Geri çekilmek istedim ama ayaklarım beni dinlemedi, sanki bir şey beni çağırıyordu .Bir adım attım, ışık kırıldı sesler sustu dünya katlandı
midem yer değiştirmiş gibiydi,ayaklarım yere değdiğinde dizlerim titredi hava... farklıydı. daha ağır daha canlı .
gözlerimi açtığımda tavan yoktu, gökyüzü vardı, önümde yükselen şey bir okuldan fazlasıydı. Kuleleri gökyüzünü yarıyor, pencereleri canlıymış gibi parlıyordu. Havada yağmur metal büyü kokusu vardı...
Arkamdan bir ses duydum, ''geç kalmışsın '' dedi soğuk bir ses tonuyla. Herhalde burada eğitim veren bir öğretmendi ''ve buraya ait olmadığını düşünüyorsan...yanılıyorsun'' koyu renk cüppesi yere kadar uzanan bir kadınla göz göze geldim. Yüzü sertti ama bakışlarında tuhaf bir sakinlik bir vardı...insanı susturan türden.
Yutkundum. ''ben.. yanlışlıkla geldim.''
''bir hata olmalı'' dedim ''geçitler hata yapmaz '' dedi . Yanına gelmem için işaret yaptı ve koridor boyunca yürümeye başladı.
''Burası'' dedim etrafıma bakarak ''benim dünyamda yok '' ''Çünkü senin dünyan buranın yansıması '' dedi ''peki neden ben , neden şimdi? '' diye sordum. Sessiz kaldı. Bu sessizlik bilinçliydi. Daha sonra konuşmaya başladı. ''Çünkü bazı isimler, zamanı geldiğinde çağrılır. Arkasını döndü ve büyük salonun kapısını açtı ''ve senin ismin '' dedi içeri adım atarken '' burada zaten biliniyor. Uzun masalarda oturan öğrencilerin bakışları üzerime çevrildi. merak değildi bu.. şaşkınlık hatta bazı yüzlerde huzursuzluk. ''Sonradan mı '' diye fısıldadı biri. imkansız dedi başka bir ses.
Kalbim göğsüme sığmadı, geri dönmek istedim ''Normal davran '' dedi öğretmen bakışlar seni tanımlamaz dedi ama tanımlıyordu... Cübbem yoktu , armam yoktu hiçbir masaya ait değildim. '' uyum sağlamanı beklemiyorum bazı dünyalar insanı hemen kabul etmez '' dedi '' bende etmedim zaten '' dedim. sonra masalardan biri güldü, alaycı bir gülüş. '' Sessizlik ! '' dedi uzun koridorun sonunda yüksek bir masada oturan adam. Başka bir öğretmen olmalıydı. '' ev seçimi için gelebilirsin '' dedi başta anlamadım '' bu okulda herkes bir yere aittir '' Masaların önünde taş bir platformun üstünde bir obje duruyordu, yuvarlak çatlamış bir küreydi. İçinde yavaşça dönen bir ışık vardı, bazen altın bazen koyu mavi , yeşil, bazen de neredeyse siyah. Küreye dokunduğum anda elim yanda geri çekmek istedim ama ışıklar durmuyordu . renkler birbirine karıştı altın, mavi ,siyah hiç birinde durmuyordu.
salonda bir panik dalgası yayıldı.
''uzun zamandır olmamıştı ''
''bu normal değil ''
renkler kararsız''
ellerimi çekmek istedim ama küre parmaklarımı bırakmadı. sonra bir anda,
her şey karardı ,salon siyaha gömüldü tam kalbim duracakken, karanlığın içinden gümüş renkli ince çizgiler belirdi. çizgiler bir desen oluşturdu ,tanımadığım ama tuhaf bir şekilde bildiğim bir desen.
siyah pelerinli adam nefesini tuttu '' demek.. yeniden '' dedi alçak bir sesle salon bir an sessiz kaldı ,sonra masalardan biri alkışla karışık bir uğultuya boğuldu.
adam sesi yükseltti
''NOCTERA'' noctera binası
bacaklarım titreyerek masaya yürüdüm, bazıları merakla bazıları temkinli bakıyordu oturduğumda hala neler yaşadığımı anlamıyordum.
tam o sırada başımı kaldırdım, ve masanın ucunda -
onu gördüm. kalbim durdu bu mümkün değildi. saçı, duruşu
Abimdi.
ama üzerinde ki pelerin bizim dünyaya ait değildi. göz göze geldik, o an yüzünde beliren ifade, şaşkınlık değildi panik değildi sanki, yakalanmış gibiydi
bakışlarını kaçırdı, ayağa kalktım, sandalyem sertçe geri gitti
abim başını kaldırıp bana baktı. noctera masasından kalktığımda kimse beni durdurmadı sanki gitmem bekleniyormuş gibi
aynayı bulacaktım geldiğim yere geri dönecektim Annemin mutfakta bıraktığı bardağı, babamın gazeteyi ters tutuşunu, abimin odasının kapısını…
Abim.
Adımlarım durdu.
“Olivia.”
Sesini duyduğum anda boğazım yandı.
Arkamı döndüm.
Koridorun sonunda duruyordu. Üzerinde o pelerin vardı. Bu dünyaya ait olduğunu bağıran bir pelerin. Ama yüzü… yüzü benim bildiğim yüzdü.
“ne istiyorsun ?” dedim. Sesim düşündüğümden daha sert çıktı.
“Ben—” dedi. Sonra sustu.
Bu susuş…
Her şeyi söyledi.
“Ne zamandır?” diye sordum.
Gözlerini kaçırdı.
“Ne zamandır buraya geliyorsun?” diye bağırdım bu kez. “O aynayı kaç kere kullandın?”
“Olivia, sakin ol—”
“sakin falan olamam” sesim fazla çıkmıştı
Gözlerim yanıyordu. “Biliyordun. Hepsini biliyordun. Annem, babam… onlar da biliyor, değil mi?”
Sessizlik.
Bu cevap yeterliydi.
“Nasıl yaparsın?” dedim. Sesim titredi. “Ben her gece kabus görürken, kendimi deli sanırken… siz?”
Gözlerim doldu. Nefesim bozuldu ama durmadım.
“Ben senin kardeşinim,” dedim fısıltıyla. “beni nasıl delirdiğimden şüphe ettirirsin?”
Bir adım attı bana doğru.
“Bu seni korumak içindi.”
Güldüm. Kısa, kırık bir gülüş.
“Yalan.”
Gözlerimden yaşlar aktı. Saklamadım.
Yanından geçip yürüdüm.
Arkamdan gelmedi. en çok acıtan şey bunu abimin yapmasıydı ,o kabusları görürken her şeyi bilip acı çektiğimi gören ama yalan söyleyen kişinin yapmasıydı.
Derslik soğuktu. Taş duvarlar, yüksek tavan, uzun masalar. Herkesin önünde bir asa vardı.
Benimkinin masada duruşuna baktım.
Yabancıydı.
“Bugün,” dedi öğretmen, “temel odak büyülerini işleyeceğiz.” Asalar havaya kalktı.
Benimki kalkmadı.
“Sen,” dedi öğretmen bana bakarak. “Neden başlamıyorsun?”
“Çünkü bu saçmalık,” dedim.
Sınıfta fısıltılar yükseldi.
Bir kahkaha duydum.
Arkamdaki çocuk sandalyesine yaslanmıştı. Saçı dağınık, bakışları tembeldi ama gözleri… tehlikeliydi.
“Yanlış okula gelmişsin,” dedi alayla. “Burada inanmamak biraz lüks.”
Ona döndüm. “Sen kimsin?”
“Bunu mu merak ettin?” Hafifçe gülümsedi. “Ne kadar romantik.”
Sinirlendim. Gerçekten.
“Elini kaldır,” dedi öğretmen sertçe. “Asanı kullan.”
o anki sinirle hiç bir şey yapmak istemiyordum ailemin bunca yıl bana yalan söylemesine hala inanamıyordum yani inanmak istemiyordum.
Asaya uzanmadım.
“Yapmayacağım.”
Tam o anda içimde bir şey koptu.
Abimin yüzü geldi aklıma.
Sessizliği.
Kaçışı.
“Yeter,” diye fısıldadım.
Ve ben fark etmeden Masadaki kitaplar titredi. Mumlar alev aldı.
Sınıf sustu.
Asa hâlâ masadaydı.
Benim ellerim boştu.
Öğretmen yavaşça bana yaklaştı.
“Asa kullanmadın,” dedi
.
Arkamdaki çocuk doğruldu.
“ilginç” dedi. Sesindeki alay kaybolmuştu.
Ona döndüm.
Bakışlarımız çarpıştı.
Bu kez gülmedi.
“Adın ne?” diye sordu.
''bunu mu merak ettin:) ne kadar romantik.”
Başını hafifçe eğdi alaycı bir gülüş taktı . “beni lafımdı.”
“olivia” dedim '' yani ismim olivia''
'' demek sensin ''
''ne demek o? ''
gülümsedi
Ama bu gülümseme… dostça değildi.
“Hiç,” dedi. “Sadece başıma bela olacağını hissediyorum.”
yanındaki arkadaşları da gülmeye başladı .İçimdeki öfke, kırgınlık ve inkâr birbirine karıştı.
Harika, diye düşündüm.
Bir de düşmanım oldu.
ders bitti bende dışarı çıktım, aramdan bir kız daha geldi bahçeye çıktığımda hala geliyordu.
ağacın altına oturup noldu der gibi bir bakış attım.
''sen onların kusuruna bakma her zaman böyleler ''
''kimler? anlamadım ''
''bizim grup işte alex victor drew falan laf attı ya sana ''
''yok ya takılcak bir şey yok zaten '' gülümsedi bende karşılık verdim, onların aksine tatlı bir kıza benziyordu, ve beni tanımadan yargılamıyordu
'' olivia dimi ruby bende ''
''aslında onlara benzemiyorsun :) tanıştığıma memnun olduum''
ardından arkasından derste ki grup geldi,
''ruby cidden bu yabani ile mi arkadaş oldun ?başka kişi mi bulamadım okulda''
konuşan alexdi derste salak salak konuşan çocuk, sanki onu daha önceden tanıyormuş gibi hissediyordum.
'' ne zamandır arkadaş seçimlerime karışıyosun alex? ayrıca sen mi yabani diyosun cidden''
'' iyi sen bilirsin seni yerse falan haber veririsin '' alexe dayanamayıp göz devirip gittim
odaya çıkıp düşünmeye başladım her şey çok ani gelişiyordu daha 4-5 gün önce evde sihirli masallar okurken şuan o sihirin içindeyim, ailemi de bu süre içinde hiç ziyaret etmedim etmeyi de düşünmüyorum.
diğer derse kadar biraz kestirdim. Akşam üzeri dersine gitmek için uyanıp hızlıca hazırlanıp koridora çıktım yürümeye başladım Koridorda yürüyordum.
Bir adım attım. Ayağım kaydı. Ne olduğunu anlamadan dengemi zor toparladım. Kalbim hızlandı. Aşağı baktım.
Kırmızı.
Çok koyu bir kırmızı.
Kan olduğunu fark ettiğim an midem kasıldı. Nefesim boğazımda düğümlendi. Geri çekilmek istedim ama gözlerim yerdeki şeyden kopamadı.
Sonra onu gördüm. Yerde bir beden vardı .Hareket etmiyordu.
“Hayır…” diye fısıldadım, ama sesim bana bile ait gibi gelmiyordu.
Eli garip bir açıyla yanına düşmüştü. Yüzüne bakmak istemedim. Bakamadım. Her yerim titriyordu. Kulaklarım uğulduyordu, sanki okul bir anda sessizleşmişti.
Başımı kaldırdım.
Duvar.
Kanla yazılmış bir yazı vardı.
Harfler bozuktu, titrekti. Kan damlaları aşağı doğru süzülüyordu. Okumaya çalıştım ama kelimeler gözümün önünde dağıldı.
O an nefes alamadım.
Bacaklarım çözüldü.
“Biri… biri yardım etsin!” diye bağırdım.
Sesim koridorda yankılandı.
Panikle geri çekildim, ayağım tekrar kaydı. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi.
Ve sonra çığlığı attım.
Kontrolsüz, boğuk, korkudan çıkan bir çığlıktı.
Sesim kesilene kadar bağırdım. koridorda çığlığım yankılanırken adım sesi duydum
koşan biriydi, başımı kaldıramadım bile gözlerim hala yerdeki bedene takılıydı başımı kaldırıp ona baktım alexdi
''kan mı o '' o da şok olmuştu
''hayır ketçap''
''ne?''
'' tabii ki kan aptal gel de yardım et ''
bu durumdayken bile şaka yaptığıma inanamıyorum cidden ama o an ne yapacağımı bilemedim. bir süre sonra rubylerin grubu da geldi hava kararmıştı
''durun gelmeyin '' dedi alex
ama çok geçti içlerinden biri yere bakt
''OHA''
''kim yaptı bunu ?'' dedi victor
'' ben yaptım ya öyle derse giderken canım sıkıldı birini öldüreyim kanıyla da duvara yazı yazayım dedim nasıl olmuş ''
ruby alttan sırıttı
“Bu kız neden burada?” dedi victor bana bakarak. Sesinde şüphe vardı.
Sinirlendim.
“Ne demek ‘neden’?” dedim. “Ben de öğrenciyim!”
O çocuk araya girdi.
“Yeter,” dedi. “Onunla uğraşmayın.”
Bana baktı. Bir anlığına.
Sonra tekrar arkadaşlarına döndü.
“Kimseye dokunmayın. Hiçbir şeye de.”
“narcissaya haber verelim mi?” dedi biri.
“Hayır,” dedi hemen. “Önce buradan çıkmamız lazım.”
“Sen delirdin mi?” diye çıkıştı ruby . “Burada ceset var!”
“Ve eğer bunu yapan biri hâlâ buradaysa,” dedi dişlerini sıkarak, “bağırarak kendimizi hedef yapmayacağız.”
Gözlerim istemsizce ona kaydı.
. “Sanki her gün ceset görüyormuşuz gibi konuşuyorsun!” dedim
Tam o anda…
Bir tak sesi duyuldu.
Hepimiz sustuk.
Koridorun diğer ucundan gelmişti.
“Lütfen biri ‘o ses eski bina sesi’ desin,” dedi biri fısıldayarak.
ruby gözlerini kısarak karanlığa baktı.
“Bu bina yeni.”
Kalbim tekrar hızlandı.
alex önüme geçti. Farkında bile değildi ama beni arkasına almıştı.
“Tamam,” dedi alçak sesle. “Şaka bitti.”
Bir adım sesi daha.
Bu sefer daha yakından. Duvara baktım. Kan hâlâ akıyordu.
Ama yazı…
Yazı değişmişti.
“Az önce böyle değildi,” dedim.
Herkes bana baktı.
alex yavaşça nefes verdi.
“Harika,” dedi. “Artık sadece yalnız değiliz.”
bölüm sonuuuuuu

