İçeriğe geç

BARDAKİ PATRON

Bölüm 13 · 6 dk okuma

BARDAKİ PATRON

Bölüm 13

12

Arabaya bindik. Kapıyı kapattığım an içeride hafif bir sessizlik oldu. Motor çalıştı, şehir yavaş yavaş akmaya başladı. Boran bir şey demeden müzik ekranına uzandı.

Ve o şarkı çalmaya başladı. İlk dans ettiğimiz geceki şarkı. Kalbim bir an durur gibi oldu .Başımı ona çevirdim.

"Bizim şarkımızı mı açtın" dedim gülümseyerek.

Direksiyona bakıyordu ama dudaklarının kenarı kıvrıldı.

"Her gün dinliyorum. Belki inanmazsın ama."

Kahkaha attım.

"Şu an burada olduğum hâlde bile inanmıyorum zaten."

Başını hafifçe bana çevirdi.

"Senin yüzünden bu haldeyim be kızım."

Kaşımı kaldırdım "ne hâle düşürmüşüm seni acaba"

Gözleri bir anlığına üzerimde gezindi. O bakışın içinde hem eğlence hem derin bir şey vardı.

"Gayet iyi biliyorsun," dedi.

Camdan dışarı baktım ama yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadım.

"Bu haline de ayrı aşığım" dedim yumuşakça.

Bir an sessizlik oldu. Sonra o kendine has, sakin ama dolu sesiyle

"Ben de" dedi. Şarkı arka planda akmaya devam ediyordu.

Şirkete yaklaşmak üzereydik .Borana elimle dur işareti yaptım. Ne oldu der gibi baktı ve kenara çekti.

"Beni iş yerine biraz uzak bir yerde indir" dedim.

Direksiyonu hafifçe düzeltti.

"Niye"

Soru netti. Tonu da öyle.

Omuz silktim ama gözlerim ciddiydi.

"Gören olur yanlış anlaşılır." yüzüm de buruk bir ifadeyle

"Kim ne anlarsa anlasın umurumda mı sanıyorsun " dedi direksiyonu bırakıp bana daha da yakınlaşarak.

"Benim umurumda ama asıl umurumda olan senin itibarın."

Küfür ederek kafasını çevirdi duyurmak istemiyor bir hali vardı ama duymuştum.

"Özür dilerim" mahcup bir halde

"Merak etme sorun etmem bu tarz lafları sen hele benim dün ettiklerimi duysan " gülümsedim

" O konu hakkında da konuşalım ."

"Hangi konu " neyden bahsettiğini biliyordum ama bilmemezliğe vurdum.

"Dün bizi bu raddeye getiren konu"

Melisanın ismini vermedi ama anladığımı fark etti.

"Nişanlın dan mı bahsediyorsun."

"Birincisi benim nişanlım değil, ikincisi ağzından bir daha bu kelimeyi duymacağım ve üç bunları söylerken yüzüme daha çok yaklaştı aramızdaki mesafe artık yok denecek kadardı.

"Ben parmağıma yüzük takarsam" dedi Boran, nefesim kesilerek,

"sadece senin yüzüğünü takarım . Başkasını asla düşünmem, başka bir anlam veremem. Parmağıma yüzük taktığım kişi ilk ve sadece sen olacaksın."

O sözleri duyduğum anda kalbim bir an durdu.

Boran o kadar yakışıklı o kadar kararlı ve ciddi görünüyordu ki gözlerimden kalbime kadar sıcak bir his yayıldı.

İçimden bir ses fısıldadı.

Ne kadar da kusursuz bir adamsın.

Nefesim kesildi dizlerim hafifçe titredi.

Bu kadar samimi bu kadar sahiplenici ve bu kadar doğru sözler beni eritti.

Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım.

Boran’ın bakışları , sesi, duruşu her şeyiyle büyülenmiştim.

O anda bir gerçek daha geldi içime. Ona karşı olan duygularım sadece derin değil, aynı zamanda dayanılmaz bir şekilde güçlüydü.

İşte bu yüzden diye düşündüm neden her zaman kalbim onun yanında çarpıyor, neden her bakışı beni eritir.

Başımı hafifçe eğdim yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi.

Bir anda ellerimi daha sık tuttu. Arabadaki sessizlik bir anda elektrikle doldu.

"Hande" dedi kısık bir sesle, alnımı hafifçe alnına yaklaştırarak,

"sadece seninle olmak istiyorum şu an, burada sadece seninle."

Dudaklarımın kenarında istemsiz bir gülümseme belirdi ama nefesim kesiliyordu.

Kalbim, onun kalbiyle aynı ritimde atıyordu. Bir hamleyle, nazik ama kararlı bir şekilde beni kucağına çekti. Kollarım boynuna dolandı, vücudum ona yapıştı.

Boran dudaklarını boynuma değdirdi, hafifçe öptü, ardından çenem ve yanaklarıma kaydı.

Titredim. Kalbim deli gibi çarpıyordu. "Boran" dedim fısıldayarak, ama sesim kendini tamamen bırakmıştı.

O dudaklarıyla boynumu okşarken elleri sırtımda dolaştı. Tenime her dokunduğunda kendimden geçiyor gibiydim. Göz göze geldiğimiz anlarda bile nefesimiz birbirine karışıyordu.

Bir an boyunca sadece birbirimizi hissettik kelimelere, düşüncelere gerek yoktu.

Biraz geri çekildim, gözlerimi ona dikerek

"Aman Allah’ım, geç kalacağız işe" dedim ama gülümseyerek.

Boranı şirketin önünde indirmemesi için ikna ettim. Arabadan inip yürümeye devam etmiş ama o da arabayı benimle aynı hizada sürüyordu.

"Ne anladım ben bu işten Boran git hadi git "dedim kısık sesle.

"Tamam pes ediyorum" diyerek gaza bastı.

Kapıdan içeri girdiğimde asansörün önünde beni bekliyordu. Göze göze geldiğimizde sadece birbirimize odaklandık. Etraftakileri fark etmedik bile . Yanına geldiğimde bir kaç kişi daha vardı.

"Günaydın Boran bey " hafif gülüp kafamı çevirdim

"Günaydın Hande hanım" çok ciddi ve profesyoneldi. Gizlenmeyi gayet iyi biliyordu.

"Dünden hazır bu ne böyle hallere bak ben sana sorarım " diye mırıldandım içimden

Asansörün kapısı açılırken Boran yanımdaydı.

Kalbim bir an hızlandı bakışları hâlâ üzerimdeydi. Ama şimdi etrafımızda birkaç kişi daha vardı, bu yüzden sessiz bir güç gösterisi gibiydi.

Asansöre bindiğimizde yan yana durduk. Elleri neredeyse birbirine değiyordu ama kimse fark etmesin diye sadece parmak uçlarımız hafifçe temas etti.

İçimden bir ses fısıldadı

Ne kadar da cesur, aynı zamanda tehlikeli.

Boran, ciddi görünüyordu ama gözlerinin kenarındaki o minik kıvrım içten bir gülümseme sakladığını ele veriyordu.

Asansör bir anda durdu ve kapılar açıldı. Birden irkildim bir anlığına kalbim hızla çarptı. Boran yanımdaydı ama etraf kalabalıktı ve ben bir anda kendimi gözlerin önünde hissettim. "Tamam," dedim içimden sessizce derin bir nefes alarak. "Şimdi sakin ol, Hande." Adımlarımı hızlandırdım ve fark edilmeden odama geçtim. Kapıyı kapattığımda nefesimi topladım ve omzumu geriye yasladım .Boran bir an asansörün önünde durdu, beni izliyordu.

O bakışları hâlâ üzerimdeydi ama bu kez uzaktan, sessiz ve kontrollüydü.

Oda sessizdi. Şehir uğultusu camdan hafifçe geliyordu ama içimde hâlâ bir gerilim vardı. Kalbim hâlâ hızlı çarpıyor, ellerim hafif titriyordu.

"Hande, daha iyi misin dünden sonra"

Başımı kaldırdım ve Sena’yı gördüm.

"Evet, toparladım kendimi, teşekkür ederim" dedim gülümseyerek.

"Ben yokken işleri halletmişsin minettarım sana "

Sena hafifçe başını salladı.

"Evet merak etme her şey yolunda. Şimdi gel de kahve içelim biraz, rahatlamana yardımcı olur hem sohbet ederiz. "

Gülümseyerek kalktım ve mutfağa doğru yürüdüm.

Tam mutfak kapısından içeri girerken, Boran’ı gördüm. O da bir anda oradaydı sadece bana baktı.

Göz göze geldik, ama ikimiz de sessiz kaldık.

O bakışta bir şey vardı sahiplenme ve dikkat ama kimse fark etmesin diye sessizlik.

Sena kahve makinesine yöneldi, ben de ona yaklaştım ve bardaklarımızı doldurduk.

"İyi oldu, biraz nefes almak" dedim.

Tam o sırada diğer çalışanlar da mutfağa geldi. Umut, Berke ve Tuğba.

"Hande, geçmiş olsun" dediler bir ağızdan.

"Teşekkür ederim" dedim, hafifçe gülümseyerek. Sohbet ilerledikçe sorular gelmeye başladı.

"Hande, nerelisin, ne yapıyorsun vs" ve sonra o meşhur soru.

"Hah, peki var mı hayatında şanslı biri" diye sordu Berke.

Tam bu lafın üzerine, Boran geldi ve konuşulanları duydu.

Ben sadece onun geldiğini fark ettim ama sesimi çıkarmadım.

"Yok" dedim sadece, hafifçe gülümseyerek. Berke biraz şaşkın baktı.

"Yok mu gerçekten hadi ama, olmaz öyle şey"

Ben de hafifçe başımı salladım gülerek.

"Yok, gerçekten yok"

"Desene hala şansım var o zaman" Berke'nin bu lafı şaşkın etkisi yarattı bende ama diğerleri onun bu hallerine alışmış ki tepki vermeyip güldüler.

Tam o sırada Boran içeri girdi.

Hafifçe boğazını temizledi ve bir anda ortam sessizleşti. Herkes aniden ciddi bir ifadeye büründü, bardaklar ve kahve makineleri sessiz kaldı. Boran gözlerini odadaki herkese gezdirdi, bakışları odanın havasını değiştirmişti.

"Çalışmaya değil de, sohbet etmek için mi buradasınız" dedi sesi derin ve keskin.

Umut hemen cevap verdi

"Hayır efendim sadece kahve içiyorduk. Bir de Hande yeni geldi, tanıyalım dedik"

Ben hafifçe gülümsedim ve sessizce sordum

"Sorun mu var, Boran Bey"

Boran gözlerini bana çevirdi ve hafifçe başını salladı .

"Hande, odama gel" dedi.

Arkasını döndü ve ekledi "herkes işinin başına".

Herkes bardaklarını bırakıp masalarına yöneldi, ofiste normal tempo geri geldi.

Herkes bardaklarını bırakıp masalarına yöneldi, ofiste normal tempo geri geldi.

Ben de arkamdan Boran’ın odasına doğru yürüdüm.

Kalbim hâlâ hızlı çarpıyordu, ama bu kez heyecan ve merakla karışık bir his vardı.

Her adımımda Boran’ın bakışlarını hissediyor, içimde hem gerginlik hem de bir mutluluk dalgası yükseliyordu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.