Lisede herkesin adı bir şekilde geçerdi. Ama bazı isimler, bir ağırlıkla geçer. Ali onlardan biriydi. Koridorlardan geçtiğinde herkesin başını çevirdiği, sınıfta yaptığı en ufak esprinin bile kahkahalara boğulduğu, o çocuktu. Sıcakkanlı, çekici ve ulaşılmaz.Eren içinse durum farklıydı. Uzun boyu, yüzündeki keskin hatlar, içine kapanık duruşuyla gizemli bir figürdü. Arkadaş çevresi yok denecek kadar azdı, ama gözleri… Gözleri her zaman birini arardı: Ali’yi.Aylarca uzaktan izledi onu. Onun gülüşünü, omuzlarına düşen o kahverengi saçlarını, arkadaşlarına sarılışını… Ama Eren için bunlar sadece birer seyirlikti. İçindeki isteği bastırmış, dokunma arzusunu boğmuştu. Ta ki bir gün, yağmurlu bir öğleden sonra okulun boş kütüphanesinde karşı karşıya gelene kadar.Ali bir şeyler arıyordu. Raflarda gezinirken, birden bire dönüp Eren’le göz göze geldi.“Eren, değil mi?” dedi gülümseyerek. “Sessiz tip.”Eren başını eğdi. Kalbi deli gibi atıyordu.“Burada takılmayı mı seviyorsun?” diye sordu Ali, yanına yaklaşıp oturdu. “Sakin yerler güzel aslında…”Sessizlik… ama bu kez farklı bir sessizlik. Yüklü, gerilimli, dolu dolu bir sessizlik.Ali başını yana eğdi. “Sana bir şey soracağım… Neden bana hiç bakmıyorsun?”Eren, gözlerini kaçırdı. “Bakıyorum aslında.”Ali’nin gözleri parladı. “Öyle mi?”Ve o an… Her şey değişti. Ali yaklaştı. “Hep mi böyle sessiz olacaksın?” diye fısıldadı.Eren, dayanamayıp ...Ali’ye baktı. Derin, kaçamayan bir bakışla. Gözlerinin içindeki fırtına artık saklanamazdı. Dudakları aralandı ama kelimeler dökülmedi. Çünkü kelimelere ihtiyaç kalmamıştı.Ali, aralarındaki mesafeyi yavaşça kapattı. Parmakları masanın üzerinde Eren’inkine dokundu, sadece bir anlığına… ama o dokunuş, Eren’in tüm vücudunu titretti.“Beni izlediğini biliyordum,” dedi Ali, gözlerini ayırmadan. “Ama hiç gelmedin.”Eren yutkundu. “Korktum,” dedi, neredeyse fısıltıyla. “Sen… sen hep çok uzaktın.”Ali hafifçe güldü. Ama bu bir alay gülüşü değil, sanki içinde bir şey çözülüyordu. “Ben de senin gibi izledim. Sadece senin bana hiç bakmadığını düşündüm. Garip değil mi? İkimiz de birbirimize dokunamamışız.”Sessizlik yine araya girdi. Ama bu kez, bir bekleyişti bu. Bir kabulleniş.Eren hafifçe başını eğdi, sonra cesaretini toplar gibi doğruldu. “Ya şimdi?”Ali başını salladı. “Şimdi buradayız.”Ve o an, tüm o bastırılmış duygular, okulun o soğuk ve kitap kokan köşesinde açığa çıktı. Ali, Eren’e doğru eğildi. Dudakları hafifçe, temkinli bir dokunuşla buluştuğunda dünya bir anlığına sessizleşti.Kütüphanenin loş ışıkları altında, dışarıda yağmur damlaları camlara vururken, Eren ilk kez o kadar yalnız hissetmedi. Çünkü yanında Ali vardı. Ve Ali’nin dokunuşunda, sesinde, gülüşünde… Eren ilk kez gerçekten görüldüğünü hissetti.Birlikte geçirdikleri ilk an buydu. Sessiz, gizli, ama unutulmaz.Ve bu sadece başlangıçtı._ --- O günden sonra her şey değişti… ama hiçbir şey değişmemiş gibi de davranmaları gerekiyordu. Okulda yan yana yürümediler. Göz göze gelmek bile bir savaştı artık. Ama akşamları… mesajlar. Sessiz telefon bildirimleri. Kısa ama yüklü cümleler.Ali: “Bugün yine sana bakamadım. Korktum.”Eren: “Ben de. Ama gözlerini hissettim.”Kütüphanedeki o ilk öpücükten sonra bir kez daha yalnız kalmamışlardı. Her şeyin başladığı yer, onların kaçış noktası olmuştu. Haftada birkaç gün, teneffüslerde ya da okul çıkışı... Eren rafların arasında Ali’yi bekler, Ali de her gelişinde biraz daha cesurlaşırdı.Bir gün, Eren erken gelmişti. Masalardan birine oturmuş, kitabın arasına sakladığı küçük notu elinde tutuyordu. Yazıp yazmamak arasında gidip geldiği bir cümle vardı aklında:“Bana gerçekten ne hissettiğini söyle.”Tam kalemini kaldırdığında, Ali geldi. Üzerinde lacivert montu, saçları rüzgardan dağılmış, ama gülüşü her zamanki gibiydi.“Bir şey yazıyordun,” dedi, Eren’in karşısına oturarak. “Benim için mi?”Eren, notu saklamaya çalıştı ama Ali çoktan görmüştü. Gülümseyerek elinden aldı.Cümleyi sessizce okudu. Sonra gözlerini kaldırıp Eren’e baktı.“Gerçekten ne hissettiğimi mi bilmek istiyorsun?” dedi.Eren başını salladı. Kalbi, artık saklanamayacak kadar yüksek atıyordu.Ali derin bir nefes aldı. Sanki içinde tuttuğu her şeyi dışarı dökmek istiyordu. “Seni ilk gördüğümde... neden bu kadar yalnız olduğunu düşündüm. Sonra her bakışında bir şeyin eksik olduğunu hissettim. Gözlerin birini arıyordu. Ve fark ettim ki... benim gözlerim de seni.”Eren’in gözleri doldu. Bir şey demeye çalıştı ama boğazına düğümlendi.Ali ayağa kalktı. Eren’in yanına geçti. Sessizce kolunu omzuna attı, sonra başını onun omzuna yasladı.“Senden saklanmak, kendimden kaçmak gibi hissettiriyor,” dedi. “Ama artık kaçmak istemiyorum.”O gün, kütüphane biraz daha sıcak geldi Eren’e. Biraz daha güvenli. Ali’nin varlığıyla dünyası genişlemişti. Artık yalnız değildi. Artık iki kişilik bir sessizlikleri vardı.Ve o sessizlikte büyüyen bir şey: Bir ihtimal. Belki de bir sevda.------Zaman geçtikçe Eren'in kalbindeki sessizlik, Ali’nin dokunuşlarıyla yerini bir çeşit huzura bırakmıştı. Ama okul, okuldu. Gerçekler dışarıda farklıydı.Ali hâlâ koridorlarda gülerek yürüyordu. Kızlar ona hayranlıkla bakıyor, arkadaş grubu onun esprilerine gülüyor, omzuna vuruyordu. Hiçbir şey değişmemiş gibiydi… ya da dışarıdan öyle görünüyordu.Eren içinse değişen çok şey vardı. Kalbi artık bir başkasının ellerindeydi ama o eller, her teneffüste yeniden kaçıyordu ondan.Ali, onunla konuşurken çevrelerinde biri varsa sesi değişiyordu. Bakışları, mesafelileşiyor, kelimeleri dikkatle seçiliyordu.Bir gün Eren, okulun bahçesinde yalnız oturuyordu. Yanında, çocukluktan beri arkadaşı olan Deniz vardı. Gözlüklerinin ardında dikkatli bakan, sessiz ama zeki bir çocuktu. Eren’in içine kapanıklığını anlayan nadir kişilerdendi.Deniz bir şey anlatıyordu ama Eren'in aklı başka yerdeydi. Gözleri, bahçenin öteki ucunda, arkadaşlarıyla şakalaşan Ali’yi arıyordu. Ve tam o anda, Ali’nin bakışları da onunla buluştu.Bir saniyeliğine, zaman dondu. Ama sonra Ali başını çevirdi. Gülümsedi. Bir kıza bir şey söyledi. Gülüşmeler…Eren’in içi yandı. O sırada Deniz bir espri yaptı, Eren refleksle güldü. Belki biraz fazla.Ve o anda... Ali'nin gözleri tekrar Eren'e kaydı.Görülmeyecek gibi değildi: Kıskançlık. O kısa anda yüzüne düşen gölge, dudaklarının gerginleşmesi. Ama yine hiçbir şey söylemedi. Yine o mesafeyi korudu .--- O akşam, Eren'e bir mesaj geldi:Ali: "Bugün Deniz’le baya eğleniyordun..." Eren ekrana uzun uzun baktı. Sonunda yazdı: Eren: “Saklanırken seni bekleyemem, Ali.” Cevap gelmedi. Saatler geçti. Ama sabaha karşı 03:27'de bir mesaj daha geldi: Ali: “Ben… kaybetmekten çok korkuyorum. Ama seninle de olamamak artık daha çok acıtıyor.” Ali, kendi içindeki savaşı veriyordu. Popülerliğin verdiği o görünmez zırhı çatırdamaya başlamıştı. Ama dış dünyaya karşı hâlâ dik duruyordu. Çünkü Ali, Ali olmaktan vazgeçmeye korkuyordu.Ama Eren… o artık sessiz kalmak istemiyordu. ------ Bir gün, öğle arasında okulun arka bahçesinde, küçük bir grup kendi arasında fısıldaşırken biri yüksek sesle konuştu:“Ali’yle ilgili bir şey duydum… garip bir şey. Hani şu sessiz çocuk var ya, Eren? Onunla baya yakınlarmış.”O cümle, her şeyi değiştirdi.Koridorlara fısıltılar yayıldı. Gülüşmeler, bakışmalar…Ve tabii, Ali'nin kulağına da gitti.O gün Eren onu bulmak istedi ama Ali ortalıkta yoktu. Gün boyunca mesajlarına cevap alamadı. Sadece akşam, tek bir mesaj geldi:Ali: “Buluşalım. Spor salonunun arkasında. Şimdi.”Eren heyecanla gitti, ama orada onu bekleyen Ali başkaydı.Yüzü gergindi, sesi soğuktu.“Bir şeyler konuşuluyor,” dedi. “Sen mi birine söyledin?”Eren afalladı. “Hayır. Kimseye hiçbir şey söylemedim, Ali. Bunu nasıl düşünürsün?”Ali gözlerini kaçırdı. Ardından o kelimeler döküldü:“Biz... öyle bir şey değildik zaten. Arkadaşız sadece. İnsanlar yanlış anlıyor.”Eren’in yüzü dondu. Gözleri yandı ama o gözyaşını göstermedi. Sadece bir cümle çıktı ağzından:“Gerçekten mi? Sadece arkadaş mıydık?”Ali cevap veremedi.Eren arkasını döndü. Ve o sırada birkaç öğrenci, az ileride gülerek onları izliyordu.Sonraki günlerde Eren sessizliğe gömüldü. Ama yalnız değildi.Deniz, onun yanından hiç ayrılmadı. Sessizce oturdu, kitaplar getirdi, bazen hiçbir şey söylemeden sadece yanında durdu.Ve bir gün, Eren’in omzuna elini koyup, yumuşak bir sesle fısıldadı:“Biliyorum. Ali’nin sana ne hissettirdiğini… çünkü ben de aynı şeyleri yıllardır sana hissediyorum.”Eren ona baktı. Deniz’in gözlerinde hüzün yoktu, sadece dürüstlük vardı.“Hiçbir zaman aranıza girmek istemedim,” dedi. “Ama sana zarar verirse, seni toplamaya hazırdım.” --- Ve Ali… kendi duvarlarının içinde çırpınıyordu. Eren’e attığı her mesaj yanıtsız kalıyordu. Arkadaşlarının arasında kahkahalar atıyor, ama geceleri ekranına boş boş bakıyordu.Bir gece Deniz’le Eren’i kütüphanede baş başa gördü. Aralarında bir mesafe vardı ama Eren gülümsüyordu.İçinde bir şey paramparça oldu.Ama artık Ali'nin bakışları yetmiyordu.Eren, o bakışı defalarca görmüş, ama sonunda yalnız kalmıştı.Ali sessizce geri döndü.Ve belki de ilk kez gerçekten yalnız kaldı. ------ Günler geçmişti.Ali’nin attığı mesajlar hâlâ okunmadan duruyordu.Eren’in yarası kabuk bağlıyordu belki, ama izi çok derindi.Ve o iz, Deniz’in en sevdiği şeydi.Artık her gün birlikteydiler. Okul çıkışı kitap kafeye gidiyorlar, birlikte sessizce müzik dinliyorlardı. Eren suskundu. Deniz ise yumuşak, anlayışlı, “hep yanında olan” kişi rolünü kusursuz oynuyordu.Ama geceleri… Deniz’in bakışları başka bir şey anlatıyordu.Telefonunun notlar bölümünde şöyle bir cümle yazıyordu:“Ali’nin yokluğu seni bana getirdi." --- Bir gün, okulun arka bahçesinde oturuyorlardı. Eren dalgın dalgın uzaklara bakıyordu.Deniz usulca konuştu:“Ali’nin seni böyle ortada bırakmasına hâlâ inanamıyorum. Sanki… hiç umrunda olmamışsın gibi.”Eren sessizdi.Deniz devam etti, sesi biraz daha bastırılmış bir zevkle doluydu:“Sen ona bu kadar değer verirken, onun sadece ‘arkadaşız’ demesi… seni ne kadar küçük düşürdü, farkında mısın?”Eren gözlerini kaçırdı. Kalbini sızlatan o anları yeniden hatırlamak istemiyordu.Ama Deniz’in yüzü… içten içe bir zafer gibi parlıyordu .--- Ertesi gün, Deniz kütüphanede bir kitap bıraktı. Sayfanın arasında küçük bir not vardı.Notun üzerinde Ali’nin adı yazıyordu.> “Senin yerine Eren’e kıymet veren biri var artık.Her şeyin geç olduğunu bil.Ama o hâlâ seni affetmeye çalışıyor...Belki bir öpücükle. Belki bir sarılmayla.Ne acı değil mi? Bu kadar bencil olmana rağmen hâlâ seni düşünüyor.– D”Ali bu notu bulduğunda, eli titredi.Bir öfke değil, bir iç sarsıntısı yaşadı.Eren’in hâlâ onu düşündüğü fikri… ama bir yandan başka birinin yanında olduğunu bilmek…Aynı anda hem umut verdi, hem kıskançlıkla başını döndürdü. --- O gece Ali ilk kez Eren’in evinin önüne geldi.Saat geç, sokak sessizdi.Elinde çalan bir telefon… Ekranda:Eren 💬Ama açmadı.Kapıyı çalmadı.Sadece baktı. Pencereden sızan sarı ışıkta iki silüet gözüktü: Eren ve Deniz.İçeride ne konuşuyorlardı bilmiyordu.Ama Ali şunu hissetti:Bu savaş sadece kendisiyle değilmiş.Artık başka biri de vardı. Ve o kişi, Eren’i sadece istemiyor...Sahiplenmek istiyordu... buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim ballarımm💞bu benim ilk serim olduğu için yanlışlarım olabilir lütfen yanlışlarımı söyleyin💞💞
Bölüm 1
Bölüm 1;Başlangıç
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.