İçeriğe geç

Bana güvenme

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Bana güvenme

Bölüm 6

Misafir

Sabah yağmuru bu kez İstanbul'a uğramamıştı.

Gökyüzü açık değildi ama gri bulutların arasından süzülen solgun ışık, Étoile'ın cam cephesini ince bir gümüş tabakayla kaplıyordu.

Alya her zamanki gibi erken gelmişti.

Turnikeden geçti.

Güvenlik görevlisi başıyla selam verdi.

"Günaydın, Alya Hanım."

"Günaydın."

Artık bu binaya yabancı hissetmiyordu.

Koridorların kokusu...

Asansörün hafif titreşimi...

Sabah kahvesinin kokusu...

Hepsi günlük hayatının doğal parçaları hâline gelmişti.

Masasına oturduğunda Selin çoktan kahvesini hazırlıyordu.

"Sana haberim var."

Alya bilgisayarını açarken gülümsedi.

"Yine mi?"

"Bu sefer ciddi."

"Dinliyorum."

Selin sandalyesini biraz yaklaştırdı.

"Emir Bey'in kız kardeşi bugün geliyor."

Alya'nın parmakları klavyenin üzerinde durdu.

"Kız kardeşi mi?"

"Evet."

"Burada mı çalışıyor?"

"Hayır."

"En azından resmî olarak."

Selin omuz silkti.

"Bazen gelir."

"Bazen haftalarca görünmez."

"Bazen de bütün günü burada geçirir."

"Neden?"

"Canı istediği için."

Alya şaşkınlığını gizleyemedi.

"Kimse bir şey demiyor mu?"

Selin kahvesinden bir yudum aldı.

"Kim diyecek?"

"Hem hissedar..."

"Hem de Emir Bey'in tek kardeşi."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Adı ne?"

"Nehir."

---

Saat on bire doğru ofiste alışılmadık bir hareketlilik başladı.

Resepsiyondan birkaç telefon geldi.

Alt katta bir araç bekletildi.

Sekreterlerden biri yönetim katına çıktı.

Kimse yüksek sesle konuşmuyordu ama belli ki beklenen biri vardı.

Selin pencereye doğru bakıp gülümsedi.

"Gelmiş."

Alya istemsizce cama yaklaştı.

Binanın önünde siyah bir araç durmuştu.

Kapı açıldı.

İlk inen kişi uzun boylu bir şofördü.

Ardından genç bir kadın indi.

Siyah bol bir pantolon...

Beyaz gömlek...

Omuzlarına dökülen koyu kahverengi saçlar...

Yüzünde güneş gözlüğü vardı.

Elinde yalnızca küçük siyah bir çanta taşıyordu.

Yürüyüşünde tuhaf bir rahatlık vardı.

Sanki bulunduğu her yer zaten ona aitmiş gibi...

Selin hafifçe güldü.

"İşte Nehir."

---

Yaklaşık on dakika sonra asansör kapısı açıldı.

Koridorda birkaç kişi istemsizce başını çevirdi.

Nehir, güneş gözlüğünü saçlarının üzerine kaldırmıştı.

Yirmili yaşlarının sonlarında görünüyordu.

Emir'e benzer tarafları vardı.

Özellikle gözleri...

İkisi de konuşmadan insanı dinliyormuş hissi veriyordu.

Ama benzerlik burada bitiyordu.

Emir'in sakinliği kontrollüydü.

Nehir'inki ise umursamaz görünüyordu.

Koridorda yürürken birkaç çalışanı ismiyle selamladı.

"Günaydın, Esra."

"Günaydın."

"Can, hâlâ aynı kravat mı?"

Genç adam gülmeye başladı.

"Beğenmediniz mi?"

"Hayır."

"Artık emekli edilmesi gerektiğini düşünüyorum."

Koridorda küçük kahkahalar yükseldi.

Nehir insanlarla kolay iletişim kuruyordu.

Mesafe koymuyordu.

Tam yaratıcı ekibin bulunduğu açık ofisin önünden geçerken Selin ayağa kalktı.

"Nehir Hanım."

Nehir dönüp gülümsedi.

"Selin."

"Ne haber?"

"Yaşıyorum."

"Bu bile başarı."

İkisi kısa bir kahkaha attılar.

Sonra Selin, Alya'yı işaret etti.

"Tanıştırayım."

"Yeni arkadaşımız."

"Alya."

Nehir'nin bakışları ilk kez Alya'ya yöneldi.

Bir iki saniye sürdü.

Sonra sıcak bir gülümsemeyle elini uzattı.

"Memnun oldum."

"Alya."

"Ben de."

Tokalaştılar.

Nehir'nin eli sıcaktı.

"Sen misin şu kumaş kodunu fark eden?"

Alya şaşırdı.

"...Evet."

"Hakkında konuştular."

"İyi iş çıkarmışsın."

Alya teşekkür etti.

Nehir birkaç saniye daha ona baktı.

Yüzündeki gülümseme değişmedi.

Ama gözlerinde çok kısa süren, neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir ifade belirdi.

Ölçen...

Tartan...

Karşılaştıran...

Sonra kayboldu.

"Tekrar görüşürüz."

Arkasını dönüp yürümeye devam etti.

---

Nehir koridorun sonuna geldiğinde adımlarını yavaşlattı.

Yönetim katına çıkan özel asansörün önünde birkaç saniye durdu.

Sonra telefonunu çıkarıp tek satırlık bir mesaj yazdı.

> "Yeni kız beklediğimden daha sessiz."

Mesaj gönderildi.

Alıcının adı görünmüyordu.

Telefonu çantasına koydu.

Yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

Kendi kendine, duyulmayacak kadar alçak bir sesle mırıldandı.

"Demek mesele bu..."

Asansör kapıları açıldı.

İçeri girdi.

Kapılar kapanırken yüzüne yeniden o neşeli ifade yerleşmişti.

Sanki birkaç saniye önce bambaşka biri değilmiş gibi.

---

Aşağı katta ise Selin, Alya'nın koluna hafifçe dokundu.

"Nasıl buldun?"

Alya biraz düşündü.

"Beklediğimden..."

Kelimeyi aradı.

"...daha samimi."

Selin gülümsedi.

"Evet."

"İnsanların çoğu ilk izlenimde aynı şeyi söyler."

Alya bilgisayarına döndü.

İçinde açıklayamadığı küçük bir his vardı.

Nehir son derece nazik davranmıştı.

Ortada rahatsız edici hiçbir şey yoktu.

Yine de...

Bakışlarının bir anlığına değiştiğini gördüğüne emindi.

Belki de yanılıyordu.

Ama o çok kısa an...

Zihninin bir köşesine sessizce yerleşmişti.

Ve Alya'nın henüz bilmediği şey şuydu:

Bazı insanlar gülümserken de savaş başlatabilirdi.

Nehir yönetim katına çıktığında sekreter onu görünce ayağa kalktı.

"Hoş geldiniz, Nehir Hanım."

"Hoş bulduk."

"Emir Bey içeride."

"Neyse ki hâlâ beni bekletmıyor."

Sekreter gülümserken Nehir kapıyı tıklatmadan içeri girdi.

Emir, büyük ekranın karşısında ayakta duruyor, Milano ekibiyle yapılacak bir toplantının notlarını inceliyordu.

Başını kaldırınca kız kardeşini gördü.

"Erken gelmişsin."

Nehir omuz silkti.

"Trafik bana acıdı."

Emir hafifçe gülümsedi.

"Bunu ilk kez duyuyorum."

Nehir çalışma masasının önündeki koltuğa oturdu.

Odada birkaç saniyelik rahat bir sessizlik oluştu.

Bu sessizlik, birbirini uzun yıllardır tanıyan insanların sessizliğiydi.

"Nasılsın?"

"İyiyim."

"Sen?"

"Çalışıyorum."

"Şaşırdım."

Emir başını iki yana salladı.

"Bir gün ciddi konuşmayı denemelisin."

"Olur."

Nehir ayağa kalktı.

"Kırk yaşımdan sonra."

---

Emir masasındaki dosyaları toplarken konuştu.

"Bugün aşağı indin mi?"

"İndim."

"Ekibi gördün mü?"

"Evet."

Kısa bir sessizlik.

"Yeni çalışanı da gördüm."

Emir'in hareketleri çok hafif yavaşladı.

"Alya'yı mı?"

"Evet."

"Sessiz biri."

Emir dosyayı kapattı.

"İşini iyi yapıyor."

Nehir, bunu duyunca belli belirsiz gülümsedi.

"Sadece işini mi?"

Emir bakışlarını kaldırdı.

"Neyi ima ediyorsun?"

"Hiç."

Pencereye yöneldi.

"Sadece son zamanlarda adını birkaç kez duydum."

Emir hiçbir cevap vermedi.

Bu da Nehir'in dikkatinden kaçmadı.

---

Yarım saat sonra Nehir yeniden yaratıcı ekibin bulunduğu kata indi.

Bu kez elinde iki kutu tatlı vardı.

Selin onu görünce şaşırdı.

"Yine mi?"

"Canım istedi."

Kutuyu masanın üzerine bıraktı.

"Toplantıdan çıktım."

"Şeker ihtiyacım oluştu."

"E tek başıma yiyemem."

Ofistekiler gülmeye başladı.

Kutular açıldı.

Kısa süre içinde herkes birer tatlı aldı.

Nehir herkesle sohbet ediyor, isimleri tek tek hatırlıyordu.

Kimin yeni ev tuttuğunu...

Kimin çocuğunun hasta olduğunu...

Kimin geçen hafta izin kullandığını...

Hepsini biliyordu.

Alya bunu hayretle izliyordu.

Nehir sonunda onun masasının önünde durdu.

"Sen almadın."

"Sonra alırım."

"Hayır."

Kutuyu ona doğru uzattı.

"İlk ayını dolduranlara öncelik var."

Alya gülümseyerek bir tane aldı.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Nehir birkaç saniye masasına göz gezdirdi.

Düzenliydi.

Not defteri...

Kalemlik...

Kumaş kartları...

Hepsi yerli yerindeydi.

"Dağınıklığı hiç sevmiyorsun galiba."

"Sanırım."

"İyi."

"Ben de sevmem."

Sözleri sıcaktı.

Ama gözleri yine aynı şeyi yapıyordu.

İnceliyordu.

Sanki Alya'nın masasına değil...

Onun karakterine bakıyordu.

---

Öğle arasında Selin, Alya'yı mutfağa götürdü.

"Nehir Hanım nasıl biri?"

Selin omzunu silkti.

"Anlatması zor."

"Neden?"

"Çünkü kötü biri değil."

"Ama..."

"Ama bazen söyledikleri insanın aklına sonradan takılıyor."

Alya merakla baktı.

"Nasıl yani?"

Selin düşündü.

"Mesela sana iltifat eder."

"Sonra öyle bir cümle ekler ki bütün gün onu düşünürsün."

"O bilerek mi yapıyor?"

"Bilmiyorum."

"Ama yaptığı kesin."

---

Aynı dakikalarda Nehir, binanın terasında telefonuyla konuşuyordu.

"Nasıl geçti?"

Telefondaki kişinin sesi duyulmuyordu.

Nehir korkuluklara yaslandı.

"İlginç."

...

"Evet."

...

"Hayır."

Başını hafifçe salladı.

"Sandığımdan daha doğal."

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra dudaklarının kenarında ince bir tebessüm oluştu.

"İşte bu yüzden dikkatimi çekti."

...

"İnsanlar rol yapınca anlaması kolay oluyor."

"Güç olan..."

Gökyüzüne baktı.

"...gerçekten iyi insanlar."

Telefon kapandı.

Nehir bir süre yerinden kıpırdamadı.

Sonra cebinden küçük bir çikolata çıkarıp açtı.

Kendi kendine gülümsedi.

"Umarım gerçekten böylesindir, Alya."

Sesinde garip bir duygu vardı.

Hayranlık değildi.

Nefret de değildi.

Sanki uzun zamandır kaybetmekten korktuğu bir şeyi yeniden kaybedeceğini hisseden birinin tedirginliği...

Çünkü Étoile'da bugüne kadar Emir'in dikkatini bu kadar kısa sürede çeken kimse olmamıştı.

Ve Nehir, bunun neden olduğunu öğrenmeye kararlıydı.

Öğleden sonraki saatlerde ofis yeniden eski temposuna kavuşmuştu.

Bilgisayar ekranları arasında gidip gelen bakışlar...

Telefon görüşmeleri...

Toplantı odalarına girip çıkan insanlar...

Sabah yaşanan hareketlilik geride kalmış gibiydi.

Alya, hazırladığı sunum görsellerinin son kontrollerini yapıyordu.

Tam dosyayı sisteme yükleyecekken masasının yanında tanıdık bir ses duyuldu.

"Rahatsız etmiyorum umarım."

Başını kaldırdı.

Nehir elinde iki karton kahve bardağıyla gülümsüyordu.

"Biri benim."

Diğerini Alya'ya uzattı.

"Diğeri de sana."

Alya şaşırdı.

"Bana mı?"

"Selin, filtre kahve sevdiğini söylemişti."

Alya bardağı aldı.

"Teşekkür ederim."

Nehir boş sandalyeyi gösterdi.

"Oturabilir miyim?"

"Tabii."

İlk birkaç dakika yalnızca günlük şeylerden konuştular.

İstanbul'un trafiğinden...

Nehir'in yurt dışında geçirdiği yıllardan...

Alya'nın annesinin terzilik yapmasından...

Konuşma rahat ilerliyordu.

Nehir gerçekten iyi bir sohbet arkadaşıydı.

Karşısındaki insanı konuşturmaya çalışıyor, sözünü kesmiyor, dikkatle dinliyordu.

Sonra, sanki aklına yeni gelmiş gibi sordu.

"Emir ağabeyimi nasıl buluyorsun?"

Soru beklenmedik gelmişti.

Alya birkaç saniye düşündü.

"İyi bir yönetici."

"Hepsi bu mu?"

"Şimdilik tanıdığım kadarıyla."

Nehir hafifçe güldü.

"Diplomatik cevap."

"Gerçek cevap."

"Arasında bazen fark olmaz."

İkisi de gülümsedi.

Ama Alya, Nehir'in bu soruyu rastgele sormadığı hissine kapıldı.

---

Akşamüstüne doğru Nehir yönetim katına çıktı.

Emir hâlâ odasındaydı.

Bilgisayarındaki raporları inceliyordu.

Kapının açıldığını görünce başını kaldırdı.

"Gidiyor musun?"

"Evet."

Nehir masasının önünde durdu.

"Küçük bir şey soracağım."

"Sor."

"Alya'yı beğendin mi?"

Emir soruyu birkaç saniye düşündü.

"İşini iyi yapıyor."

"Sadece bu mu?"

"Şimdilik."

Nehir başını hafifçe eğdi.

"Senin 'şimdilik'in bazen çok şey ifade ediyor."

Emir dosyayı kapattı.

"Nehir."

"Evet?"

"Ne söylemek istiyorsan doğrudan söyle."

Kız kardeşi birkaç saniye sustu.

Sonra ilk kez gülümsemedi.

"İnsanlara fazla bağlanıyorsun."

Emir'in kaşları hafifçe çatıldı.

"Bunu nereden çıkardın?"

"Eskiden böyle değildin."

Sessizlik.

"Neyi kastettiğini anlamıyorum."

"Anlıyorsun."

Nehir derin bir nefes aldı.

"Son birkaç yıldır şirket senin bütün hayatın oldu."

"Şimdi ise ilk defa bir çalışanın adını bu kadar erken ezberliyorsun."

Emir sakinliğini bozmadı.

"İşini iyi yapan insanların adını bilirim."

"Biliyorum."

Nehir kapıya yöneldi.

"Sadece..."

Durdu.

"...umarım yanılmıyorsundur."

Kapıyı sessizce kapatıp çıktı.

Emir ise birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Sonra önündeki dosyaya döndü.

Ama satırları okumuyordu.

---

Aynı saatlerde Alya da binadan çıkmıştı.

Hava serinlemişti.

Sonbahar rüzgârı kaldırımlardaki sararmış yaprakları önüne katıp sürüklüyordu.

Otobüs durağına doğru yürürken telefonu çaldı.

Ekranda tek bir isim vardı.

Levent Yalçın.

Bu kez telefonu hemen açmadı.

Birkaç saniye bekledi.

Sonra cevap verdi.

"Efendim."

Levent'in sesi sakindi.

"Nasılsın?"

"İyiyim."

"Bugün ilginç biri gelmiş."

Alya'nın adımları yavaşladı.

"...Nehir Hanım."

"Evet."

"Nasıl biri?"

Alya düşündü.

"Samimi."

Levent hafifçe güldü.

"Samimiyet..."

Kısa bir sessizlik oldu.

"...en kullanışlı maskelerden biridir."

Alya bu cümleye cevap vermedi.

Levent devam etti.

"Onun yanında dikkatli ol."

"Neden?"

"Çünkü insanları okumayı sever."

"Belki senden bile fazla."

Telefon kapandı.

---

Otobüsün cam kenarına oturduğunda şehir yavaş yavaş geride kalıyordu.

Bugün yaşananları düşündü.

Nehir'in sıcak tavırlarını...

İnce sorularını...

Emir'in odasında geçen konuşmayı bilmeden hissettiği tuhaf gerilimi...

Ve Levent'in uyarısını...

Hepsi birbirine bağlanıyormuş gibi görünüyordu ama henüz eksik parçalar vardı.

Aynı anda, Étoile'ın en üst katında Nehir de binadan ayrılmadan önce koridordaki büyük camın önünde durmuştu.

Aşağıda, çalışanlar birer birer binadan çıkıyordu.

Kalabalığın arasında Alya'yı gördü.

Kendi kendine hafifçe gülümsedi.

"Gerçekten ilginçsin."

Bu cümlede küçümseme yoktu.

Ama masumiyet de yoktu.

Çünkü Nehir kararını vermişti.

Alya'yı yakından tanıyacaktı.

Belki dost olacaktı.

Belki rakip...

Belki de ikisi aynı anda.

Henüz bunu kendisi bile bilmiyordu.

Ancak bir şey kesindi.

Étoile'daki dengeler, sessizce değişmeye başlamıştı.

Ve bunun farkında olan tek kişi, henüz yalnızca Nehir'di.

6. Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.