Gecenin karanlık soğuğuyla birlikte yağmurda başlamıştı. Kimisi şüphelilerle emniyete gitmiş kimisi de araştırma yapmak için otelde kalmıştı. Barlas, Ömer, Kerim ve Doruk, Alev'in sorgusu için emniyete gidenlerdendi. Doruk, Barlas ve Alev'in telefonlarını incelerken Ömer ve Barlas'ta onun yanında sorguya gitmeden önce dinleniyorlardı. Papyonunu çözüp gömleğinin ilk iki düğmesini açarak arkasına yaslandı. Derin bir nefes verirken gecenin yorgunluğu şimdiden üzerinde hissetti. Bu gece olan her şeyin bu kadar hızlı gelişmesini beklememişti. Şans mıydı yoksa başka bir şey mi vardı bunu kestiremiyordu. Başının hafiften ağrımasından dolayı zihnine fazla yüklenmedi. Kol saatine baktığında saatin 22.45 olduğunu gördü. Başını arkaya yaslayıp gözlerini kapattığı sırada Doruk'un kahkahasını duydu. Hiç ilgilenmeden pozisyonunu korudu.
"Ne oldu neye gülüyorsun?", Ömer, Barlas'ın aksine Doruk'un neye güldüğünü merak etmiş ve masasına gitmişti. Doruk elindeki kırmızı renkteki kılıfı olan telefona bakıp gülüyordu.
"Barlas'ın iki saat boyunca ne yaptığını buldum.", bunu demesiyle hızla gözlerini açtı Barlas. Bu ne demekti? Yerinden kalkmadan ortağının da kahkahasını duydu. Başını onlara çevirdiğinde ikisinin de arsızca güldüğünü gördü. Merakı yorgunluğunu es geçtiğinde ayaklanıp onların yanına gitti.
"Neye bakıyorsunuz bana da gösterin.", Doruk'un yüzünde gülüşünün yerini sinsi bir sırıtma yer aldı. Elindeki telefonu Barlas'a uzatırken Barlas çoktan kaşlarını çatmış, yavaşça telefonu eline almıştı. Ekranda açık olan galeriyi görür görmez şok olmuştu. Nerdeyse altmış tane fotoğraf vardı ve hepsi bu geceye aitti. Fotoğraflara tek tek baktığı sırada Doruk ve Ömer gülüyorlardı. Fotoğrafların hepsinde kendisi uyuyordu. Alev farklı açılarla ve farklı pozlarla Barlas ile selfie çekilmişti. Fotoğrafların bazılarında Alev, Barlas'ı öpüyordu bazılarında Alev, Barlas'ı göğsüne yatırmıştı bazılarında da tam tersi şekilde fotoğraflar vardı. Farklı efektlerle farklı açılarla çekilen bu fotoğraflar Barlas'ı hem sinirlendirmiş hem de rahatsız etmişti.
"Kadına bak ya o işi götürürken senin ruhun duymamış."
"Hayırlı olsun kardeşim.", Doruk ve Ömer sırayla söyledikleri cümlelerden sonra ellerini birbirlerine çakarak gülüşmeye devam ettiler. Barlas telefonu orta sehpanın üzerine bırakarak iki eliyle ikisini gösterip yukarıya baktı.
"Şu çalıştığım insanlara bak Allah'ım ya. Vurulsam elek oldum diye gülecekler.", ikisi de gülmeyi kesip kaşlarını çattılar. Doruk yayılarak oturduğu koltuktan Barlas'ın bacağına tekme attı.
"Tövbe de lan o kadar da değil."
Kapının açılmasıyla gözler o tarafa döndü. Kerim kapıda durup başıyla dışarıyı işaret etti. "Gidin sorgulayın kadını. Daha fazla beklemeyelim. Sizde bekleyerek enerjinizi boşa harcamayın."
"Tamam. Hadi Ömer gidelim.", ikisi odadan çıkarken Doruk hızla Alev'in telefonundaki fotoğrafları Kerim'e gösterdi. Kerim, Doruk ile Ömer'in aksine bu duruma sinirlenmişti hatta Doruk'un gülmesiyle ensesine vurmuştu.
Sorgu odasına giderlerken ikisi de ciddi ve yavaş adımlarla ilerliyorlardı. Alev'in ne kadar veya ne konuşacağını bilmiyorlardı tek bildikleri şey onun ağzından çıkacak her bilginin bu soruşturma için önemli olduğuydu. Sorgu odasına girdiklerinde Alev'i çok rahat bir şekilde buldular. Dik oturuşu, gülümseyerek karşıya bakması ve masaya kelepçeli olan ellerini birleştirip işaret parmaklarını ellerinin dışına vurması ya bir planı olduğunu ya da özgüveni yüksek olduğunu gösteriyordu. İkincisinin akla daha yatkın olduğunu düşünerek karşısına oturdu Barlas. Mavi gözlerini karşısındaki kadına dikerek gülümsedi. "Selam kraliçe."
"Görüşmeyeli ne kadar oldu?", kendinden emin ses tonu hafif bozulan bordo rujlu dudaklarından çıkarken başını hafifçe yana yatırıp karşısındaki sarışın beyefendiye bakarak konuştu. "Ömer'di değil mi? Bu karşımdaki hoş beyefendi ve benin için kahve getirir misin? Ah bir de soğuk su. Beyefendinin ağzı yanmasın dimi?"
Ömer ellerini masanın üzerine koyup ona doğru eğildi. "Başka bir emrin var mıydı?"
Gözlerini Barlas'tan ayırıp Ömer'e baktı. "Kahvenin yanında çikolata da isterim."
Ömer gülerek geriye doğru adım attığı sırada Barlas başını sallayarak Alev'in dediğini yapmasını istedi. Barlas'ın bu hareketiyle Ömer kaşlarını çattı. "Ciddi olamazsın?", arkadaşının ifadesiz bakışlarından ciddi olduğunu anlayınca söylenerek sorgu odasından çıktı. İkisi baş başa kalınca karşısında oturan kadına döndü.
"Burada bulunma sebeplerini biliyorsun. Nasıl bir karışım olduğunu anlayamadığımız ilaçlarla birçok kişiyi öldürmen ve taciz."
"Taciz?", sanki iyi bir şey duymuş gibi gülüşünü büyüttü. "Sen fotoğraflarımızı görmüşsün. Çok güzeller değil mi? Neden taciz sayıyorsun bilmiyorum. Benimle flört ediyordun."
"Sen de benimle flört ediyordun ama ben seni bayıltıp izinsiz fotoğraflar çekip öpmedim. Kısacası yaptığın şey bir suç."
Dudağını büzüp öne eğildi. "Peki tamam suç. Sorguya başlamadan önce sana sormam gereken bir şey var. Benden hiç hoşlanmadın mı? Yani Barlas Arslan kadınlara olan ilgisini nişanlısından sonra kayıp mı etti?"
Bu soru kaşlarını çatmasına sebep olmuştu. Ellerini masanın üzerinde birleştirip öne eğildi. "Barlas olarak etkilenmedim çünkü Barlas'ın bu hayatta çok değer verdiği bir görevi var ve bu görevinde ona karşı olanlara karşı bir his oluşturmaz. Arslan olarak etkilendim çünkü benim soyumdakilerin çoğu şerefsizdir, düşmandır demez. Gelelim Barlas Arslan'a, o mezarın içine düştüğünden beri orada yatıyor. Kalpte dört odacık var ve hepsi dolu. Ailesi, işi, dostları ve en önemlisi aşkı Havin.", arkasına yaslanırken karşısındaki kadının çatılan kaşlarına baktı. "Bir daha böyle bir imada bulunmayacaksın. Şimdi..."
"Yani hayatının geri kalanında hiç aşık olmayacaksın? Veya bir kadınla birlikte olmayacaksın öyle mi?", diye konuşmasına devam etmesine izin vermedi Alev.
Rahat bir tavırla omuz silkti. "Hayatın neler getireceğini bilemem. Benim bildiğim tek bir şey var o da şu an dediklerini istemediğim. Şimdi asıl konumuza gelelim."
"Lütfen beş dakika daha bekler misin?"
"O niye?", Barlas'ın sorusunun cevabı kapıdan içeriye girerken ikisinin de bakışları ona döndü. Gelen kişi Barlas'ın buraya geldiği gün kendisini karşılayan polis, Doruk'tu. Doruk elindeki pembe dosyayı masanın üstüne koyup Barlas'ın kulağına doğru eğildi. "Dedektif, parmak izinin sonuçları çıktı ama bir sorunumuz var parmak izleri veri tabanımızda yok.", kulağına fısıldanan sözler kendisini şaşırtmıştı.
Başını sallayarak yerinde doğrulan Doruk'a başıyla kapıyı işaret etti. "Tamam sen çıkabilirsin.", Doruk başını sallayıp kapıya yöneldi. Kapıdan çıkarken Ömer'in elindeki tepsiyle girmesi bir oldu. Üç neskafe ve bir soğuk su olan tepsiyi masanın üzerine koyup kollarını göğsünde birleştirdi. "Alın getirdim."
Alev dudağının bir kenarını yukarıya doğru kıvırarak su dolu bardağı Barlas'a uzattı. "Al iç. İyi gelir."
Barlas ifadesini bozmadan bardağı geri uzattı. "Burada olan sensin. Bence sen iç."
Su bardağını almak yerine kahvelerden birini alıp birkaç yudum alıp masanın üzerine koydu. "Sağ ol canım ama ben yanmayı severim yakmayı sevdiğim kadar."
"Desene sorgudan sonra çok mutlu olacaksın.", pembe dosyayı gelişmeyi öğrenmesi için Ömer'e uzattı. Ömer dosyayı alıp okurken Barlas'ta kahvesinden bir iki yudum alıp masanın üzerine koydu. "O zaman konumuza gelelim. Yavaş yavaş başlayalım bu yüzden ilk önce parmak izinden kimliğine neden ulaşamadığımızı anlat."
"Tabi.", duruşunu dikleştirip rahat bir tavır aldı. "Ben ve benim gibilerin kimliği yoktur. Ben hastanede doğmadım. Hayatım boyunca hastaneye veya başka bir sağlık kuruluşuna gitmedim. Benim bir kimliğim bile yok. En katil adamlar babam, en kurnaz kadınlar annem oldu. Ben de onlar ne derse yaptım."
"Bence o kadar zeki değiller.", duvara yaslanmış olan Ömer, Alev'in söylediği şeyler karşısındaki fikrini söylüyordu. "Eğer o kadar zeki olsalar insanların canına kastetmek yerine yararlı işler yaparlardı."
Ellerini sıcak olan kahve bardağıyla ısıtırken güldü. "Onlar sadece bu dünyaya uyum sağlıyor."
"Ömer haklı boşuna savunmaya geçme.", Barlas'ta ellerini kahve bardağıyla ısıtırken kahvesini izliyordu. "Dediğine göre sizleri gerçek annenizden babanızdan ayırıp kendi askerlerine çeviriyorlar.", başını kahvesinden kaldırıp ona baktı. "Ha?"
Hiç tereddüt etmeden başını salladı. "Evet."
"Sahada şu an senin gibi kaç kişi var?"
"Bilmiyorum."
"Üstleriniz kimler? Kaç kişiler?"
"Bilmiyorum."
Yalandan bilmemezlikleri Barlas'ın canını sıksa da sakinliğini korudu. "O zaman gelelim asıl soruya.", burnunu çekip derin bir nefes verdi. "Neden?", biraz durdu ve devam etti. "Neden bunu yapıyorsunuz?"
"Bilmiyorum ben sadece emir alıyorum."
"Yalan söylemeyi kes!", aniden çıkan yüksek sesiyle boğazını temizleyip cümlesini normal ses tonuyla tekrarladı. "Yalan söylemeyi kes.", devam etti. "Yalan söyleyerek bir yere varamazsın Alev. Tabi gerçek adın Alev ise?"
"Söylediğim gibi benim bir kimliğim yok."
"Bize yardımcı olursan bizde sana yardımcı oluruz.", diye konuşmaya katıldı Ömer. "Konuşman senin yararına aksi durumda müebbet hapis yersin."
Güldü. Başını ona çevirip kaşlarını kaldırdı. "Zaten size yardımcı olmasam da oraya girmeyecek miyim?"
"Evet ama bize yardımcı olursan ceza indirimi olabilir."
"Beni hapse atsanız da...", durdu Barlas'a döndü. "...işkence etseniz de cevabım 'Bilmiyorum' olacak çünkü bilmiyorum!"
Kahvesinden geri kalanları bir dikişte için derin bir nefes verdi. "Burada konuşulanlar kayıt altına alınıyor bunu biliyorsun."
"Yani?"
"Yanisi şu, senden üstte olan kişilerinde olduğunu düşüncemizi doğruladın. Bu da bir şeydir.", ayağa kalkarak mavi gözlerini kendisine bakmak yerine karşıya bakan kadına dikti. "Yarın senin için birkaç eşya hazırlanacak. Ondan sonraki gün muhtemelen ceza evine, seni ziyarete gelmiş olacağım."
Arkasını dönüp Ömer ile odadan çıktı. Alev onlara bir şey anlatmayacaktı bunu açıkça dile getirmişti. Şu anda tek umutları Alev'in telefonundan çıkacak en ufak bir bilgiydi onun dışında oteldeki diğer şüphelilerden bir şey çıkacağını düşünmüyordu. Diğer şüphelilerin ifadelerini öğrenmek için Kerim'in odasına ilerlediler. İçeriye girdiklerinde Kerim masanın karşısındaki siyah deri üçlü koltuğa oturmuş orta sehpadaki kağıtları inceliyordu. Ömer ve Barlas'ın gelmesiyle başını kaldırıp selam verdi.
"Gelin oturun.", önündeki kağıtları gösterdi. "Oteldekilerin sorgularını inceliyordum."
Ömer ve Barlas tekli koltukları çekip Kerim'in karşısına geçtiler. "Şu balo salonunun kapısının önündeki adamın ifadesi hangisi?", diye direk çalışmaya başladı. Kerim dosyaları kurcalayıp Barlas'ın istediği dosyayı bulunca ona uzattı.
"Al ama önce Alev'in sorgusunda bir şey çıktı mı söyleyin.", Barlas direk ifadeyi incelemeye başladığı için Ömer cevap verdi.
"Pek değil. Alev'in bir kimliği yok ve şu laboratuvar doktorunun..."
"Adı Dila.", diyerek Ömer'i uyardı Barlas. Ömer birkaç saniye anlam veremeden ortağına baksa da fazla önemsemeyerek sözlerine devam etti.
"...Dila'nın söylediğini söylüyor. Hiçbir sağlık kuruluşuna ya da devlete ait bir yere gitmemiş. Her şeyiyle onun üstündeki kişiler ilgilenmiş."
Ömer'i dikkatle dinleyen Kerim başını sallayarak ellerini birleştirdi. "Anladım. Merak etmeyin araştırmalarımız devam ediyor size yardımcı olacak her bilgiyi araştırmaya çalışıyoruz.", eline bir dosya alıp gözlerini Barlas'ın üzerine dikti. "Bu arada Dila dediğiniz doktor benim abimin kızı. Ona göre yani."
"Ne güzel.", Barlas kendi üzerine alınmadan ifadeyi incelemeye devam etti.
"Tamam merak etme Dila Hanım diye seslenirim ona.", Ömer'de eline bir dosya alıp ifadeyi incelemeye başladı. Balo salonunun kapısında görevli olan Yasin Kumru adlı şahsın ifadesi Barlas'a tuhaf gelmişti. Ya ifade cidden tuhaftı ya da kapıda konuştukları sırada alttan laf söylemesini unutamıyordu. Yanındaki deftere not alıp başka bir ifadenin dosyasını incelemek için aldı.
'Yasin Kumru' araştırılacak.
İki saat boyunca partideki misafirlerin ve çalışanların ifadelerini incelediler. Kendilerine şüpheli gelen yerleri birbirlerine danışıp not aldılar. Sonunda işleri bitmişti. Kol saatine baktığında saatin 00.45 olduğunu gördü. İşaret ve baş parmağıyla gözlerini ovalayıp esnedi. Baya yorulmuştu. Diğerlerine baktığında onların da kendilerine gelmek için yüzünü sıvazladığını gördü. Kerim masanın üzerindeki su dolusu bardağı içip derin bir oh çekti. "Evet beyler bu günlük bu kadar. Gidin evlerinizde dinlenin. Sabah geldiğinizde oteli araştırırsınız ve Doruk ile de konuşursunuz. Bende sabah Alev'i daha çok konuşturmayı deneyeceğim. Fazla zamanımız yok. Onu burada tutmak çalıştığı kişilerin onu alması için plan yaptırmak demektir. En kısa zamanda Alev cezaevine gönderilmeli."
İkisi de başını sallayarak Kerim'in dediklerini kabul ettiler. Barlas ve Ömer, Kerim ile vedalaşıp odadan çıktılar. Gece işine kalan polislerle selamlaşarak çıkışa ilerlediler. Dışarıya adım attıkları gibi gecenin soğuk rüzgarı kendilerini karşıladı. Soğuk rüzgar ikisini de kendilerine getirirken arabalarını park ettikleri yere doğru ilerlediler.
"Havalar soğumaya başladı. Yakında kar yağar.", diye mırıldandı Ömer. Barlas'ta başını sallayarak onu onayladı.
"Yağsın bakalım."
Arabalarına vardıklarında birbirlerine iyi geceler dileyip kendi arabalarına bindiler. Barlas gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Büyük şeylere doğru yaklaştığını hissediyordu. Bir gün bu vakanın sonuna gelecek ve sonra başka birine geçecekti. Arabasını çalıştırıp yola çıktı. Ara sıra gökyüzüne bakıyordu. Ömer'in de dediği gibi yakında kar yağacaktı. Bu Çiçek'in ilk kar zamanıydı. Bir baba olarak şu an ki düşüncesi buydu. Minik kızının ilk kar zamanı.
Arabayı eve doğru değil başka bir yere sürdü Barlas. Bu akşam eve gitmeden yapması gereken bir şey vardı. İstediği yere geldiğinde arabadan inip yürümeye başladı. Mezarlığın içerisinden giderken gözleri onu aradı. Karanlık olsa da Havin'in mezarını bulabilmişti. Mermerde 'Havin Loya Kaya' yazısını okuduğu gibi adımları yavaşladı, göğsü acımaya başladı. Her geldiğinde bu his kaplıyordu bedenini. Durduramıyordu içindeki bu hissi. Ağır adımlarla ona doğru yaklaşıp mermerin üzerine oturup elini toprağın üzerinde gezdirdi. Acı içinde gülümserken gözleri dolmuştu. Bu akşam Alev ile kendi fotoğraflarını gördüğünde aklına ilk Havin gelmişti. Barlas'ın profesyonel olması beklenirdi ama o profesyonel olmaktan çok Havin'i düşünüyordu. Başkasını öpmek veya başka bir şey yapmak istemiyordu. Hala Havin'i kaybetmenin acısını ufakta olsa yaşarken nasıl isteyebilirdi ki? Gecenin soğukluğunu umursamadan elini toprağın üzerinde gezdirdi.
"Özür dilerim. Ne kadar zamandır ziyaretine gelmiyorum. Şimdi gelmemim sebebini de biliyorsundur kesin. Burada ol ya da olma sevgilim, ben seni aldatmak istemem asla.", onu buraya getiren bedeninden çok yüreğiydi. Alev'de bunun bahanesiydi. "Seni çok özledim.", şimdi daha çok yorulmuştu. İçindeki tüm özlemi gözlerinden akan yaşlarla kendini belli ederken delicesine gülümsüyordu. Şu an hayatı iyi durumdaydı. Bir kızı vardı, çocukluk arkadaşı yanındaydı, kız kardeşi olabilirdi, Doruk, Pars, Ömer, Kerim ve Dünya Hanım hepsi yanındaydı. Her şeyin yoluna gitmesi tuhaf bir şekilde onu sinir etse de hoşuna da gidiyordu.
"Mezarlıktan korkanın sevdiği ölmemiştir.", tanıdık sesin geldiği yöne başını çevirdi. "Bunu bir yerden duymuştum kimin sözüdür bilmem. Seni şu an böyle görünce aklıma o söz geldi. Şu an tanıma uyuyorsun be abim."
"Gel Mesut, gel.", Barlas gülerek koluyla göz yaşlarını silerken Mesut elinde bir tabureyle yanına geldi. Mesut Kara bu mezarlığın sorumlusu ve Barlas'ın arkadaşıdır. İkisi yaşıt olmasına rağmen Mesut hep Barlas'a duyduğu sevgi ve saygıdan ona 'abim' diye hitap eder. Oturduğu taburede gülümseyerek Barlas'a baktı.
"Abim gelmene çok sevindim. Çok korkmuştum yengeye olan aşkın bitti, bu yüzden gelmiyorsun diye."
"Bizde ömür biter, nefes biter ama aşk bitmez Mesut. Havin'e olan aşkım hiç bitmez."
Mesut ellerini kucağında birleştirdi. "Abim istediğini sevmek hakkındır. Ben sadece Havin'e olan aşkının bir hayranıyım. Sen her ağladığında her acı çektiğinde ben burada seni izledim. Etkilenmemek imkansız."
Barlas gülümseyerek dostça Mesut'un koluna vurdu. "Sağ ol Mesut. Söylediklerinin benim için anlamı büyüktür. Eee senin bu saatte burada ne işin var?"
"Abim bizim hanıma bir tane tektaş yüzük aldım. Bizim bir komşumuz var her aldığını illa şeyi övecek illa millette gösterecek. Bizim hanımda görmüş bunun yüzüğünü o günden beri eline bakıp duruyor. Bende mutlu olsun diye kredi çekip yüzük aldım ona. Bir de yüzüğü buralara düşürmeyeyim mi! Ah abim bulana kadar canım çıktı. Tam buldum cebime koydum ışığı kapatacağım yengenin mezarında birini gördüm. Geldim baktım sen buradasın.", güldü. "Seni gördüğüme çok sevindim abim."
Gerçekten Barlas'ta onu gördüğüne çok sevinmişti. Onunla, Havin'i ilk kaybettiği zamanlarda tanışmıştı. O zamandan beri Mesut, Barlas'ı abisi Havin'i de yengesi bilmişti. Mesut ayağa kalkıp taburesini eline aldı. "Neyse abim ben gideyim geç oldu hanım bekler."
"Tamam bende benim hanımla vedalaşayım seni evine bırakırım.", dedi buruk bir gülümsemeyle.
"Yok abim yürüme mesafesiyle sadece on sekiz dakikamı alıyor."
"İyi o zaman görüşürüz."
"Görüşürüz abim.", Mesut arkasını dönüp gideceği sırada durdu. İçindeki hisle geri dönüp Barlas'a sıkıca sarıldı. Barlas'ta sarılmasına karşılık verip geri çekildi. Bu küçük vedadan sonra Mesut evine gitti. Barlas'a dua okuyup mezar taşını öptü.
Fısıltıyla, "İyi geceler hanımım.", deyip yavaşça mezarın başından kalktı. Arabasına doğru giderken ara sıra arkasına bakıyordu. Ziyareti küçük vedası büyüktü. Arabasına bindiğinde dolan gözlerini koluyla silip arabasını çalıştırdı. Yola çıkıp mezarlıktan uzaklaşırken arabasının tabletine indirdiği şarkılardan Barış Manço'nun ve Cem Karaca'nın beraber söylediği 'Uzun ince bir yoldayım' şarkısını açtı. Mezarlığa gelmesi ve şimdi de 'Uzun ince bir yoldayım' şarkısını dinlemesi onu sıkmamış aksine rahatlamasını sağlamıştı.
Sonunda evinin kapalı otoparkına geldiğinde müziği kapatıp arabasını park etti. Gözlerini ovuşturarak bindiği asansörde uyumamak için kendi kendine savaş verirken yere oturdu. Fazla zaman geçmeden asansör evinin katında durunca yerden kalkıp ağır adımlarla evine girdi. Odasına giderken Çiçek'in odasının önünde durdu. Kızının odasına girip beşiğine yaklaştı. Çiçek uyanmış beşiğinin üzerindeki oyuncakları izliyordu. Babasının geldiğini görür görmez hareketlenerek ellerini ve ayaklarını babasına doğru uzattı. Tam Çiçek'i kucağına alacağı sırada aklına gelen şeyle Çiçek'e dokunmayıp banyoya ilerledi. Elini ve yüzünü iyice yıkayıp odasında üzerini değiştirip tekrardan Çiçek'in odasına geldi. Kızını kucağına alıp öpüp kokladı.
"Sen babanı mı bekledin güzel kızım ha?", sallanan sandalyeye oturup Çiçek'in oyuncak kutusunu önüne çekti. Arkasına yaslanırken bacaklarını oyuncak kutusuna yerleştirip Çiçek'i göğsüne yasladı. Çiçek, babasının sırtını ve saçlarını okşamasıyla rahatlayıp gözlerini kapattı. Barlas için şu an en huzurlu olduğu andı. Tüm yorgunluğunu biricik kızı almıştı. Ne rüzgar ne şarkı yetti yorgunluğunu almasını. Ona kızı yeterdi. Kendisi de gözlerini kapatıp Çiçek'e sarılarak uyudu.
"Şu ışığı nereden kapatılıyor bunun?"
Önce bir ses duydu sonra bir ışığı kapalı gözlerinden hissetti. Ne olduğunu anlamayınca kaşlarını çatıp uyandı. Karşısında Sıla ve Açelya'yı gördü. Açelya'nın elinde telefonu vardı. Tam uyanabilmek için birkaç kez gözlerini kapatıp açtı.
"Günaydın abi."
"Günaydın yakışıklı."
Barlas ikisini de takmayarak kucağında uyanan kızına baktı. Gülümseyerek saçından öpüp kokladı. "Oh günaydın güzel kızım."
"Ay iyi ki bir kızı oldu kaç yıllık arkadaşını unuttu.", Açelya'nın yalandan sitemi onu güldürmüştü. Sallanan sandalyeden kalkıp Çiçek'i, Sıla'ya uzattı.
"Çiçek'i, Dünya Hanıma götür de karnını doyursun."
Hayatı boyunca ilk defa bir bebeği kucağına alan Sıla tedirgin bir şekilde Çiçek'i sıkıca tutup odadan çıktı. Barlas yüzünü sıvazlayıp saçını geriye atarak derin bir nefes verdi. Kendine gelirken Açelya'ya, "Saat kaç?", diye sordu.
"On a geliyor."
"Tamam. Benim çıkmam gerek Çiçek'e iyi bakın.", Barlas tam odadan çıkacağı sırada Açelya'nın kendisine seslenmesiyle durdu.
"Barlas."
"Efendim Açelya?"
"Her zaman sana bağlı kalamayacağımı biliyorsun dimi?"
Açelya'nın sözleri üzerine Barlas ona dönüp tam dibinde durdu. Yüzüne doğru eğilip ciddi bir yüz ifadesiyle gözlerinin içine baktı. "Hep bana bağlı kalacaksın çünkü sen belalısın ve annene sözüm var.", telefonunu eline alıp geriye çekildi ve kaşlarını çattı. "Ayrıca biz çocukluk arkadaşıyız hiç öyle sana yük oluyorum deme.", Açelya'nın cevabını beklemeden odadan çıktı. Barlas'ın bu hareketi göz devirmesine engel olamadı. "Erkekler.", diye mırıldanıp odadan çıktı.
Barlas hazırlanıp mutfağa gitti. Masadaki salatalıklardan birini ağzına atıp Çiçek'in yanağını öptü. Tam mutfaktan çıkacakken Dünya Hanım kolunu tutup onu durdurdu. "Oğlum dur doğru düzgün kahvaltı et."
"Merak etmeyin Dünya Hanım bir gün hep beraber kahvaltı edeceğiz ama şimdi çalışmam gerek."
"En azından şu tostu al onu ye.", Dünya Hanım'ı daha fazla kırmak yerine dediğini yapıp masanın ortasındaki tabaktan bir tane tost alıp mutfaktan çıktı. Asansörde tostunu yiyerek otoparka indi. Geç bir vakitte uyumasına rağmen enerjisi yerindeydi. Hızla Emniyet'e gitti. Arabasını park ettiğinde Ömer'in yanına geldiğini gördü.
"Günaydın Ömer.", Barlas ondan önce davranıp hızla yanına gidip gülümsedi.
"Günaydın Barlas. Bende Doruk'un yanına gitmek için seni bekliyordum."
"Geldiğimi gördün dimi?", Ömer küçük bir kahkaha atıp başını salladı.
"Evet geldiğini gördüm.", ikisi gülüşerek içeriye girip doğru çalışma odasın gittiler. Odaya geldiklerinde Doruk'un koltukta uyuduğunu gördüler. Barlas yanına yaklaşıp uyanması için salladı. Doruk aniden uyanarak kendisini uyandırana baktı.
"Abi siz miydiniz ya?", uzunca esneyerek yüzünü sıvazladı. Ömer ayılması için su doldurduğu bardağı kendisine uzatınca hızla içti. Suyun verdiği rahatlamayla derin bir oh çekip koltukta oturur pozisyonuna geldi.
"Birileri iyi uyuyamamış galiba.", Ömer'in tahminiyle esneyerek başını salladı Doruk.
"Evet ya uyuyamadım. Akşam otelin güvenlik kameralarını inceledim. Üstüne hesabımı çalan herifle uğraşmak zorunda kaldım.", ellerini yumruk yapıp kaşlarını çattı. "Bak gene sinirlendim."
"Hala o hesap çalan kişiyle mi uğraşıyorsun?", Barlas asıl konuya girmeden önce biraz merak biraz da Doruk'u sakinleştirmek adına Doruk'un oyun hesabını çalanla ilgili konuşmayı başlattı.
Doruk hem hevesli hem de sinirli bir şekilde öne atıldı. "Telefonumu hacklemeye kalkıştı. Bu iyice beni salak yerine koydu. Ama ben onu bulacağım. Bulamazsam bana Doruk Özkan demesinler!", kendi konusunu anlatmanın vermiş olduğu rahatlıkla gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Masanın üzerindeki pembe dosyayı alıp Barlas'a uzatarak asıl konuya girdi. "Dün yapılan partinin başlamasından bir saat öncesinden bizimkilerin baskın yapmasına kadar izledim. Şunu söyleyebilirim ki davetliler masum. Olay şöyle; Barlas içeceği içiyor, müzik ekibi daha hızlı çalmaya başlıyor ve ışıklar kapatılıp sahne ışıkları Barlas'ın gözlerine yansıtılıyor sonra da Barlas bayılıyor. Barlas'ın bayılmasından sonra ışıklar normale dönüyor ve müzik ekibi de normal tempoya devam ediyor. Davetlilerin hepsi bu duruma şaşırıyor hatta Barlas'ın yaşayıp yaşamadığını kontrol etmeye giden bile var ama görevliler tarafından hemen engelleniyor ve görevliler Barlas'ı alıp çıkarıyor. Asansöre biniyorlar ve Barlas'ı odaya çıkarıyorlar."
Barlas ve Ömer pembe dosyanın içerisinden çıkardıkları kamera kayıtlarından alınan fotoğrafları incelediler. Barlas fotoğrafları incelemeye devam ederken Ömer duruşunu dikleştirip, "Başka bir şey var mı?", diye sordu.
"Evet. İşin tuhaf kısmı var. Barlas kendi verdiği ifadesinde Havin'i gördüğünü söylemişti. Bende balo salonunun kamera kayıtlarından Havin'i veya ona benzer birini gördüm.", Barlas bunu duyar duymaz yavaşça başını kaldırıp kaşlarını çattı.
"Ne dedin sen?"
"Yemin ederim ki gördüm. Yani çok benziyordu.", orta sehpanın üzerine bırakılan fotoğrafları alıp kurcaladı. İçlerinden istediğini bulunca kağıdı Barlas'a uzattı. Barlas fotoğrafı eline alıp heyecanla fotoğrafı inceledi. Şu an da sadece Havin'in yaşayabileceğini düşünüyordu. Eğer hayattaysa nedenini sorgulamadan ona olan aşkına devam ederdi. Bir an için heyecanı ele geçirse de sonra bunun imkansız bir şey olduğunu içinden dile getirerek heyecanını dizginledi. Zaten her ne kadar kalbi böyle düşünse de aklı onu kendi elleriyle gömdüğünü hatırlatıp Havin'in yaşama ümidini ortadan kaldırıyordu. Sadece aklı değil aynı zamanda fotoğrafta Havin'in yaşamadığını söylüyordu.
Başını iki yana sallayıp kağıdı orta sehpanın üzerine geri koydu. "Bu Havin değil. O olsa anlardım. Bayılırken Havin olarak düşünmem doğal. Aklımın ve bana verilen ilacın bir oyunuydu."
Ömer fotoğrafı eline alıp hep konuşulan ama asla görmediği kadına baktı. "Emin misin?", diye sormayı da ihmal etmedi. Fotoğrafına baktığı kadın aşırı güzeldi.
"Tabi ki eminimin Ömer. Ne yani Havin gizli bir ajanda benim mi haberim yok?"
Kapının açılmasıyla Kerim'in yanlarına gelmesi bir oldu. Kerim hızlı bir şekilde tekli koltuklardan birine oturdu. "Alev bir şey anlatmıyor. Savcılık onun sorgusunun cezaevinde sürdürülmesini kararlaştırdı. Cezaevine gidiş işlemleri başlatıldı. Mahkemesine kadar cezaevinde kalacak ve sorularınızı oradan soracaksınız."
Barlas başını kaldırıp Kerim'e baktı. "Ne zaman götürülecek cezaevine?"
"Öğlene kadar hazır olur diye tahmin ediyorum. Soracağın bir şey mi var?", Başını sallayarak Havin'e benzeyen kadının fotoğrafını Kerim'e uzattı. Kerim resmi aldığı gibi kaşlarını çatarak incelemeye başladı.
"Bu kadının kim olduğunu soracağım."
"Havin'e benziyor.", gözlerini kısarak fotoğrafa daha yakından baktığı. Bir cevap bulamayınca fotoğrafı orta sehpaya koyup arkasına yaslandı. "Tabi bu Havin değil. Ya Havin'e çok benzeyen biri ya da kılık değiştirmiş biri."
Odada sessizlik oluştu. Beş dakikalık sessizlik Barlas ile bozuldu. "Bir kere Havin öleli beş yıl oldu Şubat'ta da altı yıl olacak. Eğer yaşasaydı bunu anlardım ki dediğim gibi Havin ajan olacak değil ya?", cümlenin sonuna doğru boğazında sertlik hissetti. Öksürerek boğazını açıp rahatladı.
"Barlas haklı.", diyerek onayladı Doruk.
Kerim ellerini ses çıkararak bacaklarına vurup ayağa kalktı. "Aklımızda soru kalmadığına göre ben gidip Alev için işlemleri halledeyim. Barlas sen de soracaksan sor Alev'e sorunu. Ömer sende istediğini yap.", deyip odadan çıktı.
"Evet o zaman beyler haberleşiriz.", Barlas Havin'e benzeyen kadının fotoğrafını alıp ayaklandı ve kapıya doğru ilerledi. Kapıdan çıkmadan önce Doruk'a dönüp, "Yasin Kumru denilen adamı araştır.", dedi ve odadan çıktı. Nezarethaneye gitti. Tam Alev'in bölmesine gideceği zaman nezarethanenin görevlisinin kendisine seslenmesiyle durdu.
"Dedektif?", Pınar adındaki polisin masasına yaklaşıp masasına yaslandı.
"Evet Pınar?"
"Eğer sorgulayacaksanız sorgu odasına getirebilirim.", kendinden emin, ciddi ve güçlü bir şekilde duruyordu. İşini ciddiyetle yapıyordu.
"Sağ ol ama gerek yok. Sadece bir soru soracağım."
"Anladım.", ikisi de başka bir şey demeyince Alev'e doğru ilerledi. Görevli polise takındığı iyimser ifadesinin yerini ciddi bir hal aldı. Alev'in karşısına geçip onu inceledi. Dün giydiği elbisesi, topuklu ayakkabıları ve takıları yoktu. Onun yerine daha rahat kıyafetler giymişti. Siyah tayt, bedeni büyük gri sweatshirt ve siyah beyaz spor ayakkabılar üzerindeydi. Makyajını silmemişti hala yüzündeydi. En azından başına geçirdiği sweatshirtün şapkasından görebildiği kadar makyajı duruyordu.
"Dedektif beni izlemeye mi geldin? Bilseydim daha şık şeyler giyerdim.", duvara yasladığı başını kaldırıp şapkasını geriye attı. "Ne istiyorsun?"
Fotoğrafı havaya kaldırıp Alev'in görüş alanına getirdi. "Bu kadın kim?"
"Bilmem. Çok çirkinmiş."
Kaşlarını çatıp gözlerini kıstı. "Yalan söyleme! Sırf benim inadıma böyle diyorsun."
"Bilmem o yüzden mi diyorum?", diğer bölmelerde kalanlara döndü. "Ha arkadaşlar o yüzden mi diyorum?", diğer bölmelerde kalan otel görevlileri bir şey demek yerine kahkaha attı.
"Kesin sesinizi! Dedektif burada adam akıllı cevaplamak zorunda olduğunuz bir soru soruyor!", Pınar kahkahalara kayıtsız kalmamış elindeki çelik jop ile parmaklıklara vurarak içerdekileri uyarmıştı. Hepsi gülmeyi kesip kendi işine dönünce Barlas başıyla teşekkür etti. Pınar'da başını sallayıp karşılık verip masasına geri gitti.
Barlas kollarını göğsünde birleştirip tekrardan Alev'e döndü. "Zaten cezaevine gideceksin. Konuşmamanın sana yararı mı olacağını sanıyorsun?"
"Bir zararı da olmayacak."
"Hayatın boyunca içeride çürüyeceksin."
"Benim hayatım seni ilgilendirmez."
"Doğru ama yanlış.", kollarını çözüp ilerleyerek parmaklıklara yaslandı. "Eğer başkasının hayatını mahvediyorsan senin hayatın beni ilgilendirir."
Alev rahatlığını bozmadan gülümsedi. "Git yemeğini ye Dedektif. Aç gezmek sana yaramaz."
Geriye gidip yaslandığı yerden ayrıldı. "Öyle olsun Alev ama sana şunu diyeyim ki gideceğin yerde bizim gibi iyi niyetli olmazlar."
"Ne güzel benim gibi."
Bir şey demek yerine arkasını dönüp nezarethaneden ayrıldı. Çalışma odasına gittiğinde Doruk ve Ömer'in yemek sipariş etmiş olduklarını gördü. Doruk, Barlas'ın geldiğini görünce eliyle 'Gel gel' işareti yaptı. "Gel Barlas'ım gel. Lahmacun siparişi verdik hemen geldi. Sıcacıklar."
Barlas itiraz etmek yerine koltuğa geçip kendine bir dürüm hazırlamaya koyuldu. "Olum saat kaç ki?"
"Saat on iki buçuk.", dedi Ömer ağzındaki lokmayı yutar yutmaz.
"O kadar oldu mu ya? Vay be zaman ne hızlı geçiyor. Bu arada Yasin Kumru'yu araştırdın mı Doruk?"
Doruk dürümünü tam ısıracakken durup kaşlarını çatarak Barlas'a baktı. "Ulan Barlas bari öğle arasında yapma. Bak ne güzel lahmacun yiyoruz. Etme eyleme güzel kardeşim. Yemek sırasında bırak şu iş konuşma tavrını."
"Tamam tamam demedim say yiyelim yemeğimizi."
Yarım saat boyunca yemeklerini yiyip ayranlarını içip sohbet ettiler. Öğle molası biter bitmez Kerim ciddi bir şekilde yanlarına geldi. "Her şey hazır. Kim Alev'i yolcu etmek istiyor?", kısa konuşmasının sonunda diğerleriyle beraber gülümsedi. Ömer ve Barlas, Kerim ile, çalıma odasından çıkıp arka çıkışa yöneldiler. Altı tane polis Alev'in yanında duruyorlardı.
"Siz burada bekleyin ben geliyorum.", diyerek yanlarından ayrıldı Kerim. Ömer etrafı incelediği sırada Barlas ellerini arkasında birleştirip gülümseyerek kendinden emin adımlarla Alev'in önüne geldi. Alev ona gülümseyerek bakıyordu.
"Seni çok özleyeceğim Barlas Arslan."
"Emin ol bu bir veda değil. Daha çok karşılaşacağız Alev."
Güldü. "Belki yarın ben olmayacağım. Belki de sen olmayacaksın. Kim bilir belki ikimizde olmayacağız.", dediği gibi kelepçeli elleriyle Barlas'ın boynuna sarıldı. Bir eli ensesinde diğer eli ise sol omuzundaydı.
"Barlas dikkat et!", Ömer'in bağırmasıyla tam geri çekileceği sırada Alev'in kendisini ensesinden tutmasıyla hareket edemedi. Boynunun sol kısmında bir acı hissetti. Alev ellerini gevşetip kendisini serbest bıraktı. Ellerini çektiği gibi Barlas'ı itip arkasını dönerek koşmaya başladı. Barlas önce yere düşen enjektöre baktı sonra kafasını kaldırıp Alev'in peşinden koşmaya başladı. Ömer'de tam peşinden gidecekti ki altı polis silahlarını çıkararak Ömer'i durdurdular.
"Lanet olsun!", fısıldayarak söylediği bu cümlenin ağırlığını kavrayınca ses telleri patlayana kadar bağırdı. "İçimize sızmışlar! Yardım edin!", sahte polislerden korkmayarak silahını çıkardı. Ömer silahını çıkardığı gibi sahte polislerde ona ateş açmaya başladı. Neyse ki bu durum gerçek polislerin ve Kerim'in gelmesiyle bir süre çatıştıktan sonra son buldu.
Barlas, Alev'in arkasından hızla koşarken bir yandan da tabancasını çıkarıp Alev'i yaralamaya çalışarak ateş açtı. Amacı öldürmek değil sadece durmasını sağlamaktı. Emniyetten uzaklaşıp bir sürü binanın olduğu bir sokağa doğru koştular. Alev kendisini kurtaran adamlar sayesinde aldığı anahtarla kelepçesini çözüp yere attı. Barlas tabancasının kurşununun bitmesiyle sinirden inleyerek tabancasını kılıfına koyup koşmaya devam etti. Sonunda çıkmaz sokağa geldiklerinde Alev durmayıp duvara takılmış olan merdiveni tırmanmaya başladı. Bir kat daha çıkacağı sırada bacağından engellenmesiyle yere baktı. Barlas ona yetişmiş ayak bileğinden tutarak onu durdurmuştu.
"Ka-kaçamasın.", nefesinin tıkanmasıyla yarım yamalak söylediği cümleyle Alev'i güldürmüştü.
"Üzgünüm Barlas Arslan ama isteğini yerine getiremeyeceğim.", Barlas'ın tuttuğu ayağıyla yüzüne tekme atıp Barlas'ın yere düşmesini sağlayıp kaçtı.
Bu işte onun için son nokta olmuştu. Yavaşça nefesi tıkanmaya başladı. Kalbinin hızla atmasıyla kan akışı hızlandı ve Alev'in enjekte ettiği ilaç tüm vücuduna yayıldı. Elleri boğazına gitti. Ufakta olsa nefes almak için yerde kıvrandı. Tüm vücudu alarma geçmişti. Göğsü sıkışmaya başladı. Aniden kulağına bir şarkı fısıltısı geldi.
"Küçük civcivim, güzel kızım, dünyam benim. Bunun adı aşksa eğer bu aşk yalnızca sana değer. Bu adam yalnızca sana boyun eğer. Bu adam yalnızca sana boyun eğer."
Şarkıyı duymasıyla daha da kötüleşti. Nefesiz kaldığından, yerde çırpındığından, öleceğini bildiğinden değil Çiçek'e söylediği şarkıyla Çiçek'i yalnız bırakmasına ağlıyordu. Ufak bir hissi sevdiğine kavuşacağı için huzurluyken vücudunun tamamı yaşamak için kıvranıyordu. Çiçek için kıvranıyordu. Gökyüzüne baktı Barlas. Baktığı gökyüzünde kara bulutlar yerini almıştı.
Uykusu geldi.
Gözlerini kapattı.
Artık gökyüzü yoktu.
Sadece karanlık vardı.
Bir de ortağının sesi. Kendisine seslenişi...
"Barlas Arslan!"
------------------------------------------------------------------------
Bölüm sonu ✨