldı."
Kerim ciddi bir şekilde Barlas'ı dinlerken ara sıra anladığını belirtmek için başını salladı. "Adamda şüpheli gördüğün bir şey var mı?"
"Eli sol göğsünde yani kalbinin olduğu yerdeydi. Kalp krizi olabilir."
Kerim'in suratı aniden değişip ciddilikten yerini şaşkınlığa aldı. "Peki bu kadar yeterli.", deyip ses kayıt cihazını kapattı.
Barlas bugün radyoda dinlediği kalp krizi vakaları aklına gelince gözlerini Kerim'in üzerine dikti. İçinde merak ve ne olduğunu kavrayamadığı tuhaf bir his vardı. "Kalp krizi mi sence?"
"Anlattığına göre öyle görünüyor."
"Adam ölmüş mü peki?"
Kerim başını salladı. "Evet ölmüş."
"Bu vakalarla ilgili görünüyorsun. Sence bir şeyler mi oluyor?"
Kerim kuruyan dudaklarını yalayıp kollarını masanın üzerine koydu. Eğilip Barlas'a doğru yaklaştı. "Sana sadece şunu söyleyeyim eski dostum. Ben hatta biz tesadüflere fazla inanmayız."
Barlas birkaç saniyeliğine öylece donakaldı. Kapının tıklanması ve Kerim'in 'gel' komutu vermesi bir oldu. Kapının açılmasıyla ikisi de gelen kapıya doğru baktı. Gelen kişi Barlas'ı karşılayan Doruk adındaki polisti. Doruk başıyla selam verdi. "Müdürüm kamera kayıtları incelendi. Beyefendi suçsuzmuş. O arabayı durdurduktan sonra maktul olduğu yerde can vermiş."
Kerim başını salladı. "Tamamdır çıkabilirsin.", Doruk odadan çıkınca Kerim, Barlas'a döndü. "Hayırlı olsun özgürsün.", Barlas bir şey diyemeden Çiçek oyuncağını yere atıp babasının kendisine sardığı ellerinin parmaklarıyla oynamaya başladı. Parmaklarının hareketlenmesiyle kendisine gelen Barlas, başını sallayıp yerden Çiçek'in attığı oyuncağı aldı. Oyuncağı cebine koyduğu gibi ayağa kalktı.
"O zaman sonra görüşürüz.", diyerek vedasını etti.
"Görüşürüz."
Tam kapıdan çıkacaktı ki Kerim'in adını seslenmesiyle durup arkasına döndü. "Hala işsiz misin?"
"Evet."
Kerim masanın üzerindeki kalemle tekrar oynamaya başlayıp arkasına yaslandı. "Artık bir babasın. İş bulsan iyi olur.", birkaç saniyeliğine durdu. "İstersen geri dönebilirsin."
"Bunu düşüneceğim.", deyip odadan çıktı. Karakolun ön bahçesinde arabasını gördüğü gibi ona yöneldi. Çiçek'i bebek koltuğuna oturttuktan sonra kendi yerine geçti. Arabayı çalıştırmadan önce Kerim'in geri dönebileceği hakkında söylediği şeyleri düşündü. Sesli bir şekilde nefes verip arabasını çalıştırdı ve evine doğru sürerken tüm konsantresini yola verdi.
--------------------------------------
Bölüm sonu.