"Kᴇɴᴅɪᴍɪ ɴᴀsɪʟ sᴀᴠᴜɴᴍᴀᴍ ɢᴇʀᴇᴋᴛɪɢ̆ɪɴɪ ᴏ̈ɢ̆ʀᴇᴛ ʙᴀɴᴀ."
Sadece 4 gün geçmişti ve ben hâlâ buradaydım. Arthur'la beraber aile yemeğine katılıyor sonrasında odaya dönüyordum. Bu ne zaman bitecekti. Annem nasıl acaba, beni arıyor mudur acaba? Diye düşünürken kapı açıldı. Gözlerimi kapıya çevirdiğim de içeriye esmer saçlı bir erkek girdi. Ne muhafıza benziyor ne de bir prense. Normal giyinmiş köylü gibiydi. Ona baktım ve,
"Ne oldu? Ne için geldin?"
Dediğimde bana şaşkınlıkla bakmış ve,
"Prens Arthur bana sizden bahsetti. Bana güvenebilirsin Arthur'un en güvenilir hizmetkârıyım. İsmim Merlin. Diyince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ona döndüm ve alaycı bir şekilde
"Ne yani krallığın ismi de Camelot mu?" diye sordum. Gülmeye başlayınca şaşkınlığım daha da arttı. "Ne Camelot'u Thendarit krallığındasın. Bu krallığı bilmeyen yok. Cidden nereden geldin sen böyle?" diye sordu. Çıldıracaktım artık Thendarit krallığı, prensler ve bir dolu hizmetkâr. Merlin bana dönüp "Prens Arthur seni bekliyor bahçede" diyip odadan ayrılmıştı. Üstüme bir şal alıp odadan çıkmıştım. Muhafızlar nereye diye sorduklarında onları umursamadan bahçeye doğru adımlarımı hızlandırdım. Bahçeye çıktığımda kimse yoktu tam geri gidicekken,
"Nereye Rosalie? Beklediğimi Merlin söylemiştir diye umuyorum."
Arkamı dönüp ona baktığımda yorgun ve terli bir şekilde bana gülümseyerek bakıyordu.
"Kimseyi göremedim bu yüzden odaya çıkıcaktım!"
"Sonsuza kadar benim odamda mı kalmayı planlıyorsun acaba? Odamda senin yüzünden doğru düzgün şeyler yapamıyorum maalesef!?"
"Pardon ama buraya geldiğimde o odada uyandım ve hiç bir sorun etmedin ama şimdi gelip doğru düzgün şeyler yapamıyorum demen garip. Çünkü beni odaya ilk sen aldın!!"
Haklıydım. Beni buraya o getirdi, odaya da o koymuştu. Şimdi gelip inkar ediyor..
"Seninle kavga etmiyeceğim Rosalie. Hadi gidiyoruz"
Nereye diye sormuyacaktım çünkü cevap vermicekti. Önden yürümeye başlayınca arkasından gittim. Sarayın biraz uzağında küçük bir kulübeye girmişti bende arkasından girdim. Kulübe sessizdi ki bu sessizliği bozan Arthur olmuştu. Ona baktığımda bana kılıç uzatmıştı. Anlayamamış bir şekilde ona baktığımda güldü.
"Al bunu, seninle çalışma yapacağız. Eğer burada kalmaya devam edersen önüne bir dolu engel çıkacak. Bunları aşman için eğitim alman lazım."
"Neden senden alıyorum. Muhafızlar ya da şövalyeler yok mu?"
"Var ama seni ben eğitmek istiyorum. Dinle beni Rosalie bazen onlar yanlış öğretir. Ama ben, bana bir bak. Bir prensim ve sana yalan yanlış şeyler öğretmem."
Diyip kılıcı tekrar uzatmıştı. Kılıcı almıştım. Ona baktığımda bir pozisyon yapmış bana bakıyordu.
"Hadi ama bunu bilmiyor olamazsın."
"Neyim ben bir şövalye mi? Nereden bileyim böyle yapmayı?"
Dediğimde yanıma gelmiş arkama geçmişti. Bana bazı şeyler anlatmıştı. Kılıcın nasıl tutulup, nasıl kullanıldığını, bütün pozisyonları göstermişti. Ben bunları aklımda tutmaya çalışırken Arthur karşıma geçip daha demin yaptığı pozisyonu yapınca aynı pozisyonu almıştım. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini farkedememiştik ama Arthur'un bana öğrettiği bütün herşeyi aklımda tutarak güzel bir eğitim almıştım. En sonunda Arthur kılıcı kolumu sıyıracak şekilde hızlıca yanımdan geçirmişti. İlk başta afallasamda kılıcımı onun kılıcına vurarak ve koluna bir dirsek atınca hemen afallayıp yere çökmüştü. Ayağımla omzunu tekmeleyerek düşmesini sağlamış, tam üstüne ayağımı koyarak ve sırıtarak,
"Kazandım"
Arthur gülerek doğrulduğunda ayağımı üstünden çekmiş geri çekilmiştim.
"Güzel, hızlı ezberleyip anlıyorsun."
Omzumu silkip kılıcı diğer kılıçların yanına koydum. Camdan dışarıya baktığımda havanın kararmaya yakın olduğunu gördüm.
"Yemeğe katılacağız. Duş alıp üstünü değiş. Seni bekleyeceğim."
Dediği şeyle kulübeden çıkmış saraya gitmiştik. Arthur'un odasına gidip duş almıştım. Geri odaya girdiğimde yatağın üstünde çiçek baskılı elbise olduğunu gördüm. Gülümseyip elbiseyi giydim. Saçımı havluyla kurulamış açık bırakmıştım. Odadan çıkıp yemek salonuna girdiğimde bütün gözler bana bakmıştı. Başımı eğip özür dilemiş Arthur'un yanına oturmuştum. Ailedeki herkesin ismini öğrenmiştim. Birisi hariç. Büyük ihtimalle ailenin en küçüğü diye aklımdan geçirirken. Axel bana dönüp
"Rosalie yine çok güzel olmuşsun"
Dediğinde herkes Axel'e dönmüştü. Başımı eğip teşekkür etmiştim. Arthur boynunu eğerek hızlıca kıtlatınca ona döndüm, o da bana dönüp gülümsedi. Sonra önüne dönünce bende önüme dönme zorunluluğu yaşadım.
Herkes yemeğe başlayınca bende yemeye başladım...