“Geceyi seçenler,ışıkla vedalaşmıştır.”
Adının Thorne olduğunu söyleyen adam, gözlerindeki korkuyla mağaranın girişinden birkaç adım geri çekildi. Az da olsa rahatlamış gibiydi. Gizemli bakışları üzerimize döndü. Sol gözündeki yara çok derin değildi ama fazlaca kanıyordu. Hemen cebinden bir şeyler çıkarmaya çalıştı. Tam o anda, Vaelina elindeki küçük, yuvarlak ve narin şişeyi hızla fırlattı. Şişe, Thorne’un yüzünü ıskalayıp tarihi yosunlarla kaplı taş duvara çarptı.
Küçük cam parçalara ayrılırken, binlerce kristal gibi etrafa saçıldı. Duvara yapışmış yosunlar kararıp yere dökülmeye başladı. Gözlerimiz yaşananlara kilitlenmişti. Vaelina ise kaşlarını çatmış, duruşunu bozmadan sertçe konuştu:
“Bir dahakine ıskalamam.”
Çatık kaşları hafifçe kalktı, çenesini yukarı dikti. “Şimdi söyle bakalım, kimsin ve ne istiyorsun?”
Thorne korkmuştu, evet. Ama yüzünde bir hayranlık belirirken, Vaelina’ya gülümsedi:
“Vay be! Nasıl bu kadar isabetli attın? Bir ara bana da öğretir misin?”
Biz suskunduk. Oysa o heyecanlıydı, sanki uzun zamandır böyle bir anı bekliyormuş gibiydi.
Ben bunları düşünürken Lioren sertçe öne çıktı:
“Kes zevzekliği de söyle artık. Ne istiyorsun?”
Thorne hemen ciddileşti. “Bir şey istemiyorum. Tehlikeli bir çeteden atıldım ve şimdi o çete tarafından aranıyorum. Galiba siz de bir çetesiniz… Size katılabilir miyim?”
Birbirimize baktık. Gerçek şu ki, biz bir çete değildik… ama olabilirdik. Kimse bir şey söylemeyince, ben araya girdim:
“Biz çete değiliz.” Sonra diğerlerine döndüm. “Ama olabiliriz, değil mi?”
Kısa bir sessizlik oldu. Herkes birbirine baktı. Lioren hafifçe gülümsedi:
“Olabilir… ama bir isim bulmamız gerek. Ne olabilir ki?”
Sessizliği bu kez Vaelina bozdu. Sesi kararlıydı:
“Noxen olabilir.”
Bir adım yaklaştım, merakla sordum:
“Anlamı nedir?”
Aslında anlamını biliyordum ama yinede sormak istemiştim, Kendi sesim bile bana tiz ve gergin gelmişti. Vaelina ters ters baktı:
“Neden her şeyin anlamını merak ediyorsun?”
Bir an düşündüm. Gözlerim, meşalenin titrek alevinde duvarda dans eden gölgelere takıldı. İçimden gelen dürtüyle cevap verdim:
“Çünkü… bazı kelimeler, kaderimizi bizden önce bilir.”
Vaelina’nın gözleri kısa bir an parladı. Sonra başını hafifçe sallayıp ateşe döndü.
“Noxen,” dedi tekrar. “Geceye ait olan… zehirli olan demek.”
O an mağaranın içi biraz daha karanlık, biraz daha soğuk oldu sanki. Meşalelerin alevi yükselip titredi. Hepimiz birbirimize baktık.
Ve o gece, Noxen doğdu.
…
-biliyorum bu bölüm çok kısaydı ama 5. Bölümle birleştirirsem okurken sıkılacağınızı düşündümm��-