İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 3

2. Bölüm

‎ ‎⭐ Naz’ın Anlatımıyla Devam… ‎ ‎Kapıdan içeri adım attığımız anda ay ışığının soğukluğu sırtımdan çekildi. ‎Hava ağırlaştı. ‎Sanki nefeslerimiz bile yankı yapıyordu. ‎ ‎Azil’in elini daha sıkı tuttum. ‎Gölgesi bile gerilmişti; sanki bir şey onu çağırıyordu. ‎ ‎Karanlığın içinden bir ses yükseldi: ‎ ‎“Naz… Ayın çocuğu… ‎Azil… Gölgenin taşıyıcısı…” ‎ ‎Adlarımız, mekanın duvarlarında yankılandı. ‎Ben titrerken Azil adımını hiç bozmadan ilerledi. ‎ ‎— Korkma, dedi bana. ‎Sesi yumuşaktı. Azil’in böyle konuştuğunu daha önce hiç duymamıştım. ‎ ‎Birden karanlık yarıldı. ‎Ortada, yüzü görünmeyen dev bir siluet belirdi. ‎Üzerinde hem ışığın hem karanlığın izleri vardı. ‎ ‎“Ben Mühür Bekçisi.” dedi. ‎“Bin yıl önce tanrıların bile sustuğu savaşın tanığı.” ‎ ‎Mühür Bekçisi, bize doğru eğildi. ‎Ben geri çekildim, ama Azil yerinde kaldı. ‎ ‎Bekçi konuştu: ‎ ‎“Siz mühürü açtınız. ‎Çünkü kaderiniz birbirinizi bulmaktı.” ‎ ‎Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. ‎Azil’e baktım. ‎ ‎— Bunu neden biz yaptık? dedim. ‎— Neden kapı bizi seçti? ‎ ‎Bekçinin sesi bu kez daha derinden geldi; taşlar titredi: ‎ ‎“Çünkü siz karşıt güçlerin evlatlarısınız. ‎Naz… sen ışığı taşıyorsun. ‎Azil… sen karanlığın içinde saklanan eski ruhun varisisin.” ‎ ‎Azil’in yüzü gerildi. ‎O sert, sakin duruşunun altında bir fırtına kopuyordu, hissediyordum. ‎ ‎Bekçi devam etti: ‎ ‎“Birlikte olduğunuz her an… ‎Denge kırılıyor. ‎Ve uyanması gereken uyanıyor.” ‎ ‎Tam o sırada yer altından boğuk bir uğultu yükseldi. ‎Ay ışığı bedenimden çekildi. ‎İçimde bir boşluk hissettim. ‎ ‎Azil aniden yüzünü bana döndü. ‎ ‎— Naz? ‎— Nefesin… değişti. ‎ ‎Bileğimden tuttu, sıcaklığı parmaklarımdan içime aktı. ‎Onun karanlığı benim ışığımı dengeliyordu… ilk kez bunu fark ettim. ‎ ‎Tam o anda Mühür Bekçisi kolunu kaldırdı. ‎ ‎“Hazırlanın. ‎Çünkü kaderiniz, sadece birbirinize dokunmakla başlamadı. ‎Birlikte bir şeyi… uyandırdınız.” ‎ ‎Yer yarıldı. ‎Altımızdan yükselen siyah sis göğe vurdu. ‎ ‎Ve sisin içinden bir çift göz açıldı— ‎ ‎Gümüş ve siyah. ‎Tıpkı bizim gibi. ‎ ‎Azil fısıldadı: ‎— Naz… bu ne? ‎ ‎Ben cevap veremedim. ‎ ‎Çünkü içimde bir ses ilk kez konuştu: ‎ ‎“O… sizin kaderden doğan gölgeniz.” ‎ ‎ ‎ ‎ ‎O gözler… ‎Sanki benimle Azil’in karışımından yapılmıştı. ‎Hem ay ışığı gibi parlıyor, hem de karanlık gibi içimi çekiyordu. ‎ ‎Yer yarılmaya devam ederken, siyah sisin içinden bir siluet yükseldi. ‎İlk başta insana benziyordu… sonra gölgesel bir dalga gibi şekil değiştirdi. ‎ ‎Azil beni arkasına çekti. ‎ ‎— Geri dur Naz. ‎ ‎Ama ben o varlıktan gözlerimi ayıramadım. ‎Sanki içimde bir şey… ona bağlanıyordu. ‎ ‎Mühür Bekçisi’nin sesi gürledi: ‎ ‎“Bu… Uyanan.” ‎ ‎Uyanan’ın gözleri önce Azil’e döndü. ‎Karanlık titreşti. ‎ ‎Sonra bana baktı. ‎Ay ışığı içimde kıpırdadı, nefesim hızlandı. ‎ ‎“Beni çağırdınız.” dedi Uyanan. ‎Sesi hem fısıltı gibi, hem yankı gibiydi. ‎Hem çocuk, hem yaşlı… hem canlı, hem ölü. ‎ ‎Azil kaşlarını çattı. ‎— Biz kimseyi çağırmadık. ‎ ‎Uyanan gülümsedi. ‎Gölgesinden bir parça ayrılıp etrafımızda döndü. ‎ ‎“Birlikte dokunduğunuz an… ‎Dengenin damarları çatladı. ‎Ben o çatlaklardan sızdım.” ‎ ‎Azil’in gölgesi irkildi. ‎Bendeki ay ışığı titredi. ‎ ‎O an fark ettim: ‎Uyanan’ın içinde bizden izler vardı. ‎Benim ışığım… Azil’in karanlığı… ‎ ‎O yüzden hem bana hem ona benzeyen bir şeydi. ‎ ‎Bakışlarımı kaçırdım ama Uyanan’ın sesi beni yeniden yakaladı. ‎ ‎“Naz,” dedi. ‎İsmim ağzından dökülürken içimden bir şey çekilip alınmış gibi hissettim. ‎ ‎“Sen ayın koruyucususun. ‎Azil… sen gölgenin taşıyıcısısın. ‎Ben ise…” ‎Yaklaştı, nefesi yüzüme çarptı. ‎“…sizin birleştiğiniz yerden doğan güç.” ‎ ‎Azil öne atıldı. ‎— Ondan uzak dur. ‎ ‎Ama Uyanan geri çekilmedi. ‎Tam tersine, Azil’e doğru yaklaştı. ‎ ‎“Sen benden korkuyorsun.” dedi. ‎“Çünkü karanlığının gerçekte ne olduğunu bilmiyorsun.” ‎ ‎Azil’in gözlerinde öfke çaktı. ‎Gölge damarları ortaya çıktı, parmak uçlarına kadar yükseldi. ‎ ‎Ben araya girdim—ama sadece bir adım atabildim. ‎Ay ışığım zayıflıyordu. ‎Sanki Uyanan, benim ışığımı ve Azil’in gölgesini kendi içine çekiyordu. ‎ ‎Mühür Bekçisi ilk kez sesini yükseltti: ‎ ‎“Uyanan bir seçim yapmalı. ‎Ya sizi yok edecek… ‎Ya da sizi tamamlayacak.” ‎ ‎Kalbim hızlandı. ‎Azil bana baktı—ilk kez gözlerinde açık bir korku gördüm. ‎ ‎— Naz… ‎— Sakın ondan etkilenme. Sakın. ‎ ‎Ama iş işten geçmişti. ‎ ‎Uyanan elini uzattı. ‎Işığıma dokundu. ‎Karanlığına karıştı. ‎ ‎Ve fısıldadı: ‎ ‎“Ben… biz olmadan eksiktim.” ‎ ‎O anda dünya karardı. ‎Ay ışığı söndü. ‎Gölge yükseldi. ‎ ‎Her şey bir anda yok olmuş gibi olurken Azil'in sesi kulağıma çarptı: ‎ ‎— Naz! ‎— Gözlerini kapatma! ‎ ‎Ama gözlerim zaten kapanıyordu. ‎ ‎Düştüm. ‎Karanlığın içine… ‎Ve tek duyduğum ses Uyanan’ın son sözü oldu: ‎ ‎“Artık … güçlüyüz.” ‎

Bölüm sonu

2 yorum