İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 9

8. Bölüm

‎Naz düştüğünde zaman ikiye ayrıldı. ‎Öncesi ve sonrası. ‎ ‎Azil Uras için o an, çocukluğundan beri taşıdığı bütün kayıpların aynı anda üzerine çökmesiydi. Çünkü Naz, onun “ilk kez geç kalmak istemediği” kişiydi. ‎ ‎Azil Uras’ın Geçmişi ‎ ‎Azil, küçük yaşta annesini kaybetti. Babası hayattaydı ama duvar gibiydi; konuşmaz, sormaz, sarılmazdı. ‎Ev sessizdi. Çok sessiz. ‎ ‎O sessizlikte Azil öğrendi: ‎ ‎Güvenmemeyi ‎ ‎Kimseye yaslanmamayı ‎ ‎Ve en önemlisi, duygularını içinde tutmayı ‎ ‎ ‎Gençliğinde hep güçlü göründü. İnsanlar ona hayranlıkla baktı ama kimse içindeki boşluğu fark etmedi. ‎Ta ki Naz gelene kadar. ‎ ‎Naz, onun hayatına “gürültüyle” girmişti. ‎Gülerken çekinmeyen, ağladığında saklanmayan, sorular soran bir kadındı. ‎Azil’in kaçtığı her şeydi… ve tam da bu yüzden ona tutundu. ‎ ‎Naz’ın Geçmişi ‎ ‎Naz ise küçükken çok sevmişti ama hep yarım bırakılmıştı. ‎Babası gitmiş, annesi kalmıştı ama kalmak yetmemişti. ‎ ‎Naz büyürken şunu öğrendi: ‎ ‎Sevmek cesaret ister ‎ ‎Ama sevilmek daha zor ‎ ‎ ‎İnsanlara hep bir adım fazla yaklaştı. ‎“Biri gitmeden önce ben gideyim” demedi hiç. ‎Çünkü onun umudu, korkusundan büyüktü. ‎ ‎Azil’i ilk gördüğünde içinden geçen şey şuydu: ‎ ‎> “Bu adam kaçıyor… ama yakalanmak istiyor.” ‎ ‎ ‎ ‎Düşüş Anı ‎ ‎Naz’ın bedeni aşağıya doğru giderken Azil’in zihni geçmişe gitti. ‎Tutamadığı annesine. ‎Geç kaldığı her ana. ‎Söylenmemiş cümlelere. ‎ ‎Elini uzattığında sadece Naz’a değil, kendi geçmişine de uzanıyordu. ‎ ‎Ama karanlık hızlıydı. ‎Ve bazen, insan her şeye rağmen yetişemezdi. ‎ ‎Naz’ın düşüşüyle birlikte Azil dizlerinin üzerine çöktü. ‎Bağırmadı. ‎Ağlamadı. ‎ ‎Sadece şunu fısıldadı: “Ben ilk defa… geç kalmak istememiştim.” ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Naz’ın bedeni aşağıda görünmez olduğunda, Azil Uras hâlâ elini uzatmış haldeydi. ‎Parmakları boşluğu kavrıyordu ama zihni dolup taşıyordu. ‎ ‎Çünkü bazı anlar vardır… ‎İnsan düşeni değil, ilk kez kendini hatırlar. ‎ ‎Azil – Daha Önce de Geç Kalmıştı ‎ ‎On altı yaşındaydı. ‎Annesi hastanedeydi. Babası “sonra gidersin” demişti. ‎Azil gitmedi. ‎ ‎Sabah, evin telefonu çaldı. ‎O gün öğrendi ki “sonra”, bazen hiç demektir. ‎ ‎O günden sonra Azil, hiçbir şeye tam bağlanmadı. ‎Sevdi ama söylemedi. ‎Özledi ama aramadı. ‎Çünkü bağlanmak, kaybetme ihtimalini kabul etmekti. ‎ ‎Naz’a kadar. ‎ ‎Naz, onun bütün “yarım” cümlelerini yüzüne vurmuştu: “Kaçıyorsun Azil. Güçlü değilsin, sadece korkuyorsun.” ‎ ‎Azil bunu inkâr etmişti. ‎Ama içten içe biliyordu. ‎ ‎Naz – Gitmeyen Taraf Olmayı Seçmişti ‎ ‎Naz küçüktü, kapının arkasından babasını izlerken. ‎Bavul vardı. ‎Vedalaşma yoktu. ‎ ‎Annesi o gün ağlamadı. ‎Naz ağladı. ‎ ‎O günden sonra Naz karar verdi: ‎ ‎> “Biri gidecekse, ben kalacağım.” ‎ ‎ ‎ ‎Bu yüzden Azil’in mesafesine rağmen vazgeçmedi. ‎Soğukluğuna rağmen yaklaştı. ‎Sessizliğine rağmen konuştu. ‎ ‎Çünkü Naz, sevgiyi susarak değil, kalarak göstermeyi seçmişti. ‎ ‎Şimdi – Geçmişle Yüzleşme ‎ ‎Azil’in dizleri taş zemine değdiğinde, geçmiş ve şimdi üst üste bindi. ‎ ‎Annesinin yüzü… ‎Naz’ın düşüşü… ‎Aynı his: yetişememek. ‎ ‎Ama bu kez fark vardı. ‎ ‎Bu kez Azil kaçmadı. ‎ ‎Başını kaldırdı, sesini buldu: “Naz!” ‎ ‎İlk defa, bir kaybın karşısında sessiz kalmamayı seçti. ‎ ‎Aşağıda ‎ ‎Naz’ın bilinci gidip geliyordu. ‎Canı yanıyordu ama zihni tuhaf bir şekilde sakindi. ‎ ‎Çünkü düşerken şunu düşünmüştü: ‎ ‎> “En azından bu kez… sevdiğimi söylemiştim.” ‎ ‎ ‎ ‎Elini karnına götürdü. ‎Nefes aldı. ‎Zor… ama alıyordu. ‎ ‎ ‎ ‎Azil Uras, merdivenleri ikişer ikişer inerken nefesi göğsünü yakıyordu. ‎Her adımda yalnızca Naz’a değil, kendine yetişmeye çalışıyordu. ‎ ‎Çünkü ilk defa kaçmıyordu. ‎ ‎Aşağıya İndiğinde ‎ ‎Naz yerdeydi. ‎Gözleri kapalıydı ama göğsü hafifçe inip kalkıyordu. ‎ ‎O an Azil’in içinden geçen ilk düşünce şuydu: ‎ ‎> “Yaşıyor… ama ben hâlâ geç kalabilirim.” ‎ ‎ ‎ ‎Ellerini Naz’ın yüzüne koydu. ‎Titriyordu. ‎Bu titreme soğuktan değil, yıllardır bastırdığı korkudan geliyordu. ‎ ‎Geçmiş – İlk Sarılış ‎ ‎Azil annesine hiç doya doya sarılmamıştı. ‎Naz’a sarılırken bunu fark etti. ‎ ‎Sanki geçmişte yarım kalan her sarılış, şimdi kollarına dolanıyordu. ‎ ‎“Gitme…” dedi, sesi kısıktı. ‎Bu kelimeyi daha önce hiç kimseye söylememişti. ‎ ‎Naz’ın İç Dünyası ‎ ‎Naz karanlığın içindeydi ama yalnız değildi. ‎Azil’in sesini duydu. ‎ ‎Çocukluğunda annesinin, geceleri fısıldadığı gibi: “Buradayım.” ‎ ‎Naz o sesle tutundu hayata. ‎Çünkü ilk defa, biri onu gitmemesi için çağırıyordu. ‎ ‎Azil – Kabul ‎ ‎Ambulans sirenleri yaklaşırken Azil şunu anladı: ‎ ‎Geçmişini değiştiremezdi. ‎Ama onun yüzünden bir daha susmak zorunda değildi. ‎ ‎Annesini kaybetmişti. ‎Ama Naz’ı kaybetmemek için savaşabilirdi. ‎ ‎Elini Naz’ın elinden çekmedi. ‎Ne sedyede, ne ambulansa bindirilirken. ‎ ‎Hastane Koridoru ‎ ‎Işıklar soğuktu. ‎Bekleyiş uzundu. ‎ ‎Azil duvara yaslandığında, yıllar önceki hâlini gördü: Genç, yalnız ve çaresiz. ‎ ‎Ama bu kez fark vardı. ‎Bu kez beklerken kaçmıyordu. ‎ ‎Fısıldadı: “Eğer gözlerini açarsan… bu sefer ben kalacağım.” ‎

Bölüm sonu

1 yorum