İçeriğe geç

Barlas Arslan

Bölüm 11 · 19 dk okuma

Barlas Arslan

Bölüm 11

11.Bölüm

"Olmuyor olmuyor!"

"Engin?", arkadaşını ziyarete geldiğinde arkadaşını odasında elinde gitarla görmüştü. Bunu görünce şaşırmıştı. Nereden çıkmıştı bu müzik aşkı? İçeriye girip Engin'in oturduğu tekli koltuğun karşısındaki koltuğa oturdu. "Nereden çıktı bu müzik aşkı?"

"Tuğkan'ın yeni çıkan şarkısını dinlemedin mi?"

İyice meraklanarak başını salladı Barlas. "Duymuştum ama dinlemedim. Neden ki?"

Elindeki gitarı yanına koyup yanındaki masanın üzerindeki kağıdı Barlas'a uzattı. Arkadaşı kağıtları elinden alırken kendisi kollarını göğsünde birleştirmiş onu izliyordu. Barlas sözleri okuduğu gibi başını kaldırıp Engin'e baktı. "Güzel şarkıymış ama bu şarkının seninle ne ilgisi var?"

"Ne ilgisi mi var? Dün karımın hamileliğini öğreniyorum bugün Tuğkan böyle şarkı çıkarıyor ve ben en çok kızımın olmasını istiyorum. Düşünsene babasına aşık bir kız ve kızına aşık bir baba.", bunları söylerken hayranlığı yüzünden okunuyordu. "Ben de kızım olursa ona bu şarkıyı söylemek istiyorum ama bir türlü olmuyor. Gitar çalamıyorum. Gitar çalamazken söylemenin ne anlamı var?"

Barlas'tan kağıdı almış şarkıya tekrardan göz atıyordu. "Adam hem çalıyor hem de çok güzel söylüyor üstüne kendi yazıyor. Ben ise sadece söyleyebiliyorum ki o da şüpheli.", Bu şarkı Engin için paha biçilemez şarkıydı. Dinlediği ilk andan beri bunu kızına söylemeyi hayal etmişti. Çocuğunun sağlıklı doğması her şeyden önce gelirdi. Zaten kendisi içinde cinsiyeti fark etmezdi. Oğlu olsa da aynı severdi kızı olsa da. Ama bir zamandan sonra kız babalarını kıskanmıştı. Akrabalarının kızları olduğunu görünce kendisi de daha çok kız çocuk için hayaller kurmaya başlamıştı. Barlas, Engin'in bu hallerini çok seviyordu. Kim en yakın arkadaşının mutlu olmasını istemezdi ki? Bu yüzden gitarı eline alıp telefonundan şarkısının notalarını açtı. Engin, onun ne yapmaya çalıştığını anlayınca kaşlarını çattı. "Olmaz Barlas! Ben çalıp söylemeyeceksem bir anlamı kalmaz."

"Çocuğun amcasıyım Engin. Ben çalarım sen söylersin ve emin ol o bunu çok beğenir. Sen, o daha doğmadan bunu düşünmüşsün ya doğduktan sonra? Kesinlikle onun gözünde en iyi baba sen olacaksın emin ol. Benim çalmam önemli değil senin bunu düşünüp söylemen önemli."

Arkadaşının söylediği her kelimeden etkilenmişti Engin. Bu yüzden başını sallayarak kağıda baktı. "3, 2, 1.", Barlas çalmaya başladığında Engin gerektiği yerde şarkıya başladı.

"Her veda edişimde düşünürüm. Seni bir daha görememek var. Keşke kimsesiz kalsak her yerde biz olsak. Ama yine de senleyken dünya bile dar. Yine seni düşünürken yağmur çiseledi. Nefesim ellerine hasret kalmış besbelli.

Yine seni düşünürken yağmur çiseledi. Nefesim ellerine hasret kalmış besbelli. Küçük civcivim, güzel kızım, dünyam benim. Bunun adı aşksa eğer bu aşk yalnızca sana değer. Bu adam yalnızca sana boyun eğer..."

******

"Küçük civcivim, güzel kızım, dünyam benim. Bunun adı aşksa eğer bu aşk yalnızca sana değer. Bu adam yalnızca sana boyun eğer.

Her veda edişinde düşünürüm. Seni bir daha görememek var. Keşke kimsesiz kalsak her yerde biz olsak. Ama yine de senleyken dünya bile dar. Yine seni düşünürken yağmur çiseledi. Nefesim ellerine hasret kalmış besbelli.

Yine seni düşünürken yağmur çiseledi. Nefesim ellerine hasret kalmış besbelli. Küçük civcivim, güzel kızım, dünyam benim. Bunun adı aşksa eğer bu aşk yalnızca sana değer. Bu adam yalnızca sana boyun eğer.

Küçük civcivim, güzel kızım, dünyam benim. Bunun adı aşksa eğer bu aşk yalnızca sana değer. Bu adam yalnızca sana boyun eğer. Bu adam yalnızca sana boyun eğer.", şarkıyı bitirdiğinde gözleri epey dolmuştu. Gitarı duvara yaslayıp koluyla gözlerini sildi. Çiçek'e baktığında onun keyfi yerindeydi. Uykusu olduğunu da belli ediyordu. Çiçek'i kucağına alıp kendi odasına gitti. Çiçek'i yatırıp düşmesin ya da kendisi onu ezmesin diye yanına iki tane yastık koyup üzerini bebek battaniyesiyle örtü. Pijamalarını giyip yatmadan önce uyumuş olan Çiçek'i anlından öptü. Yatağa uzanıp onu izlemeye başladı. Gözleri yavaşça kapanırken onun uykusunda güldüğünü gördü.

"İyi geceler güzel kızım. İnşallah rüyanda babanı görüp gülümsüyorsundur. O seni çok seviyor.", diye iç geçirerek kendisini uykuya teslim etti.

1...2...3...4. Şu an sayabildiği kadar dört kere yanağında acıtmayan yumruklar yedi. Neler olduğunu gözlerini açmadan anlayamayacağını bilse de uykusuzluktan gözlerini açmayı hiç istemiyordu. 8...9...10...11. Daha fazla merakına dayanamayarak gözlerini açtı. Çiçek uyanmış hatta hareketlenmişti. Bu hareketlenme elini yumruk yapıp, uyurken tam yanına gelen babasının yanağına vurmak da dahildi. Barlas gülümseyerek yataktan kalkıp kızını kucağına aldı. Onu öpüp koklarken Çiçek gülüyordu bu da babasının çok hoşuna gidiyordu. Gülerek durup Çiçek'i omuzlarına oturtup ellerini tuttu ve koşarak mutfağa gitti. Mutfağa giderken Çiçek'in başının bir yere çarpamamasına özen gösterdi. Babasının böyle yapmasını kendisinin tatlı kahkahalar atmasına sebep oluyordu. Koridor Çiçek'in kahkahalarıyla dolarken evin diğer hanımları mutfakta kahvaltı ediyorlardı. Barlas mutfağa girer girmez Çiçek'i, sandalyesinde oturan Dünya Hanımın kucağına bıraktı.

"Günaydın hanımlar. Benim acilen çıkmam gerekiyor. Kızıma iyi bakın ve Açelya başını derde sokma."

"Tamam. Dikkat ederim."

Odasına gitmeden önce banyoya gidip tıraş oldu. Tıraşından sonra aynaya baktığında on yaş daha genç göründüğünü fark etti. Bu halini çok sevse de jiletin kestiği yerlerin acıması ve kanaması onu pek mutlu etmemişti. Peçete alıp çenesinde kanayan yerlere tuttu. Saçını da kesmeyi düşünse de bunu berbere bırakıp odasına gitti. Kıyafet dolabından gri kazak ve siyah pantolon çıkarıp üzerini değiştirdi. Kahverengi postal tarzı botlarını giyip odasından çıktı. Askılıktan kapalı yeşil montunu alıp giyip kapıyı açtı.

"Abi.", Sıla'nın kendisine seslenmesiyle durup ona döndü. "Sana kahve yapmıştım ama gidiyorsun?"

"Gidiyorum. Bugün önemli bir gün. Kullanabildiğim vakti tıraşa harcadım."

"Peki sonra görüşürüz."

"Görüşürüz.", deyip evden çıktı. Arabasına doğru ilerlerken telefonunu çıkarıp rehberden Ömer'in numarasını girip aradı. Çok beklemeden Ömer telefonunu açtı.

"Efendim Barlas."

"Neredesin?"

"İrem Akkaya'nın adli tıp raporlarını almak için gidiyorum."

"Tamam orada bekle geliyorum."

"Tamam. Görüşürüz."

"Görüşürüz.", telefonu kapattığı sırada çoktan arabasına binmişti. Arabayı çalıştırıp kapalı otoparktan çıkarken havanın yine yağmurlu olduğunu gördü. Silecekleri çalıştırıp yoluna devam etti. Yağmur İstanbul trafiğinin daha yoğun olmasını sağlarken kendisi sadece dışarıyı izlemekle yetindi. Neredeyse bir saatin ardından sonunda Adli Tıp'a gelebilmişti. Arabadan inip hızlı adımlarla Hakan ve Ömer'in yanına gitti. Ömer ve Hakan sohbet ederlerken Barlas'ın gelmesiyle sohbeti yarıda kestiler. Ömer oturduğu masanın üstünden kalkıp ortağını yanına gitti. Yumruk yaptığı elini şakadan, ortağına vururken güldü.

"Vay kardeşime bak be!"

Hakan'da gülerek masasına yaslandı. "Ne bu tıraş meselesi? Yoksa akşam heyecanı mı?", göz kırptığı gibi Ömer şakayı devam ettirdi.

"Bak baştan söyleyeyim kadını yakalamak için gönderiyoruz seni. Yani ben seni uyarayım aman ha.", ikisi daha çok gülerken Barlas gözlerini devirip ellerini cebine koydu.

"Şu çalıştığım adamlara bakar mısın ey Allah'ım!"

İkisinin de kahkahaları azalırken kendine gelen ilk kişi Hakan oldu. Yaslandığı masadan kalkıp beyaz örtüyle örtülmüş olan masaya yaklaştı. Örtüyü kurbanın göğsüne kadar çekti. Barlas ve Ömer, İrem Akkaya'nın cesedine yaklaşırken Hakan masasından dosya alıp tekrardan yanlarına geldi.

"Öğrendiğim şeylere cidden şok olacaksınız.", az önceki şakalaşma hiç olmamış gibi ciddi bir şekilde konuştu. "İlk olarak şunu söyleyebilirim ki kurban bizim vakalara ait ve İstanbul'da olan vakaların ilk kadın kurbanı. İkinci olarak kurban bir ilişkiye girmemiş ama biriyle öpüşmüş. Dudaklarında bir DNA'ya rastladım. Asıl bombayı laboratuvar arkadaşım Dila Hanım anlatacak. Birazdan burada ol...", lafını bitirmeye fırsat kalmadan içeriye beyaz önlüklü bir kadın girdi. Zayıf, kısa boylu, esmer tenli bir kadındı. Uçları alev şeklinde mor olan siyah kısa saçları çenesinden üç parmak aşağıya geliyordu. Kahverengi gözlerinin önündeki ince yuvarlak çerçeveli gözlüklerini kendisine doğru itip ellerini ceplerine koydu.

"Dila Akpınar, memnun oldum.", dudaklarından her kelimeyle beraber çıkan sesi, görünüşü gibi genç olduğunu belli ediyordu.

"Barlas Arslan, bende memnun oldum. Bu da ortağım Ömer.", Ömer bir şey demeden başını sallayarak karşılık verdi.

"Konumuza gelecek olursak önce şırıngalardan başlamak istiyorum asıl bombayı sona saklayalım. Otel odasında ve kurbanın bulunduğu evde bulunan şırıngaları karşılaştırdım. İkisi de birbirinden farklı ilaçlar taşıyormuş. Bu da demek oluyor ki kötü bir deneyin içindeyiz. Şimdi en önemlisine gelecek olursak Hakan'ın bulduğu DNA bir erkeğe ait ama önemli kısmı bu DNA'nın kime ait olduğunu bulamıyorum. Aradığınız adam her kimse doğduğu günden bu yana hiçbir şekilde bir sağlık kuruluşuna gitmemiş. Yani bizim sistemimizde böyle bir adam yok.", Ömer ve Barlas birbirlerine şok içerisinde bakarlarken Dila anlatmaya devam etti. "DNA'dan bir profil çıkarmaya denerim ama ne kadar yapabilirim bilmiyorum. Tahmin edersiniz ki daha genç bir çalışanım."

"Tamam Dila sen elinden geleni yap."

Genç kız gülümsedi. "Hakan bile hala bana 'Hanım' diyor. Samimiyetini sevdim Barlas. Umarım daha çok karşılaşır ve iyi dost oluruz."

Başın sallayarak gülümsedi. "Umarım. Başka bir şey yoksa biz gidelim."

Hakan, Dila'ya ters bakışlar atıp sabırla nefes verip arkadaşlarına döndü. "Şu an başka bir şey yok. Sonra görüşürüz."

"Görüşürüz.", Barlas ve Ömer Adli Tıp binasından çıkıp son durumu Kerim'e anlatmak için Emniyet'e gittiler. Kerim'e son gelişmeleri anlatıp Önem Hanım ve ailesi ile bir konuşma ayarlayıp ayarlayamayacağını soracaklardı. Zaten Önem Hanım'ın seve seve sorulara cevap vereceğini düşünüyorlardı. Sonuçta o evladını kaybeden bir anneydi elinden geldiğince yardım ederdi. Emniyet binasına geldiklerinde direk Kerim'in odasına gittiler. Kapıyı çaldıklarında içeriden gelen 'Gel' komutuyla içeriye girdiler.

"Oturun beyler.", Kerim televizyondan bakışlarına bir anlığına alıp Ömer ve Barlas'a baktı. Ömer ve Barlas masanın önündeki tekli koltuklara geçince Kerim başıyla karşısındaki televizyona işaret etti. Televizyondaki spiker elindeki kağıtları düzeltip kameraya baktı.

"Sevgili seyirciler yeni bir haber ile karşınızdayız. Sayın İçişleri Bakanımız Önem Akkaya'nın büyük kızı İrem Akkaya vefat etti. Cumhur Başkanımız Yılmaz Han Hancıoğlu başta olmak üzere tüm Bakan'lar Akkaya'ya baş sağlığında bulundular. Bizde Allah'tan rahmet dileyerek sıradaki haberimize geçiyoruz."

Spikerin devam etmesine izin vermeden televizyonu kapatan Kerim bizimkilere döndü. "Sonuç?"

"İrem'de bizim vakadan ölmüş. Katili erkek ama kim olduğunu tespit edememişler. Laboratuvar doktorunun söylediğine göre kayıtlarda böyle bir DNA'ya sahip biri yokmuş.", Ömer'in konuşmasına başını sallayıp atladığı noktayı söyledi Barlas.

"Bulunan şırıngalarda da farklı ilaçlar varmış. Yani kötü bir deneyin içinde olabileceğimizi söyledi Dila."

Kerim tek kaşını yukarıya kaldırıp ellerini masanın üzerinde birleştirdi. "Dila?"

"Ömer'in söylediği laboratuvar doktoru."

"Anladım. Peki o zaman anladığım kadarıyla İrem kurbanlarımızdan biri. O halde Önem Hanım ve ailesiyle konuşmanız çok iyi olur. Ben bir görüşme ayarlamaya çalışacağım."

"Bizde senden bunu isteyecektik."

"Onu ben hallederim.", biraz öne eğilerek ikisine de göz gezdirdi. "Akkaya'nın bulunduğu evin sokağındaki kamera kayıtlarını istedim. Sağ olsunlar büyük bir hızda bir hafta boyunca çekilen kayıtları gönderdiler. Kayıtlar şu an Doruk'ta. Gidin onunla aradığımız adamı tespit etmeye çalışın. Şu uygulamadan profilini arayın. Ayrıca kayıtlardan bir resmini almaya çalışın arama emri çıkaralım. Akşam saat yedi buçukta da Barlas'ı hazırlar partiye göndeririz. Dikkat edelim şu an iki tane katil arıyoruz. Biri kadın biri erkek."

"Tamam.", Barlas ile Ömer odadan çıkıp çalışma odasına yöneldiler. Odaya girdiklerinde ikisi de şok içerisinde Doruk'a baktı. Doruk eline lastik kalemden almış sinirle söverek kalemi büküyor, dolandırıyor ve iki yerinden çekiyordu. İkisi de yanına gidip iki tarafına geçtiler. Ömer elini omuzuna koyarak yüzüne biraz eğildi. "Doruk iyi misin kardeşim?"

Doruk soruya karşı kalemi odanın bir köşesine fırlatıp ellerini yumruk yaptı ve Ömer'e döndü. "Kaç gün kaç gece fazladan mesaiye kalıp sırf daha çok para kazanmak için çalışayım. Kazandığım parayla hayalimdeki evi alayım. Sonra pederin ısrarları üzerine tekrardan çalışmaya devam edip para biriktirmeye başlıyayım. Paradan arta kalanları oyuna yatırayım ama piçin biri gelsin hesabımı çalsın! Sabahtan beri hesabımı geri almaya çalışıyorum ama bu şerefsiz piç hangi haltları yaptıysa hesabımı geri alamıyorum! Çok sinirliyim!", bağırarak içini dökünce hafiften sakinleşip elini saçlarında gezdirdi. "Paramın gitmesi benim için önemli değil. Adam gelmiş benim hesabımı çalıyor."

Barlas'ta elini diğer omuzuna koyup destek verircesine sıktı. "Doruk bak kardeşim sakin ol. Gerekirse ben sana yardımcı olurum tekrar oyununu büyütmen için. Takma kafana."

"Bu mesele oyun meselesinden çıktı artık bu bir şeref, bir onur meselesine döndü Barlas! Oyun şu an önemli değil. Şu an önemli olan benim nasıl hesabımı geri alamadığım? Bu itibar düşürücü. Üstelik emniyette çalışıyorum. Bir oyunu bile geri alamıyorsam neden buradayım ki?"

Arkadaşının sinirlenmesinin nedenini anlıyordu. Sonuçta ustalıkla yaptığın işte birinin gelip seni alt etmesi çok fena bir durumdu. Her ne kadar onu anlasa da şu an daha önemli bir konu vardı. Doruk'u kendine getirmeliydi. Koluna dostane bir şekilde vurup sıktı. "Aslansın sen halledersin ama sonra halletsen daha iyi olacak çünkü şu an bize lazımsın."

Doruk gözlerini kısıp yavaşça başını Barlas'a doğru çevirdi. "Hayatımda aldığım en kötü moral konuşmasını yaptın...", hızlıca önüne dönüp gülümseyerek bilgisayarına kırmızı renkteki flaş belleği taktı. "...ama tamam işimize dönelim. O şeref yoksunu herifi daha sonra alaşağı ederim. Kayıtlar için gelmiştiniz dimi?", ikisi de başını sallayınca flaş bellekten '4.Gün Perşembe' yazan videoyu işaret etti. "Adli Tıp raporuna göre İrem dört gün önce ölmüş. Yani perşembe gecesine bakabiliriz. Belki katil tek başına değildir diye. Olmadı Cuma gününün saat sıfırına bakarız."

"Tamam aç videoyu da izleyelim.", deyip kendisine bir sandalye çekti Barlas. Ömer'de aynı şekilde kendi sandalyesine oturunca Doruk videoyu başlattı. Tam iki saat kamera kayıtlarının gece vaktini, üç saat da gündüz vaktini izlediler. Katilin en net görülebildiği yeri Doruk ekran görüntüsü alıp başka bir flaş belleğe attı. Katilin kurbanı uyuyormuş gibi kucağında eve taşımasından kurban ile başka zamanlarda buraya gelmesine kadar hepsi üzülmelerine hatta daha çok sinirlenmelerine sebep olmuştu. Genç bir kız ne yapmış olabilirdi ki ona bunu yapmışlardı? Ya da diğer kurbanlar. Onların suçu neydi?

Saat altıya gelirken üçü de Kerim'in odasına gitti. Doruk, katilin fotoğrafının olduğu flaş belleği masanın üzerine koyup masanın karşısındaki tekli koltuklardan birine oturdu. "Katilin fotoğrafı bu flaş bellekte. Yüzünün en iyi göründüğü resim bu. Adli Tıptan gelen rapora göre katilin DNA'sından kimliği belirlenemediği için bir genel tarama yapmıyorum. Amourda da bakarım hesabı var mı diye. Bu yüzden sadece bu güvenlik kamerasından alınan fotoğrafa güvenebiliriz."

Kerim başını sallayarak masasının ucundaki masaüstü telefonunu alıp tuşlarına bastı. Çalan telefonu kulağına götürürken bir eliyle flaş bellek ile oynuyordu. "Emir odama gelebilir misin?", bu sorudan çok nezaketen öyle denmiş bir şeydi. Telefonu yuvasına geri koydu. Barlas tek kaşını kaldırdı. "Amour?"

"Kendisini Kraliçe Eclipse diye tanıtan katilimiz ile yazıştığınız uygulama. Adına hiç bakmamış mıydın?"

"Hayır hiç dikkatimi çekmedi."

"İnsan kullandığı uygulamanın adına bir bakar. Amour, Fransızca 'Aşk' demek."

"Onu biliyorum."

O sırada üniformalı polis kapıyı çalıp içeriye girdi. Hazır ol a geçip başıyla selam verirken, "Beni çağırmışsınız müdürüm.", diyerek daha çok resmiyete büründü.

Kerim ona gelmesini işaret ederek flaş belleği uzattı. "Bu bellekte bulunan fotoğraftaki adamı bulmamız gerek. Tüm ekiplere bildir. Ha bir de unutmasınlar adam kimliksiz. Yani sistemimizde kayıtlı değil."

Emir adlı polis şaşırsa da fazla belli etmemeye çalışarak flaş beleği müdürünün elinden aldı. "Emredersiniz müdürüm.", diyerek tekrardan baş selamı verip odadan çıktı. Emir odadan çıktıktan sonra Kerim, Barlas'a döndü. "Önem Hanım ile bu akşamki partinin ertesi günü konuşabilirsin. Bir saatimiz var. Şimdiden hazırlansak iyi olacak."

"Tamam. Hazırlanalım bakalım."

Ve önemli bir akşamın hazırlığına başlanır. Barlas beyaz gömlekli, siyah yelekli ve papyonlu siyah bir takım giyip saçlarını tarayarak jöle sürer. Görünüş olarak hazırlandıktan sonra sıra gelir en önemli hazırlanmaya. Göreve yardımcı olabilecek tüm giyilebilir teknolojik aletleri iki sivil polis onun üzerine yerleştirdi. Artık hazır olduğunu hissetti. Tüm ekip ve ekipman hazır olunca arabalara binip partinin olacağı yere gittiler. Arabaları parti mekanından fazla uzak olmayan ve kimsenin fark etmeyeceği bir yere park ettiler. Barlas arabadan inmeden önce Doruk bilinmesi gerekenlerin üzerinden geçiyordu.

"Kulağında bizim sesimizi duyabileceğin şeffaf bir kulaklık, ceketinin içinde senin bize ses verebileceğin bir minik mikrofon var. Cebinde araba anahtarın gibi görünen bir yardım butonu var. Düğmeye bastığın gibi bize alarm verilecek ve bizde yanına geleceğiz. Unutma burada bir kanıtın olmalı. Mesela iğneyi sana çıkardığında yardım butonuna bas veya aklına ne geliyorsa. Yeter ki kanıtımız olsun. Tamam mı?"

"Tamam aklımda bir şey var merak etme. Kelepçe alıyorum yanıma."

"Al ama iyi sakla."

"Dikkatli ol.", Kerim'in ciddi uyarısına başını sallayıp arabadan indi. Saat sekize gelmişti. Kendi arabasına binip otele doğru gitti. Otelin park alanına arabasını park edip hızlıca içeriye doğru yürüdü. Otelin içerisinin sıcaklığı dışarısının soğukluğunu giderirken rahatlayarak aşağıya inen merdivenlere ilerledi. Merdivenlerden indiği sırada telefonunu açıp yapması gereken birkaç şeyi yaptı. Telefonunu geri kapatıp cebine koydu. Balo salonunun büyük kapısına geldiğinde içerideki insanları gördü. Şık giyinimli insanlar küçük gruplar oluşturmuş, ayakta ellerindeki içecekleriyle sohbet ediyorlardı.

"Yardımcı olabilir miyim efendim?", takım elbiseli bir görevli ona ciddi bir ifadeyle bakarken kim olduğunu anlamak için inceliyordu.

"Alev Akay adındaki bir hanımefendinin düzenlediği partiye gelmiştim."

Görevli başını sallayarak yanındaki uzun bacaklı masanın üzerinden liste olduğunu düşündüğü bir defter aldı. "İsminizi öğrenebilir miyim?"

"Barlas Arslan.", görevlinin yüz ifadesi Barlas'ın adını duyduğu anda hemen değişti. Yine de görevini yerine getirerek listesinden adını aradı. Başını kaldırdıktan sonra nazikçe elini içeriye doğru uzattı.

"Buyurun efendim.", insanın içini ürpertecek bir gülümsemeyle başını hafifçe yana yatırdı. "Gecenizin eğlenceli geçmesini dilerim."

Barlas'ta sahte samimiyetle gülümseyip başını salladı. "Gecemin eğlenceli geçeceğine çok eminim.", görevliyle bakışarak içeriye girdi. İkisi de birbirinin cümlesindeki imaları anlamışlardı. Bu olaylar olacak demekti ve iki tarafta bunda çok eğlenecekti.

İçeriye girdiğinde ilk fark ettiği ortamın sıcaklığıydı. Aşırı sıcaktı. Paltosunu çıkarıp elinde tutunca bir görevli hızla yanına geldi. "Paltonuzu asmamızı ister misiniz bayım?"

"İyi olur.", paltosunu görevliye verip görevlinin gidişini izledi. Tuhaf bir şekilde hala burası çok sıcaktı ama buradaki kimse sıcaklığa takmadan sohbet ediyordu. Ortamın sıcak oluşunu unutmak için müzik grubuna göz gezdirdi. Şık bir orkestra ayarlanmıştı. Çello, keman, viyola, kontrbas, piyano ve arptan oluşan bir orkestraydı. Hepsi kendi müzik aletine odaklanmış uyum içerisinde çalıyorlardı. Bu da onların profesyonelliklerini belli ediyordu.

İçecek tepsisini elinde tutan bir garson yanından geçerken onu durdurdu. Garson, Barlas'ın içecek isteyeceğini düşünerek tepsiden renkli buzlu bir kokteyl alıp ona uzattı. Barlas başını iki yana sallayıp, "Bir şey soracaktım.", içecek istemediğini belirtti.

"Tabi sorun efendim."

"Burası neden bu kadar sıcak?", artık dayanamadığını belli ederek terleyen alnını eliyle sildi.

Garson anlayışlı bir şekilde gülümsedi. "Maalesef ısıtma sistemlerinde oluşan bir arıza sebebiyle bu durumdayız. İsterseniz içinizi ferahlatacak buzlu bir içecek verebilirim efendim."

İçecekten emin olmadığından almayı düşünmediğinden hayır diyeceği an kulağına gelen Kerim'in sesiyle durdu. "Barlas istediğini içebilirsin. Kadın seni öldürecekse bunu kendisi yapar. Bir başkasını görevlendirerek değil. Yani rahat ol. Üstelik bu onunla buluşma biletin olabilir."

Boğazını temizleyip başını salladı. "Tamam. Bir kokteyl alsam hiç fena olmaz."

Garson gülümseyerek tepsiye geri koyduğu renkli ve buzlu içeceği geri alıp Barlas'a uzattı. Barlas içeceği alıp bardaktaki pipeti çıkarıp bir dikişte içeceği etraftakilere aldırmadan içti. Boş bardağı garsonun tepsisine koyarken nefes nefeseydi. Garson başta olmak üzere etrafta onu izleyenler onun ne kadar sıcaklandığını anlamıştı. Garson, "Afiyet olsun efendim.", deyip yanından ayrıldı. Barlas tam ferahladığını hissettiği zaman başı dönmeye başladı. Baş dönmesinin geçeceği umuduyla bir elini başına götürüp gözlerini sıkıca kapattığında istediği sonucu alamamıştı. Gözlerini açtığında ışıklar kapatılmış sahne ışıkları yakılmıştı. Yoksa zihninin ona oynadığı bir oyun muydu?

Müzik hızlanmış ama kulağına boğuk boğuk geliyordu. Etrafında dönerken dış kapının olduğu tarafta durup kapıya baktı. Kapıda gördüğü kişiyle gözleri doldu. Zihni kesinlikle ona karşı oynuyordu. "Havin.", diye fısıldarken göğsünün ağrıdığını hissetti.

"Havin mi!? Barlas ne diyorsun? Ne Havin'i? Kendine gel. Barlas...!", sesler kesildi. Barlas Arslan geriye doğru yere yıkıldığı. Gözleri kapanırken aklında tek bir şey vardı. Uyku.

Kendine geldiği sırada başının sert bir zeminde değil de yumuşak bir yastıkta olduğunu hissetti. Zorlayarak gözlerini açtığında bir yatakta olduğunu gördü. Gözlerini açmasıyla başı zonklamıştı. Ceketi, yeleği ve papyonu çıkarılmış gömleğinin dört düğmesi açılmıştı. Ayakkabısı ve çorapları da çıkarılmıştı. Yatakta doğrulurken aniden kalkmasıyla küçük bir baş dönmesi yaşadı. Elini alnına götürüp kendisine gelmeye çalıştı.

"Şşşt daha yeni kalktın kendini zorlama.", yanından gelen kadın sesiyle başını sola çevirdi. Karşısında Alev ona doğru gülümsüyordu. Elini yanağına koyup okşarken Barlas'ın vücudunun her bir yanı titredi. Alev'e aşağıdan yukarıya doğru göz gezdirdi. Aynı attığı fotoğraflardaki gibi tam bir güzellik kraliçesi gibiydi. Derin yırtmaçlı, dar, uzun ve dekolteli bordo bir elbise giymişti. Taşlı kolye ve küpeler takarak şık bir görünüm elde etmişti. Saçlarını açık bırakmıştı. Kendisinin incelendiğini gören Alev bordo renkteki mat rujuyla boyadığı dudaklarıyla gülümsedi. "Ben en iyisi sana soğuk su getireyim. İyi gelir.", Alev yerinden kalkıp parlak bordo topuklularıyla tok sesler çıkararak yanından ayrıldı.

Barlas çıplak ayaklarını yataktan aşağıya sarkıtarak oturur pozisyonuna geldi. Sürahiden bardağa boşalan su sesini duyarken Alev'e bakmaya gerek duymadan dediği gibi su doldurduğunu anladı.

"Çok güzel olduğumu söyleyen erkekler olmuştu ama beni görünce bayılan ilk erkek sensin."

"Kapıdaki kadın sen miydin?", diye sordu hayal kırıklığıyla. Havin'in zihninin bir oyunu olduğunu biliyordu. Şimdi emin olmuştu.

"Evet. Bendim.", su sesi kesildiği gibi topuk sesleri tekrardan yükseldi. "Hatırlamaman çok normal. Bayıldın ve unuttun. Eh tabi o kadar çok radyasyon alırsan normal tabi.", Barlas'ın gözleri kocaman olurken arkasına dönmeyi fırsat kalmadan ellerinin arkadan kelepçelendiğini anladı. Sol kulağının içine üflenmesiyle başını sol omuzuna yatırıp yüzünü buruşturdu. Boynunun sağ tarafının öpülmesiyle kendisini hızla geri çekti. Alev'e baktığında ellerine siyah deri eldivenler giymiş olduğunu gördü. Alev ona gülümseyerek bakıyordu. "Seni zeki beyefendi.", yataktan kalkıp Barlas'ı kolundan tutarak yatağın çaprazında duran tekli koltuğa doğru götürdü. Hala kendine tam gelemeyen Barlas koltuğa düşer gibi oturdu. Alev tekli koltuğun yanındaki büyük komodinin yanına gitti. Şeffaf kulaklığı işaret ve baş parmağıyla tutup Barlas'a gösterdi.

"Şeffaf ama benim gözümden kaçmaz.", pencereyi açıp kulaklığı dışarıya atarken Barlas sakince onu izliyordu. "Mikrofon yani çok gereksiz. Ya bu buton? Ciddi olamazsın.", mikrofonu ve araba anahtarı şeklindeki butonu da dışarıya atıp komodine yaslandı. Kelepçelerin anahtarını ve Barlas'ın telefonunu yan yana koyup kollarını göğsünde birleştirdi. "Telefonunu bırakıyorum değerimi bil."

"Seni yakalamaya çalıştığımı nereden anladın?"

Alev gülerek yaslandığı komodinden kalkıp Barlas'ın oturduğu tekli koltuğun kol kısmına oturdu. "Benimde kaynaklarım var."

"Neden bana mesaj attın o zaman? Bak buradayım öldüreceksen öldür."

"Sen, ben istediğim sürece ölürsün. Seni buraya öldürmek için getirtmedim."

"Öldürdüğün kişileri de böyle mi kandırıyorsun?"

Güldü. "Onları öldürmem seni öldüreceğim anlamına gelmez Barlas. Siz, ben istedim diye beni şu an yakalamaya çalışıyorsunuz ama bu olmayacak çünkü ben, beni yakalamanı istemiyorum."

Barlas kaşlarını çatarak sakince onun gözlerine baktı. "Peki ben neden buradayım?"

Elini Barlas'ın ensesine koyup yavaşça ona yaklaştı. "Çünkü ben öyle istiyorum.", gözlerini kapatarak dudaklarını Barlas'ın dudaklarına bastırdı. Kan akışı hızlandı. Vücudu titredi. Böyle bir hareketi kullanabilirdi. Zaten kullanmayı düşünüyordu ama şu an kalbinde tuhaf bir ağrı vardı. Sanki içinde bir savaş vardı. Sevgilisini kaybettikten yıllar sonra ilk kez biriyle öpüşüyordu. Öpüştüğü kişi de bir suçluydu. Aman ne harika! Hem suçluyla flört et hem de öpüş görev aşkı diye buna denir işte! Gözlerini kapadı Barlas ve ona uydu. Aklını toplamalı ve bunu kendine kullanmalıydı. Kullanacaktı. Alev geri çekilip alnını yıllardır tanıdığı bu adamın alnına yasladı.

"Alev.", sesi bozulmuştu. Korkak gibi çıkıyordu sesi.

"Efendim."

"Şimdi yapacağım şeyi sonradan ikimizde unutabilir miyiz?"

Güldü. "Neden olmasın?"

Yavaşça başını geri çekip karşısındaki bu güzel kadının yüzüne baktı ve hızlıca kafasıyla burnuna doğru hızla vurdu. Alev dengesini kaybedip yere düşerken Barlas ne onu ne de onun kanayan burnunu önemsemeden hızla kalkıp telefonunun yanındaki kelepçelerin anahtarını aldı. Titreyen ellerini zor zapt edip anahtarla kelepçelerin kilidini açtı. Alev kahkaha atarak kanayan burnunu sımsıkı tuttu. Barlas hızlıca yanına gelip ayağını sırtına koyup Alev'in ellerini arkadan kelepçeledi. Bacaklarının üstüne oturup bağlı olan bileklerinden tutup Alev'i yerden kaldırıp dikleştirdi. Alev kanayan burnuna rağmen delicesine gülmeye devam ediyordu.

"Bir kanıtın yok Barlas. Sen şu an sadece kadını darp eden konuma geliyorsun."

Aniden açılan kapı ile önce polisler sonra sırayla Kerim, Ömer ve Doruk içeriye girdi. Barlas gülümseyerek kelepçelerini çözdüğü sırada cebine koyduğu telefonunu çıkardı. "Bence bir daha düşün.", telefonundan ses kaydediciyi açıp kaydettiği seste bu vaka için en önemlisini oynattı. "Onları öldürmem seni öldüreceğim anlamına gelmez Barlas..."

Gelen ekip gururla Barlas'a bakarlarken Alev ağzı açık kalakaldı. Yavaşça ağzını oynatıp. "Tebrik ederim. Kazandın.", dedi kendine gelerek.

"Gururumu okşuyorsun."

"İleride olacaklardan sonra benden sadece gururunu okşamamı söyleyerek yalvaracaksın(!)"

Her şey bitmişti. Ve kazanan Barlas Arslan'dı. En azından şimdilik.

--------------------------------------------------------

Bölüm sonu ^^

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.