Akşam yediyi birkaç dakika geçmişti.
İstanbul'un yağmurdan arınmış sokakları, gün boyu taşıdığı gri havayı geride bırakmıştı. Islak kaldırımlar, vitrinlerden taşan sarı ışıkları yansıtıyor; insanlar mesai çıkışının telaşıyla caddelerde birbirine karışıyordu.
Alya, metro istasyonundan çıkıp dar sokağa girdi.
Levent'in her zamanki gibi aynı yeri seçmiş olması şaşırtmamıştı.
Sessiz...
Gösterişsiz...
Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen küçük bir restoran.
Kapıyı itip içeri girdi.
Levent çoktan gelmişti.
Her zamanki masasında oturuyordu.
Önünde yalnızca bir fincan sade kahve vardı.
Alya yaklaşınca başını kaldırdı.
"Hoş geldin."
"İyi akşamlar."
"Otur."
Garson sessizce menüyü bıraktı.
Alya, çay söyledi.
Levent ise menüye bakma gereği bile duymadı.
"Belli ki alışmaya başlamışsın."
Alya anlamadı.
"Neye?"
"Étoile'a."
Genç kadın birkaç saniye sustu.
"Sanırım."
Levent hafifçe başını salladı.
"Sanırım..."
"İnsanların en tehlikeli kelimelerinden biridir."
---
Çayları geldiğinde Levent fincanını eline aldı.
"Peki."
"Anlat."
Alya kısa bir an düşündü.
"Neyi?"
"Nehir'i."
Alya istemsizce doğruldu.
"Daha ben söylemeden..."
Levent sözünü tamamladı.
"Emir'in kız kardeşi."
"Evet."
"Bugün ofise geldi."
Alya'nın yüzündeki şaşkınlık büyüdü.
Levent bunu fark etmişti.
"Şaşırma."
"Bu şehir düşündüğünden daha küçük."
Alya yine de rahatlayamadı.
"Nereden biliyorsunuz?"
Levent fincanını masaya bıraktı.
"Bunu bilmem önemli değil."
"Önemli olan senin ne gördüğün."
---
Alya birkaç saniye sessiz kaldı.
"İnsanlarla çok rahat iletişim kuruyor."
Levent dinliyordu.
"Herkesin adını biliyor."
"İnsanları dikkatle gözlemliyor."
"Ve..."
Duraksadı.
"...sanki konuşurken bile insanı tartıyor."
Levent'in dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm oluştu.
"Güzel."
Alya kaşlarını çattı.
"Güzel mi?"
"Onu doğru okumaya başlamışsın."
---
"Size göre nasıl biri?"
Levent hiç düşünmeden cevap vermedi.
Garsonun uzaklaşmasını bekledi.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
"Nehir..."
"...zekidir."
"Fazlasıyla."
"İnsanların söylemediği şeyleri dinler."
"Kimin ne hissettiğini anlamakta iyidir."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Bu yüzden tehlikelidir."
Alya gözlerini ondan ayırmadı.
"Size ne yaptı?"
Levent ilk kez doğrudan Alya'nın gözlerinin içine baktı.
"Yanlış soru."
"Neden?"
"Çünkü mesele bana ne yaptığı değil."
"Peki ne?"
Levent fincanını yavaşça çevirdi.
"Bir gün sana ne yapabileceği."
---
Alya bu cevaptan hoşlanmamıştı.
"Belki de sadece iyi biridir."
Levent gülümsedi.
"Olabilir."
"İyi insanlar tehlikeli olamaz mı?"
"Olabilir."
"Öyleyse?"
Levent sandalyesine yaslandı.
"İnsanları iyi ya da kötü diye ayırmayı bıraktığın gün..."
"...gerçek dünyayı görmeye başlarsın."
---
Restoranın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Dışarıda bir tramvay geçti.
Cam hafifçe titreşti.
Levent cebinden ince bir zarf çıkardı.
Masanın üzerine bıraktı.
Alya bakışlarını zarfa çevirdi.
"Bu nedir?"
"Aç."
Zarfın içinde yalnızca tek bir fotoğraf vardı.
Eski tarihliydi.
Fotoğrafta genç bir Emir vardı.
Yanında ise yirmili yaşlarının başlarında görünen Nehir.
İkisi de gülümsüyordu.
Arkalarında ise tanımadığı yaşlı bir adam duruyordu.
Fotoğrafın köşesinde tek satırlık bir not vardı.
2018
Alya fotoğrafa baktı.
"Bu kim?"
Levent yaşlı adamı işaret etti.
"İşte..."
Kısa bir duraksamadan sonra devam etti.
"...bugün hâlâ cevap aradığım sorunun başlangıcı."
Alya başını kaldırdı.
"Neyi kastediyorsunuz?"
Levent fotoğrafı yeniden zarfa koydu.
"O adam öldü."
Restorandaki uğultu, Alya'nın kulağında bir anda uzaklaştı.
Levent'in sesi ise aynı sakinlikle devam etti.
"Ve ölümünden sonra..."
Bakışlarını Alya'ya çevirdi.
"...Étoile hiç olmadığı kadar büyümeye başladı."
Alya ilk kez, Levent'in meselesinin yalnızca ticari rekabet olmayabileceğini düşündü.
Belki de yıllardır peşinden koştuğu şey...
Bir şirket değil...
Geçmişte gömülü kalmış bir gerçekti.
Restorandan çıktıklarında saat dokuza yaklaşıyordu.
Hava serinlemişti.
Caddelerdeki kalabalık yavaş yavaş azalmaya başlamış, yağmurun ardından yükselen toprak kokusu şehrin egzoz kokusuna karışmıştı.
Levent, kaldırıma çıktığında bir süre konuşmadı.
Alya da sessizce yanında yürüyordu.
Sokağın başına geldiklerinde durdu.
"Bugünlük bu kadar."
Alya şaşkınlıkla baktı.
"Başka bir şey istemeyecek misiniz?"
Levent gözlerini karşı kaldırımdaki eski bir binaya çevirdi.
"İsteyeceğim."
Kısa bir duraksama.
"Ama henüz değil."
Alya ilk kez rahatladığını hissetti.
Levent ise tam ayrılacakken son kez konuştu.
"Şunu unutma."
"İnsanların sana anlattıklarıyla..."
Bakışlarını Alya'ya çevirdi.
"...sana göstermeyi seçtikleri şey aynı değildir."
Bunu söyledikten sonra dönüp uzaklaştı.
Ne el sıkıştı...
Ne de arkasına baktı.
Her zamanki gibi sessizce kalabalığın içinde kayboldu.
---
Ertesi sabah...
Étoile her zamanki düzeniyle güne başlamıştı.
Alya masasına oturduğunda zihni hâlâ dün akşamki konuşmadaydı.
Masasının üzerindeki not defterini açtı.
Boş bir sayfaya yalnızca üç kelime yazdı.
**"Güven."
"Geçmiş."
"Gerçek."**
Bir süre kelimelere baktı.
Sonra defteri kapattı.
Kendi kendine düşündü.
"Ben burada gerçekten neyi araştırıyorum?"
---
"Sabah sabah felsefe mi yapıyoruz?"
Selin'in sesiyle irkildi.
Başını kaldırınca elinde iki kahveyle gülümseyen arkadaşını gördü.
"Belli mi oluyor?"
"Biraz."
Kahveyi masasına bıraktı.
"Dün Nehir Hanım senden bahsetti."
Alya'nın dikkati bir anda toplandı.
"Benden mi?"
"Evet."
"Ne dedi?"
Selin omuz silkti.
"Çok bir şey değil."
"'Alya işe alışmış mı?' diye sordu."
"Hepsi bu."
Alya istemsizce düşündü.
Gerçekten sadece bunu mu sormuştu?
Yoksa Selin yalnızca bunu mu biliyordu?
---
Saat ona doğru Kerem masaların arasında dolaşmaya başladı.
"Arkadaşlar."
Başını kaldıran herkese baktı.
"Bugün öğleden sonra yönetim katında departman temsilcileri toplantısı var."
Alya yeniden ekranına dönecekken Kerem devam etti.
"Alya."
"Evet?"
"Sen de geleceksin."
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Selin bile şaşkınlıkla ona baktı.
"Ben mi?"
"Evet."
"Ama ben temsilci değilim."
"Bugün öylesin."
"Ama neden?"
Kerem dosyasını kapattı.
"Çünkü sunumdaki kumaş revizyonlarını en iyi sen biliyorsun."
İtiraz edecek bir şey bulamadı.
"Tamam."
---
Öğleden sonra...
Yönetim katı, her zamanki sakinliğini koruyordu.
Bu kez Alya kendini ilk gelişindeki kadar yabancı hissetmiyordu.
Yine de buradaki sessizlik alt katlardan farklıydı.
İnsan sesleri bile daha alçaktı.
Toplantı odasına girdiklerinde içeride farklı departmanlardan yaklaşık on kişi vardı.
Pazarlama...
Lojistik...
Finans...
Tasarım...
Ve birkaç yönetici.
Alya, masanın en sonuna oturdu.
Dosyalarını düzenlerken kapı açıldı.
Emir içeri girdi.
Herkes kısa bir "Günaydın." ile onu karşıladı.
Emir de aynı sakinlikle karşılık verdi.
Toplantı başladı.
İlk yarım saat tamamen rakamlarla geçti.
Teslim tarihleri...
Üretim planları...
Yeni mağaza açılışları...
Alya yalnızca kendi alanıyla ilgili notlar alıyordu.
Sonra konu Sonar Group projesine geldi.
Emir bakışlarını Kerem'e çevirdi.
"Revizyon tamamlandı mı?"
"Tamamlandı."
"Kumaş kodu problemi?"
"Çözüldü."
Kerem kısa bir duraksamadan sonra ekledi.
"Alya fark etti."
Emir bu kez doğrudan Alya'ya baktı.
"Bu markayla ilk projen."
"Evet."
"İyi başlamışsın."
Toplantı devam etti.
Konu değişti.
Kimse bu cümle üzerinde durmadı.
Ama Alya'nın içinde yine aynı his oluşmuştu.
Emir'in övgüleri kısa sürüyordu.
Fakat nedense uzun konuşmalardan daha fazla akılda kalıyordu.
---
Toplantının sonunda insanlar dosyalarını toplamaya başladı.
Alya da ayağa kalkmıştı ki kapının önünde Nehir belirdi.
Elinde tablet vardı.
"Rahatsız etmiyorum umarım."
Emir başını kaldırdı.
"Bitirdik."
Nehir içeri girdi.
Bakışları salondaki insanları tek tek dolaştı.
Sonra Alya'da durdu.
"Demek buradaymışsın."
Sesi yine sıcaktı.
Ama bu kez Alya, altında başka bir ton olduğunu hissedebiliyordu.
Nehir gülümseyerek devam etti.
"Güzel."
"Daha sık görüşeceğiz gibi duruyor."
Salondaki diğer insanlar bunu sıradan bir nezaket cümlesi olarak duydu.
Ama Alya'nın içinde açıklayamadığı hafif bir huzursuzluk oluştu.
Çünkü artık emindi.
Nehir'in ilgisi tesadüf değildi.
Ve bu ilginin nedeni, henüz kimsenin yüksek sesle söylemediği bir şeydi.
Akşam yediyi birkaç dakika geçiyordu.
İstanbul'un sokakları, gün boyu yağan yağmurun ardından ince bir parlaklığa bürünmüştü. Sarı sokak lambaları, ıslak kaldırımlarda uzun çizgiler oluşturuyor; araç farları camlara yansıyarak şehrin hiç bitmeyen hareketini sessizce hatırlatıyordu.
Alya, Levent'in daha önce de çağırdığı küçük restoranın önünde durdu.
Bir an içeri girmeden önce derin bir nefes aldı.
Nedense bu kez, ilk görüşmelerindeki kadar rahat değildi.
Kapıyı açtı.
Levent her zamanki masadaydı.
Sırtı pencereye dönüktü.
Masanın üzerinde yalnızca bir fincan kahve ve kapalı siyah bir dosya vardı.
Alya yaklaşınca başını kaldırdı.
"Hoş geldin."
"Merhaba."
Oturdu.
Garson sessizce yaklaşıp siparişini aldıktan sonra yeniden uzaklaştı.
Masada kısa bir sessizlik oluştu.
Levent ilk konuşan oldu.
"İlk ayını tamamladın."
"Evet."
"Zor muydu?"
Alya düşündü.
"Beklediğimden farklıydı."
"Nesi?"
"İnsanlar."
Levent'in bakışları değişmedi.
"Devam et."
Alya ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
"Kimse birbirinin açığını aramıyor."
"Hata yapanı ezmiyorlar."
"Birbirlerini gerçekten destekliyorlar."
Levent hafifçe başını salladı.
"Görünürde."
Bu tek kelime Alya'nın hoşuna gitmedi.
"Hayır."
Bu kez sesi daha kararlıydı.
"Gerçekten öyle."
Levent onu birkaç saniye sessizce izledi.
"Demek öyle düşünüyorsun."
"Çünkü gördüm."
"Ne gördün?"
Alya sabah yaşanan krizi anlattı.
Yanlış gönderilen dosyayı...
Mert'i...
Emir'in kimseyi suçlamadan sistemi sorgulamasını...
Levent dikkatle dinledi.
Hiç sözünü kesmedi.
Anlatacakları bitince kahvesinden küçük bir yudum aldı.
"Güzel."
Alya şaşırdı.
"Güzel mi?"
"Evet."
"İyi liderlik örneği."
Bir an durdu.
"Fakat bunun doğru olması, başka şeylerin de doğru olduğu anlamına gelmez."
Masadaki sessizlik yeniden ağırlaştı.
Levent siyah dosyayı önüne çekti.
Yavaşça açtı.
İçinden birkaç fotoğraf çıkardı.
Alya istemsizce öne eğildi.
Fotoğraflar Étoile binasına aitti.
Bir yardım gecesi...
Yönetim toplantısı...
Basına açık bir lansman...
En alttaki fotoğrafı görünce kaşları çatıldı.
Fotoğrafta Emir vardı.
Yanında ise genç bir kadın.
Sarışın.
Şık giyimli.
Gülümsüyordu.
Alya kadını tanımadı.
Levent fotoğrafı masaya bıraktı.
"Tanıyor musun?"
"Hayır."
"Tanıyacaksın."
Bir başka belge çıkardı.
Üzerinde tek isim yazıyordu.
Lara Demir.
"Üç yıl önce Étoile'ın hukuk danışmanıydı."
Alya sessizce dinliyordu.
"Bir sabah istifa etti."
"Neden?"
"Resmî açıklamaya göre özel sebepler."
Levent dosyayı kapattı.
"Ben resmî açıklamalara pek inanmam."
Alya'nın içinde rahatsız edici bir his oluştu.
"Bunu bana neden gösteriyorsunuz?"
Levent cevap vermedi.
Ceketinin cebinden küçük bir anahtar kartı çıkardı.
Masaya bıraktı.
Kart beyazdı.
Üzerinde yalnızca Étoile logosu vardı.
Alya şaşkınlıkla baktı.
"Bu ne?"
"Yönetim katına ait eski bir giriş kartı."
"Nereden buldunuz?"
"Önemli değil."
Levent kartı ona doğru itti.
"Yönetim katındaki arşiv odasına girmeni istiyorum."
Alya'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"...Ne?"
"Eski hukuk dosyalarını bul."
"Hayır."
Bu cevap o kadar hızlı çıkmıştı ki kendisi bile şaşırdı.
Levent ilk kez birkaç saniye sustu.
"Hayır mı?"
"Evet."
"Bu casusluk."
"Hayır."
Levent'in sesi yine sakindi.
"Gerçeği öğrenmek."
Alya başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Ben bunun için işe girmedim."
Levent uzun süre ona baktı.
Sonra yavaşça dosyayı kapattı.
"Değişmişsin."
Alya cevap vermedi.
"Bir ay önce bunu sorgulamazdın."
Masaya hafifçe vurdu.
"Şimdi sorguluyorsun."
"Çünkü artık onları tanıyorum."
Levent gülümsedi.
Ama bu sıcak bir gülümseme değildi.
"İşte bundan korkuyordum."
Ayağa kalktı.
Paltosunu aldı.
"İnsanlara yaklaşınca objektifliğini kaybediyorsun."
Alya da ayağa kalktı.
"Belki de siz hiç yaklaşmadığınız için sadece kötüyü görüyorsunuz."
Bu cümle ilk kez Levent'in yüzündeki ifadeyi değiştirdi.
Çok kısa sürdü.
Ama Alya gördü.
İlk kez...
Levent gerçekten sinirlenmişti.
Yine de sesini yükseltmedi.
"Sana son bir soru."
Alya bekledi.
"Eğer bir gün Emir hakkında seni gerçekten sarsacak bir şey öğrenirsen..."
Gözlerinin içine baktı.
"...bugünkü kadar emin konuşabilecek misin?"
Cevap gelmedi.
Çünkü Alya bilmiyordu.
Levent cebinden bir kartvizit çıkarıp masaya bıraktı.
"Kararını değiştireceğin günü bekleyeceğim."
Arkasını döndü.
Restorandan çıktı.
Alya olduğu yerde kaldı.
Masadaki kartvizite baktı.
Sonra beyaz giriş kartına...
Elini uzattı.
Kartı aldı.
Birkaç saniye boyunca avucunda tuttu.
Sonra derin bir nefes alıp ayağa kalktı.
Restoranın çıkışındaki çöp kutusunun yanına yürüdü.
Beyaz kartı son kez elinde çevirdi.
Ve hiç tereddüt etmeden içine bıraktı.
Kart, metal kutunun dibine düşerken çıkan küçük ses, ona beklediğinden daha ağır geldi.
---
Aynı dakikalarda...
Étoile'ın yönetim katında yalnızca birkaç odanın ışığı yanıyordu.
Emir çalışma masasının başındaydı.
Önündeki raporu incelerken kapı çalındı.
"Nehir."
Genç kadın içeri girdi.
Elinde iki fincan kahve vardı.
Birini ağabeyinin önüne bıraktı.
"Bugün onunla görüştü."
Emir başını kaldırdı.
"Kiminle?"
"Levent Yalçın."
Sessizlik.
Emir'in yüzünde belirgin bir değişiklik olmadı.
"Nereden biliyorsun?"
Nehir pencereye yürüdü.
"Çünkü takip ettirdim."
Bu kez sessizlik daha uzundu.
Emir dosyayı kapattı.
"Bunu bir daha yapma."
Nehir arkasını döndü.
"Yanılıyor olmayı isterim."
"Ama o kız tesadüfen karşımıza çıkmadı."
Emir gözlerini birkaç saniye kapattı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Kanıtın olmadan kimseyi suçlama."
Nehir ince bir tebessüm etti.
"Ben suçlamıyorum."
Kapıya yöneldi.
"Sadece seni uyarıyorum."
Kapı kapandı.
Emir odada tek başına kaldı.
Bir süre pencerenin ardından İstanbul'u izledi.
Sonra masasına döndü.
Önündeki çalışan listesine baktı.
Listenin ortasında tek bir isim vardı.
Alya Yılmaz.
Kalemi eline aldı.
İsmin yanına küçük bir yıldız koydu.
Sonra kalemi bıraktı.
İlk kez kendi kendine fısıldadı.
"Umarım yanılmıyorum."
Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı.
Ve artık yalnızca Alya değil...
Emir de farkında olmadan yaklaşan fırtınanın içine doğru yürümeye başlamıştı.
7. Bölüm Sonu