İçeriğe geç

AYNADAKİ SEN

Bölüm 3 · 15 dk okuma

AYNADAKİ SEN

Bölüm 3

2. BÖLÜM İLK KIRILMA

Ölüm, aniden gerçekleşen bir olaydı. Hiç beklenmeyen bir anda olurdu; yanınızdaki kişinin ruhu başka bir zamana geçiş yapar ve artık sizin yaşadığınız dünyada değildir. Bu olay, tereyağında kıl çekermişçesine, sizin ruhunuz dahi duymadan saniyeler içerisinde yanınızda, bulunduğunuz ortamda olur ve biter.

En son hatırladığım şey, ölmüş olabileceğimdi.

Çünkü odamın zemini kırılmış ve aşağıya doğru düşmeye başlamıştım. Düşerken aşağıda gördüğüm yere, yüksekten düşmenin şiddetiyle çok fena çakılmıştım ama o an canım hiç yanmamıştı. Hatta öldüğümü dahi düşünmüştüm. Şimdi ise acıyı iliklerime kadar hissediyorum.

“Öteki tarafta acı var mıymış ki?” diye söylene söylene yerden kalkmaya çalıştım. Canım ilk anda olmasa da şu an feci şekilde yanıyordu. Kollarımın beni yerden kaldıracak gücü ise neredeyse yoktu.

Kendimi zorlayarak ayaklarımın üzerine olmasa da zar zor dizlerimin üzerine doğrulabildim. Bu bile dişlerimi sıkmama sebep olmuştu.

Düştüğüm bu yeri merak ediyordum. Bir yandan üstümü temizleyerek etrafa bakınmaya başladım.

Arkamda kalan tarafta ağaçlar vardı; etraf karanlık bir orman gibiydi. Beyaz bir örtünün aksine siyah bir örtü gibiydi.Gövdeleri ve dalları siyahtı, yanmış gibi görünüyorlardı. Havanın ise mavimsi, siyaha çalan sisli bir teması vardı. Şaşırdım, çünkü cenneti ya da cehennemi böyle hayal etmemiştim. Yada öldükten sonra nereye gidiliyorsa.

Yüzüme nereden geldiğini tam anlayamadığım bir esinti geldi ve kulağıma pürüzlü ve kinayeli bir ses ulaştı:

“Etrafı pek sevmişe benzemiyorsun.”

Kafamı yukarı kaldırıp baktığımda karşımda uçan varlığı görünce ani bir refleksle kendimi geriye doğru atarak uzaklaşmak istedim. Daha ayaklarımın üzerine kalkacak kadar kendimi toplayamamıştım.

Geri düşmenin etkisiyle sarsılan bedenim daha çok acımıştı. Bunun yanı sıra, karşımda yürüyerek değil de uçarak gelen bir varlık karşısında tamamen şaşkına dönmüştüm.

Kalbim neredeyse yerinden çıkacakmışcasına atmaya başladı. Tüylerimin hepsi diken diken olmuştu.

O an aklıma onun bir zebani olabileceği fikri geldi.

Korkudan titrerken istemsizce onun ne olabileceğini düşünmeye başladım.Ben ne olduğunu ve onun ne olabileceğini düşünürken, düşürüldüğüm yere o inmiş, ayaklarının üzerinde duruyordu.

Rahat bir hali vardı, benim aksime.

Şu an görüş alanımda sadece kanat uçları ve gövdesinin yarısı vardı. Korkudan konuşamıyordum ama o, rahat gelen sesinin aksine konuşmuyordu.

Arada kısa süreli sessiz bir bekleyiş vardı.Görüş açımın yettiği kadarıyla elini bana doğru hareket ettirdiğini gördüm.

Bir anlık panikle,

“Lütfen bana zarar vermeyin, zebani bey ya da varlık her neysen, bana zarar verme,” dedim ve sessizliği bozan ilk kişi ben oldum. Agzımdan çıkan kelimlerin farkında bile değildim.

Gözlerimi sıkıca kapatmış, ne olacağını bekliyordum. Eğer bir şey olacaksa, kim ya da ne olduğunu ve şu an bulunduğum bu yer hakkında hiçbir fikrim olmadığı için başıma gelecekler hakkında da yorum yapamıyordum.

Birkaç saniyelik duraksamadan sonra, zebaniye ait olduğunu düşündüğüm ses konuştu:

“Zebani mi? Ben mi? Ben bu hâlimle zebani oluyorsam sen bu hâlinle kim bilir nasıl bir yaratık sınıfına dâhil olursun. Yüzümü bile görmemişken, sen sefil insan, nasıl bana zebani dersin? Ayrıca zarar vermek gibi bir niyetim yok, sadece yardım edecektim.”

Biraz haklılık payı olabilir; sonuçta yüzünü görmemiştim, neye benzediğini bilmiyordum. Ama bu, bana canavar imasında bulunduğu gerçeğini değiştirmiyordu ve bunun için ağzımdan çıkacak kelimelere dur diyecek hâlim yoktu.

Sonuçda akıbetimi bilmediğim bu yerde daha sonra başıma gelecekler umrumda değildi.

Nasıl geçtiğini bilmediğim vücudumdaki ağrılar bir anda tamamı yok olmuştu.

Konuşmak korku yerine öfkeye dönüşünce kendimi toplayarak ayağa kalktım ve hızlı bir şekilde,

“Ölmüşüz işte, şurada öteki tarafta bekliyoruz sessiz sessiz. Bir anda ortaya çıkıyorsun, seni zebani sanmam bence gayet doğal. Anlatabildim mi, düzgün suratlı olduğunu söyleyen zebani bey varlık?” dedim.

O an, yüzündeki hafif şaşkın ifadenin arasında dikkatimi bir şey çekti. Gözlerimi hafif kısarak sarı gözlerine bakmaya başladım. Tanıdıktılar ama nereden…

Kafam birkaç dakika öncesine gitti.

Ayna. Aynada gördüğüm gözlerdi bunlar. Şu an karşımda, net bir şekilde duruyordu.

Karşımdaki varlık, beni sakinleştirmek ister gibi yumuşak bir ses tonuyla konuştu:

“Merak etme, ölmedin. Sadece benim hapsolduğum başka bir boyuta geçtin. Şimdi senden sakin olmanı ve beni dinlemeni rica edeceğim. Hem ben buradan çıkabileyim, evime dönebileyim hem de senin ruhun bedenine geri dönebilsin. Beni anlıyor musun?”

Onaylar şekilde başımı salladım ama aklıma takılan, onun ufak bir sorun gibi anlattığı ama aslında kocaman bir sorun olan bir konu vardı. Sakin bir şekilde,

“Tamam, seni anlayabiliyorum derdim ama yalan olur anlamıyorum ve yinede sakin olacağım. Ve sorum şu, eğer şu an başka bir boyuttaysam, artık burası her neresiyse ve ruhum buradaysa, bedenim dünyadaysa” rahatlamk için birkaç saniye gözlerimi kapatıp açtım “teknik olarak dünyada ölü olmuyor muyum? Sadece sormak istedim,” dedim.

Evet, büyük sorun buydu.

Gözlerini düşünceli bir edayla hafifçe kıstı, yüzü düşünceli bir hâl aldı. Ben de o esnada onu incelemeye başladım. Bedeni insana benziyordu; hatta kanatları olmasa insan sana bilirdim.

Tabii bu görüntüyü kanatları bozuyordu. Kanatları, yeni bir kâğıt sayfası gibi bembeyaz, uzun tüylerden oluşuyordu.

Uzaktan bakınca çok zarif durduklarını itiraf etmeliyim.

Uçlarına doğru çiğdem çiçeği gibi sarı bir renk vardı. Bunun bir sebebi var mıydı bilmiyorum ama görüntü olarak hoş duruyordu.

Bedeni çelimsiz değildi; yapılı ve biçimliydi. Karşı karşıya durduğumuzu düşünürsek boyu da benden epey uzundu.

Yüzü ise kabul etmeliyim ki filmlerde ya da dizilerde gördüğüm zebanilere ya da her ne deniyorlarsa benzemiyordu.

Düşünürken kafasını hafif yana yatırmasıyla fark ettiğim, çok az kavisli bir burnu vardı; dikkatli bakılmadığı sürece belli bile olmuyordu. Kahverengi, parlak saçlara sahipti.

İçimde istemsiz oluşan bu inceleme isteği aslında ne olduğunu anlamaktı yada korkudan yaptığım saçma sapan bir hareketti.

Aslında insana benziyordu.

Ben onu incelemeye dalmışken, sorduğum soruyu düşünüp cevapladı:

“Öncelikle sakin ol. Evet, ilk an ölü gibi sayılıyorsun ama şu an uyanık olduğun için kalbin bedeninde atıyor. Yani atıyor olması gerekiyor çünkü öyle olması lazım. Yani umarım.”

Duyduklarımla gözlerim ve ağzım şaşkınlıktan beş karış açılmıştı. Ne dediğini tam anlayamadığım için tekrar sordum:

“‘Öyle olması lazım derken kalbim atmıyor mu?”

Ani bir raflek ile ellerim gögüs kafesime gitti ellerimi bedenime bastırıp kalbimi kontrol ettim. Yerindençıkacakmışçasına atan kalbimi hissedince derin bir nefes verdim.

Aklıma gelen ihtimallerle, daha yeni sakinleşmişken bedenim tekrar panikle doldu. Kafamdan onlarca senaryo geçiyordu.

Bir yandan ailemin beni odamda, yerde öylece yatarken görmüş olabilecekleri ihtimali; ne kadar süre geçtiğini bilmemek; onların bu süre içinde ne kadar üzülmüş olabilecekleri düşüncesi kafamdan çıkmıyordu.

Kafamın içi bu ihtimallerle dolmuş taşacaktı resmen beynim uyuşmuştu.

Gözlerimin yandığını hissediyorum neredeyse ağlayacak raddeye gelmiştim.

Ve bacaklarım yukarıdan aşşağı doğru inen bir sızı ile ayak uçlarıma dogru karıncalanmaya başlamıştı. Kanım çekilircesine uyuşuyorlardı o an bacaklarımın beni taşıyacak gücü kalmadığını hissettim. Kendimi tekrar yere dizlerimin üstüne yavaşça bırakmış ve boş gözlerle geldigim bu yeri incelemeye başladım.

Toprak diyip diyemeyecegim konusunda emin olmadıgım zeminine buğulu gözler ile bakmaya çalıştım.

Yerler griye yakın bir siyahlıktaydı bir yığın külü andırıyordu şuan yıkılmış bedenim gibi ölüydü.

Zihnimdeki ihtimalleri reddetmek için kendimce başka sebepler düşünmeye çalıştım.

Yoksa aklımı kaçırmam an meselesiydi.

Belkide bu kanatlı zebaninin görevi tamamen yok etmekti. Öldükten sonra buraya gelen insanların önce aklını karıştırıyor ardından onları tamamen yok etmek için yakıp küle çeviriyordu.

Bu küllerde hayatının sonuna gelmiş insanların külüydü. Önceden nasıl bir yüzleri vardı bilemiyorum. Ama şuan tek bildiğim hepsinin bir avuç toz yıgınından ibaret olduklarıydı.

Bu düşünce beni daha fazla konuşmamam ve sonumu kabul etmem gerektigini artık soru sormanın beni bir noktaya ulaştıranayacagını anladım.

Önümde dikilen bu beyaz kanatlı varlık için düşüncelerim, etrafta hiçbir şey olmadığı için belkide gelenler ile oyun oynayıp onlara acı çektiriyordu.

Yada korkutarak vakit geçiriyordu, şu ana kadar bana fiziki bir zarar vermemişti ama bu zarar vermeyeceği anlamına gelmiyor.

Diger ihtimal ise amacı beni korkutmak ise görevinde başarılı oldu çünkü sonumun ne olacağını bilememek kalbimi yani hala aynı kalp ise deli gibi kaburgalarımın arasında atmasına sebep oluyordu.

Ensemden belime dogru süzülerek inen soğuk terler ürpertiye sebep oluyordu.

Muhtemelen oda benim pes etmemi bekliyordu. Onun sessizliği içerisinde bende korkudan uyuşmuş bedenim ile yerde öylece duruyordum.

Boş,her an bir damla dökebilecek gözlerle yere bakıyor,arada etrafa göz gezdiriyordum.

İdam edilmeyi bekleyen koyun misali.

Benim bu bitkin bekleyişim süresince beni buraya getirdiğini söyleyen, bu perişan hâlin içine düşmeme sebep olan zebani ise hakkını verir şekilde başımda, sadece bir zebani gibi dikilmeye devam etti.

Yeni tanıştığım bu varlıkla tahminimce birkaç dakikalık bir sessizliğe daldık; ikimiz de konuşmadan bekledik.

Onun ne düşündüğünü bilmiyorum yada neden bu kadar oyaladığını ama sorularıma geç cevap vermesi ve adam akıllı bir açıklama yapmaması, sürekli belli bir müddet beklemesi beni daha da geriyordu.

Birkaç dakikalık bu sessizliğin ardından karşımda bir hareketlilik olmaya başladı.

Birkaç adım daha bana yaklaşıyordu,hareketsiz olmamdan korkmadığımı düşünebilirdi ama zaten korkudan hareket edemiyordum.

(ASLINDA HİÇ ÖYLE DÜŞÜNMÜYOR MAL OLDUGUNU DÜŞÜNÜYO)

Aramızda iki adımlık mesafe kaldığında durdu kuruluktan tahriş olmuş gibi çıkan pürüzlü ve kalın bir ses tonu

"Kim olduğunu bilmiyorum sende beni tanımıyorsun bu durumda senden hayatım konusunda isteyeceğim yardım sana saçma yada zor gelebilir "

anlayarak dinlemeye çalışıyordum dediği her kelimeyi

"hatta tekrar düşündüm de sen zaten burada bulunurken bile tahminimden daha çok bitkin duruyorsun bu yüzden senden yardım istemekten vazgeçtim,büyüyü de ilk kez yaptığım için seni bir an önce bedenine yollamak istiyorum, bu büyü de acemi oldugum için ne kadar süre geçmiş olabileceğini bilmiyorum"

cümlesini bitirdiği an karşımdaki varlıgın ne olduğunu umursamadan içimden çıkan öfke ile ayağa fırladım.

Artık yüzüne karşı konuşma vaktiydi.

Eğer ben yanlış anlamadıysam o kendi hayatı için tanımadığı birinin hayatını düşünmeden tehlikeye atmış,bunu yaptıktan sonrada yüzünde üzüntü yada pişmanlığa dair tek bir mimik bile yoktu.

Dümdüz bakıyordu umrunda gibi durmuyor.

"Ne demek ne kadar vakit geçtiğini bilmiyorum sen ne halt ettiğini bilmiyor musun bilmiyorsan niye yapıyorsun,tabi bir zebaniden ne beklenir ki tek işi zarar vermek bencillik yapmak ne duymayı bekliyordum ki bu kadar sessizliğin ardından".

Bir anlık öfke ile zaten uyuşuk durumda olan beynim ile düşünerek değil sadece ağzıma ne gelirse onu söylüyordum.

Şu An düşünüp tartıp konuşulacak bir vakit de değildi hayatım söz konusuydu.

Benim ağzımdan çıkan öfkeli sözlere karşılık onunda durgun yüzünde artık kaşları çatılmış öfkeden kasılmış bir çene vardı.

"Bak biliyorum bu zor sürece seni dahil etmek istemezdim ama enerjin çok yoğundu büyüyü yapmanın tam zamanı olduğunu düşünmüştüm ama istediğim gibi olmadı".

Dişlerini sıkarak söylediği bu sözleri bende artık nereden gelmeye devam ettiğini bilmediğim bu güç ile ayakta ve ona karşı büyük bir öfke duygusu yüklü bir şekilde dinliyordum.

"Ne durumda oldugun yada büyülerin ,enerjin umrumda değil zebani bozuntusu beni evime derhal geri yolla mümkünse yaşayan, tek parça halinde".

Son söylediğim kelimeler ile dudağının bir kenarında alaycı bir gülümseme oluştu sarı gözlerinin ışığında dans eden kaşını birinide aynı alaycı tavır ile yukarı kaldırmıştı.

Az önce kavga eden başkasıymış gibi kibirli bir ses tonu ile

"O işi bana bırak siz sıradan insanlar anlamazsınız bu işlerden ".

Kibirlendiği konu büyü yapmak sanırım, çokta becerikli olmadığı bir konu.

Bende ona uyum sağlayıp aynı alaycı tavır ve ses ile

"İş sana kalınca ne olduğunu şu son birkaç dakikadır zaten görüyoruz".

Benim bu tavrım onu tekrar öfkelendirmişti bir anda bana doğru hızla hareket etti.

Zaten aramızda bulunan iki adımlık mesafeyi sıfırlamıştı ve arkamda ne zamandır orada olduğundan haberim olmayan bir ağaca sırtımı yaslamıştı.

Tuhaftır ama bayılmamak için birşey yapmama gerek yoktu. Enerji olarak kendimi gayet iyi hissediyordum ama, korkum arşa çıkmıştı. Burnumdan hızla alıp verdiğim nefesler aramızda dolaşıyordu.

Öfkeden kendini zor tuttuğu belli olan sesi ile

"Bak birine zarar vermek gibi bir niyetim yok burada hapisim ve krallığıma geri dönmeye çalışıyorum tek isteğim bu anlıyormusun".

Dilimi yutmuş gibi onaylamak için başımı aşağı yukarı sallamak zorunda kaldım.

Daha sonra ne ara tuttuğunu dahi fark etmediğim bileklerimi serbest bıraktı. Ve benden ağır adımlarla uzaklaştı.

Aramızda mesafe oluşunca bir şeyler mırıldanmaya başladı ne dediklerinde bir kelime dahi anlamamıştım.

Az önce sırtıma değen ağacın artık sırtıma temas etmediğini hissettim arkamı dönüp baktığımda artık orada bir ağaç yoktu.

En azından şuan destek almadan ayakta rahatlıkla durabiliyorum.

Geçen her saniye sebepsizce içimde, içinde bulunduğum duruma karşı oluşan o ilk korku ve endişe azalıyordu.Sanki bedenim buraya alışıyordu.

İlk anki gibi yorgun değil,karşımda duran varlıktan ise ilk saniyeler gibi korkmuyordum. İçimde anlamlandıramadığım içimi dolduran bir his vardı.

Bana arkasını dönüp kendi kendine birşeyler mırıldanan varlığa baktım ve içimde topladığım cesaret ile birkaç adım atıp yaklaştım.

Ne yapmaya çalıştığını merak ediyordum. Ama bu zebani herşeyi ağır hareketlerle yaptığı için gerilim filmi izliyor gibiydim, ben her şey hızlı olsun bitsin isteyen biriydim aşırı yavaş insanlara tahammül edemiyordum birde işin içine artık bu varlıkta girmişti.

Uyuşuk.

Her ne yaptıysa ikimizinde yönünün dönük olduğu tarafın birkaç metre önünde bir kapı açıldı.

Daha sonra bana bedenini çevirmeden sadece kafasını çevirerek.

"Buradan evine gidebilirsin geçtiğin an ruhun bedeninde olacak ".

İçimde umudun kırıntıları hızlı bir şekilde yeşermeye başlamıştı.

Yüzümde engel olmak dahi istemediğim kocaman bir gülümseme oluştu. Elimin tersi ile gözlerimi dolduran yaşları sildim.

Sonunda eve gidiyordum bu mutluluğa neden engel olacaktım ki.

Hızlı ve aceleci adımlarla kapıya yürümeye başladım,artık kalbim korkudan değil heyecandan hızlı hızlı çarpıyordu.

Elimde olmadan beni buraya getiren o değilmiş gibi yanından geçerken ona teşekkür ettim.

Bu konu için kendime daha sonra kızabilirdim ama şuan gerek yoktu.

Bir cevap vermesini beklemiyordum yada cevap istediğimi sanmıyorum zırvalıkları umrumda değildi.

Yanından geçerken bana elini uzattığını fark ettim merakıma yenik düşerek,elinde ne olduğuna bakmak için duraksadım.

Elinde bir tüy vardı.

Kendi kanadının uçlarında bulunan sarı tüylerden biriydi. Bir tanesi elinde duruyordu ve elini bana doğru uzattı.

Gözlerimi elindeki tüyden yüzüne çevirdiğimde ne yapmaya çalıştığını anlamadığımı fark etmiş olacak ki.

"Bunu almanı rica edeceğim özür mahiyetinde düşünebilirsin".

Bir adet sarı tüyü ne yapacaktım ki,almaya dahi tenezzül etmemiştim. Zihnimi okumuş gibi.

"İşe yaramaz bir tüy olduğunu düşünebilirsin ama bu altın bir tüy,özür mahiyetinde sana karşı hediyem olsun istedim kabul ederse-" sözünü keserek kabalık yapsam da "tamam kabul ediyorum ve gidiyorum sana da burda iyi sıkılmalar Bay Zebani".

Elinden tüyü aldım ve bir anlık gelen cesaret ile söylediğim sözlerin ardından yüzüne dahi bakmadan önüme dönüp yürümeye başladım.

Bir yandan da sol elimi havaya kaldırıp elimi salladım " mümkünse bir daha görüşmeyelim,tüyünde anı kutuma falan koyarım".

Son söylediklerimden sonra kapıya ulaşmıştım arkamdan birşey demedi ama hızlı bir şekilde burnundan verdiği keskin nefesin sesini duymuştum.

Tam olarak neye sinirlendiği ile ilgilenmiyorum şuan. Eve gidiyordum. Önümde yukarıya doğru uzanan bu merdivene odaklanmıştı gözlerim.

İlerledikçe ilerisi daha aydınlık gözüküyordu etrafta başka birşey yoktu. Sadece çıktıkça aydınlığa yaklaşan bir merdiven vardı,mutlu çıktığım birkaç merdiven sonunda merdivenden birkaç çatırdı sesi geldi. Benim şaşkınlığım arasında yıkılmaya başladı.

Hızla ileri koşmaya başladım tek amacım eve gitmekti. Bunun için aydınlığa ulaşmam lazım ama başaramadım,hızım yeterli değildi. Gözlerimden birkaç damla döküldü, boşluğun içine süzüldüler.

Ayağımın altındaki basamaklar da kırılıp dökülmeye başladığında aşağı düşerken bir ses duydum.

"Kusura bakma bu zebani dediğin içindi".

Bunu bilerek yapmıştı geri dönüşümü mahvetmişti, beni kandırdı.Kim bilir nereye gidecektim bu boşluğun içerisinde.

"Yalancı pislik zebani".

Diyerek boğazım yırtılırcasına bağırdım.

Onun ise tek yaptığı işinden gurur duyan biri gibi gururlu bir kahkaha atmak oldu,onun keyifli vaktinin dışında ben karanlığın içerisinde nereye varacağını bilmeden düşüyordum yine.

°•●•°

Kafamı yastıktan sıçrayarak kaldırmıştım yüzüm ter içerisindeydi metrelerce koşmuş gibi nefes nefese kalmıştım.

Gördüğüm kabus nedeniyle bedenim uyandığım ilk saniyeler titriyordu, bedenim bitkin düşmüştü.

Gözümü açtığımda karşımda beyaz bir duvar karşıladı beni. Korku içinde etrafıma bakınırken yanımda duran annem ve babamı görebildim.

Endişeli gözlerle beni izliyorlardı.

"Tanrıya şükürler olsun sonunda gözlerini açtın bizi çok korkuttun".

Annemin ağlamaklı titreşen sesi ne denli korktuğunu gösteriyordu,babam da konuşmasada oda perişan olmuş gözüküyordu. Baygın oldugum kısa süre içerisinde çökmüş gibiydi, yüzü kireç gibi solmuştu.

Gözlerinin içerisinde gördüğüm kızarıklıklar ağlamış olabileceği ihtimalini getirdi aklıma.

Sağ elimi yavaşça hareket ettirip el ele tutuşan annem ve babamın ellerinin üstüne sararak onlara iyi olduğumu kanıtlamak ve güç vermek ister gibi ellerini güvenle sıktım.

Yüzümde zoraki bir gülümseme ile iyi olduğuma inandırmaya çalışıyordum.

"Merak etmeyin ben iyiyim sadece biraz bitkin düşmüş olmalıyım gün boyu yemek yememiştim".

Kuruluktan tahriş olmuş boğazım konuşurken canımı yakmıştı. Yüzümü o bir anlık buruşturmamı fark eden annem hemen bir bardak su doldurup içmek için yardım etti.

Ben uyandıktan kısa bir süre sonra benimle ilgilenen doktor çıkış işlemlerini onaylayarak taburcu olabileceğini söylemişti. Bayılma sebebim ise tahmin ettiğim gibi gün boyu bir şey yemediğim ve son zamanlardaki stresten düzenli beslenmediğim’den kaynaklanıyordu.

Tabi buna birazda uykusuzluk da eklenebilir. Kendime biraz yüklenmiştim.

Son günlerde dikkat etmem konusunda uyarılarda bulundu. Aileme de endişelenecek bir durum olmadığı konusunda çıkarken uzun bir ikna konuşması yapmıştı. Oradaki perişan hallerini görünce onlarında fazla panik yaptığını düşünerek bu konuşmayı gerekli bulmuştu.

Yolculuk boyunca arabanın içerisinde geçen sessiz yolculuğun sonunda eve gelmiştik. Babam bir müddet benimle ilgilenip gerçekten iyi olduğumu teyit etmeye çalıştı,gözle görülür bir şekilde de yorgun gözüktüğü için yatıp dinlenmesi için onu ikna ettim.

Ben yatağımda uzanıyordum. Annemde yatağımın kenarına oturarak benimle bugün hakkında konuşmaya başladı. Çünkü ben neler olup bittiğini ve ne kadar süre baygın kaldığımı,ne zaman beni bulduklarını bilmiyordum. Annemde bunları anlattı.

"Ben babanla aşağıda eşya yerleştirme işini neredeyse bitirmiştik. Belki duymuşsundur şarkı açmıştık?".

Onaylamak için başımı salladım, benden onay alınca annem devam etti.

"Şarkıyı duyduysan ondan sonra bayılmış olmalısın. Çünkü ben şarkı bittikten sonra sana yardım edebileceğim birşey varmı diye sormaya gelmiştim. Odanın ortasında hareketsiz yattığını görünce hemen babana seslendim. Ardından seni arabaya bindirip hastaneye yetiştirdik. Sana birşey olacak sandık birtanem".

Konuşmanın sonuna doğru gözleri dolmaya başlamıştı, sesi de titriyor ağlamamak için kendini zor tuttugu belliydi. Daha önce hiç bayılmadım yada başıma bu tarz birşey gelmediği için böyle bir durumla karşılaşınca bu kadar paniklemeleri normaldi.

Çocuğunu seven her ebeveynin yaptığı gibi.

Cümlesi bittiğinde sağ gözünden aşağı bir damla gözyaşı yanağından süzülerek kaymaya başladı, hızlıca elinin tersiyle silip alelacele yataktan kalkıp boğazını temizleyerek yüzüne mutlu görünecegini düşündüren aslında hüzünlü oldugu belli olan bir gülümseme yerleştirdi.

Konuşmama fırsat vermeden odadan çıkmak üzere odamın kapısına kadar gitti.

"Haydi sende yatıp dinlen bugün yeterince yoruldun bitanem".

Haklıydı dinlenip güzel bir uyku çekme vaktiydi. Ama odada fark ettiğim birşey ile annem tam kapıyı kapatıp çıkacak iken.

" Odada bir ayna vardı o nerede".

Gözlerim hızla odanın içini baştan sona gezindi ama göremedim.

" O babanın çalışma odasında paketli duruyor bunlarla kafanı yorma güzelce uyu iyi geceler tatlım".

Bende iyi geceler dileklerimi anneme iletip yorganımı içine gömüldüm. Kafamı daha fazla meşgul etmek istemiyordum, göz kapaklarım kendiliğinden kapanmıştı bile.Aynaya yarın bakardım artık aklıma takılmıştı bir kere. Kendimi uykunun sıcak kollarına bıraktım. Uykunun karanlığı bedenimi teslim aldı ve rüyaların içine taşıdı.

Bölümü nasıl buldunuzxzzzzzzz

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.