Aradan tam bir gün geçmişti. Zaman geçmek bilmiyor, Buğra yattığı revir yatağında saatlerdir sadece tavanı izleyerek can sıkıntısıyla boğuşuyordu. Canı o kadar sıkılıyordu ki, arada bir sol elindeki o kısıtlı enerji kırıntılarını uyandırıp Serkan'dan kopyaladığı psişik güçle odadaki küçük nesneleri havada oynatarak gizli antrenmanlar yapıyordu. Komodinin üzerindeki bardağı birkaç santim havalandırıyor, sargılı parmaklarını esnetmeye çalışıyordu. Ancak aklı tamamen başka bir yerde, ruhunun derinliklerinde yeni uyanan o efsanevi güçteydi
Buğra: (İç Ses: 1000 yılda bir denk gelen o efsanevi 'Kopyalama' tekniğine sahibim... Ama bunu kesinlikle SAFE-co'ya veya üst yönetime açıklamamalıyım. Böyle nadir, tehlikeli ve her an başkasının gücünü çalabilecek bir yeteneğe sahip olduğum duyulursa, üst katlardaki sinsi yöneticilerin beni laboratuvara kapatması işten bile değil. Hatta dış dünyada başıma devasa bir ödül konma olasılığı bile var. Gerçekten çok güçlenene, kendimi tek başıma koruyabilecek seviyeye gelene kadar bu tekniği hiç belli etmemem gerek. Bu yüzden acilen herkesi yutturabileceğim sahte bir teknik uydurmalıyım.)
Buğra yatağında harıl harıl sahte teknik senaryoları düşünüp kafasında kurarken, sessiz odanın kapısı iki kez tıklatıldı. Ardından otomatik kapı sürgülü bir sesle açıldı ve içeriye sırayla Grup 42’nin üyeleri girdi. Selim, Serkan, İnci ve Hilal... Hepsinin ellerinde Cansu'nun zorla tutuşturduğu boş rapor kağıtları ve tükenmez kalemler vardı.
Buğra göz ucuyla duvardaki saate baktı.
Buğra: (İç Ses: Daha sabah saat 10 bile olmadı, ne bu acele arkadaş? Sanki savaşa kaçıyoruz.)
Serkan: "Gözlerini devirme hemen. Cansu sabahın köründe odamıza daldı, raporları eksiksiz yazmamız için bizi doğrudan senin odana postaladı."
İnci: "Ayrıca... O şey hakkında konuşmamız gerek Buğra."
İnci bunu dedikten sonra, her zamanki keskin analitik gözleriyle odanın içinde yavaşça bir göz gezdirdi. Tam pencerenin yanındaki saksıya baktığı an gözleri aniden faltaşı gibi açıldı. Yüzü ciddileşti. Hemen ekibin önüne geçerek parmağını dudaklarına götürdü ve "Susun," işareti yaptı. Adımlarını hiç renk vermeden Serkan’a doğru ilerletti, parmak uçlarında yükselip onun kulağına son derece kısık bir sesle fısıldadı:
İnci: "Bu odada gizli bir kamera var Serkan. Tam arkandaki büyük saksının yapraklarının arasına gizlenmiş. Kimseye çaktırmadan, zihinsel gücünle onu imha edebilir misin?"
Serkan duyduğu şeyle birlikte gözlerini hafifçe kıstı ama arkasına dönmedi. O da aynı gizlilikle fısıldayarak cevap verdi:
Serkan: "Tamam, o iş bende. İzleniyorsak dikkatli olmalıyız."
Serkan gözlerini yavaşça kapattı. Ellerini cebinden çıkarmadan, psişik enerjisini odanın köşesindeki saksıya doğru çok ince bir hat halinde gönderdi. Kamerayı yerleştirenlerin onun bir teknik olduğunu anlamaması için son derece narin, adeta bir cerrah titizliğiyle davranması gerekiyordu. Gücüyle saksının yapraklarını araladı, yeşil plastiğin arkasına gizlenmiş o küçük metalik lensi buldu. Telekinezi enerjisiyle lensin iç mekanizmasını aniden sıkıp tamamen parçaladı. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey anlaşılmıyordu ama kamera artık çöp olmuştu.
İnci, durumun güvenliğinden emin olmak adına hemen kapının yanına kadar gidip koridorda adımları dinledi, birilerinin onları dikizleyip dikizlemediğine baktı. Ardından hızla yatağın başına geri döndü.
İnci: "Kamerayı kırdık ama Cansu sinyalin koptuğunu her an fark edebilir. Çok kısıtlı vaktimiz var, hızlıca konuşmalıyız."
Serkan: "Düz sadede gelelim o zaman. Senin o görevde kopyalama tekniği kullandığını hepimiz gördük Buğra. Resmen benim ve Selim'in tekniklerini hibritledin."
Selim: "Peki bunu resmi raporda söyleyecek miyiz? Sistem bizim doğruyu yazmamızı bekliyor."
Buğra: "Hayır! Kesinlikle hayır. Bunu rapora yazmak benim açımdan, hatta tüm takımın geleceği açısından çok tehlikeli olur. Gücümü gizlemeliyiz."
Hilal: "İyi de şirket feci şekilde meraklıdır ve her detayı inceler. Senin gibi teknik listesinde adı 'Tekniksiz' yazan F^- rütbeli bir çocuğun, tek başına C^- sınıfı devasa bir anomaliyi kemikleri kırılana kadar zorladığına asla inanmazlar. Altından bir şey ararlar."
Serkan: "Hilal haklı. O zaman mantıklı, arkası doldurulabilir bir yalan uydurmalıyız."
Buğra derin bir nefes aldı, kafasında az önce kurduğu planı devreye sokma vakti gelmişti.
Buğra: "Rapora... Benim tekniğimin 'Yaprak Kontrolü' olduğunu yazın."
Selim: "Yaprak kontrolü mü? Ciddi misin oğlum, öyle teknik mi olur?"
Buğra: "Evet, gayet de olur. Serkan’dan kopyaladığım o telekinezi gücü var ya, işte onu sahte tekniğim gibi göstereceğim. Güya sadece doğadaki yaprakları zihnimle kontrol edebiliyormuşum gibi davranacağım."
Serkan: "Aslında düşününce... Şimdilik bizi kurtaracak çok iyi bir bahane. En azından psişik dalgalanmaları bununla örtebiliriz."
Buğra: "Aynen öyle. Raporda da, hastanenin çevresindeki o sık ormanda çok fazla yaprak olduğu için canavarı o yaprak mızraklarıyla zorladığım, havada tuttuğum hakkında detaylı bir senaryo yazarız, olay kapanır."
Buğra tam bu sırada gözlerini Hilal’e çevirdi. Kolundaki alçıların sızısı hâlâ canını yakıyordu ama asıl derdi başkaydı.
Buğra: "Hey Hilal, hazır herkes buradayken ve zamanımız varken... Şu alçılı koluma dokunsana. Senin o iyileştirme tekniğin ileride kesinlikle çok net bir şekilde işime yarar, şimdiden hafızaya alayım."
Hilal durumun ciddiyetini anlayarak hafifçe gülümsedi. Yatağa yaklaşıp elini Buğra’nın sağ kolundaki kalın beyaz alçının üzerine koydu. Saniyeler içinde, Buğra’nın sargılar altındaki avucu, dışarıdan çok fazla belli olmasa da o tanıdık bembeyaz ışıkla parıldamaya başladı. Hücrelerine kadar Hilal'in şifa enerjisinin yapısını kopyaladı.
Buğra: "Tamamdır, çok sağ ol. Bu kadardı."
Hilal: "İnanılmaz gerçekten... Şimdi sen de mi iyileştirme tekniğini kullanabiliyorsun?"
Buğra: "Evet, artık bendeki havuzda bu da var."
İnci: "Şşşt! Susun, muhabbeti kesin ve çaktırmayın! Koridordan birisi buraya doğru geliyor, adımları çok hızlı."
Serkan: "Herkes rapor kağıtlarına gömülsün, yazıyor gibi yapın!"
Ekip saniyeler içinde ciddileşip ellerindeki kağıtlara kalemleri sürterek rapor yazma numarası yapmaya başladı. Tam o esnada odanın kapısı adeta sertçe, ardına kadar açıldı. İçeriye yüzünde belirgin bir endişe ve panik ifadesiyle Cansu girdi. Gözleri doğrudan saksının olduğu köşeye kaysa da hemen bozuntuya vermemeye çalışarak ekibe döndü.
Serkan: (İç Ses: Tahmin ettiğimiz gibi... Demek bizi odadaki o gizli kameradan canlı izliyormuş. Kamera aniden kırılıp ekranı kararınca endişeyle koşarak geldi tabii sinsi.)
Buğra hiçbir şey bilmiyormuş gibi saf bir yüz ifadesi takındı.
Buğra: "Cansu? Bir şey mi oldu, hayırdır?"
Cansu: "Hayır... Bir şey olmadı. Sadece sabah verdiğim raporları düzgünce yazıp yazmadığınızı, kaytarıp kaytarmadığınızı kontrol etmek için bizzat geldim."
Buğra: (İç Ses: Ben bile saniyeler içinde daha iyi bir bahane bulurdum Cansu, çok belli ettin be.)
Cansu yatağın ayakucuna gelip kollarını bağladı, gözlerini Buğra'nın üzerine dikti.
Cansu: "Bu arada Buğra... Madem uyandın, sorayım. Tekniğin nihayet açık hale geldi mi? Sonuçta orada ölümün kıyısında C^- sınıfı bir anomaliyle karşılaştınız, ciddi bir şok yaşadın. Bir uyanış oldu mu?"
Buğra hiç teklemeden, son derece soğukkanlı bir şekilde önceden hazırladığı yalanı patlattı:
Buğra: "Evet, uyanış gerçekleşti. Benim tekniğim 'Yaprak Kontrolü'. Doğadaki yaprakları zihnimle özgürce kontrol edebiliyorum. Şansıma hastanenin bahçesinde ve ormanda çok fazla ağaç, tonlarca yaprak vardı. Onları sivriltip havada kontrol ederek anomaliyle o sayede dövüşebildim, elit tim gelene kadar zaman kazandım."
Cansu duyduğu teknikle birlikte hafifçe kaşlarını kaldırdı, pek tatmin olmamış gibiydi ama açık da bulamadı.
Cansu: "Anlıyorum... Demek yaprak kontrolü. Tamam, senin tekniğin de resmi olarak belli olduğuna göre yakın zamanda sistemdeki rütben güncellenir, muhtemelen yükselecektir. Bu arada, hastane bölgesine ve o ormana geniş çaplı bir arama-inceleme ekibi yolladık. O anomalinin rütbesinin neden o kadar güçlü olduğunu, orada ne saklandığını araştırmaları gerekiyor."
Cansu bunu söyledikten sonra elindeki paneli kapatıp odadan hızlı adımlarla çıktı. Kapı kapandığı an odada ölümcül bir sessizlik oldu. Buğra’nın gözleri korkuyla kocaman açıldı, alçıların içinde resmen soğuk terler dökmeye başladı. Başını hızla Serkan’a çevirdi:
Buğra: "Eyvah... Büyük sıçtık! Serkan, o arama ekibinden önce hastaneye senin gitmen gerekiyor, hem de hemen!"
Serkan: "Ne? Neden bahsediyorsun oğlum, niye oraya gideyim bu halimle?"
Buğra: "Oraya inceleme ekibinden önce gidip, o bahçedeki ve ağaçlardaki çoğu yaprağı psişik gücünle koparıp dökmen, ortalığı darmadağın etmen lazım! Eğer oraya gittiklerinde yerde tek bir yaprak mızrağı izi bulamazlarsa veya ağaçlar sapasağlam duruyorsa, benim tekniğimin yaprak kontrolü olmadığını anlarlar! Yalanımız ortaya çıkarsa hepimiz yanarız!"
Serkan durumun vehametini saniyeler içinde kavradı, yüzü kireç gibi oldu.
Serkan: "Olamaz... Doğru ya! Tamam, o iş bende, hemen gizlice tesisten çıkıp hastaneye gidiyorum!"
Serkan büyük bir endişe ve aceleyle elindeki kağıtları bırakıp odadan fırlayarak ayrıldı. Geride kalan Selim, İnci ve Hilal ise derin bir nefes alarak Serkan’ın masanın üzerinde kalan eksik raporunu da kendi aralarında bölüşüp onun yerine yazmayı üstlendiler. Blöfün sarsılmaması için zamanla yarış başlıyordu.