Hislerimiz, yaşadıklarımız, gördüklerimiz, düşlerimiz yönlendirir rüyalarımızı. Öyle ki biz bile bilmeyiz ne göreceğimizi. Rüyalarımız zihnimizin bize sürprizidir. Zihnimiz rüyalarımızda ya bizi ödüllendirir ya da ceza verir. Zihnimiz hislerimizle birlikte çalışır. Biz üzülürsek ya bizi daha mutlu etmeye ya da bizi daha çok süründürmeye çalışır. O kadar karmaşıktır ki bu durum çözülmesi zordur.
Barlas derin bir uykuya dalmıştı zihni de ona göstereceği rüyaları hazırlamıştı. Siyah, gri karışımı bir yerdeydi rüyasında. Etrafa baktı. Yavaş adımlarla ilerleyerek kulağına gelen sesleri dinledi. Kulağına resmen en eskiden en yeniye kadar bütün anılarını duyabiliyordu. Biraz daha ilerlediği sırada tartışma sesleri duydu. Tartışma sesleri aniden kesildi ve büyük bir fren sesi geldi. Sesin geldiği yöne ilerlediğinde kaza yapmış arabasını gördü. Arabasının yanına ilerlediğinde içinde kendisini ve Havin'i gördü. Kendisini hava yastığı kurtarırken Havin başını cama vurmuştu. Hem kırılan ön cam hem de Havin'in başı hep kan olmuştu. Barlas için dünyanın en kötü anısı zihninde canlanmıştı...
"Biz her şeyi organize etmişiz ama sen düğünü erteleyelim diyorsun! Barlas sen ne saçmaladığını bana söyler misin?!", Barlas'ın düğünlerini ertelemek istediğini söylemesiyle çıldıran Havin beş dakikadır Barlas'ı azarlıyordu. Bu durumu kabullenemiyordu. Kendisi düğünleri için bütün organizasyonu yaparken nişanlısının vakalarla ilgilenmesi ve kendisine yardım etmemesinden sonra rahatlıkla düğünü erteleyelim demesi bütün yorgunluğunu unutup sinirlenmesini sağlamıştı.
"Havin illaki evleneceğiz. Sadece biraz erteleyelim diyorum. Bak çok önemli bir şey buldum düğün günümüz bana lazım."
Havin dudaklarını birbirine bastırıp ağlamasını zor tuttu. Derin bir nefes verip kollarını göğsünde bağladı. "Kenara çek ineceğim."
"Havin saçmalama eve gidiyoruz."
"Ben gelmiyorum çek kenara!"
Barlas ara sıra Havin'e bakarak arabayı sürmeye devam etti. "Bencillik yapıyorsun."
"Ben mi bencilim? İşim de işim, işim de işim diye kuduran ben değilim. Ben hem kendi işim için çalıştım hem de düğünümüz için çalıştım. Yorgunluğumu önemsemedim çünkü benim önemsediğim tek şey mutluluğumuzdu. Seninle bir aile kurmaktı ve ben bunun için kaç gece uyumadım haberin var mı? Şimdi ben bencil oluyorum öyle mi? Üstelik şuan ki durumumu bile bilmiyorsun! İndir beni çabuk. Eve gelmeyeceğim."
Havin'in bunları demesiyle Barlas aniden pişman oldu. Havin mutlulukları için gece gündüz çalışırken kendisi yardım etmemiş sadece işiyle ilgilenmişti. Yalnız 'şuan ki durumumu bile bilmiyorsun' kısmını anlamamıştı. Bu kısmı daha fazla düşünmedi. Bencillik ettiğini kabullenerek, "Tamam eve gidince tekrardan konuşuruz. Söylemedim say.", diyerek kavgayı bitirmeye çalıştı.
Havin, Barlas'ın böyle davranmasına daha çok sinirlenmişti. Böyle önemli bir konuyu önce ertelemek istedi şimdi de geçiştirmek istiyordu. Sakinleşmek için biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. "Eve gelmeyeceğim Barlas indir beni.", olabildiğince sakince söylemeye çalışsa da sesinin yüksek çıkmasını durduramamıştı.
Barlas, Havin'e dönüp kaşlarını çattı. "Havin lütfen sakin ol. Eve gidelim konu..."
"Barlas dikkat et!", Havin gördüğü direkle yan koltuktan direksiyona asılıp kazadan kurtulmaya çalışırken yaptığı Barlas'ın arabanın hakimiyetini kaybetmesine sebep oldu. Yanlarına gelen arabalardan kaçarken bir direğe yöneldiler. Barlas'ın ani fren yapması bir işe yaramamıştı. Araba direğe çarparak durabilmişti.
Kazayı görenler arabaya yaklaşırken Barlas yavaşça uyanıp başını kendisini koruyan hava yastığından kaldırdı. Kendisine gelmek için gözlerini sıkıca kapatırken başına şiddetli bir ağrı saplandı. Ağrıyı durdurabilirmiş gibi kafasını elleriyle sıkmak isterken ellerini kaldırmasıyla sol kolunun feci şekilde ağrıdığı hissetti. Konuşmak için ağzını açtığında ciğerlerinin kendisini zorlamasıyla öksürük krizine girdi. Öksürmesi fazla uzun sürmeden bitince başını yana çevirip Havin'e baktı. Sevdiği kadının başını kanlar içinde görmesiyle kaşlarını çattı.
"Havin.", sağ eli titreyerek Havin'in kızıl saçlarında gezindi. Havin'in hiç hareket etmemesiyle Barlas ağrılarını umursamadan emniyet kemerini çıkarıp arabanın kapısını açtı. Arabadan indiğinde ani bir baş dönmesiyle arabaya tutunarak ayakta kaldı. Nişanlısının adını sayıklayarak arabanın diğer tarafına geçti. Arabanın kapısını açıp Havin'i geriye doğru yasladı. Havin'in öldüğü düşüncesiyle içinde oluşan acıyla gözleri doldu. Onun da emniyet kemerini çıkarıp kolunun şiddetli ağrısını önemsemeden Havin'i kucağına aldı. Bir iki adım attığı gibi dizlerinin üstüne düştü. Başı dönüyordu, vücudu ağrıdan titriyordu ama o hala Havin'in derdindeydi. Ayağa kalkmaya çalışmasıyla tekrardan dizlerinin üstüne düşmesi bir oldu. Göz yaşları yanaklarına doğru akarken o dizleriyle sürünerek arabadan uzaklaştı. Yeterince uzaklaştığını düşününce olduğu yerde durup başını Havin'in başına yasladı.
"Özür dilerim sevgilim. Çok özür dilerim.", ağzından kelimeler hıçkırıklarından dolayı zorla çıkarken Havin'in yanağını okşuyordu.
"Hadi uyan evimize gidelim.", ses çıkmadı.
"Lütfen ölme. Lütfen sana yalvarıyorum. Bizi yarım bırakma.", yine ses gelmeyince bu sefer Barlas başını yukarıya çevirdi. "Allah'ım lütfen biri yardım etsin! O ölmesin, o yaşasın, o gülsün, o nefes alsın Allah'ım lütfen.", ses tellerinin acımasını umursamadan bağırmaya devam etti. Etrafa yalvarıyordu, Havin'e yalvarıyordu, Yaradan'a yalvarıyordu. Olabildiğince aklına ve görüşüne gelen herkese yalvarıyordu. Etraftakilerin çoğu sadece ambulans çağırmak ve izlemekten başka bir şey yapmadı. Bir iki kişi su, battaniye ve ilk yardım çantası alarak Barlas'ın yanına geldiler. Ambulansın yeri göğü inleten siren seslerini duyana kadar yapabildikleri ilk yardımı yaptılar...
Gözlerinin önünden geçen anıyla yıkıldığını hissetti Barlas. Zihni ona oyun oynuyor ve anılarını rüya diye gösteriyordu. Gerçi bu Barlas için bir kabustan ibaretti. Sevdiği kadının ve kendisinin en çaresiz anını izlerken bir şey yapamamak kabustan da beterdi. Tekrardan siyah gri yerde olduğunu fark edince ilerlemeye başladı. Bu sefer gördüğü 'Yeşim Kalkan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin tabelasıyla acıyla yüzünü buruşturdu. Bu anı tekrardan yaşayamazdı...
******
Doruk, Ömer'in arabasıyla hastaneden çıktığı gibi Barlas'ın evine doğru ilerledi. Hızlı gitmek yerine yavaş giderek durumu nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Şu an iyi olan tek haber Barlas'ın ölmemiş olmasıydı. Orası da sallantıdaydı. Kendisi de sağlıktan hiç anlamazdı. Anlamadığı bir şeyden de korkmaması imkansızdı. Arabayı kapalı otoparka park edip asansöre yöneldi. Her adımında daha çok geriliyordu. Kolay değildi birinin ölüm haberini ya da ölüm döşeğinde olduğunun haberini ailesine vermek. Asansörün hızını ayarlayamamasına karşı somurttu. Sanki yavaş gitse her an 'Barlas uyandı' haberi gelecekmiş gibi hissediyordu. Bu da ona daha iyi ve daha kolay bir seçenek gibi geliyordu. Barlas'ın evinin katında durduğunda asansörden inip kapıya yöneldi. Derin bir nefes verip kapının zilini çaldı. Kapıyı hızla elinde bıçak olan Açelya açtı. Kaşlarını çatarak gözlerini, endişeyle bakan Doruk'a dikti. Elindeki bıçağı indirip kapıdan çekilip Doruk'a yol verdi.
"Hoş geldin Doruk. Kusura bakma tedbir amaçlı kapıyı böyle açıyorum. Barlas'ın isteği üzerine."
Doruk başını sallayarak yavaşça içeriye girdi. Oturma odasına geçtiğinde gözleri direk yerde bacaklarını havaya kaldırarak oyun oynayan Çiçek'e gitti. Yanına gidip Çiçek'i kucağına alıp sarıldı. Çiçek acayip soğuk olan Doruk'un sarılmasıyla yüzünü buruşturdu. Açelya yanlarına gelip kaşlarını çatarak ona baktı. Doruk'ta bir şey hissetti ama bunu çözememişti.
"Açelya kim geldi?", Sıla yanlarına geldiğinde Doruk'u görünce kaşlarını çattı. "Bu kim?"
"Barlas'ın arkadaşı."
Doruk'un bir şey demeden Çiçek'e sarılmaya devam etmesi Açelya'yı sinirlendirmişti. Ayağıyla Doruk'un kolunu dürtüp, "Eee Doruk anlat bakalım hangi rüzgar attı seni buraya?", dedi. Zaten Barlas'a ulaşamamaktan şikayetçiydi üstüne Doruk'un bu tavrı kendisini sinirlendiriyordu.
"Kim geldi kızlar?", Dünya Hanım içeriye girdiğinde Doruk'u görmesiyle gülümsedi. "Hoş geldin Doruk oğlum."
"Hoş bulduk Dünya Hanım.", Çiçek'e bakarak konuşmuştu Doruk. Kızlara nasıl bakacağını bilmiyordu bu yüzden bakmamayı tercih ediyordu.
"Oğlum ben sana bir şey soracağım. Barlas nerede biliyor musun? Ona ulaşamıyoruz da."
Doruk sertçe yutkunup Çiçek'i kucağına oturttu. "Barlas hastanede.", sadece bunu diyebildi. Üç kadında şok içerisinde ona baktı. Cümlenin devamını getirmelerini bekliyordu ama devamını getirmedi Doruk. Çiçek her şeyden habersiz bir şekilde yanındaki büyüklere baktı. Dünya Hanım boğazını temizleyerek sessizliği bozdu. Çiçek'i kucağına alıp sıkıca sarıldı. "Biz hazırlanalım.", Dünya Hanım Çiçek ile odadan çıktı. Sıla, Doruk'un dediğini sindirdiği gibi odadan koşarak çıktı. Açelya kaşlarını çatarak yavaşça Doruk'a yaklaştı.
"Ne yapıyorsun?", Doruk geri geri giderken Açelya, ceketinin yakalarından tutup kendine çekti.
"Hemen bana Barlas'a ne olduğunu anlat!"
"Gizli bilgi."
Açelya, Doruk'a daha çok yaklaşıp gözlerinin içine baktı. "Evet gizli bilgi tabi seni şuracıkta boğmamı istemiyorsan!", orta, yüzük ve serçe parmaklarıyla ceketin yakalarını tutarken, baş ve işaret parmaklarını Doruk'un boynunda gezdirerek tehdidinde ciddi olduğunu gösterdi.
"Bak sakin ol. Bunu söyleyebilecek yetkiye sahip değilim. Soracaksan Kerim'e sor."
Açelya, Doruk'un söylediklerinin doğruluğuna emin olmak için birkaç saniye gözlerinin içine bakmaya devam edip emin olduktan sonra ceketinin yakalarını bıraktı ve geri çekildi. "Öyle olsun."
Açelya oturma odasından çıkarken Doruk yerden kalkıp koltuğa oturdu. Üzerini şoku atlatamadan ceketini düzeltip ellerini kucağında birleştirdi. "Vay be.", deyip boğazını temizleyip beklemeye başladı.
******
Ömer ve Kerim gerekli işlemleri halledip Haluk Kenan'ın alındığı sorgu odasına girdiler. Haluk Bey her şey normalmiş elleri masaya kelepçeli şekilde oturuyordu. Kerim ve Ömer'in gelmesiyle bakışlarını onlara çevirdi. "Kerim uzun zaman oldu. Geleceğini hiç düşünmemiştim."
"Ben de buraya geleceğimi hiç düşünmemiştim ama belli ki yetkili biriyle konuşman daha doğru olur diye düşündüm.", Kerim yerine geçerken Haluk Bey'e cevabını verdi. Ömer'de yerine oturunca asıl konuya direk giriş yaptı. "Konuş."
Haluk Bey keyifle gülerek arkasına yaslandı. "Tabi ne konuşalım?"
"Bize malzeme sattığın adamlar hakkında bilgi ver."
"Bir bilgim yok.", dedi rahatlıkla. "Bilgim olsa sana niye demeyeyim Kerim ha?"
"Haluk bizi oyalamayı kes! Sizin pisliğiniz yüzünden ortağım ölüm döşeğinde. Ya adam gibi bilgi verirsin ya da seni öldüresiye döverim.", Haluk Bey Ömer'in cümlesiyle kaskatı kesildi. Ömer ne olduğunu anlamayarak elini Haluk Bey'in gözlerinin önünde salladı. "Alo. İyi misin?"
Ömer'in kendisine yaklaşmasını fırsat veren Haluk Bey Ömer'i yakalarından tutup kendine çekti. "Kimden bahsediyorsun çabuk söyle!"
"Bırak beni manyak.", Ömer kendisini kurtarıp yerine otururken Kerim rahat bir tavırla Haluk Bey'e baktı. "Benim kaç tane ortağım var seni bunak? Tabi ki Barlas Arslan'dan söz ediyorum!"
"Ciddi olamazsın! Oğlumu mu öldürmeye kalktılar!?", Haluk Bey endişeyle bakarken Ömer duyduğu şeyle kalakaldı. Daha önce Haluk Beyin Barlas ile bir olayı olduğunu düşünmüştü. Şimdi Barlas'ın Haluk Beyin oğlu olduğunu duymak kendisini epey şaşırtmıştı. "Tamam bir anlaşma yapalım Kerim. Oğlumu beş dakika da olsa görmeme izin vereceğine söz ver bende hemen şimdi sana, hem Barlas'ı kurtaracak hem de size yardım edebilecek bir doktorun adını vereyim. Bu doktor zamanında onlarla çalışmış ama sonra onlar tarafından bir deli hastanesine kapatılmıştı."
Kerim bir yandan vaka için umutlandığını gizlemeye çalışırken bir yandan da başını salladı. "Tamam. Barlas'ı göreceğine söz veriyorum. Söyle bakalım kimmiş bu doktor?"
"Adı Füsun. Füsun Acar. O da bu ilaçlardan zamanında yapmıştı. Tek istediği oğlunu o deli hastanesinden kurtarmaktı ama olmadı.", Haluk Bey yavaş ama düşünerek konuşuyordu. Yaşadıkları zihninde belirmişti. "Bu işlerin yanlış olduğunu düşünerek projeden çekilmek istedi. Onlarda bildiğim kadarıyla onu oğlunun kaldığı deli hastanesine koydu.", hastanenin adını hatırlamaya çalışırken birkaç dakika durdu. Hatırladığı gibi de sözlerine devam etti. "Hastanenin adı ."
"Tamam. Başka bir bildiğin var mı?"
Başını salladı. "Hayır."
"Tamam.", Kerim ayağa kalkıp kapıya yöneldi. "Gereken izinleri alıp anca yarın seni Barlas ile görüştüreceğim.", Haluk Bey başını sallarken Ömer son kez ona bakıp Kerim ile odadan çıktı. Dışarı çıktıklarında havanın soğukluğuna umursamadan kapının önünde durdular.
"Bu adam Barlas'ı seviyor mu sevmiyor mu bir türlü çözemedim."
Kerim iç geçirdi. "Ah Ömer ah, Arslan ailesi kafa yorucudur. Onları asla anlayamazsın.", ikisi de başlarını kaldırıp gökyüzüne baktı. Bulutların arasından yavaş yavaş düşen tanelere baktılar. Kar yağmaya başlamıştı. Çoğu kişinin sevdiği bu güzel mevsim şu an onlara bir şey ifade etmiyordu. Daha fazla soğukta kalmamak için Kerim'in arabasına ilerlediler. Şu an tek istedikleri arkadaşının uyanmasıydı.
******
Hastanenin içerisine girdiği gibi kendini giriş yerine yoğun bakımın önünde buldu. Bu an Barlas'ın hatırlamak istediği son anken zihni ona eziyet için gösteriyordu. Hayatının en kötü günüydü. Sevgilisini kaybettiği gün.
Üçüncü günün sonunda doktordan aldığı Havin'in uyandığı haberiyle içinde oluşan rahatlamayla doktor izniyle Havin'in kaldığı yoğun bakıma girdi. Barlas'ın girmesiyle odaya gelen hemşirenin çıkması bir oldu. Hemşire aceleyle elindeki tepsi ile dışarı çıktığı gibi Barlas, Havin'in başucuna geçip elini yanağına koydu. Havin yanağında hissettiği el ile gözlerini açıp gülümsedi. Barlas onun gülüşünü gördüğünde daha çok rahatladı. Onu gülerken görmek her şeye bedeldi. Havin'in saçlarının kokusunu alarak uzunca öpüp geri çekildi. Gülmek yerine hüzünle bakıyordu sevdiğine. "Özür dilerim.", diyebildi.
Havin gülümseyerek Barlas'ın yanağına koyduğu eli tuttu. "İkimizde yorgunduk sinirliydik. Sanırım bunu evimizde daha iyi konuşabilirdik."
"Konuşacağız bir tanem. Evimize gidip konuşacağız.", Havin bir şey demek yerine dudaklarını birbirine bastırdı. "Biliyor musun sen uyurken düğünümüzü kaçırdık ama merak etme sevgilim buradan çıkalım, evimize gidelim hemen evleneceğiz. Çok güzel bir düğünümüzde olacak. Sana söz veriyorum her şeyi ben ayarlayacağım sen hiç yorulmayacaksın."
"Ben buradan sağ salim çıkacağıma inanmıyorum Barlas.", Havin'in dediği şeyle Barlas'ın gözleri doldu.
"Olur mu öyle şey sevgilim biz buradan sağ salim çıkacağız."
Havin acı içinde yüzünü buruşturdu. "Çok canım acıyor Barlas dayanamıyorum.", Barlas yanaklarında hissettiği ıslaklıkla başını yere eğip ağzından çıkmaya çalışan hıçkırıkları ve ağlamasını durdurmaya çalıştı. "Lütfen ağlama Barlas."
"Ağlatma o zaman.", dayanamadı. Ağzından çıkan hıçkırıklarla beraber isyanını da belli etti.
"Barlas güçlü ol. Hastaneden çıkacaksın, hayatına bakacaksın, başka birine aşık ol, evlen, çocuk sahibi ol. Kendi ailen kendi hayatın olsun. Ben dayanamayacağım.", Havin çektiği acıyı Barlas'a anlatıyordu. Öleceğini biliyordu, hissediyordu. Eğer ölecekse sevdiği adam yıkılmasın istiyordu. Onun yaşadıklarını biliyordu. Her acısını iyileştirmeye çalışarak öğrenmişti yaşadıklarını. Kendisinden sonra Barlas'ın güçlü durmasını istiyordu.
Barlas başını kaldırıp kızarmış yüzü ve gözleriyle Havin'e baktı. Barlas'ın bu hali Havin'i ağlatmaya yeterdi. "Eğer biraz daha böyle konuşursan şuradaki neşteri alır kendime saplarım."
"Doğruyu söylüyorum ama.", Havin'in mahvolmuş sesiyle söyledikleri Barlas'ı bitirmeye yetiyordu. Gözlerini sıkıca kapatıp derin nefes verirken yavaşça açtı.
"Eve gidelim Havin."
"Ben gelemem sevgilim."
"Yapma bunu bize."
"Eve git Barlas ve...", hıçkırıklar arasından çaresizce söyledi. Ağzından çıkan hıçkırıklar cümlesini yarıda, kendisini nefessiz bırakırken diğer tarafındaki monitör alarm vermeye başladı. Barlas endişeyle ve göz yaşları arasında Havin'in elini tutarken Havin hep aynı şeyleri tekrarlıyordu.
"Eve git Barlas!"
Beş dakika geçmeden doktorların ve hemşireler odaya geldi. Hemşirelerden biri Barlas'ı çıkarmaya çalışırken Barlas bir kolu alçıda olmasına rağmen iyi direniyordu. Engin yanlarına gelip Barlas'ı çıkarmaya çalışırken bir yandan da onu sakinleştirmeye çalışıyordu. "Barlas sakin ol hadi gel."
"Hayır! Engin bırak. Engin bırak beni, yanında olmam lazım!", Barlas'ın çıldırması işleri daha da zorlaştırıyordu. Erkek hemşire ve Engin elinden geldiğince Barlas'ı odadan çıkarmaya çalışıyordu. Sonunda kapıdan çıkardıkları gibi monitörden tiz bir ses çıktı. Bu ses Barlas'ın daha çok hareketlenmesini sağlamıştı. Doktorlar elektroşok cihazını deneseler bile olmadı. Doktor son çareyi yumruk yaptığı eliyle Havin'in kalbine doğru vurmakla aradı.
Vurdu.
Olmadı.
Monitörden tiz ses çıkmaya devam etti. Barlas, doktorun ağzından çıkan 'Ölüm saati' lafıyla yerinden kalkıp yavaş adımlarla daha birkaç dakika önce konuştuğu nişanlısının yanına ilerledi. Hemşireler makineleri kapatıp kenara çekildiler ve Barlas'ın vedasını izlediler. Barlas, Havin'i göğsüne yaslayıp ağlamasını şiddetlendirdi. Engin yanına gelerek destek olmak için elini Barlas'ın omuzuna koysa da bir şey değişmemişti. Barlas sevdiğini, sevdiği hayatını kaybetmişti.
Bu anısını izleyen Barlas sadece göz yaşlarının akmasına izin vererek arkasını dönüp hastaneden çıkmakla yetindi. Zihninden, anılarından, kendisinden nefret ediyordu. Bu işkenceyi daha fazla çekmek istemiyordu...
----------------------------------------------------------
Bölüm sonu 🥀