İçeriğe geç

AYNI ÇATI ALTINDA

Bölüm 1 · 4 dk okuma

AYNI ÇATI ALTINDA

Bölüm 1

BOLUM 1- Her Şey Yolundayken

HER ŞEY YOLUNDAYKEN

Deniz sabahları seviyordu.

Özellikle işe gideceği sabahları.

Alarmı çalmadan birkaç dakika önce uyanır, perdeyi açar ve odasına dolan gün ışığını izlerdi. Sonra mutfağa geçip kahvesini hazırlarken günün planını düşünürdü.

İşini gerçekten seviyordu.

Ofiste geçirdiği saatler ona hiçbir zaman sıkıcı gelmiyordu. Yeni şeyler öğrenmek, yaptığı işin karşılığını görmek, yoğun bir günün sonunda bilgisayarını kapatırken "Bugün gerçekten bir şeyler yaptım." diyebilmek hoşuna gidiyordu.

Ama ofisi sevmesinin tek nedeni işi değildi.

Orada arkadasları vardı.

Özellikle de Athel.

Athel ile lise yıllarından beri arkadaşlardı. Birbirlerinin en kötü ve en iyi zamanlarını görmüşlerdi. Deniz'in söylemesine gerek kalmadan ne düşündüğünü anlayabilen nadir insanlardan biriydi.

Deniz hazırlanırken telefonu titredi.

Athel:

Bugün geç kalma.

Deniz gülümsedi.

DENİZ:

Ben ne zaman geç kaldım?

Cevap birkaç saniye sonra geldi.

ATHEL:

Geçen hafta iki kere.

DENİZ:

Onlar geç kalmak sayılmaz.

ATHEL:

Deniz, 20 dakika geç kaldın.

Deniz kahkaha attı.

Telefonunu çantasına koydu.

"Tamam, bugün erken gideceğim."

Aynadaki yansımasına son kez baktıktan sonra evden çıktı.

Ofisin kapısından girdiğinde saat henüz erkendi.

İçeri girer girmez tanıdık sesleri duydu.

"Deniz!"

Athel masanın diğer tarafından ona el sallıyordu.

Deniz gülerek yanına gitti.

"Ne var?"

"Bugün erken gelmişsin."

"Bak, sözümü tuttum."

Athel ona şüpheli bir bakış attı.

"Bir kere erken geldin diye kendini övme."

Deniz güldü.

"Seninle arkadaş olduğuma pişman olacağım."

"Çok geç."

İkisi gülerken Deniz çantasını masasına bıraktı.

Ofise baktı.

Herkes yavaş yavaş geliyordu.

Bu ortam Deniz'in hoşuna gidiyordu. Bilgisayarların sesi, kahve kokusu, insanların birbirlerine günaydın demesi...

Burası onun için yalnızca bir iş yeri değildi.

Kendi düzenini kurduğu yerdi.

Tam bilgisayarını açarken Ahmet yanına geldi.

Elinde iki kahve vardı.

"Birini sana aldım."

Deniz kahveye baktı.

"Ben istemedim."

"İsteyeceğini biliyorum."

"Ya istemeseydim?"

"İçerdim."

Deniz gülümsedi.

"Teşekkür ederim."

Ahmet başını sallayıp yerine döndü.

Athel, Deniz'e baktı.

Sonra Ahmet'in arkasından baktı.

Sonra tekrar Deniz'e döndü.

"Ne?"

Deniz kaşlarını kaldırdı.

"Hiçbir şey."

"Bir şey diyeceksin."

"Yok."

Deniz gözlerini kıstı.

"Athel."

"Tamam, tamam."

Athel gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Deniz, Ahmet'in kendisinden hoşlandığını biliyordu.

Bunu uzun zamandır biliyordu.

Ahmet bunu hiçbir zaman açıkça söylememişti ama Deniz'in anlamaması mümkün değildi.

Yine de bu konuda konuşmuyorlardı.

Çünkü Deniz onu kırmak istemiyordu.

Ahmet onun için çok değerliydi.

Ama yalnızca arkadaşıydı.

Kalbinde ise başka biri vardı.

Ata.

Ata, Ahmet'in en yakın arkadaşıydı.

Onları birbirinden ayrı görmek neredeyse imkânsızdı.

Üniversiteden beri yakınlardı ve arkadaşlıkları yıllar içinde daha da güçlenmişti.

Deniz'in Ata'dan hoşlandığını ise kimse bilmiyordu.

Athel hariç.

Çünkü Athel, Deniz'in sırlarını saklamayı çok iyi bilirdi.

"Deniz."

Bu kez gelen ses Ata'ya aitti.

Deniz başını kaldırdı.

Ata kapının yanında duruyordu.

"Ne zamandır buradasın?" diye sordu Deniz.

"Az önce geldim."

Ata masasına doğru yürürken Deniz'e baktı.

"Bugün erken gelmişsin."

Deniz gülümsedi.

"Herkes bunu söylemek zorunda mı?"

"Demek herkes fark etmiş."

"Çok komiksin."

Ata güldü.

"Ben sadece gözlem yaptım."

Deniz onun yanından geçmesini izledi.

Athel bunu fark etmişti.

Ama hiçbir şey söylemedi.

Sadece Deniz'in yanına eğilip fısıldadı:

"Çok belli ediyorsun."

Deniz hemen ona döndü.

"Neyi?"

"Hiç."

Athel gülerek uzaklaştı.

Deniz ise yüzündeki ifadeyi toparlamaya çalıştı.

Öğle arasında altı kişi birlikte dışarı çıktı.

Her zamanki kafelerine oturdular.

Athel telefonunu çıkardı.

"Herkes yaklaşsın. Fotoğraf çekiyorum."

Ahmet hemen itiraz etti.

"Ben fotoğrafta kötü çıkıyorum."

"Sen her fotoğrafta bunu söylüyorsun."

"Çünkü doğru."

Ata güldü.

"Bir gün güzel çıktığın fotoğrafı bulacağız."

"Sen sus."

Deniz gülmeye başladı.

Athel fotoğrafı çekti.

Sonra hepsi telefona bakmak için birbirine yaklaştı.

Deniz ekrana baktığında gülümsedi.

Altı kişi.

Bir masa.

Bir sürü kahve.

Ve henüz hiçbirinin bilmediği bir gelecek.

O günün son fotoğrafı olacağını bilmiyordu.

Akşam olduğunda Deniz ofisten çıktı.

İşini bitirmiş olmanın verdiği huzurla eve doğru yürüdü.

Günün nasıl geçtiğini düşündü.

Her şey normaldi.

Hatta fazla normaldi.

Eve girdiğinde çantasını koltuğun üzerine bıraktı.

Ayakkabılarını çıkarıp mutfağa geçti.

Tam su dolduracakken telefonu çaldı.

Bilinmeyen bir numara.

Deniz birkaç saniye ekrana baktı.

Sonunda açtı.

"Merhaba?"

Karşıdaki adamın sesi sakindi.

"Deniz Hanım?"

"Evet."

"Yaşadığınız apartmanla ilgili sizinle görüşmem gerekiyor."

Deniz'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Ne oldu?"

"Binayla ilgili bir karar alındı."

"Nasıl bir karar?"

Kısa bir sessizlik oldu.

"Binanın boşaltılması gerekiyor."

Deniz bir an konuşamadı.

"Ne?"

"Yarın size daha ayrıntılı bilgi verilecek."

"Ne kadar zamanım var?"

Bu kez karşı tarafın sesi daha ciddi çıktı.

"Bir gün."

Telefon kapandı.

Deniz telefonu elinde tutmaya devam etti.

Bir gün.

Sadece bir gün.

Yavaşça salonuna baktı.

Yıllardır yaşadığı ev.

Kitapları.

Kıyafetleri.

Fotoğrafları.

Küçük eşyaları.

Her şey yerli yerindeydi.

Ama artık hiçbir şey eskisi kadar güvenli görünmüyordu.

Deniz pencereye doğru yürüdü.

Dışarı baktı.

Şehir her zamanki gibi hareketliydi.

İnsanlar eve dönüyor, arabalar yoldan geçiyor, ışıklar birer birer yanıyordu.

Herkes hayatına devam ediyordu.

Deniz ise ertesi gün nerede yaşayacağını düşünüyordu.

O gece ilk kez hayatının ne kadar düzenli olduğunu ve o düzenin ne kadar kolay bozulabileceğini fark etti.

Henüz bilmiyordu.

Bu apartmandan ayrılmak zorunda kalması, onu hiç beklemediği bir yere götürecekti.

Ve o yer...

Hayatındaki en önemli insanların yaşadığı apartman olacaktı.

Bölüm sonu

1 yorum