İçeriğe geç

Aynanın Arkasındaki Siluet

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Aynanın Arkasındaki Siluet

Bölüm 4

4. BÖLÜM: Gece Yarısı Seansları

4. BÖLÜM: Gece Yarısı Seansları

Eliz, okuldan eve döndüğünden beri elindeki o küçük kağıt parçasıyla yatağında oturuyordu. Hava çoktan kararmış, odanın içi yeniden o loş, hastalıklı mor ışıkların egemenliğine girmişti. Bilgisayar ekranı açık, masanın üzerinde birikmiş boş kutular yerli yerinde duruyordu. Ama Eliz bu kez ekrana ya da duvardaki posterlere bakmıyordu. Gözleri, Karan’ın eline tutuşturduğu telefon numarasındaydı.

İçindeki bir ses ona durmasını söylüyordu. Bir yabancının, üstelik rüyasında kendisini mahvedeceğini gördüğü bir çocuğun bu kadar çabuk hayatına sızmasına izin vermemeliydi. Fakat depresyonun yarattığı o korkunç yalnızlık hissi, mantığından çok daha güçlüydü. Kurtarılmaya, birinin ona "seni anlıyorum" demesine o kadar muhtaçtı ki...

Telefonunu eline aldı, titreyen parmaklarıyla numarayı tuşladı ve sadece iki kelime yazdı:

“Ben Eliz.”

Cevap neredeyse anında geldi. Sanki Karan, ekranın başında onun yazmasını bekliyordu.

Karan: “Odasında mor ışıkların altında, dünyanın ne kadar anlamsız olduğunu düşünerek oturan Eliz. Sonunda yazdın.”

Eliz’in nefesi kesildi. Göğsünde hem yoğun bir korku hem de tuhaf bir rahatlama hissetti. Karan onun ruhunu, evini, her şeyini biliyor gibiydi.

Eliz: “Beni nereden tanıyorsun? Odama dair şeyleri nereden biliyorsun?”

Karan: “Seni tanımıyorum Eliz, seni hissediyorum. Okulda, o gürültülü kalabalığın içinde yürürken etrafındaki o karanlığı gördüm. Tıpkı benimki gibi. Diğer aptallar gibi değilsin. Sen acı çekiyorsun ve bu seni özel kılıyor.”

"Özel kılmak." Bu kelime, günlerdir kendini bir enkaz gibi hisseden genç kızın zihnine ekilen en tehlikeli tohumdu. O geceden sonra, Eliz için yeni bir rutin başladı. Her gece yarısı, mor ışıkların altında Karan’la mesajlaşıyorlardı. Eliz, hayatında kimseye anlatamadığı o ağır depresif düşüncelerini, içindeki o bitmek bilmeyen boşluğu ona kusuyordu. Karan ise büyük bir sabırla onu dinliyor, her defasında Eliz’in dünyadaki her şeyden nefret etmesini haklı çıkaracak cümleler kuruyordu.

"Ailen seni sadece kontrol etmek istiyor," diyordu Karan. "Arkadaşların senin bu derinliğini kaldıramayacak kadar sığ. Onlara ihtiyacın yok Eliz. Senin sadece sana benzere, yani bana ihtiyacın var."

Eliz, adım adım etrafındaki herkesle bağını koparıyordu. Karan, onun hayatındaki tek temiz hava kaynağı gibi görünüyordu; oysa gerçekte, odasındaki oksijeni yavaş yavaş tüketen görünmez bir gazdı.

Mesajlaşmalarının başlamasından iki hafta sonra, yine fırtınalı bir gece yarısında telefonuna bir mesaj düştü.

Karan: “Aşağıdayım. Pencereden bak.”

Eliz hızla yataktan kalkıp pencereye koştu. Yağmurun altında, sokak lambasının loş ışığında Karan duruyordu. Siyah kapüşonunu kafasına geçirmiş, yukarıya, Eliz’in mor ışıklı odasına bakıyordu. Eliz, hiçbir şey düşünmeden aşağı indi ve apartman kapısını açtı.

Karan, üzerinde tek bir ıslaklık belirtisi yokmuş gibi sakin adımlarla içeri girdi. Eliz'i takip ederek merdivenleri çıktı ve o karanlık odaya ilk kez adım attı. İçeri girdiğinde gözleri duvardaki posterlerde, masadaki karmaşada ve en son masanın yanındaki o oval aynada gezindi. Aynaya bakarken dudaklarında o tekinsiz, rüyadaki gülümseme belirdi.

"Tam tahmin ettiğim gibi," dedi Karan, sesini neredeyse bir fısıltıya dönüştürerek. Eliz’e doğru yürüdü, aralarındaki mesafeyi yok etti ve soğuk ellerini Eliz’in solgun yanaklarına koydu. "Burası senin hapishanen. Ama merak etme... Seni buradan çıkaracağım."

Eliz’in kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, Karan’ın bunu duymasından korktu. Karan’ın ellerinin soğukluğu, genç kızın yanaklarındaki sıcaklığı emiyor gibiydi. Kaçması, rüyasını hatırlayıp uzak durması gerekirdi ama Karan’ın gözlerindeki o hipnotize edici bakış, Eliz’in tüm savunma mekanizmalarını felç etmişti.

"Benden korkuyor musun?" diye sordu Karan. Dudakları Eliz'in kulağına o kadar yakındı ki, nefesi tenini ürpertiyordu.

"Bilmiyorum," diye fısıldadı Eliz, dürüstçe. "Tuhafsın. Odama dair her şeyi, içimdeki acıyı... sanki önceden biliyor gibiydin."

Karan hafifçe güldü; bu neşeli bir gülüş değil, ruhu okşayan tehlikeli bir mırıltıydı. Elini Eliz'in yanağından usulca indirip genç kızın omzuna, oradan da titreyen eline kaydırdı. Parmaklarını Eliz’in parmaklarının arasından geçirerek ellerini kenetledi. Tam o an, o loş, mor ışık ikisinin üzerine çöktü. Oda sanki dünyadan tamamen soyutlanmış, sadece ikisine ait bir hücreye dönüşmüştü.

"Çünkü ben de senin gibiyim Eliz," dedi Karan, yüzünü onun yüzüne biraz daha yaklaştırarak. Gözleri Eliz'in uykusuzluktan kızarmış gözlerine kenetlendi. "Dışarıdaki o sığ, aptal insanlar bizim hissettiğimiz bu derinliği anlayamazlar. Seni iyileştirmeye çalışacaklar, seni değiştirmek isteyecekler. Ama ben seni bu kırık halinle seviyorum. Benim yanımda maske takmana gerek yok."

Karan, diğer elini Eliz'in beline yerleştirip onu yavaşça kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe tamamen kapandığında, Eliz başını Karan’ın göğsüne yasladı. Hayatında ilk defa birinin yanında bu kadar savunmasız ama aynı zamanda bu kadar güvende hissediyordu. Karan’ın kokusu, odadaki o ağır sigara ve uykusuzluk kokusunu bastıran, uyuşturucu etkili bir parfümdü adeta.

"Beni gerçekten bırakmayacak mısın?" diye sordu Eliz, ağlamamak için kendini zor tutarak.

Karan, Eliz’in saçlarının arasına zehirli bir öpücük kondurdu. "Asla," diye fısıldadı. "Sen tamamen bana ait olana kadar, seni bu dünyadan tamamen söküp alana kadar buradayım."

Eliz, onun kollarında erirken rüyasındaki kâbusu tamamen unutmuştu. Kendini bu sahte kurtarıcının kollarına bırakmıştı. Oysa Karan’ın gözlerinde şefkat değil, nihayet tamamen kendi kontrolüne geçirdiği bir oyuncağın üzerindeki o soğuk zafer parıldıyordu. Ağ tamamlanmıştı.

Yazar Notu 🖤

Herkese merhaba,

Bu hikayenin bendeki yeri çok başka. Aslında Eliz ve Karan’ın bu karanlık dünyasını, henüz kendim de bir lise öğrencisiyken, o sıralarda karalamaya başlamıştım. O dönem zihnimde dönüp duran, kağıda döktüğüm ama bir türlü tamamlayamadığım, içimde hep ukde kalan bir kurguydu bu.

Yıllar geçse de o mor ışıklı odanın kasvetini, sahte kurtarıcıların zehirli vaatlerini ve Eliz'in hissettiği o derin melankoliyi içimden atamadım. Bu hikayeyi tamamlamak, o lise yıllarında kendi kabuğuna çekilmiş o kıza borcummuş gibi hissettim. İçimde kalmasına daha fazla izin veremedim ve sonunda onlarla sizi buluşturmak istedim.

Ruhun karanlık dehlizlerinde birlikte yürüyeceğimiz bu yolculuğa hoş geldiniz. Keyifli (ve biraz da ürpertici) okumalar dilerim.

Sevgilerle,

Yazarınız

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.