Naz düştüğünde zaman ikiye ayrıldı. Öncesi ve sonrası. Azil Uras için o an, çocukluğundan beri taşıdığı bütün kayıpların aynı anda üzerine çökmesiydi. Çünkü Naz, onun “ilk kez geç kalmak istemediği” kişiydi. Azil Uras’ın Geçmişi Azil, küçük yaşta annesini kaybetti. Babası hayattaydı ama duvar gibiydi; konuşmaz, sormaz, sarılmazdı. Ev sessizdi. Çok sessiz. O sessizlikte Azil öğrendi: Güvenmemeyi Kimseye yaslanmamayı Ve en önemlisi, duygularını içinde tutmayı Gençliğinde hep güçlü göründü. İnsanlar ona hayranlıkla baktı ama kimse içindeki boşluğu fark etmedi. Ta ki Naz gelene kadar. Naz, onun hayatına “gürültüyle” girmişti. Gülerken çekinmeyen, ağladığında saklanmayan, sorular soran bir kadındı. Azil’in kaçtığı her şeydi… ve tam da bu yüzden ona tutundu. Naz’ın Geçmişi Naz ise küçükken çok sevmişti ama hep yarım bırakılmıştı. Babası gitmiş, annesi kalmıştı ama kalmak yetmemişti. Naz büyürken şunu öğrendi: Sevmek cesaret ister Ama sevilmek daha zor İnsanlara hep bir adım fazla yaklaştı. “Biri gitmeden önce ben gideyim” demedi hiç. Çünkü onun umudu, korkusundan büyüktü. Azil’i ilk gördüğünde içinden geçen şey şuydu: > “Bu adam kaçıyor… ama yakalanmak istiyor.” Düşüş Anı Naz’ın bedeni aşağıya doğru giderken Azil’in zihni geçmişe gitti. Tutamadığı annesine. Geç kaldığı her ana. Söylenmemiş cümlelere. Elini uzattığında sadece Naz’a değil, kendi geçmişine de uzanıyordu. Ama karanlık hızlıydı. Ve bazen, insan her şeye rağmen yetişemezdi. Naz’ın düşüşüyle birlikte Azil dizlerinin üzerine çöktü. Bağırmadı. Ağlamadı. Sadece şunu fısıldadı: “Ben ilk defa… geç kalmak istememiştim.” Naz’ın bedeni aşağıda görünmez olduğunda, Azil Uras hâlâ elini uzatmış haldeydi. Parmakları boşluğu kavrıyordu ama zihni dolup taşıyordu. Çünkü bazı anlar vardır… İnsan düşeni değil, ilk kez kendini hatırlar. Azil – Daha Önce de Geç Kalmıştı On altı yaşındaydı. Annesi hastanedeydi. Babası “sonra gidersin” demişti. Azil gitmedi. Sabah, evin telefonu çaldı. O gün öğrendi ki “sonra”, bazen hiç demektir. O günden sonra Azil, hiçbir şeye tam bağlanmadı. Sevdi ama söylemedi. Özledi ama aramadı. Çünkü bağlanmak, kaybetme ihtimalini kabul etmekti. Naz’a kadar. Naz, onun bütün “yarım” cümlelerini yüzüne vurmuştu: “Kaçıyorsun Azil. Güçlü değilsin, sadece korkuyorsun.” Azil bunu inkâr etmişti. Ama içten içe biliyordu. Naz – Gitmeyen Taraf Olmayı Seçmişti Naz küçüktü, kapının arkasından babasını izlerken. Bavul vardı. Vedalaşma yoktu. Annesi o gün ağlamadı. Naz ağladı. O günden sonra Naz karar verdi: > “Biri gidecekse, ben kalacağım.” Bu yüzden Azil’in mesafesine rağmen vazgeçmedi. Soğukluğuna rağmen yaklaştı. Sessizliğine rağmen konuştu. Çünkü Naz, sevgiyi susarak değil, kalarak göstermeyi seçmişti. Şimdi – Geçmişle Yüzleşme Azil’in dizleri taş zemine değdiğinde, geçmiş ve şimdi üst üste bindi. Annesinin yüzü… Naz’ın düşüşü… Aynı his: yetişememek. Ama bu kez fark vardı. Bu kez Azil kaçmadı. Başını kaldırdı, sesini buldu: “Naz!” İlk defa, bir kaybın karşısında sessiz kalmamayı seçti. Aşağıda Naz’ın bilinci gidip geliyordu. Canı yanıyordu ama zihni tuhaf bir şekilde sakindi. Çünkü düşerken şunu düşünmüştü: > “En azından bu kez… sevdiğimi söylemiştim.” Elini karnına götürdü. Nefes aldı. Zor… ama alıyordu. Azil Uras, merdivenleri ikişer ikişer inerken nefesi göğsünü yakıyordu. Her adımda yalnızca Naz’a değil, kendine yetişmeye çalışıyordu. Çünkü ilk defa kaçmıyordu. Aşağıya İndiğinde Naz yerdeydi. Gözleri kapalıydı ama göğsü hafifçe inip kalkıyordu. O an Azil’in içinden geçen ilk düşünce şuydu: > “Yaşıyor… ama ben hâlâ geç kalabilirim.” Ellerini Naz’ın yüzüne koydu. Titriyordu. Bu titreme soğuktan değil, yıllardır bastırdığı korkudan geliyordu. Geçmiş – İlk Sarılış Azil annesine hiç doya doya sarılmamıştı. Naz’a sarılırken bunu fark etti. Sanki geçmişte yarım kalan her sarılış, şimdi kollarına dolanıyordu. “Gitme…” dedi, sesi kısıktı. Bu kelimeyi daha önce hiç kimseye söylememişti. Naz’ın İç Dünyası Naz karanlığın içindeydi ama yalnız değildi. Azil’in sesini duydu. Çocukluğunda annesinin, geceleri fısıldadığı gibi: “Buradayım.” Naz o sesle tutundu hayata. Çünkü ilk defa, biri onu gitmemesi için çağırıyordu. Azil – Kabul Ambulans sirenleri yaklaşırken Azil şunu anladı: Geçmişini değiştiremezdi. Ama onun yüzünden bir daha susmak zorunda değildi. Annesini kaybetmişti. Ama Naz’ı kaybetmemek için savaşabilirdi. Elini Naz’ın elinden çekmedi. Ne sedyede, ne ambulansa bindirilirken. Hastane Koridoru Işıklar soğuktu. Bekleyiş uzundu. Azil duvara yaslandığında, yıllar önceki hâlini gördü: Genç, yalnız ve çaresiz. Ama bu kez fark vardı. Bu kez beklerken kaçmıyordu. Fısıldadı: “Eğer gözlerini açarsan… bu sefer ben kalacağım.”
Bölüm 9
8. Bölüm
