Durmasını sağlayan şey Emre’nin eliydi. Başını yerden kaldırdı ve yüzüne baktı.
“Ne diye benden kaçıyorsun?” dedi Emre. “Kimseden kaçtığım falan yok. Sen ne diye insanları rahatsız ediyorsun?” diye karşılık verdi Eda. “Şey, bu kadar soğuk ve sert davranmana gerek yoktu. Hem ne bu hallerin? Ruh gibi geziyorsun etrafta.” dedi Emre. “Soğukluğumu insanlara göre ayarlıyorum ve sence ben böyle gezmeyi istiyor gibi miyim?” dedi Eda. “Ölü gibi geziyorsun. Öldün mü?” dedi meraklı gözlerle Emre. ”Öldürdün.” diye karşılık verdi Eda. Emre’nin yüzü gevşemişti. Anlamaya çalışıyordu...
Belki kırmışızdır birini, farkına bile varmadan. En önemli olan şey ise onu iyi dinlemek. Belki cidden kırılmıştır o kişi. Söylediğin bir sözden, yaptığın bir hareketten. Evet bir çoğumuz kırgınızdır birilerine. Eda’nın ise kırgın olduğu bir çocukluğu ve üç kişi vardı. Geçmişte kırdığımız kalpleri şu an düzeltmenin bi önemi kalmıyor. Geçmiş geçip gidiyor, önemli olan anı yakalayıp kırdığımız kişileri önemsemek ve onları dinlemek.
Eda buradan anlamıştı ki ne onu önemseyen vardı ne de dinleyen. Etrafına bakmıştı. Sanki yalnız bırakılmıştı. Hem onu kırmışlardı hem de onu ne dinlemiş ne de önemsemişlerdi. Kırılmış olarak yoluna devam etmek istedi, ancak gidemiyordu. Geçmiş aklına geldikçe en dibe batıyordu. Tek yapmaya çalıştığı şey onu kimsenin böyle görmemesi için bir çabaydı...
Eda Emre’nin omzuna çarparak geçip gitti. Onun kırıldığını anlamayan kişilerin yanında durmak istemiyordu. Kimseyle görüşmüyordu.
Bütün yaşanmışlıkları düşünürken birisinin ona seslendiğini duydu ve arkasını dönüp baktı. Onu görünce şaşırdı. Onun burada ne işi vardı?