Yeni Delhi'de hava her zaman ağır, sıcak ve muson yağmurlarının habercisi olan o yoğun nemle kaplıydı. Asya, büyükelçilik konutunun yüksek tavanlı odasında aynaya bakarken üzerindeki geleneksel ipek anarkali elbiseyi düzeltti. Babasının düzenlediği diplomatik resepsiyon, bahçede tüm görkemiyle devam ediyordu. Havaya karışan köri, kakule ve tütsü kokusu ona hep huzur verirdi. Ama o gece, bu huzur son bulacaktı.Bahçeye çıktığında, diplomatların ve bürokratların arasında daha önce hiç görmediği bir adam dikkatini çekti. Koyu renk takım elbisesi içinde, kalabalığa tamamen yabancı ama bir o kadar da oraya hükmeden bir duruşu vardı. Keskin çene hatları, hafifçe uzamış kirli sakalları ve kömür karası gözleriyle etrafı tarıyordu. Adamın bakışları Asya’yı bulduğunda, genç kızın göğsünde anlam veremediği bir sıkışma hissetti. O gözlerde hayranlık yoktu; saf, soğuk bir şüphe vardı.Gece yarısına doğru Asya, babasının çalışma odasına gitmek için üst kata çıktı. Kapının aralık olduğunu fark etti. İçeri adım attığında, o yabancıyı babasının kasasını açmış, elindeki gizli belgeleri tararken buldu."Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye tısladı Asya.Yabancı, yani Karan, hiç istifini bozmadan doğruldu. Cebinden çıkardığı kimliği hızla gösterip geri sakladı. Sesi bir bıçak kadar keskindi: "Sesini çıkarma. Babanın antika kaçakçılığı ağını biliyoruz. Ve sen de onun en büyük yardımcısısın, değil mi Asya?"Asya şok içindeydi. "Saçmalık! Babam bir diplomat. Sen bir hırsızsın!"Karan, Asya'ya doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe kapandığında Asya onun sıcak nefesini ve tenine sinmiş erkeksi kokuyu hissetti. Karan, genç kızın bileğini acıtacak bir sertlikle kavradı. "Oyun bitti, küçük hanım. Bu saatten sonra benim gözetimimdesin."
Bölüm sonu...