⭐ Naz’ın Anlatımıyla Devam… Kapıdan içeri adım attığımız anda ay ışığının soğukluğu sırtımdan çekildi. Hava ağırlaştı. Sanki nefeslerimiz bile yankı yapıyordu. Azil’in elini daha sıkı tuttum. Gölgesi bile gerilmişti; sanki bir şey onu çağırıyordu. Karanlığın içinden bir ses yükseldi: “Naz… Ayın çocuğu… Azil… Gölgenin taşıyıcısı…” Adlarımız, mekanın duvarlarında yankılandı. Ben titrerken Azil adımını hiç bozmadan ilerledi. — Korkma, dedi bana. Sesi yumuşaktı. Azil’in böyle konuştuğunu daha önce hiç duymamıştım. Birden karanlık yarıldı. Ortada, yüzü görünmeyen dev bir siluet belirdi. Üzerinde hem ışığın hem karanlığın izleri vardı. “Ben Mühür Bekçisi.” dedi. “Bin yıl önce tanrıların bile sustuğu savaşın tanığı.” Mühür Bekçisi, bize doğru eğildi. Ben geri çekildim, ama Azil yerinde kaldı. Bekçi konuştu: “Siz mühürü açtınız. Çünkü kaderiniz birbirinizi bulmaktı.” Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Azil’e baktım. — Bunu neden biz yaptık? dedim. — Neden kapı bizi seçti? Bekçinin sesi bu kez daha derinden geldi; taşlar titredi: “Çünkü siz karşıt güçlerin evlatlarısınız. Naz… sen ışığı taşıyorsun. Azil… sen karanlığın içinde saklanan eski ruhun varisisin.” Azil’in yüzü gerildi. O sert, sakin duruşunun altında bir fırtına kopuyordu, hissediyordum. Bekçi devam etti: “Birlikte olduğunuz her an… Denge kırılıyor. Ve uyanması gereken uyanıyor.” Tam o sırada yer altından boğuk bir uğultu yükseldi. Ay ışığı bedenimden çekildi. İçimde bir boşluk hissettim. Azil aniden yüzünü bana döndü. — Naz? — Nefesin… değişti. Bileğimden tuttu, sıcaklığı parmaklarımdan içime aktı. Onun karanlığı benim ışığımı dengeliyordu… ilk kez bunu fark ettim. Tam o anda Mühür Bekçisi kolunu kaldırdı. “Hazırlanın. Çünkü kaderiniz, sadece birbirinize dokunmakla başlamadı. Birlikte bir şeyi… uyandırdınız.” Yer yarıldı. Altımızdan yükselen siyah sis göğe vurdu. Ve sisin içinden bir çift göz açıldı— Gümüş ve siyah. Tıpkı bizim gibi. Azil fısıldadı: — Naz… bu ne? Ben cevap veremedim. Çünkü içimde bir ses ilk kez konuştu: “O… sizin kaderden doğan gölgeniz.” O gözler… Sanki benimle Azil’in karışımından yapılmıştı. Hem ay ışığı gibi parlıyor, hem de karanlık gibi içimi çekiyordu. Yer yarılmaya devam ederken, siyah sisin içinden bir siluet yükseldi. İlk başta insana benziyordu… sonra gölgesel bir dalga gibi şekil değiştirdi. Azil beni arkasına çekti. — Geri dur Naz. Ama ben o varlıktan gözlerimi ayıramadım. Sanki içimde bir şey… ona bağlanıyordu. Mühür Bekçisi’nin sesi gürledi: “Bu… Uyanan.” Uyanan’ın gözleri önce Azil’e döndü. Karanlık titreşti. Sonra bana baktı. Ay ışığı içimde kıpırdadı, nefesim hızlandı. “Beni çağırdınız.” dedi Uyanan. Sesi hem fısıltı gibi, hem yankı gibiydi. Hem çocuk, hem yaşlı… hem canlı, hem ölü. Azil kaşlarını çattı. — Biz kimseyi çağırmadık. Uyanan gülümsedi. Gölgesinden bir parça ayrılıp etrafımızda döndü. “Birlikte dokunduğunuz an… Dengenin damarları çatladı. Ben o çatlaklardan sızdım.” Azil’in gölgesi irkildi. Bendeki ay ışığı titredi. O an fark ettim: Uyanan’ın içinde bizden izler vardı. Benim ışığım… Azil’in karanlığı… O yüzden hem bana hem ona benzeyen bir şeydi. Bakışlarımı kaçırdım ama Uyanan’ın sesi beni yeniden yakaladı. “Naz,” dedi. İsmim ağzından dökülürken içimden bir şey çekilip alınmış gibi hissettim. “Sen ayın koruyucususun. Azil… sen gölgenin taşıyıcısısın. Ben ise…” Yaklaştı, nefesi yüzüme çarptı. “…sizin birleştiğiniz yerden doğan güç.” Azil öne atıldı. — Ondan uzak dur. Ama Uyanan geri çekilmedi. Tam tersine, Azil’e doğru yaklaştı. “Sen benden korkuyorsun.” dedi. “Çünkü karanlığının gerçekte ne olduğunu bilmiyorsun.” Azil’in gözlerinde öfke çaktı. Gölge damarları ortaya çıktı, parmak uçlarına kadar yükseldi. Ben araya girdim—ama sadece bir adım atabildim. Ay ışığım zayıflıyordu. Sanki Uyanan, benim ışığımı ve Azil’in gölgesini kendi içine çekiyordu. Mühür Bekçisi ilk kez sesini yükseltti: “Uyanan bir seçim yapmalı. Ya sizi yok edecek… Ya da sizi tamamlayacak.” Kalbim hızlandı. Azil bana baktı—ilk kez gözlerinde açık bir korku gördüm. — Naz… — Sakın ondan etkilenme. Sakın. Ama iş işten geçmişti. Uyanan elini uzattı. Işığıma dokundu. Karanlığına karıştı. Ve fısıldadı: “Ben… biz olmadan eksiktim.” O anda dünya karardı. Ay ışığı söndü. Gölge yükseldi. Her şey bir anda yok olmuş gibi olurken Azil'in sesi kulağıma çarptı: — Naz! — Gözlerini kapatma! Ama gözlerim zaten kapanıyordu. Düştüm. Karanlığın içine… Ve tek duyduğum ses Uyanan’ın son sözü oldu: “Artık … güçlüyüz.”
Bölüm 3
2. Bölüm

